LUGGAT
OSMANLICA TÜRKÇE SÖZLÜK

{ lügât . lügat . لغت }

Arapça ve Farsça yazımları, Osmanlıca okunuşları 
ve detaylı açıklamaları ile birlikte.

Arama yapmak istediğiniz kelimeyi girip
karşılığını bulmak istediğiniz "OSMANLICA ARA" ya da "TÜRKÇE ARA" butonlarına tıklayın.
Türkçe - Osmanlıca Sözlük'te VAR kelimesini içeren 345 kelime bulundu...

a'raz / a'râz

  • Varlıkta kalabilmesi için başka bir şeye muhtâc olan hâssalar (özellikler), sıfatlar. Araz'ın çokluk şeklidir.

acz-i zati / acz-i zâtî

  • Varlığın öz niteliği olan âcizlik (ateşin öz niteliği olan sıcaklık gibi).

ahkar-ı mahlukat / ahkar-ı mahlûkat

  • Varlıkların en hakir ve en küçüğü.

ahval-i vücudiye ve fıtriye / ahvâl-i vücudiye ve fıtriye

  • Varlığa ve yaratılışa dair haller.

alem-i kevn / âlem-i kevn

  • Varlık âlemi.
  • Varlık âlemi. Kâinat.

alem-i misal / âlem-i misâl

  • Varlıkların kendilerinin değil de sûretlerinin, görünüşlerinin bulunduğu âlem.

alem-i vücud / âlem-i vücud

  • Varlık âlemi.

alem-i vücut / âlem-i vücut

  • Varlık âlemi.

amed ü şüd / âmed ü şüd

  • Varıp gelme. Gidiş geliş; geldi gitti.

avn-i hak

  • Varlığı zorunlu ve gerçek olan, her şeyi hakkıyla yaratan ve her hakkın sahibi olan Allah'ın yardımı.

ayanısabite / ayânısâbite

  • Varlıkların ilâhî ilimde ezelden beri bulunan hakikatları.

ayat-ı vücub / âyât-ı vücub / âyât-ı vücûb

  • Varlığı vacip ve mutlaka gerekli olan Allah'ın âyetleri, delilleri.
  • Varlığının vacip ve zorunlu olduğunu gösteren âyetler, deliller.

ayine-i vücud / âyine-i vücud

  • Varlık aynası.

azam-ı mevcudat / âzam-ı mevcudat

  • Varlıkların en büyüğü.

baki-i sermedi / bâkî-i sermedî

  • Varlığı sonsuz ve sürekli olan Allah.

bari / bâri

  • Varlıklara biçim verip şekillendiren ve onları mükemmel bir surette yaratan Allah.

bari' teala ve tekaddes / bâri' teâlâ ve tekaddes

  • Varlıklara biçim verip şekillendiren, onları mükemmel bir surette yaratan, yüce ve her türlü eksiklikten uzak Allah.

bari-i teala / bâri-i teâlâ

  • Varlıklara biçim verip şekillendiren, onları mükemmel bir şekilde yaratan ve her türlü kusur ve eksiklikten uzak ve yüce olan Allah.

beka-i vücud / bekâ-i vücud

  • Varlık özelliğinin sürekli olması.

bilfarz

  • Varsaymakla.

bizatihi kaim / bizatihî kaim

  • Varlığı başka bir sebebe bağlı olmayan, kendi zâtıyla var olan.

bud / bûd / بود

  • Varlık. (Farsça)
  • Varlık. (Farsça)

celil-i layezal / celîl-i lâyezâl

  • Varlığı sürekli, haşmet ve yüceliği sonsuz olan Allah.

cemil-i lemyezel / cemîl-i lemyezel

  • Varlığı sürekli, güzelliği sonsuz olan Allah.

cenab-ı vacibü'l-vücud / cenâb-ı vâcibü'l-vücud

  • Varlığı zorunlu olan, var olmak için hiçbir sebebe ihtiyacı bulunmayan Allah.

cenab-ı vacibü'l-vücud ve tekaddes / cenâb-ı vâcibü'l-vücud ve tekaddes

  • Varlığı zorunlu olan, var olmak için hiçbir sebebe ihtiyacı bulunmayan ve her türlü kusur ve eksikten uzak olan Allah.

cilve-i kudret-i ezeliye

  • Varlığının başlangıcı olmayan ve ezelden beri var olan Allah'ın kudretinin tecellisi, yansıması.

daire-i melekut / daire-i melekût

  • Varlıkların iç yüzüyle alakalı görünmeyen daire.

daire-i mümkinat / daire-i mümkinât

  • Varlığı ile yokluğu eşit olan şeyler dairesi, yaratılanlar âlemi.

