LUGGAT
OSMANLICA TÜRKÇE SÖZLÜK

{ lügât . lügat . لغت }

Arapça ve Farsça yazımları, Osmanlıca okunuşları 
ve detaylı açıklamaları ile birlikte.

Arama yapmak istediğiniz kelimeyi girip
karşılığını bulmak istediğiniz "OSMANLICA ARA" ya da "TÜRKÇE ARA" butonlarına tıklayın.
Türkçe - Osmanlıca Sözlük'te Yerine getirmek ifadesini içeren 28 kelime bulundu...

a'mal-i mükellefin / a'mâl-i mükellefîn

  • Dini emirleri yerine getirmekle yükümlü olanların amelleri, işleri.

dar-ut-teklif / dâr-ut-teklîf

  • Kulların Allahü teâlânın emirlerini yerine getirmekle mükellef, sorumlu tutulduğu yer. Dünyâ.

eda etmek / edâ etmek

  • Yerine getirmek.

eda' / edâ'

  • Yerine getirmek. Ödemek. Borcunu vermek. Vazifesini yapmak.
  • Tarz. Üslub.
  • Şive.
  • Tekebbür.
  • Fık: Namazı vaktinde kılmağa "Eda" ve vakit geçtikten sonra kılınan namaza da "Kaza" denir.

eda-i feraiz / eda-i ferâiz

  • Allah'ın (C.C.) farz olarak emrettiklerini yerine getirmek. Farz vazifelerini ifa etmek.

ef'al-i mükellefin / ef'âl-i mükellefîn

  • İslâm dîninde mükelleflerin (dînî vazîfeleri yerine getirmekle yükümlü, sorumlu kimselerin) yapmaları ve sakınmaları lâzım olan emirler ve yasaklar. Ahkâm-ı İslâmiyye (fıkıh bilgileri), din bilgileri.

emirkulu

  • Aldığı emri yapmağa mecbur olan, verilen emri yerine getirmekle görevli kimse.

hıfz

  • Koruma, ezberleme, saklama.
  • Devâm etmek, yerine getirmek, gözetmek.
  • Ezberlemek.

ibadet / ibâdet

  • Allah'ın (C.C.) emirlerini yerine getirmek ve nehiylerinden kaçmak. Yapılmasında sevab olup, ihlâsla yapılan herhangi bir amel. Şeriatta bildirildiği gibi Allah'a kulluk etmek. Kâinatın ve dolayısıyla insanların hilkatindeki hikmet ve gaye.
  • Kulluk, kulluk vazîfelerini İslâmiyetin bildirdiği şekilde yerine getirmek. Allahü teâlânın emir ve yasaklarına uymak.
  • Allahın emirlerini yerine getirmek.

icra / icrâ / اجرا

  • Bir işi yürütmek.
  • Yerine getirmek. Yapma. Tatbik etme.
  • Vekil göndermek.
  • Mahkeme kararını yerine getirmek.
  • Suyu akıtmak.
  • Huk: Borçlunun alacaklıya karşı ödemekle mükellef olduğu bir borcu, adlî bir teşekkül vâsıtasıyla ödetme.
  • Yürütme, yapma, yerine getirme. (Arapça)
  • Yapılma, yerine getirilme, yürütülme. (Arapça)
  • İcrâ edilmek: Yürütülmek, yapılmak, yerine getirilmek. (Arapça)
  • İcrâ etmek: Yürütmek, yapmak, yerine getirmek. (Arapça)

ifa / îfâ / ایفا

  • Ödemek. Yerine getirmek. Söz verdiğini veya vazife bildiğini yerine getirmek. Kılmak. Yapmak.
  • Yapma, yerine getirme. (Arapça)
  • Ödeme. (Arapça)
  • Îfâ edilmek: (Arapça)
  • Yapılmak, yerine getirilmek. (Arapça)
  • Ödenmek. (Arapça)
  • Îfâ etmek: (Arapça)
  • Yapmak, yerine getirmek. (Arapça)
  • Ödemek. (Arapça)

ifa etmek / îfa etmek

  • Yerine getirmek.

ifa eylemek

  • Yerine getirmek.

ifa-yı vaad

  • Sözünü yerine getirmek.

ifa-yı vazife / îfâ-yı vazife / ایفای وظيفه

  • Görev yapma.
  • Îfâ-yı vazife etmek: Görev yapmak, görevini yerine getirmek.

ihkak

  • Mazlumun hakkını zâlimden almak. Hakkı yerine getirmek. Hak ile hasmına galib olmak.

ihkak-ı hak

  • Haklıya hakkını vermek. Hakkı, usülü dairesinde yerine getirmek.

iman

  • İnanmak. İtikad. Hakkı kabul, tasdik ve iz'ân etmek. İslâmiyeti kabul edip amel etmek. Dini bütün hakikatleri kabul edip gereğini yerine getirmek.

imtisal etmek

  • Emre uymak, bir emri yerine getirmek.

is'af

  • Birisinin arzusunu, istediğini kabul etmek ve yerine getirmek.

is'af etmek

  • İsteği yerine getirmek.

istikbal-i erkan / istikbal-i erkân

  • Rükünlere yönelmek, şartları yerine getirmek.

kitabet / kitâbet

  • Kâtiblik, yazıcılık, yazı yazma ilmi.
  • Güzel yazı ve güzel ifâde için lâzım olan yazı yazma usûl ve kâideleri.
  • Kölenin belirli bir ücreti ödemek veya bildirilen şartları yerine getirmek karşılığında âzâd edileceğine (serbest bırakılacağına) dâir sâhibi ile yaptığı akid, sözleşme.

necz

  • Bitip tükenmek.
  • İhtiyaç bitirmek.
  • Vâdeyi yerine getirmek.

sür'at-i imtisal

  • Hızlıca uymak, yerine getirmek.

ta'dil-i erkan / ta'dil-i erkân

  • Fık: Namazın bütün rükünleri, esaslarını usulüne uygunca yerine getirerek ve namazın tertib ve düzeninin hakkını vererek kılmak. Meselâ : "Secdeyi sükunetle yerine getirmek ve iki secde arasında "Sübhânallah" diyecek kadar doğrularak oturmak. Kıyamda ve rüku'dan sonraki kıyamda sükunet üzere olmak v

taat

  • İbadet etmek, Allah'ın emirlerini yerine getirmek, itaat etmek.
  • İbadet etmek. Allah'ın (C.C.) emirlerini yerine getirmek. İtaat etmek.

tatbik

  • Yakıştırmak. Yerine getirmek.
  • Karşılaştırmak.
  • Bir kaide, kanun veya emri yerine getirmek. Kıyas ve tahmin etmek.
  • Benzetme, uydurma.
  • Yakıştırmak. Yerine getirmek. Bir kanun hükmünü, kaide veya emri yerine getirmek. Kıyas ve tahmin etmek.