LUGGAT
OSMANLICA TÜRKÇE SÖZLÜK

{ lügât . lügat . لغت }

Arapça ve Farsça yazımları, Osmanlıca okunuşları 
ve detaylı açıklamaları ile birlikte.

Arama yapmak istediğiniz kelimeyi girip
karşılığını bulmak istediğiniz "OSMANLICA ARA" ya da "TÜRKÇE ARA" butonlarına tıklayın.
Türkçe - Osmanlıca Sözlük'te Vicdan ifadesini içeren 76 kelime bulundu...

a'mak-ı vicdan

  • Vicdanın derinlikleri.

amir-i vicdani / âmir-i vicdanî

  • Vicdana ait âmir, vicdanı çalıştıran.
  • Vicdana emreden, vicdanı çalıştıran.

arif / ârif

  • (İrfan. dan) Bilen, bilgide ileri olan. Aşinâ, vâkıf. Hakkı, hakkı ile bilen.
  • Sabırlı ve mütehammil.
  • Çok düşünmeğe ihtiyaç kalmaksızın, tekellüfsüz gördüğünü bilen ve anlayan.
  • Zevkî ve vicdanî irfan sâhibi olan.

ashab-ı vicdan / ashâb-ı vicdân / اَصْحَابِ وِجْدَانْ

  • Vicdan ve insaf sahipleri.
  • Vicdan sâhibleri.

azab-ı vicdani / azâb-ı vicdânî

  • Vicdan azabı.

azab-ı vicdaniye

  • Vicdan azabı.

birader-i vicdan

  • Vicdan kardeş.

cenah

  • Kanat, taraf, kısım. (Vicdanın ziyası ulum-u diniyyedir. Aklın nuru, fünun-u medeniyedir. İkisinin imtizacı ile hakikat tecelli eder. O iki cenah ile talebenin himmeti pervaz eder. İftirak ettikleri vakit, birincisinde taassub, ikincisinde hile, şüphe tevellüd eder. Mün.)

cimrilik

  • Dînin ve vicdânın, mürüvvetin (insanlığın) vermeyi emrettiği yerde vermemek. Vermek kendisine zor gelmek. Bahillik, pintilik.

cömerdlik

  • Dînin, vicdânın ve mürüvvetin (insanlığın) vermeyi emrettiği yerde vermek kendisine zor gelmemek.

delail-i enfüsiye / delâil-i enfüsiye

  • Kişinin kendi nefsinde olan deliller. Yani vücudun gerek maddi ve gerek (vicdan ve hisler gibi) mânevi yapısında olan ve imana ait hükümleri isbat eden delillerdir.
  • Dahili deliller; kalb, vicdan, his ve lâtifeler gibi insanın iç âlemine konan donanımlarından hareketle Allah'ın varlığına ait deliller.

delail-i kalbiye ve vicdaniye / delâil-i kalbiye ve vicdaniye

  • Kalbe ve vicdana ait deliller.

ehl-i akıl ve vicdan

  • Akıl ve vicdan sahibi kimseler.

ehl-i kerem ve vicdan

  • Cömertlik ve vicdan sahipleri.

ehl-i takva ve vicdan / ehl-i takvâ ve vicdan

  • Allah'tan korkan, emirlerine bağlı olan dindar kimseler ve vicdan sahipleri.

ehl-i vicdan

  • Vicdanlılar, insaflılar.

ehl-i vicdan ve insaf

  • Vicdan ve insaf sahibi insanlar.

elem-i manevi / elem-i mânevî

  • Mânevî acı, vicdan azabı.

emr-i vicdani / emr-i vicdanî

  • Vicdanî emir.

hahiş-i vicdani / hâhiş-i vicdanî

  • Vicdanî isteyiş ve arzu.

hahiş-i vicdaniye / hâhiş-i vicdaniye

  • Vicdanî arzu, istek.

hilaf-ı vicdan / hilâf-ı vicdan

  • Vicdana aykırı.

