LUGGAT
OSMANLICA TÜRKÇE SÖZLÜK

{ lügât . lügat . لغت }

Arapça ve Farsça yazımları, Osmanlıca okunuşları 
ve detaylı açıklamaları ile birlikte.

Arama yapmak istediğiniz kelimeyi girip
karşılığını bulmak istediğiniz "OSMANLICA ARA" ya da "TÜRKÇE ARA" butonlarına tıklayın.
Türkçe - Osmanlıca Sözlük'te Yığı ifadesini içeren 277 kelime bulundu...

acza'

  • Dübürü büyük kadın.
  • Kumdan yığılmış yüksek tepe.

ahenindil / âhenîndil / آهنين دل

  • Katı yürekli. (Farsça)
  • Yiğit. (Farsça)

ahmes

  • Kuvvetli, yiğit. Kahraman, cesur, şecaatli, bahadır.

ahves

  • Cesur, kahraman, yiğit, şecaatli, bahadır.

alamana

  • İtl. Küçük odun gemisi.
  • Büyük balıkçı kayığı.
  • Büyük balıkçı kayıklarına mahsus büyük ağ, ığrıp.

alb

  • Yiğit, kahraman, bahadır, cesur gibi manalara gelen bir sıfattır.

as'as

  • Kumdan yığılmış tepe.
  • Fesâd.

asüd

  • (Tekili: Esed) Arslanlar.
  • Yiğitler.

babayiğit

  • Yetişmiş delikanlı, tam bedenî kuvvetini almış genç. Cesur, yiğit.

bahadır / bahâdır / بهادر / بَهَادِرْ

  • Kahraman. Cesur. Yiğit. Dilâver. (Farsça)
  • Kahraman, cesur, yiğit.
  • Kahraman, yiğit.
  • Yiğit. (Farsça)
  • Yiğit, kahraman.

bahadırane

  • Yiğitçesine, kahramana yakışır surette. (Farsça)

bahadıri / bahadırî

  • Yiğitlik, bahadırlık, kahramanlık. (Farsça)

basil

  • Kahraman, cesur, yiğit kimse.
  • Fena, sert, kırıcı, kötü söz.
  • Haram olan şey.
  • Güzel olmayan, çirkin kimse.

battal / بطال

  • Yiğit. (Arapça)
  • Köhnemiş. (Arapça)
  • Hantal. (Arapça)

behbehi / behbehî

  • Etli ve gövdeli, kişi. Bahadır, yiğit, kahraman.

behs

  • Neşe ve güleryüzle karşılama.
  • Kahraman, yiğit, mert adam.
  • Cür'etkârlık.

benuh / benûh

  • Yığın, küme, demet. (Farsça)

berna

  • Delikanlı, yiğit, genç. (Farsça)

besalet

  • Yiğitlik. Bahadırlık. Yürek sağlamlığı.
  • Yiğitlik, bahadırlık, sağlam yüreklilik.

betal

  • Bahâdır, yiğit, kahraman.

blok

  • Birbirine bitişik yapılar. (Fransızca)
  • Büyük ve ağır yığın. (Fransızca)
  • Resim kağıtları saklanan karton kap. (Fransızca)

bürnah

  • Yiğit, delikanlı, genç. (Farsça)

bürnak

  • Delikanlı, yiğit, genç. (Farsça)

cahiz

  • Cesur, cesaretli, yiğit.

çar-ebru

  • Dört kaş.
  • Bıyığı yeni gelmiş delikanlı.

çaş

  • Tahıl yığını, hububat. (Farsça)

casiye

  • Diz çökmüş.
  • Topluluk, cemaat.
  • Yığın, taş yığını.

celadet / celâdet / جلادت

  • Yiğitlik. Bahadırlık. Kuvvet ve şiddetlilik. Muhkemlik. Salâbet, metânet.
  • Kahramanlık, yiğitlik.
  • Yiğitlik. (Arapça)

cemre

  • Hacıların şeytan taşlarken attıkları taşlar veya bu taşların atıldığı yer. Çoğulu cimâr ve cemerât'tır. Minâ'da birbirlerine birer ok atımı mesâfede bulunan üç taş yığını vardır. Bunlardan birincisine Cemre-i ûlâ (birinci cemre), ikincisine Cemre-i vustâ (orta cemre) ve üçüncüsüne Cemre-i Akabe adı

cengaver / cengâver

  • (Çoğulu: Cengâverân ) Cenkçi. Yiğit olan. Kahraman. İyi harbeden. (Farsça)
  • Yiğit, kahraman.

ceri'

  • (Cür'et. den) Cesur, yiğit, delikanlı, gözü pek, cesaretli, yılmayan.

cesaret

  • Cesurluk, yiğitlik, korkusuzluk.

