LUGGAT
OSMANLICA TÜRKÇE SÖZLÜK

{ lügât . lügat . لغت }

Arapça ve Farsça yazımları, Osmanlıca okunuşları 
ve detaylı açıklamaları ile birlikte.

Arama yapmak istediğiniz kelimeyi girip
karşılığını bulmak istediğiniz "OSMANLICA ARA" ya da "TÜRKÇE ARA" butonlarına tıklayın.
Türkçe - Osmanlıca Sözlük'te Yen kelimesini içeren 145 kelime bulundu...

müceddid / müceddîd

  • Yenileyici, kuvvetlendirici. İslâm dînini kuvvetlendiren, bid'atleri yâni İslâm dînine sokulmak istenen reformları, hurâfeleri söküp atan ve sünnetleri ortaya çıkaran âlim.

aiz

  • Yeni doğmuş deve yavrusu.

akika / akîka

  • Yeni doğan çocuk için Allah'a şükür maksadıyla kesilen kurban.
  • Yeni doğan bir çocuğun başındaki ana tüyü. Yahut böyle bir çocuk için Cenab-ı Hakk'a şükür niyetiyle kesilen kurbanın adı. Bu kurbana "Nesike" de denir.
  • Yeni doğan çocuk için şükür niyetiyle kesilen kurban.

akile / âkile

  • Yenirce adı verilen yara.

astin / âstîn / آستين

  • Yen. (Farsça)

bais-i hayat-ı mücedded / bâis-i hayât-ı mücedded

  • Yeni bir hayat sebebi.

baz

  • Yeniden, tekrar oynatan, oynayan, geri ve arka tarafa doğru... gibi manalara gelir. Kelimenin sonuna veya baş tarafına getirilerek kullanılan bir "ek" dir. Meselâ: Ateşbâz : Ateşle oynayan. (Farsça)

bedayi' / bedâyi' / بدایع

  • Yeni ve güzel şeyler. (Arapça)

berr-i cedid

  • Yeni karalar. Amerika ve Avusturalya.

bıngıldak

  • Yeni doğmuş olan çocuğun kafasının üst tarafı. Bu kısım yumuşaktır.

cedid / cedîd / جدید

  • Yeni, kullanılmamış.
  • Yeni.
  • Yeni.
  • Yeni.
  • Yeni. (Arapça)

cedide / cedîde / جدیده

  • Yeni. (Arapça)

daire-i haşir ve neşr

  • Yeniden dirilip toplanma ve tekrar dağılıp yayılma sahası.

ekile

  • Yenmiş, yenilmiş yemek.

emkine-i cedide

  • Yeni evler.

esliha-i cedide

  • Yeni silâhlar.

etfal-i bağ

  • Yeni yetişen körpe hâlindeki fidanlar.

ez ser-i nev

  • Yeni baştan.

ez-nev

  • Yeni baştan, yeniden. (Farsça)

ezmine-i cedide / ezmine-i cedîde / ازمنهء جدیده

  • Yeni çağ.

ferah-ı seheri / ferah-ı seherî

  • Yeni bir günün müjdesi olan seher vaktinin sevinç ve huzuru.

fevziye

  • Yeniçeri Ocağı'nın kaldırılması üzerine II.Sultan Mahmud tarafından eski odalar mevkiine verilen isimdir. Yeniçeri Ocağı'nın kaldırılması esnasında, yeni odalar Kara Cehennem'in attığı yağlı paçavralarla yanmış, eski odalar da ocağın ilgasından birkaç gün sonra yıktırılmıştır. Gerek yanan ve gerekse

fünun-u cedide

  • Yeni fenler, modern fen ilimleri.

galebe

  • Yenme, üstün gelme.

galip

  • Yenme.

garise / garîse

  • Yeni dikilmiş fidan.

haber

  • Yeni duyulan bilgi.

hades

  • Yeni, sonradan, abdest bozan bir hâl.

hadis / hâdis

  • Yeni. Sonradan olan şey. Değişen. Hudus eden.

hadisat / hâdisât

  • Yeni olan şeyler, olaylar.

hadise / hâdise

  • Yeni olan, sonradan olan şey, olay.

halk-ı cedid / halk-ı cedîd

  • Yeniden yaratılış.