hiss-i sadis / hiss-i sâdis

  • Altıncı hiss, altıncı duygu. (Kalb ile vicdan, mahall-i iman. Hads ile ilham, delil-i iman. Bir hiss-i sâdis, tarik-ı iman. Fikr ile dimağ, bekçi-i iman) (Lemaat. dan)

hiss-i zahir / hiss-i zâhir

  • Zâhirde ve varlığın dış yüzünde olanları kavrayan hisler, duyular; görme, işitme, tatma duyuları gibi (Varlığın mânâ boyutu ile ilgili sezgi ve ihtisaslara vesile olan aklî, rûhî, kalbî, vicdanî hislere hiss-i bâtın denir.).

hükm-i vicdani / hükm-i vicdanî

  • Vicdana ait hüküm. Vicdanî kanaatla verilen hüküm.

hürriyet-i vicdan

  • Vicdan hürriyeti; kişinin, başkasına zarar vermemek şartıyla, inancını özgürce yaşayabilmesi.

hüsn-ü zann

  • (Hüsn-i Zan) Bir kimsenin veya bir hâdisenin iyiliği hakkındaki vicdâni ve iyi kanaat. İyi fikirde bulunup, iyi olacağını düşünmek.

  • t. Herşeyin içerisi, dâhil, derun.
  • Bir şeyin ortasındaki kısım, göbek.
  • Karın, mide.
  • Kalb, vicdan, gönül.
  • Harem dairesi.
  • Bir şeyin görünmez ciheti, bâtın.

imam-ı a'zam

  • (Hi: 80-150) Hanefi Mezhebinin imamı. Asıl ismi: Ebu Hanife Nu'man bin Sâbit'tir. Bağdatlı olup Abbasiler devrinde yaşamıştır. Fıkıh ilminin en ileri geleni olup, bu ilmin tedvin ve tervicinde çok büyük hizmet etmiştir. Böyle zâtların vicdan-ı umumiye nezdinde idareyi, hak ve adalette selâmet için,

insaf

  • Merhamet ve adalet dairesinde hareket, vicdanlı bakış.

insafla

  • Vicdanlı hareket etme.

insaflı

  • Vicdana uygun davranan.

insafsız

  • Vicdansız.

insafsızlık

  • Vicdansızlık.

insaniyet

  • İnsanlık, vicdanlılık. İnsana yakışır hâl ve durum.

insaniyetkar / insaniyetkâr

  • Vicdanlı ve iyi adam, insaniyetli. (Farsça)

insaniyetkari / insaniyetkârî

  • Vicdanlılık, insaniyetlilik.

inşirah-ı sadr

  • Vicdan ferahlığı,vicdan huzuru.

itmi'nan-ı vicdan / itmi'nân-ı vicdan

  • Vicdan rahatlığı, vicdanen emin olma.

kanaat-ı vicdaniye

  • Vicdanî kanaat, vicdana ait fikir.

kanaat-i vicdaniye

  • Vicdanen elde edilen kanaat.

kemalat-ı vicdaniye / kemâlât-ı vicdaniye

  • Vicdanî ve ruhî olgunluklar.

laik cumhuriyet / lâik cumhuriyet

  • Din ve devlet işlerinin birbirinden ayrıldığı, her türlü inanç sahibine karşı tarafsız olarak din ve vicdan hürriyetinin sağlandığı cumhuriyet.

ma'deletgüster

  • İnsaflı, adaletli, vicdanlı ve doğru kimse. (Farsça)

ma'deletperver

  • Doğru, insaflı, adaletli ve vicdanlı kimse. (Farsça)

muharrik-i vicdan

  • Vicdanı harekete geçiren, faaliyet azmi veren.

mukız-ı vicdan / mûkız-ı vicdan

  • Vicdanın uyarıcısı, vicdanı uyandıran ikaz eden.

nefs-i levvame

  • Kötülüğü işledikten sonra fenâlığını hatırlayarak insanı rahatsız eden pişmanlık hâli ve vicdan rahatsızlığı.
  • İnsanın, kendine ait kötülük ve günahını görüp fenalığını bilen ve hayra meyleden iradesi.

nefs-i mutmainne

  • İyiliği kötülükten ayırt ettirerek insanlık vazifesini tanıttıran ve vicdanına rahatlık veren hâl. İnsanı Allah'a yaklaştıran hâl. Günaha meyleden kötü sıfatlardan temizlenmiş ve güzel ahlâk ile muttasıf olarak kurb-u İlâhiye itmi'nan ve istikrar kazanmış olan insan iradesi. Nefsin, Allah'ın emirler

nekavet-i vicdan / nekavet-i vicdân

  • Vicdan temizliği.