daire-i vücud

  • Varlık dairesi, alanı, sahası.

daire-i vücut

  • Varlık dairesi.

delail-i vücud / delâil-i vücud

  • Varlık delilleri.

delail-i vücudu / delâil-i vücudu

  • Varlığının delilleri.

delil-i vücud

  • Varlığının ispatı.

devam-ı vücud

  • Varlığın devamı.

devam-ı vücut

  • Varlığın devamı.

ebedi zat / ebedî zât

  • Varlığının sonu olmayan Allah.

edna-yı mevcudat / ednâ-yı mevcudat

  • Varlıkların en aşağısı.

ehl-i tefekkür

  • Varlıklar üzerinde Allah'ı tanımayı sonuç verecek şekilde düşünenler.

eimme-i verese

  • Vâris olan imamlar. Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâmın mânevi vârisi olan büyük zâtlar, mürşidler, imamlar.

ekvan / ekvân / اَكْوَانْ

  • Varlıklar, âlemler.
  • Varlıklar.

ekvani / ekvânî

  • Varlıklarla ilgili.

enva-ı kainat / envâ-ı kâinat

  • Var olan şeylerin türleri, varlıkların çeşitleri.

enva-ı mahluk / envâ-ı mahlûk

  • Varlık türleri.

envar-ı vücud / envâr-ı vücud

  • Varlık nurları; Rabbiyle olan bağdan ortaya çıkan varlık nurları, ışıkları.

envar-ı vücudiye / envâr-ı vücudiye

  • Varlığa ait nurlar.

envar-ı vücut / envâr-ı vücut

  • Varlık nurları.

ervah-ı bakiye / ervâh-ı bâkiye

  • Varlığı devamlı olan, ölümsüz ruhlar.

eşref-i mahlukat / eşref-i mahlûkat / eşref-i mahlûkât / اشرف مخلوقات

  • Varlıkların en şereflisi.
  • Varlıkların en şereflisi, insan.

eşya u mevcudat

  • Var olan şeyler, varlıklar.

ezeliyet

  • Varlığının başlangıcı olmama.

faraz

  • Varsayım.

farazi / farazî / فَرَض۪ي

  • Var sayılan.

faraziye

  • Varsayım.

faraziyye / فرضيه

  • Varsayım. (Arapça)

farz / فَرْضْ

  • Var sayma.

farz etme

  • Var saymak.

farz etmek

  • Varsaymak.

farzından

  • Varsayımından.

farziyye / فرضيه

  • Varsayım. (Arapça)

fatır-ı akdes / fâtır-ı akdes

  • Varlıkları hiç yoktan benzersiz olarak yaratan ve bütün noksanlıklardan yüce olan Allah.

fedakarlık / fedakârlık

  • Varlığını feda edip her türlü sıkıntılara göğüs gererek dâvası uğruna sebat etme.

fihriste-i vücut

  • Varlık fihristesi.

fiil-i icadi / fiil-i icadî

  • Var etme fiili.

fıtrat-ı eşya

  • Varlıkların yaratılışı.

gaye-i vücut

  • Varlık gayesi.

gayr-i mevcud / gayr-i mevcûd / غَيْرِ مَوْجُودْ

  • Var olmayan.

hadisat-ı kevniye / hâdisât-ı kevniye / حَادِثَاتِ كَوْنِيَه

  • Varlıkla ilgili hâdiseler.

hak teala ve tekaddes hazretleri / hak teâlâ ve tekaddes hazretleri

  • Varlığı gerçek olan, her şeyi hakkıyla yaratan ve her hakkın sahibi olan ve her türlü kusur ve noksanlıktan sonsuz derece uzak olan yüce Allah.

hakaik-ı eşya

  • Varlıkların hakikatı, içyüzü.

hakaik-i eşya

  • Varlıkların hakikatleri, asıl mahiyetleri ve hüviyetleri.

hakaiku'l-eşyai sabitetün / hakâiku'l-eşyâi sâbitetün

  • Varlıkların hakikatleri sabittir, hiç değişmez.

hakikat mesleği

  • Varlıkların ve olayların ardındaki gerçeği araştıran yol, Kur'ân yolu.

hakikat-i mevcudat

  • Varlıkların hakikati, gerçek mahiyeti, içyüzü.

hakim-i ezel ve ebed / hâkim-i ezel ve ebed

  • Varlığının başı ve sonu olmayan, hâkimiyeti zaman öncesinden sonsuza kadar devam eden Allah.

