LUGGAT
OSMANLICA TÜRKÇE SÖZLÜK

{ lügât . lügat . لغت }

Arapça ve Farsça yazımları, Osmanlıca okunuşları 
ve detaylı açıklamaları ile birlikte.

Arama yapmak istediğiniz kelimeyi girip
karşılığını bulmak istediğiniz "OSMANLICA ARA" ya da "TÜRKÇE ARA" butonlarına tıklayın.
Türkçe - Osmanlıca Sözlük'te Veric ifadesini içeren 250 kelime bulundu...

acaib

  • (Tekili: Acib) Şaşırtacak ve hayret verici şeyler.

acaibü'l-mahlukat / acâibü'l-mahlûkat

  • Yaratılmışların şaşırtıcı, hayret verici halleri.

acaip / acâip

  • Hayret verici ve şaşırtıcı.

acib / acîb

  • Hayret verici, şaşırtıcı.

acibe / acîbe

  • Alışılmış surette olmayan. Çok hârika. Acib ve garip, hayret verici, şaşılacak şey.

acip / acîp

  • Hayret verici, şaşırtıcı.

acube-i san'at

  • San'at yönüyle hayret verici olan.

afiyetbahş / آفيت بخش

  • Afiyet verici.

ahsen-ül kasas

  • İbret verici vakıaların en güzel şekilde nakledilişi. Kıssaların en güzeli.
  • Sure-i Yusuf (A.S.).

ahval-i hayret-feza / ahval-i hayret-fezâ

  • Hayret verici haller.

ahval-i müessife / ahvâl-i müessife

  • Teessüf ve üzüntü verici hâller.

arayende

  • Düzen verici, süsleyici. (Farsça)

ayat-ı acibe / âyât-ı acibe

  • Hayret verici deliller.

azab-engiz

  • Azab verici, keder verici. (Farsça)

bar-ver

  • Yemiş veren, meyvedar, verimli, meyve verici. (Farsça)
  • Mc: Faydalı, faydayı mucib, iyi netice veren. Yararlı. (Farsça)

beda

  • (Bedâat) Hayret verici, yenilik ve iyiliklerde üstünlük. Acib ve garib olma. Yeni zuhur etme.

bedi'

  • (Bedia) Eşi, benzeri olmayan. Hayret verici güzellikte olan.
  • Garib. Acib.
  • Benzeri olmayan şeyleri vücuda getiren. Kimseye benzemeyen. İcad edici olan.
  • Hâlık ve Hallak-ı Cihan olan.
  • Beğenilen.
  • Yeni bulunmuş ve görülmedik tarzda olan.
  • Edb: Sözün

belağat-i harika / belâğat-i harika

  • Hayranlık verici belâğat.

beng

  • Bir bitki ve tohumu ki, afyon gibi uyuşturan, keyf verici olarak da kullanılan bir madde. Esrar. (Farsça)
  • Atlas üzerine işlenmiş sırma işlemeli bir çeşit kumaş. (Farsça)
  • Küçük çitlenbik. (Farsça)

berdar

  • Asılmış, yukarı kaldırılmış. (Farsça)
  • Tutucu. İtaat edici ve ettirici. (Farsça)
  • Meyveli. Meyve verici olan. (Farsça)

bid'a

  • Dine zarar verici yenilikler.

bid'atkarane / bid'atkârâne

  • Aslen dinde olmayıp sonradan ortaya çıkan ve dine zarar verici yeni âdet ve uygulamaları dine mal etmeye çalışarak.

bid'iyyat / bid'iyyât

  • Bid'alar; aslen dinde olmayıp sonradan ortaya çıkan ve dine zarar verici yeni âdet ve uygulamalar.

ca-yı hayret / câ-yı hayret

  • Hayret verici nokta.

ca-yı ibret / câ-yı ibret

  • İbret edilecek nokta, ibret verici.

cehennem-nümun

  • Cehennem gibi çok azab verici. (Farsça)

cemel vak'ası

  • Müslümanlar arasında vuku bulan elem verici ilk muharebedir. Peygamber Efendimizin (A.S.M.) Zevcesi Hz. Aişe (R.A.) ile Aşere-i Mübeşşereden Talha ve Zübeyr'in (R.A.) Hz. Ali'ye (R.A.) karşı kıyamlarından doğmuştur. Bu harpte Hz. Aişe ile Talha ve Zübeyr'in maiyetinde otuzbin; ve Hz. Ali'nin refakat

cenab-ı mün'im / cenâb-ı mün'im

  • Gerçek nimet verici olan Allah.

