LUGGAT
OSMANLICA TÜRKÇE SÖZLÜK

{ lügât . lügat . لغت }

Arapça ve Farsça yazımları, Osmanlıca okunuşları 
ve detaylı açıklamaları ile birlikte.

Arama yapmak istediğiniz kelimeyi girip
karşılığını bulmak istediğiniz "OSMANLICA ARA" ya da "TÜRKÇE ARA" butonlarına tıklayın.
Türkçe - Osmanlıca Sözlük'te Yaramaz ifadesini içeren 138 kelime bulundu...

aferca

  • Yaramaz huylu.

aks

  • Yaramaz huylu.
  • Katı kumlu yer.

alc

  • (Çoğulu: Uluc) Yaramaz huylu kişi.

amel-i talih / amel-i tâlih

  • Yaramaz iş, makbul olmayan amel.

ammered

  • Her şeyin uzunu.
  • Yaramaz huylu.
  • Belâ ve meşakkat.

anşet

  • (Çoğulu: Anâşit) Yaramaz.
  • Uzun.

asak

  • Darlık.
  • Hurma budağının yaramazı.

aşennet

  • (Çoğulu: Aşânit) Yaramaz huylu kimse.

astronomi

  • yun. Kozmoğrafya. Gök ilmi. Felekiyat.Astronomi ilmi dünyanın birgün hareketinin duracağını; coğrafya, karaların alçalarak dünyanın sularla kaplanacağını, iklimin değişerek canlılar için yaşanmaz hâle geleceğini; fizik, güneşin birgün söneceğini, kâinattaki enerjinin artık kullanılamaz, işe yaramaz

atil

  • Şerli, şerir, yaramaz kişi.

atl

  • şerir. Sert tabiatlı. Yaramaz.
  • Şiddetle çekmek.

ayde

  • Yaramaz huylu.

bed

  • Fenâ. Kötü. Çirkin. Yaramaz. şer. şeni'. (Farsça)
  • Kötü, çirkin, işe yaramaz.

bedan

  • (Tekili: Bed) Kötüler, fenalar. Yaramazlar.
  • Çirkinler.

behrec

  • Eksik veya ayarı bozulmuş para.
  • Arzuya, isteğe bırakılmış şey, iş.
  • Faydasız, işe yaramaz olan şey.

bela / belâ

  • (c.: Belâyâ) Afet. Sıkıntı. Tasa, kaygı. Musibet. Mücazat. İmtihan. Dâhiye.
  • Yaramaz nesne.

berhay

  • Yaramaz, haylaz.

beşk

  • Yalan söylemek.
  • İşleri yaramaz olmak.
  • Deve, sür'atle gitmek.
  • Elbise dikmek.

bi-tail / bî-tail

  • Menfaatsiz, faydasız. İşe yaramaz, boşuna. (Farsça)

biza'

  • Birisine kaba muamelede bulunma.
  • Faydasız, boş yaramaz söz.

cedeme

  • (Çoğulu: Cüdem) Yaramaz dişi koyun.
  • Kısa boylu erkek.

cuur

  • Hurmanın gayet yaramazı, iyi olmayanı.

daar

  • Fısk.
  • Kapmak.
  • Yaramazlık.

dagve

  • (Çoğulu: Degavât-Degayât) Huyu yaramaz olmak, hulku çirkin olmak.

durr

  • Zayıflık. Hâli yaramaz olmak.

esve'

  • Yaramaz nesne.

fahiş

  • Ahlâka uymaz ve terbiyesiz olan.
  • Haddi tecavüz eden. Mübalâğalı.
  • Çok bahil. Nekir ve yaramaz şey.

fehhe

  • Zillet, horluk.
  • Yaramaz söz.

fery

  • İyi iş işlemek.
  • Meşin dikmek.
  • Yaramaz iş. Bir nesneyi ıslah için kesmek.

fesil / fesîl

  • (Çoğulu: Efsâl-Fisâl) Adi, yaramaz kimse.
  • Bağ çubukları dikmek.
  • (Çoğulu: Füslân) Hurma ağaçlarının küçüğü.
  • Her nesnenin kemi ve yaramazı.

fus'ul

  • Akrep. Yaramaz, kötü kimse.

gafa

  • Her şeyin kemi ve yaramazı.
  • Toza benzer bir âfet. (Hurma koruğunun üstüne gelip olgunluktan men'eder ve lezzetini bozar.)

gafi / gafî

  • Her şeyin kemi, yaramazı, kötüsü.

gırre

  • Gaflet. Boş bir şeye aldanan.
  • Tevbeyi sonraya bırakıp, aldanan. Övünen, gururlu. Gâfil. İşe yaramaz.

gışş

  • Hıyânet etmek, hâinlik yapmak.
  • Yaramaz olmak.
  • Saf olmayıp karışık olmak.

habit / habît

  • Fâsid, yaramaz, bozuk.

hana

  • Yaramaz ve boş sözler konuşmak.

hansir

  • (Çoğulu: Hanâsir) Yaramaz, boş, faydasız.
  • Bir yerden taşınan veya göçen kimseler, eşya ve elbiselerini yükletip gittiklerinde yerde kalan kıymetsiz şeyler.