cesur

  • (Cesâret. den) Cesaretli, yiğit.

cesurane / cesurâne

  • Yiğitçesine, cesaretli olarak, yüreklice, cesaretle. (Farsça)

çire

  • Mâhir, maharetli, becerikli. (Farsça)
  • Bahadır, kahraman, yiğit, cesur. (Farsça)

çiregi / çiregî

  • Bahadırlık, kahramanlık, yiğitlik. (Farsça)
  • Ustalık. Mâhirlik. (Farsça)

civanmert

  • Yiğit, mert.

civanmertlik

  • Yiğitlik, mertlik.

cizle

  • Bir büyük yığın hurma.

cür'et

  • Yiğitlik, cesaret. Korkmayarak ileri atılmak.

cür'et-yab / cür'et-yâb

  • Cesur, cesaretli, yiğit, delikanlı, atılgan, gözüpek, cür'etkâr. (Farsça)

cür'etkar / cür'etkâr

  • Cesur, cesaretli, yiğit, delikanlı, atılgan, gözüpek. (Farsça)

cürre

  • Cesur, cesaretli, cür'etkâr, cür'et-yâb, yiğit, delikanlı, gözüpek, atılgan.
  • Uçan her çeşit kuşun erkeği.
  • Bir zira' miktarı ağaç. (Ağacın başında bir küfe, ortasında bir ipi olup onunla geyik avlarlar.)

dadaş

  • Delikanlı, babayiğit kimse.
  • Erkek kardeş.

dekdak

  • (Çoğulu: Dekâdik) Kum yığını.

delta

  • yun. Nehirlerin taşıdığı toprakların (alüvyonları) akarsuyun, denize veya göle döküldüğü yerde yığılmasıyla meydana gelen kısım.

dervah

  • Hastalıktan yeni kurtulan, iyice kendisine gelemeyen kimse. (Farsça)
  • Sağlam, metin, muhkem. (Farsça)
  • Doğru, asıl, gerçek. (Farsça)
  • Yiğitlik, cesaret, cesur olmak, şecaat. (Farsça)
  • Ayıp, utanma. (Farsça)
  • Sertlik, kabalık. (Farsça)

dı's

  • Kum.
  • Kumdan yığılmaş yumuşak tepe.

dil-aver / dil-âver

  • Yiğit. Cesaretli. Yürekli. (Farsça)
  • Gönül alıcı. (Farsça)

dil-averan / dil-âverân

  • (Tekili: Dil-aver) Dilaverler, yürekliler, yiğitler.

dilaver / dilâver / دلاور

  • Yiğit, cesaretli; gönül alıcı.
  • Yürekli, yiğit. (Farsça)

dilir / dilîr / دلير

  • (Çoğulu: Dilirân ) Bahadır, cesur, cesaretli, yiğit, yürekli.
  • Yürekli, yiğit. (Farsça)

diliran / dilirân

  • (Tekili: Dilir) Bahadırlar, cesurlar, cesaretliler, yiğitler, yürekliler.

dilirane / dilirâne

  • Mertçesine, yiğitçesine, bahadırcasına. (Farsça)

diliri / dilirî

  • Mertlik, yiğitlik, yüreklilik. (Farsça)

eblak-süvar

  • Alaca ata binmiş kişi. (Farsça)
  • Mc: Savaşçı, cenkçi yiğit. (Farsça)

ebtal

  • (Tekili: Battâl) Yiğitler, cesurlar, döğüşken erler.

efe

  • Yiğit.

eksibe

  • (Tekili: Kesib) Büyük çöllerde ve sahralarda, rüzgârın biriktirdikleri kum yığınları.

elyes

  • Bahadır, yiğit.

enbar

  • Yığın, dolu, küme. (Farsça)
  • Gübre. Ekinlere, kuvvet vermesi için dökülen eski fışkı, hayvan tersi. (Farsça)

epürnak

  • Delikanlı, genç yiğit, bahadır. (Farsça)

erva'

  • Çok güzel olan genç.
  • Son derece yiğit, cesur ve bahadır adam.
  • Korkmak.

eşbeh

  • Mert, yiğit, kabadayı, cesur kimse. (Bu tâbir bilhassa yeniçeriler hakkında kullanılırdı.)

eşca / eşcâ

  • Daha yiğit.

eşca'

  • Daha yiğit, pek kahraman. En şecaatli.
  • Parmak ardlarının sinirleri.

evcümend

  • Top, küme, yığın, toplanma. (Farsça)
  • Toplu, idareli, evini muntazam tutan. Hanesini iyi ve tertipli bir hâlde bulunduran. (Farsça)

ezmar / ezmâr

  • (Tekili: Zimr) Kahramanlar, yiğitler, bahadırlar.