cenab-ı mün'im-i hakiki / cenâb-ı mün'im-i hakikî

  • Gerçek nimet verici olan Allah.

cezalet-i harika

  • Hayranlık verici düzgün ifade, güzel anlatım.

cuhaf

  • Zarar ve ziyân edici, zarar verici nesne, muzır.
  • Çok yemekten şişip ishal olmak.
  • Ölmek, mevt.

darbe-i azab / darbe-i azâb

  • Azap darbesi, azap verici vuruş.

dehhaşe

  • Çok fazla derecede korkunç, dehşet verici.

dehşet-engiz

  • Çok dehşet verici. Çok korkutucu. (Farsça)
  • Dehşet verici.

dehşetaver / dehşetâver / دهشت آور

  • Dehşet verici. (Arapça - Farsça)

dehşetengiz / dehşetengîz / دهشت انگيز

  • Korku verici.
  • Ürkünç, dehşet verici. (Arapça - Farsça)

devadar

  • Devâlı, devâ verici, iyileştiren. (Farsça)

devr-i bid'at

  • Dinde olmayıp sonradan dine aykırı ve zarar verici şekilde ortaya çıkan şeylerin çok olduğu zaman.

dih

  • "Veren, verici" mânalarına gelir ve kelimelerle birleşir. Meselâ: Ârâm-dih : Rahatlık veren. (Farsça)

dilgüşa / dilgüşâ / دلگشا

  • İç açıcı, ferahlık verici. (Farsça)

dramatik

  • yun. Drama benzer. Heyecan verici, acıklı.
  • Temsil yapılmak üzere yazılan heyecan verici veya acıklı tiyatro eseri. Acıklı olanına Trajedi, gülünç olanına da Komedi denir.

düstur-u acib

  • Hayret verici düstur.

efza

  • (Sonlarına eklenen kelimelere) Artıran, çoğaltan mânasını verir. Meselâ: Hayret-efzâ : Hayret verici, hayret artıran. (Farsça)

eksantrik

  • Lât. Merkezden uzakta kurulmuş.
  • Mat: İç içe olduğu hâlde merkezleri ayrı olan daireler.
  • Müstesna, taaccüb edilip şaşılacak, hayret verici.

elem-nak

  • Elem verici.

elemnak / elemnâk

  • Acı verici, acılı.

emr-i müheyyic

  • Heyecan verici iş.

endaz

  • Atan, atmış, atıcı mânasında birleşik kelimeler yapılır. Meselâ: Dehşet-endaz : Dehşet verici, korkutucu. (Farsça)

eşhas-ı müthişe / eşhâs-ı müthişe

  • Dehşet verici icraatlar yapacak olan şahıslar.

esrar-engiz

  • Esrarlı, gizli, ürperti verici. (Farsça)

fabrika-i acibe

  • Hayret verici, şaşılacak fabrika.

faci'

  • (Fâcia) Büyük belâ. Musibet. Acıklı. Elem verici hâdise. (Dram)

faiz / fâiz

  • Ödünç vermekte, rehnde (ipotek yâni ödenecek mal karşılığı olarak, bir malı, alacaklıda veya başka âdil bir kimsede emânet bırakmada) ve alış-verişte, alıcıdan veya vericiden birinin ötekine karşılıksız vermesi şart edilen fazla mal, para veya menfaa t. Ribâ.

felsefe

  • Madde, hayat, yaratılış, kâinât, ruh, ölüm, ölüm sonrası gibi konularda insan gücünün akla dayanarak ortaya koyduğu düşünce ve görüşlerin tamâmı. Beğendiği düşüncelerini hakîkat olarak anlatmak, yaldızlı, heyecan verici laflarla inandırmaya çalışmak. Tecrübeye, hesâba dayanmayan şahsî düşünceler.

fesahat-i harika

  • Sözün hayranlık verici şekildeki düzgünlük, açıklık ve akıcılığı.

fethi / fethî

  • Fetih ile alâkalı. Fethe âit.
  • Ferahlık verici.

feya acaba / feyâ acaba

  • Hayret ve taaccüb ifadesi için söylenir; hayret verici.