haşarı

  • Yaramaz, rahat durmaz, hırçın.

hasasa

  • (Çoğulu: Hasâs) Fakirlik.
  • Hali yaramaz olmak.
  • Küçük delik.
  • İki kişinin arasındaki açıklık.

haşef

  • Hurmanın yaramazı.
  • Eski elbise diken.
  • Devenin sütünün çok olması.

hatal

  • Boş ve yaramaz söz.

hati' / hatî'

  • Yaramaz kimse.

hay'ame

  • Yaramaz huylu, kötü mizaçlı.

haylaz / haylâz

  • Yaramaz, aylak.
  • Yaramaz.

haym

  • Yaramazlık yapmak.

hayşe

  • (Çoğulu: Huyuş) Yaramaz keten ipliğinden dokunmuş bez.

hazun

  • Yaramaz huylu kimse.

hergele / خرگله

  • Binilmek ve yük taşımak için alıştırılmamış at, kısrak, beygir veya merkep sürüsü.
  • Böyle bir sürüye dahil olan hayvan.
  • Mc: Terbiye ve görgüden büsbütün mahrum adam.
  • Bir işe yaramaz işçi kalabalığı.
  • Sürünün başında giden kılavuz eşek. (Farsça)
  • Eşek sürüsü. (Farsça)
  • Haylaz, yaramaz adam. (Farsça)

hey'

  • Gönül dönmek.
  • Yaramaz gönüllü olmak.
  • Korkak olmak.

hıbse

  • Yaramaz, habis nesne.

hişve

  • Yaramaz kimse.
  • Çok rezil kimse.

hubs

  • Kötülük, fenalık, yaramazlık.

hubut

  • Bâtıl olmak. Beyhude, işe yaramaz olmak.

hufale

  • Arpa, buğday ve pirinç kabuğundan saçılan.
  • Her kabuklunun arınıp pâk olanı.
  • Her nesnenin kemi ve yaramazı.
  • Yağ tortusu.
  • Şıra sıkıntısı ve kepeği.

ıhbas

  • İfsad etmek. Bozmak.
  • Yaramazlık öğretmek.

ıhna'

  • İfsad etmek, bozmak.
  • Yaramaz söz söylemek.

ıhsas

  • Yaramaz iş yapmak.

ıkam

  • şiddetli harpler.
  • Yaramaz huylu.

intihak

  • Zayıflatma, gücünü azaltma, kuvvetsizlendirme.
  • İşe yaramaz bir hale sokma.

ırabet

  • Yaramaz sözler söylemek, fuhşiyyat.

isaet

  • (Sû'. dan) Kötü iş işlemek. Kötülükte bulunmak. Yaramazlık.

ıslah-ı nefs / ıslâh-ı nefs

  • Kötü huyları, fenâ alışkanlıkları ve yaramaz işleri bırakıp, iyi huyları, güzel işleri, kulluğa yakışan tâat ve ibâdetleri yapma.

kandave

  • Yaramaz huylu.
  • Gıdası olmayan taam.
  • Büyük iri.

kaşb

  • Karıştırmak.
  • Zehir içirmek.
  • Yaramazlıkla hatırlamak.
  • İncitmek.

kasi'

  • Yaramaz huylu, yaşlı ve boyu kısa olan kimse.

kaydehur

  • Yaramaz huylu.

kefl

  • Okşamak.
  • Kefil olmak.
  • Yaramaz gönüllü olan.

kesf

  • (Güneş veya Ay) ışığını kesme.
  • Görünmez olma.
  • Kesmek.
  • Yaramaz olmak.

key'

  • Yaramaz gönüllü olmak.

keys

  • Yaramaz huylu kişi.

kus'ul

  • Yaramaz, leim, lânet edilen kimse.
  • Kurt eniği.

la'v

  • Ahlâkı yaramaz kişi.
  • Haris adam.

lagy

  • Avaz, ses, savt.
  • Yaramaz fuhuş sözler.

lahz

  • Ahlâkı yaramaz kimse.

laks

  • Lâkab takmak.
  • Ayıplamak.
  • Yaramaz olmak.

lamme

  • Cin çarpması. Çarpıklık.
  • Yaramaz nesne.

leffat

  • Yaramaz huylu, ahmak adam.

leka'

  • (Lek'â) : Yaramaz, hakire kadın.

leüm

  • (Çoğulu: Liâm) Aslı alçak yaramaz kişi.

mande / mânde

  • Kalmış, yaramaz.

mauk

  • Şer, yaramaz.

melem

  • Yaramaz tenbel kimse.

melkean

  • Kötü, yaramaz kimse.

mermak

  • Yaramaz nesne.

moloz

  • Yapılardan artan veya viranelerden çıkartılan ufak taşlar.
  • Bir işe yaramaz insan.

muattıl

  • Atıl bırakan. İşsiz eden. İşe yaramaz hâle getiren.

musaytır

  • Bir şeyin üzerine kaim olup, ahvâlini görüp gözetir olan kimse.
  • Musallat.
  • Galip. Yaramaz işlerden men' edip saklayan ve koruyan.

