LUGGAT
OSMANLICA TÜRKÇE SÖZLÜK

{ lügât . lügat . لغت }

Arapça ve Farsça yazımları, Osmanlıca okunuşları 
ve detaylı açıklamaları ile birlikte.

Arama yapmak istediğiniz kelimeyi girip
karşılığını bulmak istediğiniz "OSMANLICA ARA" ya da "TÜRKÇE ARA" butonlarına tıklayın.
Türkçe - Osmanlıca Sözlük'te Yase ifadesini içeren 89 kelime bulundu...

abdulhamid ll

  • (mi: 1842-1918) 34' üncü Osmanlı Padişâhıdır. 33 yıl saltanatta kalmış olan bu şefkatli Sultan,İslâmiyete son derece bağlı idi. Yüksek bir siyaset adamı ve devlet işlerini bizzat takibeden bir zattı. Memlekette bolluk ve refahı te'min için çalıştı. (R.Aleyh)

abher / عبهر

  • Nergis. (Arapça)
  • Zerrinkadeh çiçeği. (Arapça)
  • Yasemin. (Arapça)

ahval-i siyasiye

  • Siyasetle bağlantılı haller ve gelişmeler.

alem-i siyaset / âlem-i siyaset

  • Siyâset dünyası, siyaset âlemi.

aristo

  • (Doğum : M.Ö. 384) Yunan filozoflarından olup Eflatun'un talebesidir. Mantık, ahlâk, siyaset, iktisad, felsefe kitapları vardır. Ruhun bakiliğine inanırdı. Tecrübeden ziyâde akla fazla kıymet verdiğinden çok yanılmıştır.

ayn-ı siyaset

  • Siyasetin kendisi.

beria

  • Akılda güzellik, zekâda ve kıyasette emsalinden üstün olan.

dahiye-i siyaset / dâhiye-i siyaset

  • Siyaset konusunda dehâ olan.

daire-i siyaset

  • Siyaset dairesi.

daire-i siyasiye / dâire-i siyasiye

  • Siyaset dairesi.

demagoji

  • yun. Halkı kendi menfaati için okşama siyâseti. Halkın hoşuna gidecek sözlerle insanların sevgisini kazanarak kendi maksadını elde etmeğe çalışmak. Halk avcılığı. Cerbeze.
  • Güzel sözlerle halkı kandırma siyaseti.

devlet

  • Sınırları belli olan bir memleketin sahibi olan insanların kurduğu siyasî, hukukî, idarî mahiyetteki merkezî teşkilât. Devlet, teşekkül tarzı, takip ettiği esas siyaset, temsil ettiği hâkimiyet ve iktidarın mahiyeti bakımından çeşitlere ayrılır:1- Kapitalist Devlet: İktisadî siyasete, şahsî mülkiyet

diplomat

  • yun. Memleket hakkında siyasi söz sâhibi. Dış meseleler hakkında milletlerarası işlerle uğraşan siyaset adamı.
  • Becerikli, söz söyliyebilen.

ehl-i siyaset

  • Siyasetçiler.

ehl-i siyaset ve hükumet / ehl-i siyaset ve hükûmet

  • Siyasetle uğraşıp devleti idare edenler.

eimme-i ehl-i beyt

  • Ehl-i Beyt'ten yetişen, saltanata bilfiil girmeyen ve karışmayan en salâhiyetli, mânevi nüfuz ve ilim ve riyaset sahibi imamlar.

eimme-i isna aşer / eimme-i isnâ aşer

  • On iki imâm. Silsile-i sâdâttan olup müceddit olan imâmlar hakkındaki bir tâbirdir. Bu zâtlar esasât-ı İslâmiye ve hakaik-i Kur'âniye ve imâniyenin, dini esasların ve şeriatın muhafazasına çalışan, saltanat işlerine karışmayan mânevi riyâset ve ilim sahibi şahsiyetlerdir.

ekyes

  • Pek kiyâsetli, zeki, zekâvetli kişi. Mâhir, maharetli, becerikli adam.

