LUGGAT
OSMANLICA TÜRKÇE SÖZLÜK

{ lügât . lügat . لغت }

Arapça ve Farsça yazımları, Osmanlıca okunuşları 
ve detaylı açıklamaları ile birlikte.

Arama yapmak istediğiniz kelimeyi girip
karşılığını bulmak istediğiniz "OSMANLICA ARA" ya da "TÜRKÇE ARA" butonlarına tıklayın.
Türkçe - Osmanlıca Sözlük'te YUVARLAK ifadesini içeren 85 kelime bulundu...

akras

  • (Tekili: Kurs) Yuvarlaklar, daireler, çemberler.

balin

  • Yastık. Koltuk. İskemle yerine kullanılan yuvarlak yastık. (Farsça)

benadık

  • (Tekili: Bunduk) Yuvarlak kurşunlar.
  • Fındıklar.

berhun / berhûn

  • Çember, daire, ortası boş olan yuvarlak nesne. (Farsça)
  • Hisar, varoş, duvar veya bostan kenarlarına ve tarla aralarına çalıçırpı ve diken ile yapılan çit. (Farsça)
  • Küçük ev, oda, hücre. (Farsça)

betuk / betûk

  • Yuvarlak tabla, bakkal tablası ve sepeti. (Farsça)

bunduk

  • Yuvarlak küçük taşlar.
  • Yuvarlak küçük kurşun.
  • Fındık.

bünduka

  • (Çoğulu: Bünduk, Benâdik) Fındık tanesi.
  • Kemankere taşı. Küçük yuvarlak taş.

çarha

  • Ordunun ilerisinde bulunan askerlerin yaptıkları tâlim. (Farsça)
  • Çıkrık gibi dönen yuvarlakça bir cins dolap. (Farsça)

cehzam

  • Başı büyük, yuvarlak yüzlü kişi.
  • Esed, arslan.

cenedil

  • (Çoğulu: Cenâdil) Taşlı yer.
  • Yuvarlak taş.

cilahik

  • Eskiden kemankere ile ve şimdi de tüfek ile atılan yuvarlak nesne.

cümame

  • (Çoğulu: Cümâm) Yuvarlak inci. Kıymetli taş. Gümüşlü boncuk. Büyük inci tanesi. Gümüşten yapılıp dizilen inci gibi toplar.

cümmah

  • Temrensiz, ucu yuvarlak ok. (Oğlancıklar onunla ok atmayı öğrenirlerdi)

dagısa

  • (Çoğulu: Devâgıs) Diz üstünde hareket eden yuvarlakça kemik.
  • Sâfi su.

daire

  • Resmi hükümet makamlarından her biri.
  • Yazıhane.
  • Büyük bir idare adamının makamı.
  • Ev veya apartman katı.
  • Bir manevi te'sirin hükmü geçtiği mahal.
  • Sınır içi.
  • Büro, büyük ev, konak.
  • Çember, düz yuvarlak şekil.
  • Mat: Merkezden aynı u

dümluk

  • Yassı, yuvarlak taş.

felek

  • Gök, gök katı, devir.
  • Tâli', baht.
  • Büyük ve dâirevi olan şey.
  • Her gök seyyaresinin gezdiği âlem.
  • Dünyâ, âlem,
  • Bir zilli âlet.
  • Yuvarlak kütük, kızak. (Felek her türlü esbab-ı cefasın toplasın gelsin Dönersem kahpeyim millet yolunda bir azimetten

fermene

  • İşlemeli dar ve yuvarlak yanlı yelek.
  • Eskiden esnaf tabakasına mahsus elbise.

fürzum

  • Yuvarlak ağaçtan yapılıp, üstünde bir şey yontmağa mahsus dülgerler örsü.

gırajova ateşi

  • Tar: Eskiden kale müdafaalarında hücum edenlere karşı ve deniz savaşlarında düşman gemilerini tutuşturmak için kullanılan ve su ile sönmeyen bir cins ateş. Balmumu, kükürt, ispirto, kâfuru karmasından ibarettir. Bu ya doğrudan doğruya tutuşturulur veya buna batırılmış yuvarlak yün parçaları ateşlene

gird / گرد

  • Yuvarlak. (Farsça)
  • Yuvarlak. (Farsça)

girde

  • Yuvarlak, değirmi. (Farsça)
  • Evvelce yahudilerin, müslümanlardan ayırd edilebilmeleri için, omuzlarına diktikleri sarı renkte bir parça. (Farsça)
  • Açılmış yufka. (Farsça)
  • Yuvarlak yastık. (Farsça)
  • Gr: Bütün, hepsi, tamamı. (Farsça)

gülle

  • Top mermisi. (Vaktiyle demirden veya taştan yuvarlak olarak yapılırdı. Şimdi çelikten, silindir biçiminde ve ucu sivri olarak yapılmaktadır.)
  • Eskiden demirden, yuvarlak bir biçimde yapılırken, günümüzde çelikten silindir biçiminde, bir ucu sivri olarak yapılan top mermisi.

