LUGGAT
OSMANLICA TÜRKÇE SÖZLÜK

{ lügât . lügat . لغت }

Arapça ve Farsça yazımları, Osmanlıca okunuşları 
ve detaylı açıklamaları ile birlikte.

Arama yapmak istediğiniz kelimeyi girip
karşılığını bulmak istediğiniz "OSMANLICA ARA" ya da "TÜRKÇE ARA" butonlarına tıklayın.
Türkçe - Osmanlıca Sözlük'te Yaraş ifadesini içeren 47 kelime bulundu...

amiz-gar / âmiz-gâr

  • Uygun, münâsib, yaraşır. (Farsça)

badia

  • Derisini ve etini yarıp kanatmış olan, fakat kanı çıkmayıp akmayan baş yarası.

bivaz

  • Yarasa kuşu. Muvâfakat, kabul. (Farsça)

dag / dâg

  • Yanık yarası. (Farsça)
  • İnsan veya hayvan vücuduna kızgın demirle vurulan damga. (Farsça)

dag-ı dil / dâg-ı dil

  • Gönül yarası.

erzan / erzân / ارزان

  • Ucuz. (Farsça)
  • Yaraşır, layık. (Farsça)

ezder

  • Münâsib, muvâfık, yaraşır, lâyık. (Farsça)

fazl u kerem

  • Bilginlere, faziletli kişilere yaraşır olgunluk ve cömertlik.

hafafiş / hafafîş / hafâfîş / خفافيش

  • (Tekili: Huffâş) Yarasa kuşları.
  • Yarasalar. (Arapça)

hallakıyet-i ilahiye / hallâkıyet-i ilâhiye

  • Allah'ın kendi zatına yaraşan yaratıcılığı.

huffaş / huffâş / خفاش

  • Yarasa. Gece kuşu.
  • Yarasa.
  • Yarasa.
  • Yarasa. (Arapça)

huşşaf

  • Yarasa kuşu.

insaniyetkarane / insaniyetkârâne

  • İnsanlığa yaraşır şekide.

ishan

  • Aslında kalınlık demek olan sihan ve sehânetten kalınlaştırmak demektir. Siklet de sehanetin lâzımı olmak itibariyle: "Falan kimseyi, hastalığı veya yarası ağırlaştırdı, yerinden kımıldatmaz etti." mânâsına "İshanehül maraz evilcerh" denilir. Harbde düşmanın esaslı kuvvetlerini iyiden iyiye vurarak,

kaba necaset / kaba necâset

  • İnsandan çıkınca abdesti veya guslü gerektiren her şey, eti yenmeyen hayvanların, (yarasa hâriç) ve yavrularının yüzülmüş, dabağlanmamış derisi, eti, pisliği ve bevli ile süt çocuğunun pisliği, bevli ve ağız dolusu kusmuğu, insanın ve bütün hayvanlar ın kanı ile şarab, leş, domuz eti ve kümes ve yük

kurha

  • (Çoğulu: Kuruh) Silâh yarası.
  • Çıban.

layık / lâyık

  • (Liyakat. den) Yakışır ve yaraşır. Uygun, münasib ve muvafık.
  • Uygun, yaraşır.

letf

  • Sık olmak.
  • Bahçede ağaçların sık bitmesi.
  • Yaraşıklı olmak.

liyakat / لياقت

  • Yaraşma. (Arapça)

mazlumane

  • Zulüm görmüşe yaraşır surette.
  • Sessizce. Sessizlikle.

melkeme

  • El ile vurulan yerin yarası.

miltat

  • Dimağa ermiş olan baş yarası.
  • Deniz kenarı.

mukabele-i rahmani / mukabele-i rahmânî

  • Rahmân olan Allah'ın Zâtına has ve yaraşır şekilde karşılık vermesi.

münasib

  • Benzer, uygun, lâyık, yakışır, yaraşır.

mütedehhiyane

  • Üstün zekâ ve anlayış sâhibi gibi harekette bulunana yaraşır yolda. (Farsça)

mütereffihane / mütereffihâne

  • Rahat ve bolluk içinde yaşıyana yaraşır yolda. (Farsça)

sadakat / sadâkat

  • Dostluk; bir kimseye Allahü teâlâ için kalbden bağlılık; doğruluk. İnsana sadâkat yaraşır görse de ikrâh, Doğruların yardımcısıdır hazret-i Allah.

şayan / şâyân / شایان

  • Münasib, lâyık, yaraşır. (Farsça)
  • Lâyık, yaraşır.
  • Yaraşır, uygun, layık.
  • Layık, yaraşır, yakışık alır. (Farsça)

şayeste / şâyeste / شایسته

  • Şayan, uygun, yaraşır, lâyık. (Farsça)
  • Nümune. (Farsça)
  • Uygun, yaraşır, lâyık.
  • Yaraşır, layık. (Farsça)

şayestegi / şâyestegî / شایستگى

  • Yaraşma. (Farsça)

şayet

  • ("Lâyık, yaraşır, şâyân" mânâsına gelen "Şâyesten" mastarından) Şart veya ihtimal gösterir: "Eğer, belki, olur ki" gibi. (Farsça)

şaygan / şâygân / شایگان

  • Yaraşır, yakışık alır. (Farsça)

şebengiz

  • (Şeb-engiz) Yarasa kuşu. (Farsça)

şebpere / شب پره

  • Yarasa. (Farsça)
  • Yarasa. (Farsça)

seca'

  • Yarasa.

seha

  • (Çoğulu: Sihâ) Ev içi. Her nesnenin kabuğu.
  • Yarasa kuşu.

şeytani / şeytanî

  • Şeytanla alâkalı. Şeytana yaraşır.

seza / sezâ / سزا

  • Layık, yaraşır. (Farsça)

sezavar / sezâvar / سزاوار

  • Layık, yaraşır. (Farsça)

tumruk

  • Yarasa kuşu.

turmuk

  • Yarasa kuşu.

vatavit

  • (Tekili: Vatvât) Korkak ve geveze olan kimseler.
  • Yarasalar.
  • Dağ kırlangıçları.

vatvat

  • (Çoğulu: Vatâvit) Korkak ve geveze olan adam.
  • Yarasa.
  • Dağ kırlangıcı.

yare-i hicran / yâre-i hicran

  • Ayrılık yarası.

yekrişte

  • Uygun, muvafık, yaraşır. (Farsça)
  • Şefkatli. (Farsça)

zahm-i tig / zahm-i tîg

  • Kılıç yarası.

zahm-i zeban

  • Dil yarası.