ferahem

  • Toplu, devşirli. (Farsça)
  • Birikme, yığılma, toplanma. (Farsça)

feraset

  • Binicilik, süvarilik, yiğitlik.

firaset / firâset

  • Zihin uyanıklığı. Bir şeyi çabukça anlayış kabiliyeti. Bir kimsenin ahlâk ve istidadını yüzünden anlamak. Firasetin bir nev'i, sebebini anlamadan ve ilham eseri olarak vücuda gelen seziştir. Diğer nev'i ise kesbîdir. Muhtelif huy ve tabiatları bilmek neticesinde hâsıl olur.
  • Yiğitlik.
  • Anlayışlı, çabuk seziş,
  • Binicilik, at yetiştirme bilgisi.
  • Yiğitlik, mertlik.

fityan

  • (Tekili: Fetâ) Delikanlılar, yiğitler, bahadırlar, gençler, mertler.

fitye

  • (Tekili: Fetâ) Gençler. Genç yiğitler.

fürayık

  • (Çoğulu: Ferâyık) Yumuşak bedenli güzel yiğit.

fütüvvet / فتوت

  • Dostlara afv ve safh ile muamele.
  • Yiğitlik. Cömertlik. Lütuf ve ihsankârlık.
  • Kerem ve seha.
  • Soy temizliği.
  • Gençlik. (Arapça)
  • Yiğitlik. (Arapça)
  • Eskiden Anadolu'da kurulup gelişen esnaf teşkilatı. (Arapça)

galva'

  • Yiğitliğin başlangıcı.
  • Gençlik sür'ati.

gev

  • (Çoğulu: Gevân) Yiğit, bahadır, kahraman. (Farsça)

gevan

  • (Tekili: Gev) Kahramanlar, yiğitler.

gılman

  • (Tekili: Gulâm) Bıyığı yeni bitmiş gençler.
  • Cennet'te hizmet gören delikanlılar.
  • Köleler, esirler.

gulam

  • Genç, delikanlı. Bıyığı henüz bitmemiş genç.
  • Esir, hizmetçi, köle.

gulv

  • Haddini tecavüz etmek, haddini aşmak.
  • Yiğitlik zamanının evveli ve sür'ati.

gürbüz / گربز

  • Yaşından fazla gösterişli, serpilmiş, vücutlu, genç irisi. (Farsça)
  • Cerbezeli. (Farsça)
  • Anlayışlı. İdrakli. (Farsça)
  • Kahraman, yiğit. (Farsça)
  • Yiğit. (Farsça)
  • Kahraman. (Farsça)

gürd

  • Cesur, kahraman, yiğit, bahadır. (Farsça)

gureba-i yemin

  • İbrahim paşa, Galata ve Edirne saraylarından çıkanlarla, harpte fevkalâde yararlık gösteren yabancılar ve yeni Müslüman olmuşlardan teşkil olunan iki süvari bölüğünden birinin ismidir. Bu iki bölüğe birden "Gureba-i Yemin ve Yesar Bölükleri" denildiği gibi "Garip ve Yiğitler Bölükleri" veya "Aşağı B

habil / habîl

  • Yiğit, bahadır, genç, delikanlı.
  • Tuzak, ağ.

hades

  • Yeni olmak. Eskiden olmayıp sonradan görülmek.
  • Taze. Yiğit. Genç.
  • Fık: Abdest almayı icabettiren hal. Bazı ibadetlerin yapılmasına mâni olan ve necaset-i hükmiye sayılan hal.
  • Pislik.

hamaset / hamâset / حَمَاسَتْ

  • Yaradılıştan olan cesâret. Bahadırlık. Cesurluk. Kahramanlık. Yiğitlik.
  • Yiğitlik, kahramanlık, cesaret.
  • Yiğitlik, kahramanlık.

harika-i şecaat

  • Yiğitlik ve yüreklilikte benzersiz olma.

haydar

  • Yiğit, cesur, kahraman.
  • Hz. Ali'nin (R.A.) bir nâmı,
  • Arslan, gazanfer.
  • Cesur, yiğit, Hazreti Ali.

haydarane

  • Hz. Ali gibi. Kahramanca, yiğitçe, cesurca. (Farsça)

haydari / haydarî

  • Kahramanlık, cesurluk, yiğitlik. Arslanlık.
  • Eskiden bazı esnaf ve köylülerin giydikleri kolsuz aba, hırka.

hazevan

  • Eti birbiri üstüne yığılıp cem'olmuş olan etli nesne.

hazy

  • Birbiri üzerine yığılıp toplanmak.

hebhebi / hebhebî

  • Çoban.
  • Hizmete koşan yiğit.

hezabir

  • (Tekili: Hizebr) Arslanlar, esedler.
  • Yiğitler, kahramanlar.

