LUGGAT
OSMANLICA TÜRKÇE SÖZLÜK

{ lügât . lügat . لغت }

Arapça ve Farsça yazımları, Osmanlıca okunuşları 
ve detaylı açıklamaları ile birlikte.

Arama yapmak istediğiniz kelimeyi girip
karşılığını bulmak istediğiniz "OSMANLICA ARA" ya da "TÜRKÇE ARA" butonlarına tıklayın.
Türkçe - Osmanlıca Sözlük'te Yıldırım ifadesini içeren 29 kelime bulundu...

adrahş

  • Yıldırım. (Farsça)
  • Gökgürültüsü. (Farsça)
  • Şimşek. (Farsça)

ars

  • Şimşekli ve yıldırımlı bulut.

asmani ahen / asmanî âhen

  • Yıldırım. (Farsça)

avaz-ı ra'd u saika / âvâz-ı ra'd u sâika

  • Gök gürlemesinin ve yıldırımın âvâzı, sesi.

azerahş

  • Yıldırım. (Farsça)

barık / bârık

  • Yıldırım, parıltı.

barik

  • Şimşek. Işık. Şimşekli bulut. Yıldırım parıltısı.

berk

  • Şimşek çakması. Parlama.
  • Yıldırım.
  • Zinetlenme, süslenme.
  • Tas: Tecelli-i İlâhiye ile kurbiyyete mazhariyyet.
  • Ahmak olmak.

bevarik

  • (Tekili: Bârika) Şimşek ve yıldırım parıltıları.
  • Parıltılar, gözleri kamaştırıcı olan şeyler.

dime

  • (Çoğulu: Diyem) Gündüz veya gecenin üçte biri miktarı ile tam gün kadar sürebilen, gürleme ve yıldırımı, olmayan yağmur.

fasıla-i saltanat / fâsıla-i saltanat

  • Yıldırım Bayezid'in Ankara savaşında Timur'a esir düşmesinden, Çelebi Mehmed'in pâdişah olmasına kadar geçen zaman.

firuz abadi / firuz abadî

  • (Mecdüddin Muhammed) (Hi: 729 - 817) İran'ın Şiraz Eyâletinde Firuzâbad isimli beldenin Kâzrun kasabasında doğmuştur. Büyük âlimlerdendir. Yedi yaşında Kur'anı hıfzetmişlerdi. Çok seyahat etmiştir. Bursa'ya geldiğinde Yıldırım Bayezid Han tarafından kendisine fevkalâde ikrâm olundu. En meşhur eseri

hüsban

  • Azap.
  • Yıldırım.
  • Çekirge.
  • Saymak.

iç oğlanı

  • Saray hizmetine alınıp devletin çeşitli makamlarına namzed olarak yetiştirilen gençler. İç oğlanı, Yıldırım Bayezid zamanında yeni teşekküle başlayan saray hizmetlerinde bulunmak üzere yeniçerilik için toplanan devşirmelerden ayrılmak suretiyle meydana getirilmiş ve bu usûl sonradan yapılan kanunla (Türkçe)

ra'd-ı kaza

  • Kaza yıldırımı, kaza şimşeği.

saika / sâika / سائقه / صَاعِقَه

  • Yıldırım. Ölüm, mevt.
  • Nüzul ateşi.
  • Semadan gelen şiddetli ses.
  • Mühlik ve azab.
  • Bulutları sevke vazifeli melek.
  • Yönlendirme, sebep.
  • Yıldırım.
  • Yıldırım.
  • Yıldırım. (Arapça)
  • Yıldırım.

saika-vari / sâika-vâri

  • Yıldırım gibi. Şiddetli korkutarak. (Farsça)
  • Gök gürültüsü, yıldırım gibi.

saika-zede

  • Yıldırım çarpmış. (Farsça)

saikanın isabeti

  • Yıldırımın çarpması.

saikavari / sâikavârî

  • Yıldırım gibi.

sakıa

  • (Çoğulu: Savâkı) Yıldırım.

savaik

  • Saikalar, yıldırımlar.

savaik-i rahmet

  • Rahmet yağmur ve yıldırımları.

selenka'

  • Yıldırım.

sery

  • Davarı iyi gütmek.
  • Yıldırımın parlayıp çakması.
  • Kurt, eşine çıkmak.
  • Hiddetlenmek, kızmak.

siper-i saika / siper-i sâika

  • Yıldırımdan korunmak için gemilerle, minarelere ve büyük binalara konan âlet. Paratoner.Gemilerde direklerin şapkalarına konulur ve üzerlerine, bir ucu denize kadar sarkıtılmış bakır tel bağlanır. Direkleriyle teknesi ağaç olmayan gemilerde tel yoktur. Telin gördüğü nakil hizmetini geminin demir kıs

şu'le-i berkıyye

  • Yıldırım ışığı. Şimşek parıltısı.

tagıye

  • Salak, kibirli ve inatçı adam.
  • Yıldırım.

yıldırım-misal / yıldırım-misâl

  • Yıldırım gibi, yıldırıma benzer.

 

Bağış Yapmak İçin Tıklayın