hakim-i ezeli / hâkim-i ezelî

  • Varlığının başlangıcı olmayıp sürekli var olan ve herşeyi hikmetle yapan Allah.

hakim-i layezal / hakîm-i lâyezâl

  • Varlığının sonu olmayan, herşeyi hikmetle yapan Allah.

hakk-ı vücud

  • Varlık hakkı.

halk ve idare

  • Varlıkları yaratma ve idare etme.

hallak-ı lemyezel / hallâk-ı lemyezel

  • Varlığı asla son bulmayan ve herşeyi sürekli olarak çokça yaratan Allah.

hareket-i zaile-i hadise / hareket-i zaile-i hâdise

  • Var olma ve yok olma şeklinde görülen hareket.

harfi nazar / harfî nazar

  • Varlıklara bizzat kendisini değil de san'atkârını, ustasını, sahibini tanıtan mânasıyla bakma.

hatem-i vahidiyet / hâtem-i vâhidiyet

  • Varlık dünyası üzerinde genel olarak Allah'ın birliğini gösteren mühür.

hayat-ı sariye / hayat-ı sâriye

  • Varlıklara sirayet etmiş olan umumî hayat; Cenâb-ı Hakkın Hayat sıfatının bir tecellîsi olan varlıklardaki hayatın mebdei, kâinatın hayatı, ruhu.

hayat-ı vacibe / hayat-ı vâcibe

  • Varlığı gerekli olan hayat.

hayy-ı kayyum-u ezeli / hayy-ı kayyûm-u ezelî

  • Varlığının ve diriliğinin başlangıcı olmayıp her canlıya hayat veren ve herşeyi ayakta tutan Allah.

hayy-ül kayyum

  • Varlığı, diriliği her an için olup, gökleri, yerleri her an için tutan, daimî her şeye her hususta iktidarı yeten Allah (C.C.)

hedef-i maksad

  • Varılmak istenen maksat.

hesti / hestî / هستى

  • Varlık. Var olma. Mevcudiyet. (Farsça)
  • Varlık. (Farsça)

heyi / heyî

  • Varlık, madde. (Farsça)

hikmet nazarı

  • Varlıkların fayda, gaye, keyfiyet gibi çeşitli yönlerine ilim ve bilim gözüyle bakma.

hikmetü'l-eşya

  • Varlıklara ait ilimler; fizik, kimya, botanik gibi.

hilkat-ı eşya

  • Varlıkların yaratılışı.

hilkat-i eşya

  • Varlıkların yaratılışı.

hilkat-i mevcudat / خِلْقَتِ مَوْجُودَاتْ

  • Varlıkların yaratılışı.
  • Varlıkların yaratılışı.

hisse-i icad

  • Var etme, vücuda getirme hissesi.

huda / hudâ

  • Varlığı kendinden olup, başkasına muhtâc olmayan Allahü teâlâ.

hukuk-u vücut

  • Var olma hakları.

hülasa-i mevcudat / hülâsa-i mevcudat

  • Varlıkların özü, en seçkini Hz. Muhammed (a.s.m.).

hulle-i vücud

  • Varlık elbisesi.

hutbe-i ezeliye

  • Varlığının başlangıcı olmayan Allah'ın insanlara ve cinlere bir hutbesi olan Kur'ân.

ibda' / ibdâ'

  • Var etme.

ibda' ve ihtira' / ibdâ' ve ihtirâ'

  • Varlıkları maddesiz, örneksiz ve benzersiz olarak hiçten ve yoktan var etme.

ibka etme

  • Varlığını devam ettirme.

icad / îcâd / ايجاد

  • Var etme.
  • Var etme.

icad edilme

  • Var edilme, yaratılma.

icad etme

  • Var etme, yoktan yaratma.

icad-ı eşya

  • Varlıkların yaratılması.

icad-ı mahlukat / icad-ı mahlûkat

  • Varlıkların yoktan yaratılışı.

icad-ı mevcudat

  • Varlıkların yaratılışı.

iddia-yı icad / iddia-yı îcad

  • Var etme, yaratma iddiası.

ihtira' ve ibda' / ihtirâ' ve ibdâ'

  • Varlıkları maddesiz, örneksiz ve benzersiz olarak hiçten ve yoktan var etme.

ilan-ı tekviniye / ilân-ı tekvîniye

  • Varlıkların yaratılışıyla insanlara duyurulan gerçekler.

illet-i mucide / illet-i mûcide

  • Var edici sebep.

illet-i müessire

  • Var edip yok eden güç, sebep.

illet-i vücud / illet-i vücûd

  • Varlık sebebi.

imkan dairesi / imkân dairesi

  • Varlığı da yokluğu da eşit olan varlıklar dairesi, kâinat.

