LUGGAT
OSMANLICA TÜRKÇE SÖZLÜK

{ lügât . lügat . لغت }

Arapça ve Farsça yazımları, Osmanlıca okunuşları 
ve detaylı açıklamaları ile birlikte.

Arama yapmak istediğiniz kelimeyi girip
karşılığını bulmak istediğiniz "OSMANLICA ARA" ya da "TÜRKÇE ARA" butonlarına tıklayın.
Türkçe - Osmanlıca Sözlük'te Vera ifadesini içeren 35 kelime bulundu...

avrat

  • (Tekili: Averât) (Avret) Kadınlar.
  • Gizli yerler.
  • Mahrem zamanlar.

çağatay

  • Cengiz Han'ın oğlu Çağatay Han'ın ismine nisbetle Mâvera-ün Nehr taraflarında oturan Doğu Türklerine ve edebî lisan olarak kullandıkları Doğu Türkçesine verilen isimdir.

cengaver

  • (Çoğulu: Cengâverân ) Cenkçi. Yiğit olan. Kahraman. İyi harbeden. (Farsça)

deveran / deverân / دوران

  • Dönme, dolaşma, dolaşım. (Arapça)
  • Deverân etmek: Dönmek, dolanmak. (Arapça)

deveran-ı dem

  • Kan dolaşımı, kan deveranı.

devran

  • Devir, felek, zaman, deveran, dünya.

devrani / devranî

  • Deverana âit ve müteallik.

fahrul islam

  • Mavera-ün Nehir'deki Hanefî fukahasının meşhurlarındandır. Hicri 482 tarihinde Semerkant'ta vefat etmiştir.

feveran / feverân / فوران

  • Fışkırma. (Arapça)
  • Kaynama. (Arapça)
  • Feverân etmek: Fışkırmak. (Arapça)

hayr-ul enam

  • (Bak: Hayr-ül Vera)

irs

  • Ölen kişinin mirasçılarına kalan mal veya para.
  • Veraset, soya çekim.

irsiyet

  • Verâset. Aile ve soydan geçen benzerlik.

irsiyet-i maneviye / irsiyet-i mâneviye

  • Mânevî veraset.

kam-perver / kâm-perver

  • (Çoğulu: Kâmperverân) Emel besleyici.

kıyas-ı fukaha

  • Hakkında açıkça âyet ve hadis bulunmayan mes'elelere dâir; ilim ve irfanda allâme ve mütebahhir, ilmi ile amelde ve Sünnet-i Seniyyeye ittiba ve imtisalde, ibadet ve taatta, takva ve verada, züht, azimet ve riyazetle, terakki ve taâli eden müctehid fukaha tarafından kıyas ile verilen hüküm.

kutb-ul aktab

  • Kutubların başı. Hilafet-i mâneviye-i Muhammediye (A.S.M.). Velâyet-i mâneviye makamlarının en yükseği, nübüvvet-i Muhammediyeye (A.S.M.) veraset makamı olup, bu makama ancak Cenâb-ı Hakkın bir atiyyesi olarak nâil olunur. Bu makamda bulunan zât, Hakikat-ı Muhammediyenin (A.S.M.) mazharı ve Esmâ-i İ

mevaris / mevarîs

  • Miraslar. Verasetle nâil olunan mülk ve mallar.

muhavere

  • (Çoğulu: Muhaverat) Konuşma. Görüşerek konuşma.

mütevari

  • (Verâ. dan) Gizli, saklı. Bir şeyin arkasına veya altına çekilerek saklanan.

mütevaris

  • (Veraset. den) Birinden diğerine vâris olup kalan. Babadan oğlu geçen, tevarüs eden.

nadh

  • Su serpmek, sulamak. Su içip kanmak.
  • Musallat olanı defetmek.
  • Suyun feveran etmesi, püskürmesi.

nagam-perver

  • (Çoğulu: Nagamperverân) Türkü söyleyen, nağmeci. Nağme seven. (Farsça)

nam-aver

  • (Çoğulu: Nam-âverân) Ünlü, meşhur, ad salmış. (Farsça)

namver

  • (Çoğulu: Namverân) Namlı, adlı, meşhur, ünlü.

naver

  • (Çoğulu: Naverân) Olabilir, mümkün, kabil. (Farsça)

peyam-aver / peyam-âver

  • (Çoğulu: Peyamâverân) Haber getiren. (Farsça)

sagan

  • Mâverâünnehir diyarında bir şehir adı.

takva / takvâ

  • Allahü teâlâdan korkarak, haramlardan (yasaklardan, günâhlardan) sakınmak. Harama düşmemek için, şüphelilerden (haram veya helâl olduğu belli olmayan şeylerden) sakınmaya ise verâ denir. Bu bakımdan, haramlardan daha çok sakınma derecesi olan verâ da takvânın mânâsı altına girer.

tedvim

  • Teskin etmek, sâkinleştirmek.
  • Kuşun, uçarken dönüp deverân etmesi.
  • Dili ağızda döndürmek.
  • Tatmak.

ten-aver

  • (Çoğulu: Ten-âverân) Vücutlu, etine dolgun. (Farsça)

teverrüs

  • (Veraset. den) Mirasçı olma. Vâris olma.

ulum-u hafiye

  • Gizli ilimler. Ancak veraset-i Nübüvvet muhakkiklerince veya bir kısım hakikatların esrarına vakıf âlimlerce bilinen ilimler.

velayet-i kübra

  • Büyük velilik. Akrebiyet-i İlâhiyenin inkişafına bakan ve veraset-i nübüvvetten gelen gayet kısa, fakat yüksek olan ve tarikat berzahına uğramadan zâhirden hakikata geçen velilik mesleği. (Sahabeler gibi)

verka'

  • (Çoğulu: Verâki') Yabâni güvercin.
  • Açık boz renk.

verşan

  • (Çoğulu: Virşân-Verâşin) Yaban güvercini.
  • Kumru kuşunun erkeği.

 

Bağış Yapmak İçin Tıklayın