hidase

  • Pâk etmek, temizlemek.
  • Kahramanlık, yiğitlik.
  • Abdest bozmak.

hıkf

  • Kumun bir yere toplanıp yığılarak tepe gibi olması.

hızak

  • (Tekili: Hızka) Yığınlar, kalabalıklar.

hizber

  • (Hizebr) (Çoğulu: Hezâbir) Aslan, gazanfer. (Farsça)
  • Mc: Cesur, yiğit, kahraman, yürekli adam. (Farsça)

hızka

  • Yığın, kalabalık.

hulm

  • Geyiğin yataklandığı yer.

huzva

  • Bir yere toplanıp tepe gibi olan kum yığını.

ihtişad

  • Toplanmak, birikmek, yığılmak.

ince donanma

  • Tar: Hafif gemilerden meydana gelen donanma. Bunun yerine "Hafif Donanma" da denilir. Bunların en meşhurları: Uçurma, varna, beş çifteleri, karamürsel, aktarma, üstüaçık, çiftekayığı, brolik, celiyye, çamlıca, kütük, at kayığı, kancabaş, âyaska, işkampaviya, şahtur, çekelve, kırlangıç, firkate, kali

ıntiyan

  • Yiğitlik evveli.

irtikam

  • Yığılma, üst üste birikme.

istenbe

  • Cesur, yiğit, bahadır, kahraman. (Farsça)
  • Çirkin. (Farsça)
  • Kâbus. (Farsça)

istif

  • İtl. Muntazam yığın. Sıralanmış eşya. Yığma. Nizam. Sıra. Dizi.

istiktal

  • Ölümden korkmayarak kendini tehlikeye atma. Tehlikeli işlere yiğitçe atılma.

izdiham / izdihâm / ازدحام

  • Yığışma.
  • Aşırı kalabalık, aşırı yığılma. (Arapça)

kabadayı

  • Mc: Cesur, kahraman, cengâver. Eskiden kabadayılar ağırbaşlı, fenalıktan kaçınır, iyiliği sever insanlar oldukları için muhitlerinde hürmet görürlerdi.
  • Kimseden korkmaz görünerek şuna buna meydan okuyan kimse, yiğit taslağı.

kahraman / قهرمان

  • (Çoğulu: Kahramanan) Yiğit, cesur, bahadır. (Farsça)
  • Fars mitolojisinde Rüstem'in yendiği kişi. (Farsça)
  • İş buyuran, hüküm sâhibi. (Farsça)
  • Yiğit (Farsça)

kahramanan

  • (Tekili: Kahraman) Kahramanlar. Cesur kimseler, yiğitler. (Farsça)

kahramanane

  • Kahramanca, yiğitçe, cesurane. (Farsça)

kahramani / kahramanî

  • Yiğitlik, kahramanlık, cesurluk. (Farsça)

karn-ı zaby

  • Geyiğin başındaki çatal boynuz.

kasfe

  • (Çoğulu: Kasf-Kasefât) Deve sesi.
  • Merdiven ayağı.
  • Bir parça kum yığını.

kaur

  • Çok derin.
  • Çöllerde, rüzgârların esmeleri sebebiyle yığılan kum tepeleri. Kumullar.

kemal-i şehamet / kemâl-i şehâmet

  • Mükemmel derecede akılla bütünleşmiş yiğitlik.

kemi / kemî

  • (Çoğulu: Kümât) Yiğit, kahraman, bahadır. Savaşçı, cengâver.

kemmi / kemmî

  • Azlık veya çokluğa dair. Kemmiyete âit ve müteallik. Cesur. Yiğit. Silâhlı.

kirs

  • (Çoğulu: Ekrâs-Ekâris) Her nesnenin aslı.
  • Bir araya getirilmiş beytler.
  • Biri biri üstüne yığılmış kalmış davar tersi.

kitle

  • Kütle. Yığın. Küme.
  • Mâden, taş gibi şeylerden toplu şey.
  • Kütle, yığın, öbek.

kitle-i mevat

  • Cansızlar, ölüler yığını.

küdürr

  • Azâsı çok şişmiş olan yiğit.

kuhciğer

  • Dağ yürekli, kahraman, bahâdır, yiğit. (Farsça)

kumanya

  • ing. Bir gemi içinde bulunan kimselerin beslenmeleri için gemiye doldurulan erzak. Gemi zahiresi.
  • Eskiden piyade kayığının arka kısmındaki dolapçık.
  • Gemi kileri. Geminin erzak koymağa mahsus yeri.

kümat

  • (Tekili: Kemi) Yiğitler, kahramanlar, savaşçılar.

künd

  • Biçimsiz, yakışıksız, kısa.
  • Kesmez, kör.
  • Yiğit, cesaretli, cesur.
  • Anlayışsız. Fehim ve idraki kısa.

