LUGGAT
OSMANLICA TÜRKÇE SÖZLÜK

{ lügât . lügat . لغت }

Arapça ve Farsça yazımları, Osmanlıca okunuşları 
ve detaylı açıklamaları ile birlikte.

Arama yapmak istediğiniz kelimeyi girip
karşılığını bulmak istediğiniz "OSMANLICA ARA" ya da "TÜRKÇE ARA" butonlarına tıklayın.
Türkçe - Osmanlıca Sözlük'te Yaram ifadesini içeren 154 kelime bulundu...

aferca

  • Yaramaz huylu.

ahal

  • Birşeye yaramıyarak atılacak olan şey, çerçöp. (Farsça)

aks

  • Yaramaz huylu.
  • Katı kumlu yer.

alc

  • (Çoğulu: Uluc) Yaramaz huylu kişi.

amel-i talih / amel-i tâlih

  • Yaramaz iş, makbul olmayan amel.

ammered

  • Her şeyin uzunu.
  • Yaramaz huylu.
  • Belâ ve meşakkat.

anşet

  • (Çoğulu: Anâşit) Yaramaz.
  • Uzun.

asak

  • Darlık.
  • Hurma budağının yaramazı.

aşennet

  • (Çoğulu: Aşânit) Yaramaz huylu kimse.

astronomi

  • yun. Kozmoğrafya. Gök ilmi. Felekiyat.Astronomi ilmi dünyanın birgün hareketinin duracağını; coğrafya, karaların alçalarak dünyanın sularla kaplanacağını, iklimin değişerek canlılar için yaşanmaz hâle geleceğini; fizik, güneşin birgün söneceğini, kâinattaki enerjinin artık kullanılamaz, işe yaramaz

atil

  • Şerli, şerir, yaramaz kişi.

atl

  • şerir. Sert tabiatlı. Yaramaz.
  • Şiddetle çekmek.

ayde

  • Yaramaz huylu.

banyol

  • Bu kelime; zindan, hapishâne mânâlarında kullanılırdı. Buraya katiller, hırsızlar ve beylik esirlerin satışa yaramıyanları konurdu.

bed

  • Fenâ. Kötü. Çirkin. Yaramaz. şer. şeni'. (Farsça)
  • Kötü, çirkin, işe yaramaz.

bedan

  • (Tekili: Bed) Kötüler, fenalar. Yaramazlar.
  • Çirkinler.

behrec

  • Eksik veya ayarı bozulmuş para.
  • Arzuya, isteğe bırakılmış şey, iş.
  • Faydasız, işe yaramaz olan şey.

bela / belâ

  • (c.: Belâyâ) Afet. Sıkıntı. Tasa, kaygı. Musibet. Mücazat. İmtihan. Dâhiye.
  • Yaramaz nesne.

berhay

  • Yaramaz, haylaz.

beşk

  • Yalan söylemek.
  • İşleri yaramaz olmak.
  • Deve, sür'atle gitmek.
  • Elbise dikmek.

bi-tail / bî-tail

  • Menfaatsiz, faydasız. İşe yaramaz, boşuna. (Farsça)

biza'

  • Birisine kaba muamelede bulunma.
  • Faydasız, boş yaramaz söz.

büluh

  • Beceriksiz, âciz.
  • İşe yaramama, yorgun ve bitkin olma.

cedeme

  • (Çoğulu: Cüdem) Yaramaz dişi koyun.
  • Kısa boylu erkek.

cuur

  • Hurmanın gayet yaramazı, iyi olmayanı.

daar

  • Fısk.
  • Kapmak.
  • Yaramazlık.

dagve

  • (Çoğulu: Degavât-Degayât) Huyu yaramaz olmak, hulku çirkin olmak.

dürd

  • Tortu, çöküntü, posa, işe yaramayan kısım. (Farsça)

durr

  • Zayıflık. Hâli yaramaz olmak.

esve'

  • Yaramaz nesne.

fahiş

  • Ahlâka uymaz ve terbiyesiz olan.
  • Haddi tecavüz eden. Mübalâğalı.
  • Çok bahil. Nekir ve yaramaz şey.

