LUGGAT
OSMANLICA TÜRKÇE SÖZLÜK

{ lügât . lügat . لغت }

Arapça ve Farsça yazımları, Osmanlıca okunuşları 
ve detaylı açıklamaları ile birlikte.

Arama yapmak istediğiniz kelimeyi girip
karşılığını bulmak istediğiniz "OSMANLICA ARA" ya da "TÜRKÇE ARA" butonlarına tıklayın.
Türkçe - Osmanlıca Sözlük'te VER kelimesini içeren 71 kelime bulundu...

ahd

  • Verilen söz, söz verme.

ahid

  • Verilen söz, andlaşma.

akem

  • Vergisi olmayan emlâk. Türbe, cami, köprü, çeşme gibi.

ata / atâ

  • Verme. Bağışlama. Bahşiş. Lütuf. İhsan.
  • Verme, lütuf, ihsan.

atıf

  • Verme, yükleme, bağlama.

atiyye

  • Verilen, nimet.

bac-gir / bâc-gir

  • Vergi toplayan kimse. Vergi toplama memuru. (Farsça)

bacgir / bâcgîr / باجگير

  • Vergi memuru. (Farsça)

bahş

  • Verme, ihsan etme.

bahş eden

  • Veren, bağışlayan.

bedpeyman

  • Verdiği sözde durmayan. Sözünün eri olmayan. Sözünü tutmayan. (Farsça)

berat-ı cibayet

  • Vergi, icâre ve resim gibi vakfa veyahut da hazineye ait olan paraları toplamak salâhiyetini veren vesika.

cizye

  • Vergi. Haraç. Müslümanların fethettikleri yerlerde, müslüman olmayanlardan alınan ve devlet teminatı altında bulunmanın karşılığı olan vergi.

çorak

  • Verimsiz toprak.

cürüz

  • Verimsiz çorak yer.

dad / dâd

  • Vergi, ihsan.

dade / dâde

  • Verilmiş, vergi. (Farsça)

daden / dâden

  • Vermek. (Farsça)

dihiş

  • Verme, veriş, bağışlama, ihsan, atiyye. (Farsça)

emr-i i'ta / emr-i i'tâ

  • Verme emri. Verilme emri.

gayr-ı müsmir

  • Verimsiz, faydasız, meyvesiz.

hulf

  • Verdiği sözü tutmama, yemininde durmama.

hulfü'l-vaad

  • Verdiği sözden dönme.

i'ta / i'tâ / اِعْطَا

  • Vermek. Bahşetmek. İhsan etmek.
  • Verme, bahşetme.
  • Verme.

i'tikab

  • Veresiye vermeme. Bir malı borç olarak satmama. Parasını almadıkça malı teslim etmeme.

ihab

  • Verme, bağışlama.

ihbarat-ı sadıka / ihbârât-ı sâdıka

  • Verilen doğru haberler.

intisah

  • Verilen öğütü dinleme, edilen nasihatı tutma.

iras / irâs

  • Verme, miras bırakma.

irsiyet

  • Verâset. Aile ve soydan geçen benzerlik.

ısdak

  • Verilecek parayı kadının nikâhında tesbit edip kararlaştırma.

isti'dad-şure

  • Verimsiz istidad. Çorak yerin kabiliyeti. (Farsça)

istidad-ı şure / istidad-ı şûre

  • Verimsiz, çorak istidad.

ita / îta

  • Verme.

ita etmek / itâ etmek

  • Vermek.

kali / kâlî

  • Veresiye satmak.

mahsuldar

  • Verimli, bereketli. Mahsul veren. (Farsça)
  • Verimli.

makam-ı imtinan

  • Verilen nimet ve ihsandan söz etme makamı.

mamizan

  • Vers denilen ot.

medyun

  • Verecekli.

menh

  • Verme, ihsan etme.

meslul / meslûl / مسلول

  • Veremli. (Arapça)

mevaid / mevaîd

  • Verilen sözler, vaadler.

mevhibe

  • Verilmiş.

mevhube / mevhûbe

  • Verilmiş. İhsan edilmiş. Karşılıksız olarak birisine verilmiş mal.
  • Verilen.

mevrus

  • Vereseye âit olan. Miras edilmiş. Miras edilen eşya.

mu'ta

  • Verilen. İ'tâ olunmuş, verilmiş olan.

mu'ti / mu'tî

  • Veren, ihsân eden mânâsına Allahü teâlânın Esmâ-i hüsnâsından (ism-i şerîflerinden).
  • Veren. İtâ eden.

mu'tiyat / معطيات

  • Veri. (Arapça)

münbit / منبت

  • Verimli, verimi bol. İnbat eden, ekini güzel yetiştiren.
  • Verimli.
  • Verimli.
  • Verimli. (Arapça)

münciz

  • Verdiği sözü yerine getiren. Ahdini yapan. İncâz eden.

müsmiriyet / مثمریت

  • Verimlilik. (Arapça)

muta / mûtâ

  • Verilmiş, kendisine bir şey verilen.

müteşekkirane / müteşekkirâne

  • Verdiği nimetlerden dolayı Allah'a şükrederek.

müteverrim / متورم

  • Veremli, verem hastası. (Arapça)

müteverrimen

  • Verem olarak.

nakile / nâkile / نَاقِلَه

  • Verici.

nefs-i ihbar / nefs-i ihbâr

  • Verilen haberin kendisi.

nesie

  • Veresiye almak. Satın alınan şeyin bedelini vermeyip sonraya bırakmak.

pesadet

  • Veresiye alışveriş. (Farsça)

sill / سل

  • Verem. (Arapça)

sipar

  • Veren, fedâ eden. (Farsça)

sühaf

  • Verem hastalığı.

şükr

  • Verilen nîmetleri yerli yerinde kullanma. Allahü teâlâya, verdiği nîmetlerle isyân etmeme. Nîmetleri kullanırken sâhibini unutmama. Görülen iyiliğe karşı teşekkür. Allahü teâlânın emir ve yasaklarına uyma.

şükreyleme

  • Verdiği nimetlerden dolayı Allah'a teşekkürlerini sunma.

tahsildar / tahsildâr / تحصيلدار

  • Vergi derleyen.
  • Vergi memuru. (Arapça - Farsça)

takas

  • Vereceğini alacağına karşılık tutmak suretiyle ödeşmek, sayışmak, değişmek.

tesellüm

  • Verileni geri almak.

tevdian

  • Vererek, bırakarak, teslim ve emanet ederek.

vehub

  • Verimi fazla, vergisi çok.

verise / verîse

  • Veris otuyla boyanmış nesne.

 

Bağış Yapmak İçin Tıklayın