feya li'l-aceb

  • Hayret verici, çok ilginçtir ki!.

feza

  • (Efzâ) Artıran, ziyadeleştiren, çoğaltan (mânâlarına gelip, kelime sonlarına getirilerek birleşik kelime yapılır.) Meselâ: Can-feza : Can verici. Hayret-feza : Çok hayret verici. Ruh-feza : Ruh verici. (Farsça)

firak-ı elimane / firâk-ı elîmâne

  • Acı ve üzüntü verici ayrılık.

fitne-engiz

  • Fitne verici, fitneye yol açıcı.

fitne-kar / fitne-kâr

  • Ortalığı bozmağa çalışan. Fitneci. Fesâd verici. Fitne çıkarmak isteyen. (Farsça)

fünun-u acibe / fünun-u acîbe

  • Şaşırtıcı ve hayranlık verici ilimler.

füsun

  • Şaşırtıcı, hayret verici ve kendine cezbedici bir güzellik. (Farsça)
  • Büyü. (Farsça)

füsunkar / füsunkâr

  • Büyüleyici. Cezb ve celbedici. Hayranlık verici. (Farsça)

füsunperver

  • Büyüleyici, hayranlık verici, cezbedici, celbedici. (Farsça)

garabet / garâbet

  • Gariplik, hayret vericilik.

garaib-i fen / garâib-i fen

  • İlimdeki şaşırtıcı ve hayret verici şeyler.

garib

  • Hayret verici. Tuhaf.
  • Kimsesiz. Zavallı.
  • Gurbette olan.

garibüzzaman

  • Zamanın garibi; zamanın şaşırtıcı, hayret verici kişisi.

garip

  • Hayret verici, şaşırtıcı.

gavs

  • Çağırma. Nida. Medet istemek.
  • Yardım edici. Medet verici.
  • Kurtuluş.
  • Medet verici, yardım edici.

gıbta-ferma / gıbta-fermâ

  • Gıpta verici, imrendirici. (Farsça)

hacalet-aver / hacâlet-âver

  • Utanç verici.

hacaletaver / hacâletâver / خجالت آور

  • Utanç verici. (Arapça)

haclet-aver / haclet-âver

  • Utanç verici, utandırıcı. (Farsça)

haclet-dih

  • Utanç verici, utandırıcı. (Farsça)

hacletaver / hacletâver / خجلت آور

  • Utanç verici. (Arapça - Farsça)

hadise-i harika / hâdise-i harika

  • Olağanüstü, hayranlık verici olay.

hadşeaver / hadşeâver / خدشه آور

  • Ürküntü verici. (Arapça - Farsça)

hakikat-i acibe

  • Hayret verici gerçek.

hal-i müessif

  • Üzüntü verici durum, hâl.

halet-i cehennem-nümun / hâlet-i cehennem-nümun / hâlet-i cehennem-nümûn

  • Cehennem gibi çok azab verici hal.
  • Cehennem gibi çok azab verici hâl.

halet-i müthişe / hâlet-i müthişe

  • Dehşet verici durum.

harac-güzar

  • Haraç verici. (Farsça)

harekat-ı garibe / harekât-ı garîbe

  • Hayret verici, şaşırtıcı hareketler.

harikulade / hârikulâde

  • Olağanüstü, hayranlık verici.

hasaretli / hasâretli

  • Zarar verici.

hatif

  • Gayıptan haber veren cinnî.
  • Sesi işitilen ve kendisi görülmeyen, seslenici. Ses verici, çağırıcı.

hayret-alud / hayret-âlûd

  • Hayret verici.

hayret-engiz

  • Hayret verici.

hayret-feza / hayret-fezâ

  • Hayret verici, şaşırtıcı.

hayret-nümun

  • Hayret verici, şaşırtıcı.

hayretbahş / حيرت بخش

  • Hayret verici. (Arapça - Farsça)

hayretbahşa / hayretbahşâ

  • Hayret verici.

hayretfeza / hayretfezâ

  • Hayret verici, şaşırtıcı.
  • Hayret verici.

hayretnüma / hayretnümâ

  • Hayret verici, şaşırtıcı.

hazannüma

  • Sonbahar görünüşlü. (Farsça)
  • Mc: Hüzün ve keder verici. (Farsça)

hazin / hazîn

  • Hüzünlü, üzüntü verici.