faide / fâide

  • (Çoğulu: Fevaid) Kazanç, kâr, nef', menfaat. İstifadeye sebeb. Yararlılık, işe yarama.

fehhe

  • Zillet, horluk.
  • Yaramaz söz.

fery

  • İyi iş işlemek.
  • Meşin dikmek.
  • Yaramaz iş. Bir nesneyi ıslah için kesmek.

fesil / fesîl

  • (Çoğulu: Efsâl-Fisâl) Adi, yaramaz kimse.
  • Bağ çubukları dikmek.
  • (Çoğulu: Füslân) Hurma ağaçlarının küçüğü.
  • Her nesnenin kemi ve yaramazı.

fus'ul

  • Akrep. Yaramaz, kötü kimse.

fuzulat

  • Ziyade olup işe yaramayan şeyler. Fazlalıklar.

fuzuli / fuzulî

  • Fazladan olup boşu boşuna söylenen söz. İşe yaramayan. Boşu boşuna.
  • Boşboğaz. Ahmak. Vazifesinden hariç lüzumsuz şeye teşebbüs eden.
  • Haksız olarak fiile çıkarılan iş.
  • Fık: Şer'î izin olmadığı halde diğer bir kimsenin hakkında tasarruf eden kimse.
  • Büyük bir şâi

gafa

  • Her şeyin kemi ve yaramazı.
  • Toza benzer bir âfet. (Hurma koruğunun üstüne gelip olgunluktan men'eder ve lezzetini bozar.)

gafi / gafî

  • Her şeyin kemi, yaramazı, kötüsü.

gırre

  • Gaflet. Boş bir şeye aldanan.
  • Tevbeyi sonraya bırakıp, aldanan. Övünen, gururlu. Gâfil. İşe yaramaz.

gışş

  • Hıyânet etmek, hâinlik yapmak.
  • Yaramaz olmak.
  • Saf olmayıp karışık olmak.

habit / habît

  • Fâsid, yaramaz, bozuk.

hana

  • Yaramaz ve boş sözler konuşmak.

hansir

  • (Çoğulu: Hanâsir) Yaramaz, boş, faydasız.
  • Bir yerden taşınan veya göçen kimseler, eşya ve elbiselerini yükletip gittiklerinde yerde kalan kıymetsiz şeyler.

haşarı

  • Yaramaz, rahat durmaz, hırçın.

hasasa

  • (Çoğulu: Hasâs) Fakirlik.
  • Hali yaramaz olmak.
  • Küçük delik.
  • İki kişinin arasındaki açıklık.

haşef

  • Hurmanın yaramazı.
  • Eski elbise diken.
  • Devenin sütünün çok olması.

hatal

  • Boş ve yaramaz söz.

hati' / hatî'

  • Yaramaz kimse.

hay'ame

  • Yaramaz huylu, kötü mizaçlı.

haylaz / haylâz

  • Yaramaz, aylak.
  • Yaramaz.

haym

  • Yaramazlık yapmak.

hayşe

  • (Çoğulu: Huyuş) Yaramaz keten ipliğinden dokunmuş bez.

hayy-ı meyyit

  • Ölü halinde canlı.
  • Mc: Hiçbir işe yaramayan, hakiki vazifelerini yapmayan insan.

hazun

  • Yaramaz huylu kimse.

hedef

  • Nişan noktası.
  • Emel. Varılmak istenen gaye.
  • Yüksek, bülend.
  • İri vücudlu adam.
  • Bir işe yaramayan, tembel ve uykucu olan.

hergele / خرگله

  • Binilmek ve yük taşımak için alıştırılmamış at, kısrak, beygir veya merkep sürüsü.
  • Böyle bir sürüye dahil olan hayvan.
  • Mc: Terbiye ve görgüden büsbütün mahrum adam.
  • Bir işe yaramaz işçi kalabalığı.
  • Sürünün başında giden kılavuz eşek. (Farsça)
  • Eşek sürüsü. (Farsça)
  • Haylaz, yaramaz adam. (Farsça)

hey'

  • Gönül dönmek.
  • Yaramaz gönüllü olmak.
  • Korkak olmak.

hıbse

  • Yaramaz, habis nesne.

hişve

  • Yaramaz kimse.
  • Çok rezil kimse.