küsv

  • Bir yere yığılmış ve toplanmış nesne.
  • Az, kalil.

kütle

  • (Kitle) Bir cismi terkib ve teşkil eden kısımların bütün hey'etine denir. Toplu şey. Deste. Yığın. Külçe.
  • Yığın, öbek.

lisan-ı hamaset / lisân-ı hamaset

  • Yiğitlik ve kahramanlık dili.

lübed

  • Çok mal mânasınadır ki sanki birbiri üstüne yığıla yığıla keçe gibi birbirine geçmiştir.

mahşud

  • Toplanmış. Yığılmış.

mecmu'

  • Bütün, hepsi. Topluca. Yığılmış. Cem' olunmuş. Bir araya getirilmiş şey.

mendud

  • Meyvesi aşağıdan yukarıya yığılı, istifli.

merd / مرد

  • Adam. (Farsça)
  • Yiğit. (Farsça)

merdan

  • (Tekili: Merd) Merdler. İnsanlar, erkekler, yiğitler.

merdane / merdâne / مردانه

  • Yiğitçe. (Farsça)

merdanegi / merdanegî

  • Cesurluk, yiğitlik, merdlik, erkeklik. (Farsça)

merdbeçe

  • Yiğit oğlu yiğit. Merd oğlu merd. (Farsça)

merdi / merdî

  • Erlik, erkeklik. (Farsça)
  • Merdlik, cesurluk, yiğitlik. (Farsça)
  • İnsanlık, hamiyet. (Farsça)

merdümi / merdümî / مردمى

  • İnsanlık. (Farsça)
  • Yiğitlik. (Farsça)

mersud

  • Birbiri üstüne yığılmış kumaş.

mey'a

  • (Mey'at) Yiğitlik başlangıcı.
  • Atı koşuya alıştırmak.
  • Erimiş sıvı madde.
  • Yere dökülen bir sıvının akıp gitmesi.
  • Bir şeyin ilk zamanı. Tâzelik vakti.

meyl-i tecellüd

  • Yiğitlik meyli, cesaretli olma ve kahramanlık arzusu.

miksefe

  • (Kesâfet. den) İçine elektrik enerjisi yığılan âlet. (Kondansatör)

müdahhar

  • İddihar olunmuş, yığılmış.

müddehar

  • Biriktirilmiş, yığılmış. İstif edilmiş. İddihar edilmiş.

müdehharat / müdehharât

  • İstif edilmiş, yığılmış ni'metler. Biriktirilmiş mallar.

mukantar

  • (Kantara. dan) Kemer şeklinde olan köprü.
  • Birbiri üstüne yığılmış çok şey.
  • Muhkem.

mükfehirr

  • Üstüste yığılmış karabulut.
  • Asık suratlı adam.
  • Yaşlanmış kimse.

mülezzez

  • Bir yere biriktirilip toplanmış, yığılmış ve ulaştırılmış nesne.

mürd

  • (Tekili: Emrüd) Sakalı belirmemiş genç yiğitler.

mürüvvet

  • İnsaniyet. İnsanlığa uygun olan şeyi yapmak. Güzel ve iyi şeyleri alıp, kötü şeyleri ve hâlleri bırakmak.
  • Ana baba saadeti.
  • Mertlik, yiğitlik.
  • Reculiyet.
  • İnsanlık, yiğitlik. Muhtâc olanlara, lâzım olan şeyleri vermek, başkalarına faydalı olmak, iyilik yapmak arzusu, insanlık. Adâleti yerine getirme ve hiç kimseden intikam almayı istememe.

mürüvvetkarane / mürüvvetkârâne

  • Yiğitçesine. Mertçesine. (Farsça)
  • Mürüvvetlicesine. (Farsça)

mutasarrım

  • (Çoğulu: Mutasarrımin) Kahramanlık ve yiğitlik gösteren.

mütecellidane / mütecellidâne

  • Celadet ve kahramanlıkla. Yiğitlik göstererek. (Farsça)

mütecellidin / mütecellidîn

  • (Tekili: Mütecellid) Kahramanlar, yiğitler, celâdet gösteren kahraman kimseler.

mütecemmi'

  • (Çoğulu: Mütecemmiîn) (Cem'. den) Toplanan, yığılan, biriken, tecemmü' eden.

mütecemmiin / mütecemmiîn

  • (Tekili: Mütecemmi') Toplananlar, yığılanlar, tecemmu' edenler, birikenler.

mütehaşşid

  • (Çoğulu: Mütehaşşidîn) Yardım için koşuşup toplanan, biriken, yığılan.

mütelebbid

  • Birbiri üstünü yığılıp kat kat olmuş.

müterakim

  • Teraküm etmiş, birikmiş, yığılmış.