imkan mertebesi / imkân mertebesi

  • Varlıkla yokluğun eşit olduğu; her an olması veya olmaması imkân dahilinde bulunma derecesi.

imkan-ı akli / imkân-ı aklî

  • Varlığı aklen mümkün olan, varlığı aklen imkan dahilinde görülme.

imkanat / imkânat

  • Varlığı da yokluğu da mümkün olanlar. Ademle vücudu müsavi olanlar. Var olmasında başkasına muhtaç bulunan şeyler.

imkani / imkânî

  • Varlığı ile yokluğu eşit olan, varlığı Allah'ın var etmesine bağlı olan.

imtiyaz-ı mutlak

  • Varlıklar arasında tam ve kusursuz ayırımın olması.

inayet-i bari / inâyet-i bâri

  • Varlıklardaki organ ve donanımı gayelere uygun yaratan Allah'ın ihsanı, yardımı.

inayet-i ezeliye / inâyet-i ezeliye

  • Varlığı ezelî olan Allah'ın inayeti, yardımı.

inkıyad-ı eşya / inkıyâd-ı eşya

  • Varlıkların boyun eğmesi, itaat etmesi.

inşa / inşâ

  • Varlıkları var olan şeylerden, kâinattaki var olan unsurlardan yaratma.

intizam-ı mahlukat / intizam-ı mahlûkat

  • Varlıklardaki disiplin, düzen.

irade-i ezeliye / irâde-i ezeliye

  • Varlığının başlangıcı olmayıp zamanla sınırlı olmayan Allah'ın irâdesi.

ism

  • Varlıklara ad olan kelime.

ism-i hakem ve hakim / ism-i hakem ve hakîm

  • Varlıklar hakkında küllî hüküm veren ve o hükme göre sebepleri ve eşyayı hikmetle sevk eden Allah'ın ismi.

ispat-ı vacibü'l-vücud / ispat-ı vâcibü'l-vücud

  • Varlığı zorunlu olan, var olmak için hiçbir sebebe ihtiyacı olmayan Allah'ın ispatı.

ispat-ı vücud

  • Varlığın ispatı.

itibari / îtibarî

  • Var sayılan.

izn-i bari / izn-i bâri

  • Varlıklara biçim verip şekillendiren ve onları mükemmel bir surette yaratan Allah'ın izni.

kable'l-vücut

  • Var olmadan önce.

kablelvücud / kablelvücûd

  • Var olmadan önce.

kablelvücut

  • Var olmadan önce.

kadem-nihade-i saha-i vücut / kadem-nihâde-i saha-i vücut

  • Varlık âlemine ayak basma.

kadim-i baki / kadîm-i bâkî

  • Varlığının başlangıcı olmayan ve sürekli hayat sahibi Allah.

kadim-i lemyezel / kadîm-i lemyezel

  • Varlığının başlangıcı ve sonu olmayan Allah.

kadir-i ezeli-i zülcelal / kadîr-i ezelî-i zülcelâl

  • Varlığının başlangıcı olmayan sonsuz haşmet ve kudret sahibi Allah.

kafile-i mevcudat

  • Varlıklar kafilesi, topluluğu.

kain / kâin

  • Var olan, bulunan.

kainat / kâinat

  • Var edilen şeylerin hepsi. Yaratılanlar. Mevcudat. Âlemler.

kalem-i kudret

  • Varlıkların ve olayların düzenli olarak vücuda gelişinde bir kalem gibi eserini gösteren İlâhî güç.

kat'iyyü'l-vücud

  • Varlığı kesin olma.

kavanin-i sariye / kavânin-i sâriye

  • Varlıklara geçen ve onlarda işleyen kanunlar.

kayyum / kayyûm / قَيُّومْ

  • Varlığı kendinden olup, mahlûkātı varlıkta tutan (Allah).

kayyum-u sermedi / kayyûm-u sermedî

  • Varlığı sürekli olan ve herşeyi her an ayakta tutan Allah.

kemalat-ı vücud / kemâlât-ı vücud

  • Varlığın olgunlaşma, mükemmelleşme noktaları.

kesret-i mevcudat

  • Varlıkların çokluğu.

kevn / كون

  • Var olma, varlık.
  • Varlık. (Arapça)

kevn ü fesad / kevn ü fesâd

  • Var olup sonra bozulmak.

kevni / kevnî / كَوْن۪ي

  • Varlığa dâir.

keynunet

  • Varlık, var olma.

kütüphane-i vücud

  • Varlık kütüphanesi.