euzü billahi mineşşeytani vessiyase / eûzü billâhi mineşşeytâni vessiyâse

  • Şeytanın ve siyasetin şerrinden Allah'a sığınırım.

evil

  • Siyaset.

fikr-i siyaset

  • Siyaset fikri, düşüncesi.

hayat-ı siyasiye

  • Siyaset hayatı.

hey'et-i vekile

  • Vekiller hey'eti, icra vekileri hey'eti. Bakanlar Kurulu. Başbakanın riyaset ettiği heyet.

icra vekilleri hey'eti

  • Vekiller heyeti. Başvekilin riyaset ettiği bakanlardan meydana gelen hey'et.

idare-i alem / idare-i âlem

  • Dünya idaresi, siyaseti.

ifsad-ı siyaset

  • Siyaseti bozma, siyasete fesat karıştırma.

imamet

  • İmamlık. Namazda cemaati idare eden zâtın hal ve sıfatı.
  • Halifelik.İmamet iki kısma ayrılır:1- İmamet-i suğra: Namazda cemaate yapılan imamlık.2- İmamet-i kübra : Emir-ül mü'minîn olmak. Yani müslümanlar arasında riyaset-i âmmeyi hâiz bulunmaktır.

kaht-ı recul

  • (Kaht-ı rical) Adam kıtlığı. Değerli devlet ve siyaset adamlarının yokluğu.

kanun-u siyaset

  • Siyaset kanunları.

keyyis

  • (Keyyise) Akıllı, anlayışlı, kiyasetli, idrakli, zeki.
  • Zarif.

lisan-ı siyaset

  • Siyaset dili.

mekteb-i mülkiye

  • Siyaset ve yönetim biliminin okutulduğu okul; Siyasal Bilgiler Fakültesi.

memur-u siyasi / memur-u siyasî

  • Siyasette görevli memur.

memurin-i siyasiye / memurîn-i siyasiye

  • Siyaset görevlileri.

menfi siyaset

  • Olumsuz siyaset; aşırı taraftarlık veya rakipleri yok etmek şeklinde uygulanan siyaset.

menfi siyasetçilerin fetvaları / menfi siyasetçilerin fetvâları

  • Siyaseti kötüye kullanan veya rakiplerini yok etmeye yönelik siyaset yapan kişilerin ortaya attıkları hükümler, görüşler.

merkez-i siyasiye / merkez-i siyâsiye

  • Siyaset merkezi.

mesail-i azime-yi siyasiye / mesâil-i azîme-yi siyasiye

  • Siyasete ait büyük meseleler.

mesail-i siyasiye / mesâil-i siyasiye

  • Siyasetle ilgili meseleler.

mesele-i dünyeviye ve siyasiye

  • Siyaset ve dünya meselesi.

mizan-ı siyaset

  • Siyaset terazisi; siyasi denge.

ömer ibn-i abdülaziz

  • (Hi: 60-101) Emevî Devleti halifelerinden olup Hz. Ömer'in ahfadındandır. Siyaset âleminde bir dâhi ve adâlette bir ikinci Hz. Ömer'di. Malatya'yı Rumlardan yüzbin esir mukabilinde satın aldı. Zehirlenerek şehid edildi. (R. Aleyh)

pan-islamizm

  • Bütün müslümanların birleşmesi siyaseti. İttihad-ı İslâm. İslâm birliği siyaseti.

politika

  • İtl. Memleket işlerini idare için tutulan ölçülü yol. Siyaset.
  • Siyaset.

propaganda-i siyaset

  • Siyaset propagandası.

rical-i siyasiye

  • Siyaset adamları.

riyaset / riyâset / ریاست

  • Başkanlık. (Arapça)
  • Riyâset etmek: Başkanlık yapmak. (Arapça)

sayis

  • (Siyaset. den) At uşağı, seyis. Koyun güdücü.

semen / سمن

  • Yâsemin. (Farsça)
  • Yasemin. (Farsça)

semen-bu

  • Yâsemin gibi kokan, yâsemin kokulu. (Farsça)

semen-fam

  • Yâsemin renkli, rengi yâsemin gibi olan. (Farsça)

semenber / سمنبر

  • Yasemin göğüslü. (Farsça)

semsak

  • Yâsemin.