müteşecci'

  • (Çoğulu: Müteşecciîn) Yiğit gibi görünen.

müteşecciane / müteşecciâne

  • Yiğit gibi, yürekli olana benzer surette. (Farsça)

müteşecciin / müteşecciîn

  • Yiğit gibi görünenler.

müzahame / müzâhame

  • Bir yere yığılarak fertlerin birbirine zahmet vermesi.

müzahamet

  • Sıkıntı verme, bir noktaya yığılma.

müzahemet / müzâhemet

  • Bir yere yığılıp sıkışma.

müzdahim

  • (Müzdehim) Kalabalık, izdihamlı, yığılmış.
  • İzdiham ve kalabalık eden.

namcu / nâmcû / نامجو

  • Yiğit. (Farsça)

namcuy

  • (Çoğulu: Namcuyân) Nam arayan. (Farsça)
  • Yiğit. (Farsça)

namcuyan / namcuyân

  • (Tekili: Namcu) Ün arayanlar, nam arayanlar. (Farsça)
  • Yiğitler, kahramanlar. (Farsça)

necadet

  • Kahramanlık, efelik, yiğitlik.

necd

  • Açık ve işlek yol.
  • Yüksek yer.
  • Minder, döşeme gibi oturacak şeyler.
  • Ağaçsız mekân.
  • Hâzık ve mâhir kılavuz.
  • Yiğitlik hâli. Gamlılık, gussa.
  • Hasma galip gelmek.
  • Çok terlemek.
  • Meme.
  • Suudi Arabistan'ın doğu mıntıkası.

necdet

  • Yiğitlik, şecaat, kahramanlık.
  • Harp ve kıtal.
  • Yeis, korku.
  • Yiğitlik, kahramanlık.

nehabir

  • (Tekili: Nühbur) Kum yığınları, kum tepeleri.

neriman

  • Pehlivan, yiğit, kahraman. (Farsça)

nerimani / nerimanî

  • Nerimanlık, kahramanlık, yiğitlik. (Farsça)

neş'

  • Yiğit olmak.
  • Yüksek olmak.
  • Rüzgâr esmek.
  • İyi ve hoş kokulu şeyler koklamak.

neş'e

  • Gönül açıklığı, sevinç.
  • Yeniden meydana gelmek. Yeniden olan şey.
  • Yiğit olmak.
  • Yüksek olmak.

nühbur

  • (Çoğulu: Nehâbir) Kum yığını.

palikarya

  • Mc: Kabadayı, yiğit, cesur.
  • Rum gençleri.

pehlev

  • Şehir, belde. (Farsça)
  • Yiğit, kahraman. (Farsça)

pehlevan / pehlevân / پهلوان

  • Pehlivan. Yiğit. Kahraman. Güreşçi. (Farsça)
  • Yiğit. (Farsça)
  • Pehlivan. (Farsça)

pehlevani / pehlevanî

  • Pehlivanlık, güreşçilik, yiğitlik, kahramanlık. (Farsça)

puladbazu / puladbâzu

  • Çelik pazulu. Kuvvetli, yiğit. (Farsça)

püşte

  • Tepe, yığın. (Farsça)

redm-i azim ve cesim / redm-i azîm ve cesîm

  • Zülkarneyn'in yaptığı çok büyük sed, yığınak.

rekam

  • Birbiri üstüne kat kat yığılmış nesne.

remy-i cimar / remy-i cimâr

  • Hac ibâdeti esnâsında Kurban bayramının birinci, ikinci, üçüncü ve dördüncü günlerinde Minâ'da bulunan ve Cemre adı verilen taş yığınlarına nohut büyüklüğündeki taşları atmak. Buna şeytan taşlama da denilmektedir.

rükam

  • Yığın. Birbiri üzerine kat kat yığılmış olan.

rüsti / rüstî

  • Üstünlük, muvaffakıyet. (Farsça)
  • Yiğitlik. (Farsça)
  • Kuvvet. (Farsça)

şabb

  • Genç, delikanlı, yiğit.

şabb-ı emred

  • Bıyığı, sakalı henüz çıkmış delikanlı.

şabb-i emred / şâbb-i emred

  • Henüz sakalı, bıyığı çıkmamış genç.

saff-der

  • (Çoğulu: Saff-derân) Düşman saflarını yaran yiğit. (Farsça)

saff-derane / saff-derâne

  • Yiğitçesine. (Farsça)

saff-şikaf

  • Düşman saflarını yararak bozan yiğit. (Farsça)

saff-zen

  • Düşman saflarını vurup yaran yiğitler. (Farsça)

şahbaz

  • Doğan kuşu, çevik, yiğit.
  • İri ve beyaz doğan kuşu. (Farsça)
  • Mc: Çevik ve becerikli. Yiğit, şanlı, kahraman. (Farsça)

saramet

  • Yiğitlik, mertlik.