günbed

  • Kümbet, kubbe, üst tarafı yuvarlak şekilde olan bina veya çıkıntı. (Farsça)

habb

  • Tane, çekirdek.
  • Yuvarlak olarak hazırlanmış ilâç.
  • Buğday tanesi veya buna benzer tohum.

halka

  • Ortası boş yuvarlak şekil.
  • Dâire şeklinde olan şey.

halkabend

  • Toplanıp yuvarlak meydana gelecek şekilde oturma. (Farsça)

havk

  • "Halka" denilen yuvarlak.

hubeb

  • (Tekili: Habbe) Buğday, mısır, arpa gibi ufak ve yuvarlak nebatatın taneleri.

humbara

  • Küçük küp. (Farsça)
  • Ask: Demir veya tunçtan dökülmüş, içi boş ve yuvarlak olarak yapılan ve içine patlayıcı maddeler doldurularak havan topu veya elle atılan harp aleti. Havan topu ile atılana havan humbarası, elle atılana da el humbarası denirdi. (Farsça)
  • Para biriktirmek için kullanılan topr (Farsça)

hurbe

  • (Çoğulu: Hureb) Kalça kemiğinin deliği.
  • Her yuvarlak delik.

istidare

  • (Devr. den) Dönme, dolaşma.
  • Daire biçimine girme, yuvarlak olma.

jaketatay

  • Arkası yırtmaçlı, etekleri uzun ve ön köşeleri yuvarlakça kesilmiş olan resmi ceket. (Fransızca)

kahlese

  • Yuvarlak baş.

kamakım

  • (Tekili: Kumkuma) İçlerine mürekkep, zemzem gibi şeyler konulan yuvarlak testiler.

kararet

  • Kısa ayaklı ve çirkin yüzlü bir cins koyun.
  • Düz yuvarlak yer.

keffe

  • (Çoğulu: Kifef) Terazi kefesi.
  • Her yuvarlak cisim.
  • (Çoğulu: Ükef) El ayası.

kelle

  • Kafa, baş. (Farsça)
  • Ekinlerde başak. (Farsça)
  • Baş gibi yuvarlak olan nesne. (Farsça)

kerme

  • Etli ve yuvarlak olan uyluk başı.

keştite

  • Yuvarlak karpuz.

kiffe

  • (Çoğulu: Kifef) Ağ. Tuzak.
  • Terazi kefesi.
  • Her yuvarlak nesne.

kubeb

  • (Tekili: Kubbe) Kubbeler, kemerler. Tepesi yuvarlak, yarım küre şeklinde yapılan binâ damları.

külsum

  • Yuvarlak yüzlü.
  • Yanağı ve yüzü etli olan.

kumkuma

  • (Çoğulu: Kamâkım) İçine mürekkep, zemzem gibi şeyler konulan yuvarlak testi.
  • Bakır şişe, bakır ibrik.

kürat

  • (Tekili: Küre) Küreler. Yuvarlak olan nesneler.

küre

  • (Kürre yanlıştır) Yuvarlak cisim.
  • Şeklin sathındaki bütün noktalar merkeze aynı uzaklıktadır. Dünya da yuvarlak olduğundan "Küre-i arz" denilmiştir. "Küre-i zemin" de denir.
  • Yuvarlak.

kürevi / kürevî

  • Yuvarlak. Küre şeklinde.
  • Yuvarlak, küre şeklinde.
  • Yuvarlak.

küreviyat

  • (Tekili: Küreviyet) Küre gibi oluşlar. Küreler. Yuvarlaklıklar.

küreviyet

  • Yuvarlaklık. Küre gibi oluş.
  • Yuvarlaklık, küre şeklinde olma.
  • Yuvarlaklık.

küreviyet-i arz

  • Dünyanın yuvarlaklığı, küresel oluşu.

küreyvat

  • Kandaki küçük yuvarlak cisimler. Küçük küreler.

