LUGGAT
OSMANLICA TÜRKÇE SÖZLÜK

{ lügât . lügat . لغت }

Arapça ve Farsça yazımları, Osmanlıca okunuşları 
ve detaylı açıklamaları ile birlikte.

Arama yapmak istediğiniz kelimeyi girip
karşılığını bulmak istediğiniz "OSMANLICA ARA" ya da "TÜRKÇE ARA" butonlarına tıklayın.
Türkçe - Osmanlıca Sözlük'te Yay kelimesini içeren 100 kelime bulundu...

abir / âbir / عابر

  • Yaya. (Arapça)

ağlebi / ağlebî

  • Yaygın, genel.

amim / amîm / عميم

  • Yaygın. (Arapça)

bast / بسط / بَسْطْ

  • Yayma, açma.
  • Yayma. (Arapça)
  • Yayma, açma.

bast edilme

  • Yayılma, genişleme.

bast etmek

  • Yaymak, genişletmek.

beliyye-i amme / beliyye-i âmme

  • Yaygın hâle gelmiş belâlar, hastalık.

bisat / bisât / بساط

  • Yaygı. (Arapça)

caris

  • Yaygaracı, geveze, terbiyesiz, güldürücü. Çala çaldıran.

deha

  • Yaymak, döşemek.

ebric

  • Yayık adı verilen ve yoğurttan yağ çıkarılan nesne.

hınye

  • Yay.

hısb

  • Yay avazı. Ok atma sırasında yaydan çıkan ses.

ifade-i naşir / ifade-i nâşir

  • Yayımcının yazar ve eseri hakkındaki sözü.

ifşa / ifşâ

  • Yayma, duyurma.

inbisas

  • Yayılıp dağılma.

intişar / intişâr / انتشار / اِنْتِشَارْ

  • Yayılma.
  • Yayılma.
  • Yayılma.
  • Yayılma.
  • Yayılma.

intişar eden

  • Yayılan.

intişar etme

  • Yayılma.

intişar etmek

  • Yayılmak.

intişarat / intişârât

  • Yayılmalar.

irtisas

  • Yayılma, meşhur olma, şüyu bulma, şâyi olma.

istila / istîlâ / استيلا

  • Yayılma, ele geçirme. (Arapça)
  • İstîlâ etmek: Yayılmak, ele geçirmek. (Arapça)

kamencer

  • Yaycı, kavvas.

kavis / قوس

  • Yay, eğri.
  • Yay. (Arapça)

kavs / قوس

  • Yay.
  • Yay, eğri.
  • Yay. (Arapça)

kavsi / kavsî

  • Yay biçiminde olan, yay gibi olan.

keman-dar / keman-dâr

  • Yay tutan, yay tutucu. (Farsça)

keman-ger

  • Yay yapan san'atkâr. (Farsça)

küzr

  • Yay gezi.

lisan-ı adat ve ef'al / lisân-ı âdât ve ef'âl

  • Yaygın olan âdet ve davranışların dili.

ma'ces

  • Yay kabzası.

maşiyen

  • Yaya olarak, yürüyerek.

mebde-i intişar

  • Yayılmanın başlangıcı.

mebsut / mebsût / مبسوط

  • Yaygın, açık. (Arapça)

mebsuten / mebsûten / مبسوطا

  • Yaygın olarak. (Arapça)

menba-ı intişar

  • Yayılma kaynağı.

menşur / menşûr

  • Yayılmış.

merkez-i intişar

  • Yayılma merkezi.

meşyen

  • Yayan olarak, yürüyerek.

mevki-i intişar / mevkî-i intişar

  • Yayılma alanı.

meydan-ı intişar

  • Yayılma alanı.

mıkves

  • Yay kabı.

mimhaza

  • Yayık. (Onunla yoğurttan yağ çıkarırlar.)

mukavves

  • Yay şeklinde.

mukavvesiyet

  • Yay gibi kavisli ve eğri olma.

münbasıt

  • Yayılan, genişleyen.
  • Yayılan, genişleyen.

münbasit / مُنْبَسِطْ

  • Yayılan, genişleyen.
  • Yayılan.

münteşir / منتشر / مُنْتَشِرْ

  • Yayılmış olan.
  • Yayılmış.
  • Yaygın. (Arapça)
  • Yayılmış.