hodendiş

  • (Hod-endiş) Kendini düşünen. Kendi için endişe eden. Başkasının işine yaramayan. (Farsça)

hubb-ı dünya / hubb-ı dünyâ

  • Dünyâ sevgisi. Ölümden sonra işe yaramayacak olan şeylere düşkün olmak. Dünyâ; haramlar, mekruhlar ve Allahü teâlâyı unutturan her şeydir.

hubs

  • Kötülük, fenalık, yaramazlık.

hubut

  • Bâtıl olmak. Beyhude, işe yaramaz olmak.

hufale

  • Arpa, buğday ve pirinç kabuğundan saçılan.
  • Her kabuklunun arınıp pâk olanı.
  • Her nesnenin kemi ve yaramazı.
  • Yağ tortusu.
  • Şıra sıkıntısı ve kepeği.

ibtaliyyat

  • İşe yaramıyan, boş sözler.

ıhbas

  • İfsad etmek. Bozmak.
  • Yaramazlık öğretmek.

ıhna'

  • İfsad etmek, bozmak.
  • Yaramaz söz söylemek.

ıhsas

  • Yaramaz iş yapmak.

ıkam

  • şiddetli harpler.
  • Yaramaz huylu.

iktiza

  • Lâzım gelme, gerekme.
  • Lâzım, ihtiyaç. Gerek.
  • İşe yarama.
  • Lazım gelme, gerekme.
  • İşe yarama, yararlık.

intihak

  • Zayıflatma, gücünü azaltma, kuvvetsizlendirme.
  • İşe yaramaz bir hale sokma.

ırabet

  • Yaramaz sözler söylemek, fuhşiyyat.

irfak

  • Fayda vermek, işe yaramak. Kolaylık ve mülâyemetle tutmak.

isaet

  • (Sû'. dan) Kötü iş işlemek. Kötülükte bulunmak. Yaramazlık.

ıslah-ı nefs / ıslâh-ı nefs

  • Kötü huyları, fenâ alışkanlıkları ve yaramaz işleri bırakıp, iyi huyları, güzel işleri, kulluğa yakışan tâat ve ibâdetleri yapma.

kandave

  • Yaramaz huylu.
  • Gıdası olmayan taam.
  • Büyük iri.

kaşb

  • Karıştırmak.
  • Zehir içirmek.
  • Yaramazlıkla hatırlamak.
  • İncitmek.

kasi'

  • Yaramaz huylu, yaşlı ve boyu kısa olan kimse.

kaydehur

  • Yaramaz huylu.

kefl

  • Okşamak.
  • Kefil olmak.
  • Yaramaz gönüllü olan.

kesf

  • (Güneş veya Ay) ışığını kesme.
  • Görünmez olma.
  • Kesmek.
  • Yaramaz olmak.

key'

  • Yaramaz gönüllü olmak.

keys

  • Yaramaz huylu kişi.

kus'ul

  • Yaramaz, leim, lânet edilen kimse.
  • Kurt eniği.

kut'ül amare / kut-ül amare / كوتول امار

  • Kut'ül Amare ne demektir?

    Yeni kurulan Osmanlı 6. Ordusu'nun Komutanlığı'na atanarak 5 Aralık'ta Bağdat'a varan Mareşal Colmar Freiherr von der Goltz Paşa'nın emriyle Irak ve Havalisi Komutanı Miralay (Albay) 'Sakallı' Nurettin Bey'in birlikleri 27 Aralık'ta Kut'u kuşattı. İngilizler Kut'u kurtarmak için General Aylmer komutasındaki kolorduyla hücuma geçti ancak, 6 Ocak 1916 tarihli Şeyh Saad Muharebesi'nde 4.000 askerini kaybederek geri çekildi. Bu muharebede 9. Kolordu Komutanı Miralay 'Sakallı' Nurettin Bey görevinden alındı ve yerine Enver Paşa'nın kendisinden bir yaş küçük olan amcası Mirliva Halil Paşa (Kut) getirildi.