lazıme-i zaruriye / lâzıme-i zaruriye

  • Varlığı zorunlu ve mutlaka gerekli olan zorunlu ve gerekli özellik.

levhimahv

  • Varlıkların yazılıp silindiği levha.

lezzet-i vücut

  • Varlıktaki lezzet.

lütuf ve inayet-i bari / lütuf ve inâyet-i bâri

  • Varlıklara biçim verip şekillendiren ve onları mükemmel bir şekilde yaratan Allah'ın lütuf ve yardımı.

lüzum-u zati / lüzum-u zâtî

  • Varlığının zorunlu şartı ve ayrılmaz temel özelliği.

ma'dumat-ı mümkine

  • Var olacağı ilm-i İlâhîde mâlum olup, henüz mevcud olmayan hâdisat.

mabud-u ezeli / mabûd-u ezelî / mâbud-u ezelî / mâbûd-u ezelî

  • Varlığının başlangıcı olmayan ve asıl ibadet edilmeye lâyık olan Allah.
  • Varlığının başlangıcı olmayan ve ibadete lâyık olan Allah.
  • Varlığının başlangıcı olmayan ve sadece kendisine ibadet edilmesi gereken Allah.

mabud-u layezal / mâbud-u lâyezâl

  • Varlığı hiçbir zaman son bulmayan ve ibadete layık tek ilâh olan Allah.

mabud-u lemyezel / mâbud-u lemyezel / mâbûd-u lemyezel

  • Varlığı asla son bulmayan ve ibadete lâyık tek ilâh olan Allah.
  • Varlığı hiçbir zaman son bulmayan ve ibadete layık tek ilâh olan Allah.

mahbub-u baki / mahbub-u bâkî / mahbûb-u bâkî

  • Varlığı hiçbir zaman son bulmayan ve herşeyden daha sevgili olan Allah.
  • Varlığı hiçbir zaman son bulmayan ve herşeyden daha sevgili olan Allah.

mahbub-u ezeli / mahbûb-u ezelî

  • Varlığının başlangıcı olmayan ve bütün yaratılmışlar tarafından sevilen Allah.

mahbub-u sermedi / mahbub-u sermedî / mahbûb-u sermedî

  • Varlığı sürekli olan sevgili, Allah.
  • Varlığı sonsuz sevgili Allah.

mahiyat-i mümkine / mâhiyât-i mümkine

  • Varlıkları mümkün olan şeylerin özleri.

mahiyet-i eşya

  • Varlıkların mahiyeti, temel özelliği.

mahluklar / mahlûklar

  • Varlıklar.

mal

  • Varlık, para, kıymetli eşya.

maşuk-u layezali / mâşuk-u lâyezâlî

  • Varlıklar tarafından çokça sevilen ve sürekli var olan Allah.

mavudieleh / mâvudieleh

  • Varlık gayesine uygunluk.

mead / meâd

  • Varılacak yer, âhiret.

mecmu-u kavanin-i itibariye / mecmu-u kavânin-i itibariye

  • Varsayıma dayalı kanunlar bütünü.

mecmuu alem / mecmuu âlem

  • Varlıklar âleminin tamamı, kâinatın hepsi.

mefhar-i mevcudat

  • Varlıkların övünme sebebi, övünç kaynağı.

melekutiyet-i eşya / melekûtiyet-i eşya

  • Varlıkların görünmeyen, içyüzü.

mertebe-i feyz-i vücut

  • Varlığın en bereketli ve verimli hâle geldiği derece.

mertebe-i tevhid-i rububiyet / mertebe-i tevhîd-i rubûbiyet

  • Varlık âleminin terbiye, tedbir ve idaresindeki birlik ve bu birliğin bir olan Allah'tan gelmesini bilme mertebesi.

mertebe-i vehm

  • Var olmadığı halde, var görünen.

meşher-i eşya

  • Varlıkların sergilendiği yer.

mevalid / mevâlîd

  • Varlıklar.

mevcud / mevcûd / موجود / مَوْجُودْ

  • Var.
  • Varlık.
  • Var olan.
  • Var olan (Allah).
  • Var olan.

mevcud-u harici / mevcud-u haricî

  • Varsayıma dayalı olmayıp dışta maddi varlığı bulunan şey.

mevcud-u lemyezel

  • Varlığı zevâl bulmayan, sürekli var olan Allah.

mevcudat / mevcudât / mevcûdat / mevcûdât / موجودات / مَوْجُودَاتْ

  • Var olan her şey. Kâinat. Yaratılmış şeyler.
  • Varlıklar.
  • Varlıklar.
  • Varlıklar.
  • Var olan şeyler, mahlûklar, yaratıklar.
  • Varlıklar. (Arapça)
  • Var olanlar.