hevl

  • Korku. Korku verici.
  • Ürkmek. Dehşet. Yılgınlık. İhtilâl-ı dimağ (beyindeki bozukluk) sebebi ile bâzı hayâli suretler tevehhüm ederek ondan korkmak.

hicab-aver

  • Hicab verici, utandırıcı. (Farsça)

hidayet-eda / hidayet-edâ

  • Hidayet verici.
  • Hidayete sebeb olan. Hidayet verici. (Farsça)

hidayeteda / hidâyetedâ

  • Hidayet verici.

hikemiyyat

  • Hikmet ve felsefeye âit söz ve düşünceler. Yeni yeni bilgiler veren kıssalar, ibret verici hâdiseler bildiren yazılar, sözler.

hüzn-aver

  • Keder veren. Gam veren. Hüzün verici. (Farsça)

hüzn-engiz

  • Hüzün veren. Keder verici. (Farsça)

hüzn-engizane / hüzn-engizâne

  • Hüzün ve üzüntü verici bir şekilde.

hüzn-ü elim / hüzn-ü elîm

  • Acı verici hüzün, üzüntü.

hüzün-engizane / hüzün-engizâne

  • Keder verici bir şekilde.

hüzünlü

  • Hüzün verici, üzüntülü.

huzur-aver

  • Huzur ve rahatlık verici, sükunet veren. (Farsça)

ibret-engiz

  • İbret verici.

ibretamiz / ibretâmîz / عبرت آميز

  • (İbret-âmiz) İbret öğreten. Ders verici hâdise. (Farsça)
  • İbret verici, ders verici. (Arapça - Farsça)

ibretbahş / عبرت بخش

  • İbret verici. (Arapça - Farsça)

ibretfeşan

  • İbret dağıtan, çok mühim ders verici hâdise. (Farsça)

ibretli

  • Düşündürücü, ders verici.

ibşarat

  • (Tekili: İbşâr) Müjdelemeler, tebşir etmeler, sevinç verici haber bildirmeler.

iksir-i hayat / iksir-i hayât

  • Hayat verici güçlü ilâç.

inayet-i daime / inâyet-i daime

  • Devam edip giden huzur verici düzen.

inkılab-ı acibe / inkılâb-ı acibe

  • Acayip, hayret verici köklü değişim, dönüşüm.

inkılabat-ı acibe / inkılâbât-ı acîbe

  • Şaşırtıcı ve hayret verici değişimler.

istibdadat-ı acibe / istibdâdât-ı acîbe

  • Hayret verici baskılar, zulümler.

iştiha-engiz

  • İştiha açıcı, iştah verici. (Farsça)

iştihaengiz / iştihâengîz / اشتها انگيز

  • İştah açıcı, iştah verici. (Arapça)

ıztırabaver / ıztırâbâver / اضطراب آور

  • Acı verici. (Arapça)

kahr

  • Zorlama. Cebir.
  • Ezme. Mahvetme.
  • Fazlaca üzüntü. Keder içine işleme.
  • Cenâb-ı Hakkın şiddetli ve azab verici vasıflarının tecellisi. (Kahr, lütfun zıddıdır.)

kanaat-bahş

  • Kanaat verici, tatmin eden, doyurucu.

kanaatbahş

  • Kanaat verici, inandırıcı. (Farsça)

kavanin-i acibe / kavanîn-i acibe

  • Hayret verici kanunlar.

kederefza / kederefzâ

  • Keder ve sıkıntı veren. Keder verici. (Farsça)

kedernak / kedernâk

  • Keder verici, kederli.

kelime-i tahkir ve eziyet

  • Alaycı ve eziyet verici ifade.

kemal-i şuun / kemâl-i şuûn

  • Zâtî niteliklerin mükemmelliği; yaratıcılık ve rızık vericilik gibi Cenâb-ı Hakkın Zâtında bulunan kutsal özelliklerin mükemmelliği.

kıssa

  • Fıkra. Hikâye. İbret verici hikâye. Vak'a. Mâcerâ. Rivâyet.

kıssa-i acibe-i meşhure / kıssa-i acîbe-i meşhure

  • Hayret verici meşhur kıssa.