    İngiliz Ordusu, 13 Ocak 1916 tarihli Vadi Muharebesi'nde 1.600, 21 Ocak Hannah Muharebesi'nde 2.700 askeri kaybederek geri püskürtüldü. İngilizler mart başında tekrar taarruza geçti. 8 Mart 1916'da Sabis mevkiinde Miralay Ali İhsan Bey komutasındaki 13. Kolordu'ya hücum ettilerse de 3.500 asker kaybederek geri çekildiler. Bu yenilgiden dolayı General Aylmer azledilerek yerine General Gorringe getirildi.

    Kut'ül Amare zaferinin önemi

    Kût (kef ile) veya 1939’dan evvelki ismiyle Kûtülamâre, Irak’ta Dicle kenarında 375 bin nüfuslu bir şehir. Herkes onu, I. Cihan Harbinde İngilizlerle Türkler arasında cereyan eden muharebelerden tanır. Irak cephesindeki bu muharebeler, Çanakkale ile beraber Cihan Harbi’nde Türk tarafının yüz akı sayılır. Her ikisinde de güçlü düşmana karşı emsalsiz bir muvaffakiyet elde edilmiştir.

    28 Nisan 1916’da General Townshend (1861-1924) kumandasındaki 13 bin kişilik İngiliz ve Hind askerlerinden müteşekkil tümenin bakiyesi, 143 günlük bir muhasaradan sonra Türklere teslim oldu. 7 ay evvel parlak bir şekilde başlayan Irak seferi, Basra’nın fethiyle ümit vermişti. Gereken destek verilmeden, tecrübeli asker Townshend’den Bağdad’a hücum etmesi istendi.

    Bağdad Fatihi olmayı umarken, 888 km. yürüdükten sonra 25 Kasım 1915’de Bağdad’a 2 gün mesafede Selmanpak’da miralay Nureddin Bey kumandasındaki Türk ordusuna yenilip müstahkem kalesi bulunan Kût’a geri çekildi. 2-3 hafta sonra takviye geleceğini umuyordu. Büyük bir hata yaparak, şehirdeki 6000 Arabı dışarı çıkarmadı. Hem bunları beslemek zorunda kaldı; hem de bunlar Türklere casusluk yaptı.

    Kût'a tramvayla asker sevkiyatı

    İş uzayınca, 6. ordu kumandanı Mareşal Goltz, Nureddin Bey’in yerine Enver Paşa’nın 2 yaş küçük amcası Halil Paşa’yı tayin etti. Kût’u kurtarmak için Aligarbi’de tahkimat yapan General Aylmer üzerine yürüdü. Aylmer önce nisbî üstünlük kazandıysa da, taarruzu 9 Mart’ta Kût’un 10 km yakınında Ali İhsan Bey tarafından püskürtüldü.

    Zamanla Kût’ta kıtlık baş gösterdi. Hergün vasati 8 İngiliz ve 28 Hindli ölüyordu. Hindliler, at eti yemeği reddediyordu. Hindistan’daki din adamlarından bunun için cevaz alındı. İngilizler şehri kurtarmak için büyük bir taarruza daha geçtiler. 22 Nisan’da bu da püskürtüldü. Kurtarma ümidi kırıldı. Goltz Paşa tifüsten öldü, Halil Paşa yerine geçti. Townshend, serbestçe Hindistan’a gitmesine izin verilmesi mukabilinde 1 milyon sterlin teklif etti. Reddedilince, cephaneliği yok ederek 281 subay ve 13 bin askerle teslim oldu. Kendisine hürmetkâr davranıldı. Adı ‘Lüks Esir’e çıktı. İstanbul’a gönderildi. Sonradan kendisine sahip çıkmayan memleketine küskün olarak ömrünü tamamladı.

    Böylece Kûtülamâre’de 3 muharebe olmuştur. İngilizlerin kaybı, esirlerle beraber 40 bin; Türklerinki 24 bindir. Amerikan istiklâl harbinde bile 7000 esir veren İngiltere, bu hezimete çok içerledi. Az zaman sonra Bağdad’ı, ardından da Musul’u ele geçirip, kayıpları telafi ettiler. Kût zaferi, bunu bir sene geciktirmekten öte işe yaramadı.