mevcudat fihristesi

  • Varlıkların sıralandığı liste.

mevcudat mektubatı

  • Varlık mektupları; Allah tarafından gönderilmiş birer mektup gibi, şuur sahiplerine İlâhî san'atı anlatan eserler.

mevcudiyet / mevcûdiyet / مَوْجُودِيَتْ

  • Var olma hali.
  • Varlık.
  • Varlık.

mevcudiyyet / mevcûdiyyet / موجودیت

  • Var olma, varlık. (Arapça)
  • Mevcûdiyet göstermek: Varlık göstermek. (Arapça)

mevcut

  • Var.

mevcut bulunan

  • Var olan.

mevcut bulunma

  • Var olma.

mevcut olma

  • Var olma.

mevrid

  • Varılan yer, yol.

mevsuf-u vacibü'l-vücud / mevsuf-u vâcibü'l-vücud

  • Varlığı zorunlu olan ve var olmak için hiçbir şeye ihtiyacı olmamakla nitelenen Allah.

mir'at-ı vacibü'l-vücud ve'l-mennan / mir'ât-ı vâcibü'l-vücud ve'l-mennân

  • Varlığı zorunlu olup var olmak için hiçbir sebebe ihtiyacı bulunmayan ve yarattıklarına herşeyi karşılıksız veren Allah'ın isim ve sıfatlarını yansıtan ayna.

mizanü'l-vücut

  • Varlık terazisi.

muhabbet-i vücud

  • Var olma sevgisi.

muhabbet-i vücut

  • Var olma sevgisi.

mümkin-ül vücud

  • Varlığı mümkün olan.

mümkin-ül-vücud / mümkin-ül-vücûd

  • Var da olabilen, yok da olabilen. Allahü teâlâdan başka her şey, bütün âlem.

mümkinat / mümkinât

  • Varlığı ile yokluğu imkân dahilinde olup Allah'ın var etmesine bağlı olanlar.

mümkinat dairesi

  • Varlığı ile yokluğu imkân dahilinde olup Allah'ın var etmesine bağlı olan daire.

mümkine

  • Varlığı ile yokluğu imkan dahilinde olan.

mümkün

  • Varlığı ile yokluğu eşit olan ve varlığı ancak Allah'ın var etmesine bağlı olan varlık.

mümteni'-ul-vücud / mümteni'-ul-vücûd

  • Var olması mümkün olmayan, hep yok olması lâzım olan.

münazara-i faraziye

  • Varsayıma dayalı tartışma.

münşi

  • Varlıkları kâinattaki unsurlardan tekrar tekrar yaratıp inşâ eden, Allah.

müşahedetullah

  • Varlıklar üzerinde Allah'ın isim ve sıfatlarının yansımalarını gözlemleme.

musahhariyet-i mevcudat

  • Varlıkların boyun eğmesi.

mutasarrıf-ı rahim / mutasarrıf-ı rahîm

  • Varlıklar üzerinde merhamet ve rahmetinin çok özel tecellîleri bulunan sonsuz tasarruf ve yetki sahibi Allah.

mütemevvil / متمول

  • Varlıklı, zengin. (Arapça)

mütevazinü't-tarafeyn

  • Varlığı da yokluğu da birbirine denk, birbirinin seviyesinde.

muvasalat / muvâsalat / مواصلات

  • Varma, ulaşma. (Arapça)
  • Muvâsalat etmek: Ulaşmak, varmak. (Arapça)

muvazene-i eşya

  • Varlıklardaki ölçü ve denge.

nakkaş-ı hakim / nakkaş-ı hakîm

  • Varlıkları sanatlı nakışlarla donatan ve her şeyi hikmetle, yerli yerinde yaratan Allah.

nesh

  • Var olan şer'î bir hükmün, sonradan gelen yine şer'î bir hükümle yürürlülükten kaldırılması.

nev-i müteselsil

  • Varlığı (ana babadan evlâda) zincirleme devam eden tür.

nimet-i vücud

  • Varlık nimeti.

nisbet-i kayyumiyet / nisbet-i kayyûmiyet

  • Varlıkların her zaman var olan Allah ile bağlantısı.

nizam-ı umumi / nizam-ı umumî

  • Varlıkları kaplayan nizam, genel düzen.

nur-u vücud

  • Varlık nuru.

nur-u vücut

  • Varlık nuru.

nuru'l-vücud

  • Varlığın nuru, aydınlığı.

padişah-ı ezel ve ebed

  • Varlığının başlangıcı ve sonu olmayan Padişah, Allah.