levh

  • Görünen ibretli manzara.
  • Üzerinde yazı veya şekil çizilebilir düzlük.
  • Seyredilen yerin çizili sureti.
  • Ayet, hadis veya büyüklerin ders verici sözleri. Yazılı şey.
  • Şimşek çakmak.
  • Susamak.
  • Zâhir olmak.
  • Çalıp almak.

levh-i mahv ve isbat

  • Bir tabirdir. Levh: Görünen ve ibret verici bir vaziyeti ifade eder. Mahv ise; o vaziyetin birden ortadan kalkması, mahvolmasını ifade eder. Gökyüzü bulutlarla kaplı, şimşek çakar, yağmur yağar bir levha halinde iken birden hava açılır, hiç bir şey yokmuş gibi, eski manzarayı mahvolmuş hâlde görürüz

lezizane / lezizâne

  • Lezzet verici.

mahall-i garaip

  • Hayret verici ve şaşırtıcı yerler.

mahşer-i acaip / mahşer-i acâip

  • Hayret verici şeylerin toplandığı yer.

makine-i acibe-i ilahiye / makine-i acîbe-i ilâhiye

  • Allah'ın hayret verici makinesi, eseri.

manyatizma

  • Birisinin bâzı hareketleri ile başkası üzerinde uyuşukluk verici te'sir.

manyetizma

  • Başka üzerinde uyuşukluk verici tesir.

mecma-i garaip

  • Hayret verici şeylerin toplandığı yer.

melal-aver

  • Usanç verici, usandıran, sıkan. (Farsça)

merak-aver / merak-âver

  • Merak verici. Merak veren.
  • Merak verici, düşündürücü.

merakaver / merakâver

  • Merak verici. Düşündürücü. Meraklandırcı. (Farsça)
  • Merak verici.

mevkuf satış / mevkûf satış

  • Sözleşme, alıcı ve verici açısından İslâmiyet'e uygun olduğu hâlde; başkasının hakkı karışmış olan alış-veriş.

meyelan-ı şevk-engiz / meyelân-ı şevk-engiz

  • Şevk verici eğilim.

muacciz

  • Sıkıntı verici, rahatsız edici.

muafi / muafî

  • Afiyet verici.
  • Belâ ve musibeti def eden.

mübeşşirin / mübeşşirîn

  • Müjdeciler.
  • Müjde verenler. hayırlı haber getirenler.
  • Peygamberlerin (A.S.) bir vasfı.
  • Çok müjde verici.

mucib-i teessür / mûcib-i teessür

  • Üzüntü verici.

müdheş

  • Hayret verici, hayret veren, şaşırtan.

müdhiş / مدهش

  • Dehşet verici. (Arapça)

müdhişe / مدهشه

  • Dehşet verici. (Arapça)

mudi / mudî

  • Işık verici, parlak ve ruşen olan.

müdirr

  • İdrar veren, idrar verici.

müdirrat / müdirrât

  • (Tekili: Müdirr) İdrar verici ilâçlar.

müferrihat / müferrihât

  • İç açıcı, ferahlık verici şeyler.

muhadiş

  • Zahmet, ıztırab ve sıkıntı verici. Tırmalayıcı.

muharrit

  • İshâl verici bir ilâç.

muhbir-i gaybi / muhbir-i gaybî

  • Gaydan haber verici Peygamber Efendimiz (a.s.m.).

muhbir-i sadık / muhbir-i sâdık

  • Doğru sözlü haber verici, peygamber.
  • Hep doğru söyleyici, doğru haber verici mânâsına Muhammed aleyhisselâm.

müheyyiç

  • Heyecan verici.

müheyyic / مهيج

  • Heyecan verici. (Arapça)

muhiş / mûhiş

  • Korkutucu, dehşet verici.

muhyi / muhyî

  • Allahü teâlânın ism-i şerîflerinden. Yaratıcı, hayat verici, diriltici.

muhzin

  • (Hüzn. den) Hüzün verici. Acıklandırıcı. Kederlendirici.

mukassi / mukassî

  • (Kasvet. den) Kasvet verici. Sıkıntılı, kasvetli. Sıkıcı, dar.

mükeyyif / مكيف

  • Keyif verici, neşelendirici şey. Sarhoşluk veren.
  • Klima cihazı.
  • Keyif verici. (Arapça)

mükeyyifat / mükeyyifât

  • Keyif verici, sarhoşluk verici şeyler.

