LUGGAT
OSMANLICA TÜRKÇE SÖZLÜK

{ lügât . lügat . لغت }

Arapça ve Farsça yazımları, Osmanlıca okunuşları 
ve detaylı açıklamaları ile birlikte.

Arama yapmak istediğiniz kelimeyi girip
karşılığını bulmak istediğiniz "OSMANLICA ARA" ya da "TÜRKÇE ARA" butonlarına tıklayın.
Türkçe - Osmanlıca Sözlük'te Yayma ifadesini içeren 76 kelime bulundu...

alem-i küfür / âlem-i küfür

  • Küfrü ve inkarcılığı yaymaya çalışan kişilerden meydana gelen güruh.

bast / بسط / بَسْطْ

  • Genişlemek, açmak, yaymak.
  • Bir şeye el uzatmak.
  • Sevindirmek.
  • Bir mecliste haya sebebiyle olan sıkılmanın gitmesiyle açılmak.
  • Özür kabul etmek.
  • Kaplamak.
  • Tas: Allahın cemâl tecellisiyle kalbin sükûn ve huzur içinde ferahlaması. (Mukabili: "Kabz"
  • Yayma, açma.
  • Özellikle hurufilikte cezbe ve tefekkür içinde kendinden geçmeyi ifade eder.
  • Yayma, açma.
  • Yayma. (Arapça)
  • Yayma, açma.

bast etmek

  • Yaymak, genişletmek.

besbese

  • Haberi yaymak.
  • İşini halka bildirmek.

bess

  • İçindekini açığa vurmak.
  • Neşretmek, yaymak.
  • Ayırmak.
  • Dert, keder.
  • Merak.

best

  • Döşemek.
  • Yaymak, neşr.

deha

  • Yaymak, döşemek.

elyesa' aleyhisselam; / elyesa' aleyhisselâm;

  • İsrâiloğullarına gönderilen peygamberlerden. İlyâs aleyhisselâmdan sonra peygamber olarak gönderilmiş ve Mûsâ aleyhisselâmın dînini yaymakla vazîfelendirilmişti. İsmi Kur'ân-ı kerîmde bildirilmiştir.

etnoloji

  • yun. Kavimleri, ayrı dil ve ırktan toplumların hayat ve özelliklerini inceleyen ilim. Önce hristiyan misyonerleri dinlerini yaymak için kavimlerin özelliklerini öğrenme ihtiyacını duymuşlar ve onların zayıf damarlarından faydalanmayı düşünmüşlerdir. 19.yy.dan itibaren ilmî gaye ile araştırmalar yapı

faş etme / fâş etme

  • Açığa vurma, yayma.

fatımiler / fâtımîler

  • Aslen mecûsî olan Meymûn el-Kaddah'ın neslinden gelen Ubeydullah bin Sa'îd'in etrâfında toplanan, kendilerinin hazret-i Fâtıma'nın neslinden geldiklerini iddiâ eden; Mısır, Kuzey Afrika, Filistin ve Sûriye'de 910-1171 seneleri arasında hüküm süren, Eshâb-ı kirâm düşmanlığını yaymaya çalışan hânedân

ferraş

  • Cami, mescid, imaret gibi müesseselerin temizliğini sağlamak; ve kilim, halı ve hasır gibi mefruşatını yayma hizmetleriyle vazifeli olan kişiler hakkında kullanılır bir tâbirdir. Ferraş; arapçada, yayıcı, hizmetçi, döşeyici anlamlarına gelir. Yeniçeri teşkilâtında bu işi görenlerle, Kâbe'yi süpürenl

ferş

  • Yer. Yeryüzü.
  • Döşeme. Döşeyiş. Yaymak. Yayılmak. Döşenmiş şey.
  • Küçük develer.
  • Döşeme, yayma.
  • Yayılan şey.
  • Seccade, hasır,
  • Yeryüzü, kır, sahra.

gaza ordusu / gazâ ordusu

  • Allahü teâlânın rızâsı için O'nun dînini yaymak, din, nâmus ve vatanı korumak için düşmanla savaşan müslüman askerler.

gazi / gâzi

  • Allahü teâlânın dînini yaymak, din, nâmus ve vatanına saldıran düşmanı kovmak için savaştıktan sonra geri dönen müslüman.

hizmet-i kur'an / hizmet-i kur'ân

  • Kur'ân hakikatlerini yayma görevi.

hizmet-i neşriye

  • Kur'ân-ı Kerimin hakikatlerini yayma hizmeti.

i'la / i'lâ

  • Yüceltme, yayma.

i'la-yı kelimetullah / i'lâ-yı kelimetullah

  • Allah kelâmının, İslâmiyetin ulviyetini ve hakikatlarının kıymetini bildirmek ve yaymak. Hakaik-ı Kur'âniye ve imâniyenin neşir ve tâmimine cehd ile çalışmak.
  • İslâm esaslarını ve yüceliğini yaymak için gösterilen gayret, bu gaye ile yapılan cihat.

i'la-yıkelimetullah / i'lâ-yıkelimetullah

  • Allahü teâlânın ismini yüceltmek, İslâm dînini yaymak.