şarih

  • (Çoğulu: Şurah) Yiğit, kahraman.

saye

  • (Çoğulu: Sâyât) Koyun yatağı. Nişan için dikilen taş. Yolun tanınması için bir yere yığıp höyük yapılan taş.

şebab

  • (Şebibe) Gençlik.
  • Yiğit, civan.
  • Gençler.

şebabane

  • Genç ve yiğit olarak. Genç gibi, yiğitçesine. (Farsça)

şebabiyet

  • Gençlik, tazelik. Yiğitlik. Civanlık.

şebibe

  • Gençlik. Yiğitlik.

şebit

  • Bahadır, kahraman, yiğit.

şeca'at / şecâ'at

  • Yiğitlik, bahadırlık, cesâret, kahramanlık.

şecaat / şecâat / شجاعت

  • Yiğitlik, cesurluk. Korkulu anda kalb kuvveti ile cesaretini muhafaza etme. Kuvve-i gadabiyenin vasat mertebesidir.
  • Yiğitlik, cesurluk.
  • Yiğitlik, öfke duygusunun normal derecesi.
  • Cesaret, yiğitlik. (Arapça)

şecaat-i fıtriye

  • Yaratılıştan gelen yiğitlik, cesaret ve kahramanlık.

şecaat-i harika

  • Harika yiğitlik, cesurluk.

şecaat-i imaniye

  • İmandan kaynaklanan cesaretlilik, yiğitlik, kahramanlık.

şecaat-i kudsiye

  • Mukaddes yiğitlik.

şecaat-i maddiye

  • Maddî kahramanlık, yiğitlik (Maddî bakımdan ilerlerken ifrat ve tefritten uzak olan orta ve doğru hâli ayakta tutma).

şecaat-i milliye-i islamiye / şecaat-i milliye-i islâmiye

  • İslâm milletine ait kahramanlık, yiğitlik, cesaret.

şecaat-ı mücessem

  • Somut hâle gelmiş cesurluk, yiğitlik.

şeci / şecî / شجيع

  • Yiğit, kahraman.
  • Cesur, yiğit. (Arapça)

şeci'

  • Kahraman. Yiğit. Şecaatli.

sedd-i mahfi / sedd-i mahfî

  • Gizli sed, yığınak.

şehamet / şehâmet / شهامت

  • Akıl ve zekâ ile beraber olan yiğitlik. Kahramanlık. Cür'et. Bahadırlık.
  • Tez anlayışlı olmak.
  • İyi işler yapmak, yüksek mertebeler ele geçirmek; zekâ ve akıllılıkla berâber olan cesâret, yiğitlik.
  • Akıllıca yiğitlik.
  • Yiğitlik. (Arapça)

şehamet-i fıtriye / şehâmet-i fıtriye

  • Yaratılıştan gelen yiğitlik.

şehamet-i imaniye / şehâmet-i imâniye

  • İmandan gelen yiğitlik ve cesaret.

şehamet-i islamiye / şehamet-i islâmiye

  • İslâmiyetten gelen yiğitlik, İslâm'ın kazandırdığı akla ve zekâya dayanan cesaret.

şehbaz / şehbâz

  • Atik, becerikli, şanlı yiğit.

şehim

  • (Şehamet. den) Şehametli, kurnaz ve akıllı yiğit.

semit

  • Temiz pişirilmiş olan kebap.
  • Arınmış, temizlenmiş ve pâk olmuş.
  • Doldurulmuş bağırsak.
  • Birbiri üstüne yığılmış kiremit.
  • Bir kat sahtiyan.

şeml

  • Az şey. Perâkendelik.
  • Örtmek, bürünmek, toplanmak.
  • Topluluk, cemaat, insan yığını.

ser'

  • Üzüm çubuğu.
  • Yaş ve taze çubuk.
  • Yumuşak bedenli yiğit.
  • Uzun boylu adam.

serbaz

  • (Çoğulu: Serbâzân) Korkusuz, cesur, cesâretli. Yiğit. (Farsça)

serbazi / serbazî

  • Yiğitlilik, cesurluk, korkusuzluk. (Farsça)

şerh

  • Her nesnenin evveli.
  • Her sene yeni doğan deve yavruları.
  • Yiğitlik.
  • Yarmak.

sinan-i ümmi

  • (Vefatı: Hi: 1075) Halveti Tarikatı Yiğitbaşı kolu ileri gelenlerinden olup Kutb-ül Meâni adında Türkçe mensur bir eseri ile matbu ve müretteb bir divanı vardır. Muhammed Sinan-ı Ümmi, Konya vilâyeti dahilinde Elmalı'dan olup orada dâr-ı bekaya hicret etmiştir. (R. Aleyh) (Osmanlı Müellifleri sh: 18

şirdil / şîrdil / شيردل

  • Yiğit, arslan yürekli. (Farsça)

şirmerd / şîrmerd / شيرمرد

  • Yürekli, yiğit. (Farsça)

şübban-ı vatan

  • Vatan gençleri, vatan yiğitleri.

subre

  • Birikinti, yığın.