    Bu harbin kahramanlarından biri Halil Paşa, Enver Paşa’nın amcası olduğu için; diğer ikisi Nureddin ve Ali İhsan Paşalar ise cumhuriyet devrinde iktidar ile ters düştüğü için yakın tarih hafızasından ustaca silindi. 12 Eylül darbesinden sonra Ankara’da yaptırılan devlet mezarlığına da gömülmeyen yalnız bunlardır.

    Binlerce insanın kaybedildiği savaş iyi bir şey değil. Bir savaşın yıldönümünün kutlanması ne kadar doğru, bu bir yana, Türk-İslâm tarihinde dönüm noktası olan çığır açmış nice hâdise ve zafer varken, önce Çanakkale, ardından da bir Kûtülamâre efsanesi inşa edilmesi dikkate değer. Kahramanları, yeni rejime muhalif olduğu için, Kûtülamâre yıllarca pek hatırlanmadı. Gerçi her ikisi de sonu ağır mağlubiyetle biten bir maçın, başındaki iki güzel gol gibidir; skora tesiri yoktur. Hüküm neticeye göre verilir sözü meşhurdur. Buna şaşılmaz, biz bir lokal harbden onlarca bayram, yüzlerce kurtuluş günü çıkarmış bir milletiz.

    Neden böyle? Çünki bu ikisi, İttihatçıların yegâne zaferidir. Modernizmin tasavvur inşası böyle oluyor. Dini, hatta mezhebi kendi inşa edip, insanlara doğrusu budur dediği gibi; tarihi de kendisi tayin eder. Zihinlerde inşa edilen Yeni Osmanlı da, 1908 sonrasına aittir. İttihatçıların felâket yıllarını, gençlere ‘Osmanlı’ olarak sunar. Bu devrin okumuş yazmış takımı, itikadına bakılmadan, münevver, din âlimi olarak lanse eder. Böylece öncesi kolayca unutulur, unutturulur.

    Müşir İbrahim Edhem Paşa’nın oğlu Sakallı Nureddin Paşa (1873-1932), sert bir askerdi. Irak’ta paşa oldu. Temmuz 1920’de Ankara’ya katıldı. Fakat karakterini bilen M. Kemal Paşa, kendisine aktif vazife vermek istemedi. Merkez kumandanı iken Samsun’daki Rumları iç mıntıkalara sürgün ettiği esnada çocuk, ihtiyar, kadın demeden katliâma uğramasına göz yumdu. Bu, milletlerarası mesele oldu. Yunanlılar, bu sebeple Samsun’u bombaladı. Nureddin Paşa azledildi; M. Kemal sayesinde muhakemeden kurtuldu. Sonradan Kürtlerin de iç kısımlara göçürülmesini müdafaa edecektir. Batı cephesinde, kendisinden kıdemsiz İsmet Bey’in maiyetinde vazife kabul etti. İzmir’e girdi. Bazı kaynaklarda İzmir’i ateşe verdiği yazar. I. ordu kumandanı olarak bulunduğu İzmit’te, Sultan Vahîdeddin’in maarif ve dahiliye vekili gazeteci Ali Kemal Bey’i, sivil giydirdiği askerlere linç ettirdi; padişaha da aynısını yapacağını söyledi. Ayağına ip takılarak yerlerde sürüklenen cesed, Lozan’a giden İsmet Paşa’nın göreceği şekilde yol kenarına kurulan bir darağacına asılarak teşhir edildi. Mustafa Kemal Paşa, İstanbul’da bir fedainin vursa kahraman olacağı bir insanı, vuruşma veya mahkeme kararı olmaksızın öldürmeyi cinayet olarak vasıflandırıp kınadı. M. Kemal’e gazi ve müşirlik unvanı verilmesine içerleyen Nureddin Paşa iyice muhalefet kanadına geçti. 1924’de Bursa’dan müstakil milletvekili seçildi. Asker olduğu gerekçesiyle seçim iptal edildi. İstifa edip, tekrar seçildi. Anayasa ve insan haklarına aykırılık cihetinden şapka kanununa muhalefet etti. Bu sebeple antikemalist kesimler tarafından kahraman olarak alkışlanır. Nutuk’ta da kendisine sayfalarca ağır ithamlarda bulunulur, ‘zaferin şerefine en az iştirake hakkı olanlardan biri’ diye anılır.