müleyyin

  • Yumuşatan, yumuşaklık veren, yumuşaklık verici.

mulim

  • (Elem. den) Elem ve keder verici.

mumdar

  • Işık verici.

mün'im

  • Gerçek nimet verici olan Allah.

mün'im-i hakiki / mün'im-i hakikî

  • Gerçek nimet verici olan Allah.

mün'im-i hakim / mün'im-i hakîm

  • Gerçek nimet verici ve her işini hikmetle ve belli bir sebeple yapan Allah.

mün'im-i kerim / mün'im-i kerîm

  • Sonsuz cömertlik sahibi ve nimet verici Allah.

mün'im-i rahim / mün'im-i rahîm

  • Sonsuz şefkat ve merhamet sahibi ve gerçek nimet verici olan, Allah.

münemnim

  • Ziynet verici, süslendirici.

müsaadekar / müsâadekâr / müsaadekâr / مساعده كار

  • İzin verici, müsaade eden.
  • Yardımcı, izin verici. (Arapça - Farsça)

müsaadekarane / müsaadekârane

  • Müsaade edici olarak, izin verici olarak.

müşebbi'

  • Tokluk verici, doyuran, doyurucu.

müsfir

  • Ziyâ verici. Işıklandıran, nurlandıran.

musibet / musîbet

  • Başa gelen acı verici olay.

müstağrak-ı envar-ı safa / müstağrak-ı envar-ı safâ

  • Safâ verici nura garkolmuş, safâ veren nurlara batmış.

mutammirat

  • Zarar verici ve helâk edici gizli şeyler.

muvahhiş

  • Korkutucu, vahşet verici.

muzie / muzîe

  • Işık verici, aydınlatıcı.

nakile / nâkile / نَاقِلَه

  • Verici.

name-i nur

  • Nurun mektubu. Saadet verici mânâlar yazılı kâğıt.

namiyeber

  • Hayat verici. (Farsça)

nar

  • (Çoğulu: Niran, envar, niyere, niyâr) Ateş. Cehennem.
  • Bir meyve adı.
  • Mc: Allahın gadabı.
  • Yakıcı, azab verici her şey. Şer. Dalâlet. Sefâhet.

nasihat

  • İbret verici ders, tavsiye, ihtar, öğüt.

nazm-ı garib-i hikmet

  • Hikmetin hayret verici düzeni.

nefr

  • Heyecan verici bir emirden dolayı bir yerden bir yere fırlayıp çıkmaktır. Ürkmek demek olan "Nüfur" da bu mânâdandır. Fakat "Nüfur" tek başına kaçıp kurtulmak için menfi bir harekette kullanıldığı hâlde; "nefr", düşmana karşı gaza için fırlayıp çıkmakta kullanılır. Ve böyle çıkıp toplanan cemaate "n

neşverüba

  • Neş'e verici. (Farsça)

nokta-i garabet

  • Hayret verici nokta.

nur-u huda / nur-u hudâ

  • Hidayet verici olan Allah'ın nuru.

nur-u hüda / nur-u hüdâ

  • Hidayet verici olan Allah'ın nuru.

nur-u müferrih

  • Ferahlık verici, iç açıcı aydınlık.

rehavetkar / rehavetkâr / رخاوتكار

  • Rehavet verici. (Arapça - Farsça)

rezalet

  • Utanç verici şey. Utanılacak hal.
  • Alçaklık, rezillik.
  • Maskaralık.
  • Arsızlık.

rezzak-ı hakiki / rezzâk-ı hakikî

  • Gerçek rızık verici olan Allah.

rezzak-ı hakim / rezzâk-ı hakîm

  • Hikmet sahibi rızık verici Allah.

rezzakıyet / rezzâkıyet

  • Rızık vericilik.

rezzakiyet / rezzâkiyet

  • Her mahluka münasib rızkını verici olmak.
  • Rızık vericilik.

riba / ribâ

  • Fâiz; ödünç vermekte, rehnde (ipotekte) ve alış-verişte, alıcıdan veya vericiden (satıcıdan) birinin ötekine karşılık olarak vermesi şart edilen fazla mal.

ruh-ul-kuds / rûh-ul-kuds

  • Cebrâil aleyhisselâm.
  • Allahü teâlânın Îsâ aleyhisselâma ihsân ettiği kudret, kuvvet.
  • Hıristiyanlıktaki teslis (üçlü tanrı) inancında, baba-oğul unsurlarından türeyen üçüncü unsur.
  • İsm-i âzam.
  • İncîl.
  • Allahü teâlânın hayat verici, koruyucu mânâsına gelen

saadet-aver / saadet-âver / saâdet-âver

  • Mutluluk verici.
  • Saâdet verici.

saadetaver / saâdetâver

  • Mutluluk verici.