siyasat / siyâsât

  • Siyasetler, siyasî uygulamalar.

siyaset-i alem / siyaset-i âlem

  • Dünya siyaseti.

siyaset-i aliye-i islamiye / siyaset-i âliye-i islâmiye

  • Büyük İslâmî siyaset.

siyaset-i beşeriye

  • Beşerin, insanların siyaseti.

siyaset-i diniye

  • Dinî siyaset.

siyaset-i dünya

  • Dünya siyaseti.

siyaset-i dünyeviye

  • Dünya siyaseti.

siyaset-i ecanib / siyaset-i ecânib

  • Yabancıların siyaseti.

siyaset-i hazıra / siyaset-i hâzıra

  • Günümüz siyaseti.

siyaset-i hıristiyaniye

  • Hıristiyanlık siyaseti.

siyaset-i hükumet / siyaset-i hükûmet

  • Hükûmet tarafından uygulanmakta olan siyaset.

siyaset-i içtimaiye

  • Toplumsal siyaset.

siyaset-i islamiye / siyaset-i islâmiye

  • İslâm siyaseti, idaresi.

siyaset-i medeni / siyaset-i medenî

  • Günümüz medeniyetinin siyaseti.

siyaset-i osmaniye

  • Osmanlının uyguladığı siyaset.

siyaset-i ru-yi zemin / siyaset-i rû-yi zemin

  • Dünya siyaseti.

siyaset-i şer'i / siyaset-i şer'î

  • İslâm'ın öngördüğü siyaset ve yönetim anlayışı.

siyasetçilik

  • Siyasetle uğraşma, ilgilenme.

siyaseten

  • Siyaset bakımından, siyasî bakımdan.

siyasetkarane / siyasetkârane / siyasetkârâne

  • Siyaset yaparcasına.
  • Siyaset yaparak.

siyasetvari

  • Siyaset gibi.

siyasi / siyasî

  • Siyasetle ilgili.
  • Siyaset icabı olan.
  • Siyaset adamı.
  • Politik.

siyasiler / siyasîler

  • Siyasetçiler.

siyasiyun / siyasiyûn / سياسيون

  • Siyasetçiler, politikacılar. (Arapça)

siyasiyyun

  • Siyasetçiler.
  • Politikacılar, siyasetçiler. Devlet idaresine çalışanlar.

ta'zir

  • Siyaset.
  • Tehdit etmek.
  • Tazim ve tathir. Temizlemek ve hürmet etmek.
  • Lügatta red, icbar, tahkir, te'dib, hak üzere tevkif mânalarına gelen bu tabir, İslâm hukukunda: Hakkında muayyen bir şer'î ceza olmayan suçlardan dolayı ulülemr (hükümdar, padişah) veya vekili tarafı

tarik-i siyaset / tarîk-i siyaset

  • Siyaset yolu.

tekeyyüs

  • (Kiyâset. den) Kiyâsetli ve zeki görünme.
  • Zariflik gösterme.

tenkidat-ı siyaset

  • Siyaset eleştirileri, tenkitleri.

ulü'l-emir

  • İş idare eden, idareci, yönetici ve siyasetçiler.

üssü'l-esas-ı siyaset

  • Siyasetin gerçek temeli.

yasemen / yâsemen / یاسمن

  • Yasemin. (Farsça)

zakkum

  • Cehennem'de bir ağacın ismi, cehennemliklerin yiyeceği.
  • Gösterişi güzel, çiçekli ve zehirli meyvesi olan yâsemine benzeyen bir bitki ismi.

zayan

  • Yasemin çiçeği.

zeamet

  • Şeref, şan. Riyaset.
  • Yetiştirdikleri hayvanları ile birlikte harbe iştirak eden ve Sipâhi denen Osmanlı askerine öşrü alınmak üzere verilen en büyük timâr.

zenbak

  • Güzel kokulu bir çiçek. Zambak.
  • Yâsemin yağı.