    Halil Kut (1882-1957), Enver Paşa’yı İttihatçıların arasına sokan adamdır. Sultan Hamid’i tevkife memur idi. Askerî tecrübesi çete takibinden ibaretken Libya’da bulundu. Yeğeni harbiye nazırı olunca, İran içine harekâta memur edildi. Irak’taki muvaffakiyeti üzerine paşa oldu. Bakü’yü işgal etti. İttihatçı olduğu için tutuklanacakken, kaçıp Ankara hareketine katıldı. Rusya ile Ankara arasında aracılık yaptı. Sonra kendisinden şüphelenilince, Almanya’ya kaçtı. Zaferden sonra memlekete dönüp köşesine çekildi. Politikaya karışmadı.

    Ali İhsan Sâbis (1882-1957), Sultan Hamid’i tahttan indiren Hareket Ordusu zâbitlerindendi. Çanakkale, Kafkasya’da bulundu. Irak’ta paşalığa terfi etti. İttihatçı olduğu için Malta’ya sürüldü. Kaçıp Ankara hareketine katıldı. I. batı cephesi kumandanı oldu. Cephe kumandanı İsmet Bey ile anlaşmadı; azledilip tekaüde sevkolundu. M. Kemal’e muhalif oldu. Nazileri öven yazılar yazdı. 1947’de devlet adamlarına yazdığı imzasız mektuplar sebebiyle 15 seneye mahkûm oldu. 1954’te DP’den milletvekili seçildi. Hatıraları, Nutuk’un antitezi gibidir.

la'v

  • Ahlâkı yaramaz kişi.
  • Haris adam.

lagy

  • Avaz, ses, savt.
  • Yaramaz fuhuş sözler.

lahz

  • Ahlâkı yaramaz kimse.

laks

  • Lâkab takmak.
  • Ayıplamak.
  • Yaramaz olmak.

lamme

  • Cin çarpması. Çarpıklık.
  • Yaramaz nesne.

leffat

  • Yaramaz huylu, ahmak adam.

leka'

  • (Lek'â) : Yaramaz, hakire kadın.

leüm

  • (Çoğulu: Liâm) Aslı alçak yaramaz kişi.

mande / mânde

  • Kalmış, yaramaz.

mauk

  • Şer, yaramaz.

melem

  • Yaramaz tenbel kimse.

melkean

  • Kötü, yaramaz kimse.

mermak

  • Yaramaz nesne.

moloz

  • Yapılardan artan veya viranelerden çıkartılan ufak taşlar.
  • Bir işe yaramaz insan.

muattıl

  • Atıl bırakan. İşsiz eden. İşe yaramaz hâle getiren.

musaytır

  • Bir şeyin üzerine kaim olup, ahvâlini görüp gözetir olan kimse.
  • Musallat.
  • Galip. Yaramaz işlerden men' edip saklayan ve koruyan.

müsi

  • Yaramaz.

müsi'

  • (Sev'. den) Yaramaz, itaatsiz, iş görmez. Kötülük işleyen.

na-bekar / na-bekâr

  • İşsiz, işe yaramaz.

na-kare / na-kâre

  • Bir işe yaramaz olan. (Farsça)

nabekar / nâbekâr / نابكار

  • Hayırsız. (Farsça)
  • İşe yaramaz. (Farsça)

nakes / nâkes / ناكس

  • Soysuz, işe yaramaz. (Farsça)
  • Pinti, nekes. (Farsça)

nane molla

  • Mc: Beceriksiz, işe yaramaz, ağır hareketli mânalarında kullanılan bir tâbirdir.

nehs

  • Çok yaramaz nesne.

nezk

  • Yaramaz söz.
  • Süngü ile vurmak.

nısh

  • Terzilik.
  • Bir şeyi temizleyip yaramazını içinden çıkarıp hâlis yapmak.

nühuset

  • Yaramazlık, uğursuzluk. (Mübârek'in zıddı)

nüzü'

  • İfsad etmek, bozmak, aldatmak, yaramaz nesneye kandırmak.