harçeng / خرچنگ

  • Yengeç. (Farsça)

hazine-i teceddüd

  • Yenilik hazinesi. Çok yeniliklere sebeb olan.

hikmet-i cedide

  • Yeni fen ve felsefe.

hilal / hilâl / هلال

  • Yeni ay.
  • Yeni ay, ilkay. (Arapça)

hudus

  • Yeniden meydana gelme. Sonradan peyda olma. Yok iken vücuda gelme.

hurde

  • Yenilmiş. (Farsça)

ib'as

  • Yeniden yaratmak, göndermek. Hayat vermek.

ibda' / ibdâ' / ابداع

  • Yeni bir şey getirme, yaratma, geliştirme. (Arapça)
  • İbdâ' etmek: Yeni bir şey getirmek, yaratmak, geliştirmek. (Arapça)

icad ve teceddüd fikri

  • Yeni çalışmalar ve eserler vücuda getirme; yenilik arayışında olma düşüncesi.

icat

  • Yeni ir şey bulma, ortaya koyma; üretme.

ihdas / ihdâs / اِحْدَاثْ

  • Yeniden bir şey yapmak. Ortaya koymak. Meydana koymak.
  • Yeni bir şey ortaya çıkarma.
  • Yeni bir şey ortaya koyma.

ihdas etme

  • Yeni birşey ortaya koyma.

ihdas-ı iman

  • Yeni bir iman türü icat etme.

in'aş / in'âş

  • Yeniden yaşatma, hayatlandırma.

isticdad

  • Yenileme. Yeniden yapma.

kazan kaldırmak

  • Yeniçerilerin isyanı münasebetiyle kullanılan bir tabirdi. Yeniçeriler isyan ettikleri zaman yemek pişirilen kazanlarını da, toplandıkları At Meydanı'na getirdikleri için bu tabir meydana gelmiştir. Sonradan da devlete karşı koymağa kalkanlar hakkında kullanılırdı. (Türkçe)

la-yugleb / lâ-yugleb

  • Yenilmez, mağlup olmaz.

likha

  • Yeni doğurmuş ve sağılır deve.

lohusa

  • Yeni doğum yapmış kadın.
  • Yeni doum yapan kadın.

lühusa

  • Yeni doğurmuş kadın. Henüz yataktan kalkmamış kadın. Bu hâl 9 ilâ 40 gün kadar devam eder.

maarif-i cedide

  • Yeni bilimler.

mağlub / mağlûb / مغلوب

  • Yenilmiş, mağlup.
  • Yenik. (Arapça)

mağlubane / mağlûbane

  • Yenilmiş bir hâlde.

mağlube / mağlûbe

  • Yenik olan, mağlup olmuş.

mağlubiyet / mağlûbiyet

  • Yenilgi.
  • Yenilgi.

maglubiyyet

  • Yenilme. Bir kuvvetlinin idaresi altında bulunuş.

mağlup / mağlûp

  • Yenilmiş.
  • Yenilen.

mağlup düşen / mağlûp düşen

  • Yenilen.

mağlup eden / mağlûp eden

  • Yenen.

mağlup edilme / mağlûp edilme

  • Yenilme.

mağlup etme / mağlûp etme

  • Yenme.

mağlup etmek / mağlûp etmek

  • Yenilgiye uğratmak.

mağlup olan / mağlûp olan

  • Yenilen.

mağlup olma / mağlûp olma

  • Yenilme.

mağlup olmak / mağlûp olmak

  • Yenilmek.

mahzen-i erzak

  • Yenilecek ve içilecek şeylerin bulunduğu yer, depo.

mat'umat / mat'umât

  • Yenecek şeyler.

meftihane / meftihâne

  • Yeni bir kitaba veya yeni bir derse başlarken, talebelere hocası tarafından verilen başlama ziyafeti.

menfus

  • Yeni doğmuş çocuk.

meyl-i teceddüd

  • Yenilenme meyli, eğilimi.

meyl-i teceddüt

  • Yenilenme arzusu, eğilimi.

mübdi / mübdî / مبدع

  • Yeni şeyler ortaya koyan.
  • Yenilik getiren, yeni bir şey bulan. (Arapça)

mübtedi

  • Yeni. Yeni talebe. İlk mekteb talebesi. Yeni başlamış.
  • Yeni, acemi, ilkel.