küreyvat-ı beyza

  • Kandaki beyaz renkte ve çok küçük kürecikler. Kan ve lenf gibi vücud mâyilerinde bulunan çekirdekli ve yuvarlak hücreler. Kırmızı küreciklere nisbetle azdırlar. Vazifeleri hastalık gibi düşmanlara karşı asker gibi müdafaadır. Ne zaman müdafaaya girseler Mevlevi gibi iki hareket-i devriye ile sür'atl

küreyvat-ı hamra

  • Kırmızı kan kürecikleri. Kana kırmızı rengini veren, çekirdeksiz, yuvarlak, küçük hücrecikler olup kanın her mm.küpünde beş milyon kadar bulunurlar, beden hücrelerine erzak dağıtırlar ve bir kanun-u İlâhî ile hücrelere erzak yetiştirirler. (Tüccar ve erzak memurları gibi)

küreyve

  • (Çoğulu: Küreyvât) Küçük yuvarlak.

kürre

  • Küre, yuvarlak, top.

kurs / قرص

  • Kelepçe.
  • Çevrik nesne.
  • Yuvarlak. Tekerlek şeklinde olan.
  • Yuvarlak. (Arapça)

kurzum

  • Kavafların ve kunduracıların üzerinde gön ve sahtiyan kesip düzelttikleri yuvarlak tahtalar.

küttab

  • (Tekili: Kâtib) Kâtipler.
  • Mektep, okul.
  • Başı yuvarlak küçük ok. (Oğlancıklar onunla ok atmayı öğrenirler.)

kuvare

  • Yuvarlak parça (ki gömlek yakasından veya kavun, karpuz başından keserler.)

madalya

  • İtl. Büyük işlerde muvaffak olanlara veya büyük fedakârlık ve kahramanlık gösterenlere hediye ve hatıra olarak verilen ve çok defa yuvarlak biçimde, göğüse takılacak şekilde olan kıymetli madeni parça.

merşe

  • Yuvarlak cisim.

müdemlak

  • (Müdemlek) Yuvarlak nesne.

müdemlic

  • (Çoğulu: Demâlic) Yuvarlak nesne.
  • Yumuşak nesne.

müdemmec

  • Düzgün bir tarzda birbiri içine dürülmüş yuvarlak şey.

müdevver / مدور

  • (Müdevvere) Yuvarlak, değirmi hâlde olan. Döndürülmüş, tedvir olunmuş.
  • Yuvarlak. (Arapça)

müdevveriyet

  • Yuvarlaklık.

müdevveriyet-i arz

  • Dünyanın yuvarlaklığı, yuvarlık oluşu.

müdevveriyyet

  • Yuvarlaklık.
  • Yuvarlaklık.

mühre

  • Cilâ için kullanılan küçük yuvarlak cisim. Deniz böceği kabuğu. (Farsça)
  • Her nevi yuvarlak cisim. (Farsça)
  • Billurdan yapılı küçük kap. (Farsça)
  • Çekiç. (Farsça)
  • Cam boncuk. (Farsça)
  • Omurga kemiği. (Farsça)

mukavver

  • Ziftle karışık veya ziftle kaplı.
  • Yuvarlak kesilmiş.

mükelsem

  • Yuvarlak yüzlü.
  • Büyük, kalın.

mülemle

  • Bâzısı bâzısına yapışıp toplanmış şeyler.
  • Sağlam ve sert yuvarlak taş.

mündefic

  • Yuvarlak nesne.

müsennem

  • Balık sırtı gibi yuvarlak.

müstedir / müstedîr

  • Yuvarlak, daire şeklinde.

mutahhem

  • Hilkati yerli yerine tamam olup noksan olmayan.
  • Yuvarlak.

mütehallim

  • (Hilm. den) Yumuşak huylu görünen.
  • Meme gibi yuvarlaklaşan.

nihas

  • Kağnı tekerleğinin etrafına takılan çenber, yuvarlak demir.
  • Kavafların kullandığı nesne.

reteh

  • Bündük-i Hindî denilen yuvarlak taş.

sac

  • Hint vilâyetinde yetişen siyah ve büyük cins bir ağaç.
  • Geniş, yuvarlak libas. (Araplar giyerler)

takvir

  • Bir cismi yuvarlak kesmek.

tekvir

  • Yuvarlaklaştırmak. Kıvırmak. Sarmak.
  • Toplamak. Cemolmak.
  • Başa sarık sarmak.

tumar

  • (Çoğulu: Tevâmir) Dürülüp yuvarlak yapılmış şey, tomar.

ükre

  • Yuvarlak nesne. Top.
  • Çukur.

vatis / vatîs

  • (Çoğulu: Vutas) Kızdırıldığında kimsenin üzerine basamadığı yuvarlak taş.