i'lan

  • Belli etmek. Yaymak. Herkese duyurmak.
  • Gazetelerde veya sokaklarda duvarlara kâğıt yapıştırarak ticari bir iş, bir adres veya başka bir şeyi herkese bildirme.
  • Açığa vurma, yayma, meydana çıkarma.

ibsas

  • Sırrı açıklama.
  • Yayma, dağıtma.

ifşa / ifşâ

  • Yayma, duyurma.

ila / îlâ

  • Yüceltme, yayma.

ila-yı kelimetullah / ilâ-yı kelimetullah

  • Allah'ın adını yüceltmek; İslâmı ve Kur'ân'ı yayma.

ilayıkelimetullah / îlâyıkelimetullah

  • Allah kelâmını yayma.

iman hizmeti

  • İman hakikatlerini yayma hizmeti.

iş'al

  • Şulelendirmek. Yaymak, alevlendirmek. Tutuşturmak. Parlatmak. Şiddetlendirmek.

işaa / işâa / اشاعه

  • Bir haberi yaymak, duyurmak. Bir şeyin şuyuuna, yayılmasına sebeb olmak.
  • Bir haberi yayma, duyurma.
  • Haber yayma.
  • Duyurma, yayma. (Arapça)

işaa etmek / işâa etmek

  • Haber yaymak, herkese duyurmak.

işaat

  • (Tekili: İşâa) Haber yaymalar.

işaat-ı kazibane / işaat-ı kâzibane

  • Kötü niyetlerle yalan haberler yayma.

komünist komitesi

  • Komünizmi yaymak için oluşturulan gizli birlik.

leff-ü neşr

  • Sarıp bağlama ve çözüp yayma. Birkaç isim yazdıktan sonra onların her birine ait özellik veya görevleri ayrıca sıralama. Bu sıralama isimlerin sırasına uygun sırada olursa "mürettep" adını alır. Olmazsa "müşevveş" adını alır.

leşker-i gaza / leşker-i gazâ

  • Gazâ ordusu, savaşan askerler. Allahü teâlânın rızâsı için O'nun dînini yaymak, din, nâmus ve vatanlarını korumak için düşmanla savaşan müslümanlar.

med

  • Uzatma, çekme. Yayma ve döşeme.
  • Çoğaltmak.
  • Bir şeye dikkatlice bakmak.
  • Nihayet, son.
  • Sönmek. Bir şeyi söndürmek.
  • Yardım etmek, mühlet vermek.
  • Yâr ve yâver olmak.
  • Tarlaya fışkı ve gübre dökmek.
  • Sel suyu.

medd

  • Uzatma, çekme.
  • Yayma, döşeme.

medd-i bisat

  • Kilim yayma, halı serme.

misyoner

  • Hıristiyanlığı yaymakla görevli kimse.
  • Hıristiyanlığı tanıtmaya ve yaymaya çalışan kimse.

misyonerlik

  • Propaganda yaparak belirli bir fikir ve inancı yayma işi. Dar anlamda, henüz hıristiyanlığı kabûl etmemiş ülkelerde veya hıristiyan ülkelerde çeşitli isimler altında hıristiyanlığı yayma ve hıristiyanlık propagandası yapma faâliyeti. Bu çalışmaları yürüten râhib, papaz ve din adamlarına misyoner, bu

münşakk

  • (Şakk. dan) İnşikak eden, yarılan, yarılmış.
  • Yaymak.

nakş

  • Bir şeyi çeşitli renklerle boyamak.
  • Resim.
  • Tezyin etmek.
  • Bedene batmış dikeni çıkarmak.
  • Bir şeyin esasını araştırmak.
  • Yaymak.
  • Suda ıslanmış hurma.
  • İpekle, sırma ile işleme.
  • Mc: Hile.

nefz

  • Saçma, yayma. Neşretme.
  • Silkmek.
  • Nazar etme, bakma.

neşir / نَشِرْ

  • Dağıtma, yayma, herkese duyurma.
  • Yayma.
  • Yayma.

nesr

  • (Nesir) Çoğaltmak, saçmak, yaymak.
  • Manzum olmayan söz veya yazı.

neşr / نشر

  • Neşretmek, yaymak, bir haberi fâşetmek, herkese duyurmak, şâyi kılmak.
  • Başıboş cemaat.
  • Bulutlu günde yel esmek.
  • İzhar etmek.
  • Katetmek.
  • Mecnun veya hastaya duâ yazmak veya okumak.
  • Yayma, yayınlama.
  • Âhirette, ölülerin diriltilip, hesâbları görüldükten sonra, cennetliklerin Cennet'e ve cehennemliklerin Cehennem'e dağılmaları.
  • Yayma, dağıtma.
  • Yayma, dağıtma, ölülerin mahşerde dirilip toplanmasından sonra yayılması.
  • Yayma. (Arapça)
  • Yayınlama. (Arapça)
  • Yayınlanma. (Arapça)
  • Neşr etmek: (Arapça)
  • Yaymak. (Arapça)
  • Yayınlamak. (Arapça)
  • Neşr olunmak: Yayınlanmak. (Arapça)

neşr-i envar / neşr-i envâr / نَشْرِ اَنْوَارْ

  • Nurları yayma.
  • Nûrları yayma.