şafi-i hakiki / şâfî-i hakikî

  • Hastalıkları iyileştiren, gerçek şifâ verici olan Allah.

şaik

  • Şevkli, hevesli, şevk verici.

şaika / şâika

  • Şevk verici, isteklendirici.
  • Şevk verici güç, duyu.

şakk

  • (Meşakkat. den) Eziyetli, zahmet verici, güç.

sanayi-i garibe

  • Benzersiz ve hayranlık verici san'atlar.

savt-ı azab

  • Daima elem verici azab.

şayan-ı esef

  • Üzücü, üzüntü verici.

şayan-ı hayret / şâyân-ı hayret

  • Hayrete değer, hayret verici.

şayan-ı hayret ve teemmül / şâyân-ı hayret ve teemmül

  • Hayret verici ve üzerinde etraflıca düşünmeye değer.

şayan-ı istiğrab / şâyân-ı istiğrab

  • Şaşkınlık sebebi, hayret verici, şaşırtıcı.

şehvetengiz / şehvetengîz / شهوت انگيز

  • Şehvet verici. (Arapça - Farsça)

serüven

  • Başa gelen, heyecan verici hâdise. Sergüzeşt, macera.

şifahane-i ecza

  • Şifâ verici ilâçlar deposu.

silsile-i acibe

  • Hayret verici haller ve durumlar zinciri, dizisi.

sırr-ı acip

  • Hayret verici sır; hakikat.

sürur-u mes'udiyetkarane / sürur-u mes'udiyetkârâne

  • Mutluluk verici bir sevinç.

sürurlu

  • Mutluluk ve sevinç verici.

tahavvülat-ı garibe

  • Tuhaf, hayret verici dönüşümler.

tasarrufat-ı acibe / tasarrufât-ı acîbe

  • Hayret verici tasarruflar, işler.

tasarrufat-ı muntazama-i acibe / tasarrufât-ı muntazama-i acibe

  • Hayret verici ve düzenli işler, tasarruflar.

tebaüd-ü acib / tebâüd-ü acîb

  • Hayret verici ölçüde birbirinden uzaklaşma.

tehdidkar / tehdîdkâr / تهدیدكار

  • Gözdağı verici, tehdit edici. (Arapça - Farsça)

teselli-amiz / teselli-âmiz

  • Teselli verici, avutucu, avundurucu.

tesellikar / tesellîkâr

  • Tesellî verici.

teselliyetkar / teselliyetkâr

  • Tesellî verici.

tesliyet-bahş

  • Avutucu, teselli verici. (Farsça)

tesliyet-kar / tesliyet-kâr

  • Avutucu, teselli verici. (Farsça)

tevafuk-u acibe

  • Hayret verici, şaşırtıcı uygunluk, denk gelme.

tiryak-ı acip

  • Hayret verici ilâç.

tiryak-ı şafi / tiryak-ı şâfi

  • Şifalı, şifa verici güçlü ilâç.

tiryaki

  • Afyon kullanmağa alışmış, afyonkeş.
  • Keyif verici şeyler kullanmağa alışık olan.
  • Mc: Huysuz, aksi, titiz.

u'cube-i hilkat

  • Yaratılıştan insanlara hayret verici olan. Şaşılacak, hayrete düşülecek hilkat garibesi.

ümidbahş / ümîdbahş / اميدبخش

  • Ümit verici. (Farsça)

üslub-u garip / üslûb-u garip

  • Hayret verici, şaşırtıcı ifade ve anlatım tarzı.

vahim

  • Korku ve dehşet verici.

vaziyet-i müthişe

  • Dehşet verici durum.

veleh-resan

  • Hayret verici, hayret edilen, şaşkınlık veren.

vicdan-suz

  • Acı ve keder veren, kalb yakan, vicdânen çok ıztırab verici. (Farsça)

 

Bağış Yapmak İçin Tıklayın