mübtedi'

  • Yeni bir şey icad eden. Bedi'a çıkaran. Bid'at uyduran. Ehl-i bid'a.

mücedded / مُجَدَّدْ

  • Yenilenen.
  • Yeni.
  • Yenilenen.

müceddeden

  • Yeni baştan. Yeni ve mücedded olarak.

müceddid / مجدد / مُجَدِّدْ

  • Yenileyen. Yenileyici. Hadis-i sahihle bildirilen, her yüz yıl başında dini hakikatleri devrin ihtiyacına göre ders vermek üzere gönderilen büyük âlim ve Peygamberin (A.S.M.) vârisi olan zât.
  • Yenileyen, yenileyici; Hadîs-i Sahihle bildirilen, her yüzyılda bir dinî hakikatleri devrin ihtiyacına göre ders vermek üzere gönderilen büyük âlim ve Hz. Peygamber'in (a.s.m.) vârisi olan zât.
  • Yenileyici, hadîste her asırda geleceği müjdelenen ve îman hakikatlarını asrın anlayışına uygun olarak anlatmakla görevlendirilen nurlu âlim.
  • Yenilikçi. (Arapça)
  • Yenileyen (her asrın vazîfeli imamı).

müceddid-i din

  • Yenileyici; sahih hadisle her yüz senede bir geleceği bildirilen, dinin hakikatlerini, asrın ihtiyacına göre ders veren peygamber vârisi olan âlim zât.

müceddit

  • Yenileyen, yenileyici; sahih hadisle her yüz senede bir geleceği bildirilen, dinî hakikatleri devrin ihtiyacına göre ders veren büyük âlim.

mucid / mûcid

  • Yeni bir şey yapan, "yoktan var eden" mânâsında ilâhî isim.

müclah

  • Yenmiş, ekledilmiş, me'kül.

muhteraat

  • Yeni icad edilmişler. Yeniden meydana çıkarılmış olanlar. İhtira' olunmuşlar.

münhezimen

  • Yenilerek, münhezim olarak, bozularak, bozguna uğrayarak.

müstahdis

  • Yeni bir şey bulucu.

müste'nife

  • Yeni başlayan; önceki cümlelere bağlı olmayıp ilerideki muhtemel, sorulara cevap teşkil eden cümle.

müteceddid / مُتَجَدِّدْ

  • Yenilenen, eski iken yenilenmiş olan.
  • Yenilenen, tazelenen.
  • Yenilenen.
  • Yenilenen.

müteceddit

  • Yenilenen.

na-mağlub

  • Yenilmez, mağlub edilmez. (Farsça)

namağlub / nâmağlub

  • Yenilmez.

nebi / nebî

  • Yeni bir din getirmeyen, daha önce gönderilmiş olan bir Resûlün dînine dâvet eden, çağıran peygamber. Resûllere (yeni bir dinle gönderilen peygamberlere) tâbi olan peygamberler.

neşê

  • Yeniden meydana gelme, dirilme.

nesl-i cedid / nesl-i cedîd

  • Yeni nesil.

nev

  • Yeni, tâze, cedid. Son zamanda çıkmış. (Farsça)

nev-a-nev

  • Yeni yeni. (Farsça)

nevbünyan

  • Yeni yapılı, yeni yapılmış. (Farsça)

nevbüride

  • Yeni koparılmış, yeni kesilmiş. (Farsça)

nevgüşade

  • Yeni açılmış. (Farsça)

nevi

  • Yenilik. (Farsça)

nevin / نوین

  • Yeni, yepyeni, yeni şey. (Farsça)
  • Yeni. (Farsça)

nevpeyda

  • Yeni çıkma. (Farsça)

nevresid

  • Yeni yetişmiş, yeni yetişme. (Farsça)

nevrüste

  • Yeni yetişme. (Farsça)

nevruz

  • Yeni gün. İlkbahar. Baharın ilk günü sayılan ve güneşin Hamel (Kuzu) burcuna girdiği 22 Marta rastlayan gün. Bu tarihte gece ve gündüz müsâvi olur. İranlıların yılbaşısıdır. (Farsça)

nevsefer

  • Yeni yolculuğa çıkan. (Farsça)

nevşüküfte

  • Yeni açılmış (çiçek). (Farsça)

nevzad

  • Yeni doğmuş bebek.