münteşire

  • Yayılan.

müteammim / متعمم

  • Yaygın. (Arapça)

mütebassıt

  • Yayılmış serilmiş olan.

müteneşşir

  • Yayılan, dağılan, intişar eden.

naşir / nâşir / ناشر / نَاشِرْ

  • Yayıncı. (Arapça)
  • Yayan.

neb'a

  • Yay yapacak yer.

neşir / نَشِرْ

  • Yayma.
  • Yayım, dağıtım.
  • Yayma.

neşir buyurulan

  • Yayınlanan.

neşr

  • Yayma, yayınlama.
  • Yayma, dağıtma, ölülerin mahşerde dirilip toplanmasından sonra yayılması.

neşreden

  • Yayan.

neşredilen

  • Yayımlanan.

neşredilme

  • Yayımlanma.

neşren

  • Yayılmak suretiyle, neşir yoluyla. Yazarak, dağıtarak.

neşretme

  • Yayma.
  • Yayımlama.

neşretmek

  • Yaymak.

neşrettirmek

  • Yayınlatmak.

neşriyat / neşriyât / نشریات / نَشْرِيَاتْ

  • Yayınlar.
  • Yayım.
  • Yayınlar, yayıncılık.
  • Yayın. (Arapça)
  • Yayınlar.

neşriyatçılık

  • Yayıncılık.

neşrolmak

  • Yayılmak, yayınlanmak.

neşrolunan

  • Yayılan, yayımlanan.

neşrolunma

  • Yayılma.

nur-u münbasıt

  • Yayılan, genişleyen nur.

nüşur / nüşûr

  • Yaymalar, dağıtmalar.

ok

  • Yay veya keman denilen kavis şeklinde bükülmüş bir ağaç çubuğa gerili kirişe takılarak uzağa atılan ucu sivri demirli ince ve kısa değneğe verilen addır. Ok, silâhın icadından evvel insanlar tarafından kullanılmış ise de, en büyük mahareti Türkler, Araplar göstermişlerdir.

pa-süvar

  • Yaya olan, yaya, piyade. (Farsça)

racil

  • Yaya olarak, yürüyerek.

rayic / râyic / رایج

  • Yaygın, revaçta. (Arapça)

recale

  • Yayan yürümek.

revac / رواج

  • Yaygınlık, revaç, sürüm. (Arapça)

sansür / سَانْسُورْ

  • Yayınlanacak bir şeyin kontrol edilmesi.
  • Yayınların denetlenmesi.
  • Yayına uygulanan kısıtlama.

şayi' / şâyi' / شایع

  • Yayılmış. (Arapça)

şayia / şâyia

  • Yayılmış haber, yaygın olan söylenti.

sera'

  • Yay yapımında kullanılan bir ağaç cinsi.

sereyan / sereyân

  • Yayılma, her yere sirayet edip etkili olma.
  • Yayılma, dağılma, sirâyet etme.
  • Yayılma.

şesib

  • Yay.

şevha

  • Yay yapımında kullanılan ağaç.

sirayet

  • Yayılmak, bulaşmak, geçmek.

siyye

  • Yay başı.

suhulet-i intişar

  • Yayılmadaki kolaylık.

suret-i intişar

  • Yayılma şekli.

şüyu / şüyû

  • Yayılma, yayılmış.

taammüm

  • Yayılma, genelleşme.

tabankeş

  • Yaya yürüyen piyade. (Farsça)

takavvüs

  • Yay gibi olma.
  • Yay gibi kavislenme.

tenazül

  • Yayan olarak vuruşmak.

teşmil etme

  • Yayma, genişletme.

tevatur / tevâtur / تواتر

  • Yaygın söylenti. (Arapça)

tevtir

  • Yay gibi germek. Yaya kiriş germe.

vazife-i neşr

  • Yayımlama vazifesi.

veter

  • Yay kirişi.

zai'

  • Yayılmış olan. Dağılmış olan. Herkesçe bilinen şey.

 

Luggat Yazarları

Luggat.com Yazarlarını Belirliyor

Luggat.com'da "yazar" olarak görev almak ister misiniz?
Hazırlıkları devam eden Luggat Blog'da yazılarınız yayınlanabilir, milyonlara Luggat.com üzerinden sesinizi duyurabilirsiniz.

HEMEN BAŞVUR