nur-u vicdan

  • Vicdan ışığı.

pişmanlık

  • Kişinin işlediği bir iş veya günâh sebebiyle vicdânen üzüntü duyması; tövbeye gelme; nedâmet.

safvet-i vicdan

  • Vicdan saflığı.

sahib-i vicdan

  • Vicdanlı, vicdan sahibi.

serbestiyet-i vicdan

  • Vicdan serbestliği, serbest olma hali.

şuur

  • Anlayış, idrak. Vicdan. Hiss-i zâhirle duymak.
  • Nefsin mânâya ilk vusul mertebeleridir.
  • Kendi varlığından haberi olma.
  • Bir şeyi hoşça tanıma.
  • İnceliklerini iyice idrak etme.
  • (Tekili: Şa'r) Kıllar.

tasavvuf

  • Ahlâk ve kalb ilmi. Kalbi kötü huylardan temizleyip, iyi huylarla doldurmak. Kalbde îmânın vicdânileşmesi, yâni Ehl-i sünnet îtikâdının kalbde sağlamlaşması ve şüphe getirici te'sirlerle sarsılmaması, nefs-i emmâreden doğan tenbelliklerin ve sıkıntıl arın giderilip, ibâdetlerde kolaylık ve lezzet hâ

terbiyetü'l-vicdan

  • Vicdan eğitimi.

teslim-i kalb ve vicdan

  • Kalbin ve vicdanın teslim oluşu.

vazife-i vicdaniye

  • Vicdan vazifesi.

vicdan hürriyeti

  • (Bak: Hürriyet-i vicdan)

vicdan-ı beşer

  • Kalbî hislerin mazharı ve aynası olan insan vicdanı.

vicdan-ı içtimaiye

  • Toplumun vicdanı, kamu vicdanı.

vicdan-ı munsıfane

  • İnsaflı vicdan.

vicdan-ı münsıfane / vicdan-ı münsıfâne

  • İnsaf ölçülerine göre hareket eden vicdan.

vicdan-ı şahsiye

  • Kişisel vicdan.

vicdan-ı selim

  • Sağlam, temiz vicdan.

vicdan-ı umumi / vicdan-ı umumî

  • Bütün toplumun vicdanı, kamu vicdanı.

vicdan-suz / vicdan-sûz

  • Acı ve keder veren, kalb yakan, vicdânen çok ıztırab verici. (Farsça)
  • Vicdanen sıkıntı ve ızdırap veren, vicdanı yakan.

vicdanen / vicdânen / وجدانا

  • Vicdanca, iyilik hissine göre.
  • Vicdan bakımından.
  • Vicdan bakımından.
  • Vicdan bakımından. (Arapça)

vicdani / vicdanî / vicdânî

  • Vicdanla ilgili, vicdana ait.
  • (Vicdaniyye) Vicdanla, kalbî his ile ilgili.
  • Kendinden geçip dalmakla ilgili.
  • Vicdanla ilgili.

vicdani iz'an / vicdanî iz'ân

  • Kalbe ait hislerin aynası olan vicdanın kesin kabulü.

vicdaniyat / vicdâniyat

  • Vicdanla hissedilenler.
  • Vicdanla hissedilenler.

vicdaniyyat

  • Vicdanlılıklar. Vicdana ait hususiyetler ve hisler.

vicdansuz / vicdânsûz

  • Vicdanı rahatsız eden.

zamir

  • Her şeyin iç yüzü.
  • Yürek, vicdan.
  • Gizli fikir.
  • Zamir, ismin yerini tutan kelime.
  • Bir şeyi gizlemek.
  • İç.
  • Huk: Bir şeyin iç yüzü.
  • Niyet.
  • Vicdan. Kalb.
  • Gaye.
  • Gr: Mütekellim, muhatab ve gaibe delâlet eden ve bunların makamına kaim olan rumuzat harfleri ve harf terkiblerinin her biri. (Ben, sen, o; ene, ente, hüve gibi) ismin ye