padişah-ı ezeli / padişah-ı ezelî

  • Varlığının başlan-gıcı olmayan; hükmü sonsuz olan Allah.

perde-i tasarrufat / perde-i tasarrufât

  • Varlıklar üzerindeki işlemlerin önündeki perde.

peyda / peydâ

  • Var olan, açık, meydanda.

rabb

  • Varlıkları eksik bir hâlden mükemmel bir hâle doğru götürürken bütün ihtiyaçlarını veren Allah.

rahim-i sermedi / rahîm-i sermedî

  • Varlığı sürekli olan ve yarattığı varlıklara sonsuz merhameti ve şefkatiyle davranan Allah.

regad

  • Varlık, genişlik.

rıza-yı bari / rıza-yı bârî

  • Varlıklara biçim verip şekillendiren ve onları mükemmel bir surette yaratan Allah'ın rızası.

sabit / sâbit / ثَابِتْ

  • Varlığı kesin olan.

saha-i vücud

  • Varlık sahası, alanı.

sahaif-i mevcudat / sahâif-i mevcudat

  • Varlık sahifeleri.

sahife-i vücut / sahîfe-i vücut

  • Varlık sayfası.

salavat-ı tayyibe / salâvât-ı tayyibe

  • Varlıkların ibadet ve duaları, Allah'ı tesbih ve takdis eden güzel sözleri.

san'at-ı eşya

  • Varlıkların san'atlı oluşu.

sani-i ebedi / sâni-i ebedî

  • Varlığının sonu olmayan ve herşeyi mükemmel bir san'atla yaratan Allah.

sani-i ezeli / sâni-i ezelî

  • Varlığının başlangıcı olmayan ve herşeyi san'atlı ve mükemmel bir şekilde yaratan Allah.

sani-i kadim-i ezeli / sâni-i kadîm-i ezelî

  • Varlığının başlangıcı ve sonu olmayan ve her şeyi san'atlı ve mükemmel bir şekilde yaratan Allah.

sani-i vacibü'l-vücud / sâni-i vâcibü'l-vücud

  • Varlığı zorunlu olan, var olmak için hiçbir sebebe ihtiyacı bulunmayan ve herşeyi san'atla yaratan Allah.

savt-ı vücut

  • Varlık sesi.

sebeb-i bekà

  • Varlıkların sürekli var olma sebebi.

sebeb-i vücud

  • Varlık sebebi.
  • Varlık sebebi. Var olmanın sebebi ve gayesi.

semere-i istidad

  • Var olan kabiliyet ve potansiyelden ortaya çıkan netice.

şerait-i adiye-i itibariye / şerait-i âdiye-i itibariye

  • Var sayılan, normal, sıradan kurallar.

şevahid-i kevniye / şevâhid-i kevniye

  • Varlıkların şahitlikleri.

seyelan-ı mahlukat / seyelân-ı mahlûkat

  • Varlıkların su gibi akması.

seyeran-ı mevcudat

  • Varlıkların seyir ve hareket halinde olması.

seyl-i mevcudat

  • Varlıkların akışı.

seyr ü seyelan-ı eşya / seyr ü seyelân-ı eşya

  • Varlıkların hareketleri, akıp gitmeleri.

sidre / سِدْرَه

  • Varlık aleminin sonundaki manevi ağaç.

silsile-i eşya

  • Varlıklar zinciri.

silsile-i mevcudat / silsile-i mevcûdât / سِلْسِلَۀِ مَوْجُودَاتْ

  • Varlıklar zinciri.
  • Varlıklar zinciri.

sofestai / sofestâî / سُوفَسْطَائ۪ي

  • Varlıkları inkâr eden felsefeci.

sübut / sübût / ثُبُوتْ

  • Varlığı kesin olma.

sübuti / sübutî

  • Varlığı kat'iyyen isbat edilene ait. Müsbet, isbatlı olan.

sultan-ı ebedi / sultan-ı ebedî

  • Varlığı, hüküm ve saltanatı sonsuza kadar devam eden Sultan, Allah.

suver-i mevcudat

  • Varlıkların görüntüleri.

tabaka-i vücud

  • Varlık tabakası.

tabakat-ı mahlukat / tabakat-ı mahlûkat

  • Varlık tabakaları.

tabakat-ı mevcudat

  • Varlıkların tabakaları, grupları.

tabakat-ı vücud

  • Varlık tabakaları.

tabakat-ı vücut

  • Varlık tabakaları.

tabiat-ı eşya

  • Varlıkların özelliği, tabiatı.

tahaddüs

  • Var olma.