neşr-i envar-ı hakaik-i kur'an / neşr-i envâr-ı hakaik-i kur'ân

  • Kur'ân hakikatlerinin nurlarını yayma, duyurma.

neşr-i envar-ı kur'aniye / neşr-i envâr-ı kur'âniye

  • Kur'ân'ın nurlarını yayma.

neşr-i esrar-ı kur'aniye / neşr-i esrar-ı kur'âniye / neşr-i esrâr-ı kur'âniye / نَشْرِ اَسْرَارِ قُرْاٰنِيَه

  • Kur'ân'ın içindeki sırları anlatan risaleleri neşretme, yayma.
  • Kurânın sırlarını yayma.

neşr-i hak

  • Hakkı yayma.

neşr-i hakaik

  • İman hakikatlerini yayma.

neşr-i hayat

  • Hayat yayma.

neşr-i maarif

  • İlmi ve bilgiyi yayma.

neşretme

  • Yayma.

neşretmek

  • Yaymak.

neşriyat-ı diniye

  • Dini yaymak için yapılan yayınlar.

nüşur / nüşûr

  • Neşirler.
  • Yaymalar, dağıtmalar.
  • Öldükten sonraki dirilmeler. (Nüşur, neşir gibi bâzan müteaddi, bâzan lâzım olur. Müteaddi olursa bir şeyi açıp yaymak mânasına gelir ki, lisanımızda neşr ve neşriyat ve menşur bu mânadandır. Bunun lâzımına intişar denilir, lâzım oldukları zama
  • Yaymalar, dağıtmalar.

şahs-ı manevi-i dalalet / şahs-ı mânevî-i dalâlet

  • İnkârcılığı yaymaya çalışan kişilerden oluşan manevî kişilik.

sedh

  • Döşemek.
  • Uçuk hastalığı.
  • Bir nesneyi açıp yaymak ve arkası üstüne bırakmak.
  • Deve çökertmek.
  • Kırba doldurmak.

şehid / şehîd

  • Allah yolunda harb ederken, Allahü teâlânın ism-i şerîfini yüceltmeye (İslâmı yaymaya) çalışırken veya düşman saldırdığında vatan, din ve milletini, ırz ve nâmûsunu müdâfâ ederken ölen müslüman.
  • Allahü teâlânın Esmâ-i hüsnâsından (güzel isimlerinden). Bütün mahlûkâtın (yaratılmışları

şerh

  • Açma, yayma, açıklama, açık açık anlatma.

sırrentenevveret

  • Görünmeden nurlandırma, îman hakikatlarını örtülü hizmetlerle yayma.

sokrat

  • Eski bir Yunan Feylesofu. (M.Ö. 470-400) Vahdaniyete ve ruhun bakiliğine inanmış ve bu fikrini yaymağa çalışmış. "Dünyada yalnız bir şey öğrenebildim, o da hiç bir şey bilmediğimdir." sözü meşhurdur. Devrinin inanışına zıd fikirlerinden dolayı mahkemece kendisine idam kararı verilmiş, baldıran otunu

ta'mim / ta'mîm / تعميم

  • Genelleştirme, yayma. (Arapça)
  • Genelleştirilme, yayılma. (Arapça)

taha

  • ("Serdi" manasında fiil.) Yaymak, döşeyip düzgün sermek.
  • Arzın hayata münasip şekilde döşenmesi. Düzgün arz.

tefriş

  • Döşeme. Yayma. Yayıp döşeme.
  • Ev eşyasını düzenleme.
  • Döşeme, yayma.

temhid

  • (Mehd. den) Döşeme, yayma, düzeltme.
  • İskân etme.
  • Bir maddede özür, bahane beyan eylemek.
  • Özür sahibinin özrünü kabul ile tasdik eylemek.
  • Serd etme, izah etme, arz etme.
  • Mukaddeme yapma. Hazırlama.

tenşir

  • Açıp yayma. Serpme.

teşmil etme

  • Yayma, genişletme.

tesvi

  • Genişletme, yayma.

tevsi'

  • Genişletme, yayma.

vasıta-i naşir

  • Neşretme, yayma aracı.

vazife-i imaniye

  • İman hakikatlerini yayma görevi.

zer'

  • Ölçmek.
  • Kederli ve tasalı olmak.
  • Kalb.
  • El yaymak.
  • Kudret, kuvvet, tâkat.

zındık

  • Hiçbir dinde olmadığı ve Allahü teâlâya inanmadığı hâlde, müslüman görünüp müslümanlığı değiştirmeye, îmânı bozmaya, dinsizliği müslümanlık olarak yaymaya çalışan ve İslâmiyet'i içerden yıkmaya uğraşan sinsi İslâm düşmanı, azılı kâfir, münâfık. Kâdıy ânîler ve Behâîler böyledir.

 

Bağış Yapmak İçin Tıklayın