nevzad-ı mübareke

  • Yeni doğmuş, yeni dünyaya gelmiş mübarek kız çocuğu.

nevzemin

  • Yeni çeşit, yeni tarz. (Farsça)

nevzuhur

  • Yeni çıkma. Yeni zuhur etme. (Farsça)

nifas

  • Yeni doğurmuş kadının hâli. Loğusalık. Böyle bir kadına "Nüfesâ" da denir. Hanefi Mezhebine göre bu hâl kırk gün devam eder.

nizam-ı cedid

  • Yeni nizam. Osmanlı Devletinde III. Sultan Selim zamanında yeni nizamla yetiştirilen bir askerî teşkilât.

piç-pa

  • Yengeç. (Farsça)

resm-i küşad

  • Yeni yapılan mekteb, fabrika, kışla, hükümet konağı, demiryolu vs. gibi şeylerin umuma açılışı yerinde kullanılan bir tâbirdir. Yeni tabirde " Açılış töreni" demektir.

resul / resûl / رَسُولْ

  • Yeni bir kitapla gönderilen peygamber.
  • Yeni bir kitap ve şerîat sâhibi Peygamber.

safak

  • Yeni kırba içine konulmuş su.

selile

  • Yeni doğmuş kız çocuğu.

ser-agaz

  • Yeniden ve baştan başlama. (Farsça)

seretan / seretân / سرطان

  • Yengeç. (Arapça)

sürr

  • Yeni doğmuş çocuğun kesilmiş göbeği.

ta'ziye

  • Yeni ölen birisinin yakınlarının acısını paylaşır söz söylemek, teselli etmek. Baş sağlığı dilemek. "Allah sabr-ı cemil ihsan etsin" diye söylemek.

talak-ı bayin / talâk-ı bâyin

  • Yeniden evleniyorlarmış gibi kadının rızası ile tekrar nikâh edilmedikçe geri alınamayacağı talâk. Kadın istemiyorsa erkek zorla alamaz. İddet sırasında kadın, erkeğin evinde kalmaz. Erkek üçüncü defa verdiği bâin talaktan sonra, üzerinden hulle geçmeden karısını bir daha (kadın istese de) alamaz.

taziyename / tâziyename

  • Yeni ölmüş birisinin yakınlarını teselli eden ve acılarını hafifleten mektup.

tecdid / tecdîd

  • Yenileme. Yenilenme. Tazelenme.
  • Yenileme.
  • Yenileme, tazeleme.

tecdidat / tecdidât

  • Yenilemeler, tazelemeler.

tecdiden

  • Yenileterek. Yenileyerek.

tecdit

  • Yenileme.

teceddüd / تجدد / تَجَدُّدْ

  • Yenilenme.
  • Yenilenme.
  • Yenilenme, yenilik. (Arapça)
  • Yenilenme.

teceddüd eden

  • Yenilenen.

teceddüd etmek

  • Yenilenmek.

teceddüdat / teceddüdât / تجددات

  • Yenilenmeler, yenilikler. (Arapça)

teceddüdi / teceddüdî

  • Yenilenmekle ilgili.

teceddüdperver

  • Yeniliksever.

teceddüt

  • Yenilenme, tazelenme.

teceddütperver

  • Yenilikçi, yeniliği seven.

teslim-i silah etmek / teslim-i silâh etmek

  • Yenilgiyi kabul edip silâhını teslim etmek.

tıfl-ı nev-reside

  • Yeni yetişmiş çocuk. (Farsça)

tıfl-ı nev-zad / tıfl-ı nev-zâd

  • Yeni doğmuş çocuk.

tıfl-ı nevreside / tıfl-ı nevresîde

  • Yeni yetişmiş çocuk.

tuhfe

  • Yeni şey, armağan.

turfanda

  • Yeni, taze.

ulufe / ulûfe

  • Yeniçeri maaşı.

ulum-u cedide / ulûm-u cedide

  • Yeni ve modern ilimler.

yeni hikmet

  • Yeni felsefe, çağdaş bilim.

 

Bağış Yapmak İçin Tıklayın