müsi

  • Yaramaz.

müsi'

  • (Sev'. den) Yaramaz, itaatsiz, iş görmez. Kötülük işleyen.

na-bekar / na-bekâr

  • İşsiz, işe yaramaz.

na-kare / na-kâre

  • Bir işe yaramaz olan. (Farsça)

nabekar / nâbekâr / نابكار

  • Hayırsız. (Farsça)
  • İşe yaramaz. (Farsça)

nakes / nâkes / ناكس

  • Soysuz, işe yaramaz. (Farsça)
  • Pinti, nekes. (Farsça)

nane molla

  • Mc: Beceriksiz, işe yaramaz, ağır hareketli mânalarında kullanılan bir tâbirdir.

nehs

  • Çok yaramaz nesne.

nezk

  • Yaramaz söz.
  • Süngü ile vurmak.

nısh

  • Terzilik.
  • Bir şeyi temizleyip yaramazını içinden çıkarıp hâlis yapmak.

nühuset

  • Yaramazlık, uğursuzluk. (Mübârek'in zıddı)

nüzü'

  • İfsad etmek, bozmak, aldatmak, yaramaz nesneye kandırmak.

parule

  • Şakacı, lâtifeci. (Farsça)
  • Yonga. (Farsça)
  • Hayırsız ve işe yaramaz kişi. (Farsça)

ra'ra'

  • (C. Raâri') Kötü, alçak kimse.
  • Yaramaz gönüllü.
  • Çok uzun boylu adam.
  • Güzel itidalde olan kimse.

rezahat

  • Yorulmak.
  • Hali yaramaz, vaziyeti kötü olmak.

rir

  • Fâsid, bozuk, yaramaz.

safsaf

  • (Çoğulu: Safsâfe) Her nesnenin kemi, kötüsü, hor ve hakiri.
  • Döğülmüş yumuşak toprak.
  • Mâkul olmayan kelimeler.
  • Mânâsız şiir.
  • Yaramaz ve kötü işler.

safsafa

  • Elemek.
  • Asılsız yapmak.
  • İşe yaramaz hâle getirmek, yaramaz etmek. Hor ve hakir etmek.

sahmem

  • Hâlis (hayırda ve şerde kullanılır.)
  • Yaramaz huylu deve.

şaka'

  • Bedbahtlık.
  • Yaramazlık.

sakat

  • Bir tarafı bozuk, eksik veya asla bir işe yaramaz olan.
  • Yanlışlık (yazıda veya sözde).

şefşef

  • Yaramaz huylu.
  • Titremek.

segil

  • Yaramaz huylu kimse.
  • Cüssesi küçük, ayakları ince olan kimse.

şeks

  • Ahlâksız, yaramaz kimse.

şerar

  • "Şerir" den mastardır ve yaramazlık mânâsına gelir.
  • İnsanın yüzüne çarpan ses.

şeris

  • Yaramaz huylu kimse.

şesasa

  • şiddet.
  • Yaramazlık.
  • Sığır üstüne yük vurmak.
  • Kuru ve sert yer.
  • Acele.

şetame

  • Çirkin yüzlü ve yaramaz sözlü olmak.

setel

  • Her nesnenin kötüsü, yaramazı.

sevaiye

  • Yaramaz olmak.
  • Kederli ve gamkin olmak.

şeyn

  • Kusur, ayıp, noksan, kabahat. Yaramaz şey.

seyyie

  • Kötülük, günah, suç. Yaramazlık, fenâlık.

sezase

  • Kötü huylu ve yaramaz dirlikli olmak.

şıkve

  • Bedbahtlık.
  • Yaramazlık.

ta'sene

  • Ahlâkı yaramaz kadın.
  • Çok, kesir.

talih / طَالِحْ

  • Faydasız, yaramaz iş. (Kısmet ve kader mânasında: Bak: Tâli')
  • Kötü, yaramaz.

tarih

  • İşe yaramaz diye bir kenara atılmış nesne.

tarsi'

  • (Göz) yaramaz olmak.

tefsil

  • Yaramaz ve kem nesne.

teka'ku'

  • Yaramaz gönüllü olmak.
  • Geri durmak.

tesefsüf

  • Yaramaz olmak.

teşeytun

  • Yaramazlık etmek.

tezebbu'

  • Kişinin hulku yaramaz olmak, kötü huylu olmak.

tıyere

  • Şom ve yaramaz görmek.

ul'ul

  • Yaramazlık.
  • Çağırmak.
  • Budak.

va'k

  • Yaramaz huylu kişi.

vara'

  • Haramdan ve yaramaz işlerden sakınmak.

zebg

  • Yaramaz huy, kötü alışkanlık.

zekzeke

  • Çirkin ve yaramaz huylu olmak.

zemha

  • Yaramaz huylu, bahil kimse.

 

Luggat Yazarları

Luggat.com Yazarlarını Belirliyor

Luggat.com'da "yazar" olarak görev almak ister misiniz?
Hazırlıkları devam eden Luggat Blog'da yazılarınız yayınlanabilir, milyonlara Luggat.com üzerinden sesinizi duyurabilirsiniz.

HEMEN BAŞVUR