şüca'

  • (Şec'a - Şica') Yiğit, cesur, bahadır. Şecaatli.

şüca'at / şücâ'at / شجاعت

  • Cesurluk, yiğitlik. (Arapça)

şücea'

  • (Tekili: Şeci') Yiğitler, cesurlar.

şünşün

  • Zeyrek ve akıllı genç yiğit.

sürbe

  • (Çoğulu: Süreb - Sürüb) Güruh, cemaat.
  • Yığın, küme.
  • Sürü.
  • Gidecek yer.

tahaşşüd

  • Birikme, yığılma. Toplanma.

tahazzün

  • Hazineye girmek.
  • Yığılmak.

tahşid

  • Yığma. Toplama. Biriktirme. Yığınak.
  • Bir mevzu hakkında çok izah ve konuşmalar.

tahşidat / tahşidât

  • Birikmeler. Toplamalar. Yığınaklar.
  • Konuşarak fazla üzerinde durma.

tahşidat-ı askeriye

  • Askerî yığınak.

tahşidat-ı azime / tahşidat-ı azîme

  • Öneminden dolayı bir şeyin üzerinde çok fazla durma, yığınak yapma.

tarfes

  • Kum yığını.

tasarrum

  • Cesaretlenme, yiğitlenme.
  • Kesilmek.

tecemmuat / tecemmuât

  • (Tekili: Tecemmu') Birikmeler, toplanmalar, yığılmalar.

tedahül / tedâhül / تداخل

  • İç içe olmak. Birbiri içine girmek.
  • Yığılıp kalmak. Birikmek. Karışmak.
  • Bir taksidi ödemeden ötekinin gelmesi. Ödemede gecikmek.
  • Karışma. (Arapça)
  • Yığılışma. (Arapça)

tedmin

  • Yığıp toplamak.
  • İhâta edip kaplamak.
  • Lâzım olmak, icab etmek.

tehemten

  • İri vücutlu, boylu boslu yiğit. (Farsça)

tekavüs / tekâvüs

  • Bir yere cem'olmak, yığılmak, toplanmak.
  • Sıkışmak.

telebbüd

  • Birbiri üstüne yığılmak.
  • Bir yere gizlenip av gözlemek.

tell

  • (Çoğulu: Tilâl) Tepe, yığın, küme.
  • Düz yer üstüne yatırmak.

temerküz / تمركز

  • Merkez tutma, merkezleşme. Bir merkezde toplanma.
  • Yığılma. Birikme.
  • Toplanma, yığılışma. (Arapça)
  • Temerküz etmek: Toplanmak, yığılışmak. (Arapça)

teraküm / terâküm / تراكم

  • Birikme, yığılma.
  • Birbiri üzerine sıkışma.
  • Birikme, yığılma.
  • Birikim, birikme, yığılma. (Arapça)
  • Terâküm etmek: Birikmek, yığılmak. (Arapça)
  • Terâküm ettirmek: Biriktirmek. (Arapça)

teraküm edilen

  • Biriken, yığılan.

terakümat / terakümât

  • (Tekili: Teraküm) Toplanmalar, yığılmalar, birikmeler.

teyhür

  • Yar gibi çöküp yığılmış kumluk.

tezahüm / tezâhüm

  • Sıkışma, yığılma.

tezeyyüb

  • Ağzının köpüğü kenarına yığılmak.
  • Yaş üzümün kuruması.

tilal

  • (Tekili: Tell) Kümeler, yığınlar. Tepeler.

tude / tûde / توده

  • Yığın, küme. (Farsça)
  • Yığın. (Farsça)

tude-be-tude

  • Yığın yığın. Küme küme.

ut'ut

  • Yiğit.
  • Küçük buzağı.

yamur

  • Başının ortasında bir sürü boynuzları olan bir cins geyiğin erkeği.

yel / یل

  • Yiğit. (Farsça)

zefirr

  • Uzun boylu yiğit.
  • Kuvvetli deve.

zehre

  • Kahramanlık, yiğitlik. (Farsça)
  • Öd. Safra. (Farsça)

zehredar / zehredâr

  • (Çoğulu: Zehredârân) Yiğit, cesur, yürekli, cesaretli. (Farsça)

zemer

  • İnce saçlı.
  • Bahadır, kahraman, yiğit kimse.

zemir

  • Bahadır, kahraman, yiğit.