LUGGAT
OSMANLICA TÜRKÇE SÖZLÜK

{ lügât . lügat . لغت }

Arapça ve Farsça yazımları, Osmanlıca okunuşları 
ve detaylı açıklamaları ile birlikte.

Arama yapmak istediğiniz kelimeyi girip
karşılığını bulmak istediğiniz "OSMANLICA ARA" ya da "TÜRKÇE ARA" butonlarına tıklayın.
Türkçe - Osmanlıca Sözlük'te Yaldız ifadesini içeren 36 kelime bulundu...

ebvab-ı müzehheb / ebvâb-ı müzehheb

  • Yaldızlı kapılar.

endayiş

  • Yaldızlama, sıvama. (Farsça)

endayişger

  • Yaldızcı, sıvacı. (Farsça)

enva-ı murassaat / envâ-ı murassaat

  • Türlü türlü yaldızlar, süsleme ve işlemeler.

felsefe

  • Madde, hayat, yaratılış, kâinât, ruh, ölüm, ölüm sonrası gibi konularda insan gücünün akla dayanarak ortaya koyduğu düşünce ve görüşlerin tamâmı. Beğendiği düşüncelerini hakîkat olarak anlatmak, yaldızlı, heyecan verici laflarla inandırmaya çalışmak. Tecrübeye, hesâba dayanmayan şahsî düşünceler.

feylesof

  • Beğendiği düşüncelerini hakîkat olarak anlatıp, yaldızlı, heyecanlı sözlerle inandırmaya çalışan kimse. Felsefeci.

helali / helalî

  • Bürüncük ve pamuk karışımından yapılan bir cins yeli bez.
  • Yaldızlı bakırdan vaya tahtadan mahfazası olan eski sistem saat.
  • Helâl ile alâkalı olan.

imza-yi padişahi / imza-yi padişahî

  • Padişahın imzası. Osmanlı Padişahları tarafından vaktiyle hükümdarlara yazılan name-i hümayunların kenarlarına altun yaldızla imza konurdu. Bunlara imza-yı padişahî denilirdi.

muhalli / muhallî

  • Süslendiren, yaldızlayan.

müleffak

  • (Telfik. den) Düzme, uydurma, yalandan, sahte.
  • Yaldızlama.

murassaat / murassaât

  • Yaldızlar, süsler, işlemeler.

musaykal

  • Cilâlı. Parlak. Yaldızlı. Perdahlı.

mutalla

  • (Tılâ. dan) Yaldızlanmış, yaldızlı.

muzahraf

  • Sahte yaldızlı, yalancı süslü olan.

müzahraf / مُزَخْرَفْ

  • Sahte yaldızla süslü pislik.

müzahref

  • Boya. Yaldız gibi, sahte yalancı. Yaldız.
  • Süprüntü, pislik, çöp.

müzahrefat / müzahrefât

  • Gayr-i hâlis. Yaldızlı.
  • Dünyanın daima değişen ve zail olan ziynetleri.
  • Süprüntüler, pislikler.

müzehheb / مذهب / مُذَهَّبْ

  • Altından yapılmış; altın suyu ile süslenmiş, yaldızlanmış.
  • Yaldızlanmış, yaldızlı, altın sürülmüş.
  • Yaldızlı.
  • Altın yaldızlı. (Arapça)
  • Altınla yaldızlanmış.

müzehhebe

  • Yaldızlanmış, parlatılmış.

müzehhep

  • Yaldızlanmış, altın suyuna batırılmış.

müzehhib

  • Yaldızcı.
  • Yaldızcı. Yaldız yapan, tezhibci.

şa'şaa

  • Parlaklık, parlama.
  • Gösteriş, dış süs, yaldız.

saykalkar / saykalkâr / صيقلدار

  • Yaldızcı. (Arapça - Farsça)

saykalzen

  • Yaldızcı. (Farsça)

simendud

  • (Sim-endud) Gümüş kaplı. Gümüş yaldızlı. (Farsça)

tenvih

  • Sulandırma.
  • Yaldızlama.
  • Haksız bir şeyi yapmacık şeylerle süsleyip haklı gösterme.
  • Başka bir madeni, altın veya gümüş suyuna daldırma.
  • Bir kimsenin nâmını, şânını yükseltme.

tezhib / tezhîb / تذهيب

  • (Zeheb. den) (Çoğulu: Tezhibât) Yaldızlama işi, yaldızlama sanatı.
  • Süsleme.
  • Altın sürme.
  • Dişlere altın dolgu yapma, çürümüş dişleri altınla doldurma.
  • Yaldızlama, süsleme.
  • Yaldızlama, süsleme.
  • Süsleme. (Arapça)
  • Yaldızlama. (Arapça)
  • Altın sürme. (Arapça)

tıla / tılâ / طلاع

  • Yaldız. (Arapça)

tıla'

  • Sürülecek şey. Sürülecek merhem, yağ veya ilâç.
  • Madeni parlatmakta kullanılan sıvı yaldız.
  • Cilâ verecek boya.
  • Diş sarılığı.
  • Üzüm suyundan kaynatmak sebebiyle üçte birinden azı giden şarap.

zeharif

  • (Tekili: Zuhruf) Yalancı süsler, yaldızlar, gösterişler.
  • Sahte süsler.

zehib

  • Altın sürülmüş, yaldızlı.

zer-ver

  • Altın yaldızlı olan. (Farsça)

zerab

  • Beyaz şarap. (Farsça)
  • Yaldız mürekkep. (Farsça)

zerefşan / zerefşân / زرافشان

  • Altın saçılmış, altın yaldızlı. (Farsça)

zerendud

  • (Ze-endud) Altın yaldızlı. (Farsça)

zernigar / zernigâr

  • Altın ile işlenmiş. Yaldızlı. (Farsça)

 

Luggat Yazarları

Luggat.com Yazarlarını Belirliyor

Luggat.com'da "yazar" olarak görev almak ister misiniz?
Hazırlıkları devam eden Luggat Blog'da yazılarınız yayınlanabilir, milyonlara Luggat.com üzerinden sesinizi duyurabilirsiniz.

HEMEN BAŞVUR