parule

  • Şakacı, lâtifeci. (Farsça)
  • Yonga. (Farsça)
  • Hayırsız ve işe yaramaz kişi. (Farsça)

ra'ra'

  • (C. Raâri') Kötü, alçak kimse.
  • Yaramaz gönüllü.
  • Çok uzun boylu adam.
  • Güzel itidalde olan kimse.

rezahat

  • Yorulmak.
  • Hali yaramaz, vaziyeti kötü olmak.

rir

  • Fâsid, bozuk, yaramaz.

sadr / صدر

  • Göğüs. (Arapça)
  • Baş. (Arapça)
  • Başköşe. (Arapça)
  • Sadrazam. (Arapça)
  • Sadra şifa vermek: İşe yaramak, rahatlatmak. (Arapça)

safsaf

  • (Çoğulu: Safsâfe) Her nesnenin kemi, kötüsü, hor ve hakiri.
  • Döğülmüş yumuşak toprak.
  • Mâkul olmayan kelimeler.
  • Mânâsız şiir.
  • Yaramaz ve kötü işler.

safsafa

  • Elemek.
  • Asılsız yapmak.
  • İşe yaramaz hâle getirmek, yaramaz etmek. Hor ve hakir etmek.

sahmem

  • Hâlis (hayırda ve şerde kullanılır.)
  • Yaramaz huylu deve.

şaka'

  • Bedbahtlık.
  • Yaramazlık.

sakat

  • Bir tarafı bozuk, eksik veya asla bir işe yaramaz olan.
  • Yanlışlık (yazıda veya sözde).

şefşef

  • Yaramaz huylu.
  • Titremek.

segil

  • Yaramaz huylu kimse.
  • Cüssesi küçük, ayakları ince olan kimse.

şeks

  • Ahlâksız, yaramaz kimse.

şerar

  • "Şerir" den mastardır ve yaramazlık mânâsına gelir.
  • İnsanın yüzüne çarpan ses.

şeris

  • Yaramaz huylu kimse.

şesasa

  • şiddet.
  • Yaramazlık.
  • Sığır üstüne yük vurmak.
  • Kuru ve sert yer.
  • Acele.

şetame

  • Çirkin yüzlü ve yaramaz sözlü olmak.

setel

  • Her nesnenin kötüsü, yaramazı.

sevaiye

  • Yaramaz olmak.
  • Kederli ve gamkin olmak.

şeyn

  • Kusur, ayıp, noksan, kabahat. Yaramaz şey.

seyyie

  • Kötülük, günah, suç. Yaramazlık, fenâlık.

sezase

  • Kötü huylu ve yaramaz dirlikli olmak.

şıkve

  • Bedbahtlık.
  • Yaramazlık.

ta'sene

  • Ahlâkı yaramaz kadın.
  • Çok, kesir.

talih / طَالِحْ

  • Faydasız, yaramaz iş. (Kısmet ve kader mânasında: Bak: Tâli')
  • Kötü, yaramaz.

tarih

  • İşe yaramaz diye bir kenara atılmış nesne.

tarsi'

  • (Göz) yaramaz olmak.

tefsil

  • Yaramaz ve kem nesne.

teka'ku'

  • Yaramaz gönüllü olmak.
  • Geri durmak.

tesefsüf

  • Yaramaz olmak.

teşeytun

  • Yaramazlık etmek.

tezebbu'

  • Kişinin hulku yaramaz olmak, kötü huylu olmak.

tıyere

  • Şom ve yaramaz görmek.

ul'ul

  • Yaramazlık.
  • Çağırmak.
  • Budak.

va'k

  • Yaramaz huylu kişi.

vara'

  • Haramdan ve yaramaz işlerden sakınmak.

zebg

  • Yaramaz huy, kötü alışkanlık.

zekzeke

  • Çirkin ve yaramaz huylu olmak.

zemha

  • Yaramaz huylu, bahil kimse.

 

Luggat Yazarları

Luggat.com Yazarlarını Belirliyor

Luggat.com'da "yazar" olarak görev almak ister misiniz?
Hazırlıkları devam eden Luggat Blog'da yazılarınız yayınlanabilir, milyonlara Luggat.com üzerinden sesinizi duyurabilirsiniz.

HEMEN BAŞVUR