tahakkuk-u vücudu

  • Varlığının gerçekliği, kesinliği.

taife-i mahlukat / tâife-i mahlûkat

  • Varlıklar topluluğu.

tasallut-u tam / tasallut-u tâm

  • Varlıklar üzerinde tam bir tahakküm kurma, onlara hükmetme.

tavaif-i mevcudat / tavâif-i mevcudat

  • Varlık taifeleri, türleri.

teayyün-i vücudi / teayyün-i vücûdî

  • Varlıkta meydana gelme, hâsıl olma.

tedbir ve rububiyet / tedbir ve rubûbiyet

  • Varlıkları idare etme, çekip çevirme, terbiye edip idaresi ve egemenliği altında bulundurma.

teennuk

  • Varlıklardaki hikmetli, kusursuz ve pürüzsüz yaratılma özelliği.

tegafül-ü ani's-sani / tegafül-ü ani's-sâni

  • Varlıkları mükemmel san'atlarla yaratan Allah'tan gaflet etmeye çalışma, Onu görmezlikten gelme.

tekevvün

  • Var olma.

tekvin / tekvîn

  • Var etme.
  • Var etmek, meydana getirmek, yaratmak, Kelâm ilminde Allah'ın subûti bir sıfatıdır, yokluktan vücuda getirmesi, icad etmesidir.

tekvinen

  • Var etmekle.

terkibat-ı mevcudat / terkibât-ı mevcudat

  • Varlıkların değişik elementlerin birleşmesiyle meydana gelişleri.

tertib-i mahlukat / tertib-i mahlûkat

  • Varlıkların mükemmel bir düzenlemeyle yaratılması.

teşahhusat-ı itibariye / teşahhusât-ı itibariye

  • Varlıkların duruma göre çeşitli görünümler alması.

teşahhusat-ı mülkiye

  • Varlıkların maddî yönleriyle belirgin olarak ortaya çıkması, diğer fertlerden ayrılabilir özellikleriyle kendini göstermesi.

teşahhusat-ı muvakkate / teşahhusât-ı muvakkate

  • Varlıkların geçici olarak belli bir şekil ve görünüm almaları.

teşkil-i eşya

  • Varlıkların oluşması, meydana gelmesi.

tevhid sikkesi

  • Varlıkların üzerinde görülen ve Allah'ın birliğini ispat eden damga.

ücret-i kemal / ücret-i kemâl

  • Varlıkların değişip mükemmelleşerek bir tür ücret kazanması.

uluhiyet-i sariye / ulûhiyet-i sâriye

  • Varlıklara sirayet eden, geçen ulûhiyet.

umur-u itibariye / umûr-u itibariye

  • Varsayılan emirler, saymaca işler.

üstad-ı ezeli / üstâd-ı ezelî

  • Varlığının başlangıcı olmayan ve bütün ilimlerin öğreticisi olan Allah.

üstad-ı ezeliye

  • Varlığının başlangıcı olmayan üstad, öğretmen.

vacib-i ehad / vâcib-i ehad

  • Varlığı zorunlu olan ve her bir varlık üzerinde birliğinin izleri görünen Allah.

vacib-i sermedi / vâcib-i sermedî

  • Varlığı zorunlu ve devamlı olan Allah.

vacib-ül-vücud / vâcib-ül-vücûd

  • Varlığı mutlaka lâzım olan Allahü teâlâ.

vacibiyet / vâcibiyet

  • Varlığının zorunlu oluşu.

vacibü'l-vücud / vâcibü'l-vücud / vâcibü'l-vücûd

  • Varlığı zorunlu olan ve var olmak için hiçbir sebebe ihtiyacı bulunmayan Allah.
  • Varlığı zorunlu olan ve var olmak için hiçbir sebebe ihtiyacı olmayan Allah.

vacibülvücud / vâcibülvücûd

  • Varlığı zaruri olan Allah.

vacid / vâcid / وَاجِدْ

  • Var eden, vücuda getiren.
  • Var olan.

vahdet-i vücud

  • Varlıkların tek asıldan çıkma inanışı.. Tasavvufî bir görüş. Varoluşun tek kaynağa bağlılığı.

vahdetivücud / vahdetivücûd

  • Varlıkta birlik.

vahid-i vacib / vahid-i vâcib

  • Varlığı zorunlu olan, var olmak için hiçbir şeye ve sebebe ihtiyacı olmayan ve herbir varlıkta birliği görünen Allah.

vakıat-ı kevniye / vâkıât-ı kevniye

  • Varlıklarla ilgili vakıalar, olaylar.

vazife-i ırsiyet

  • Varis olma görevi.

vazife-i tefekküriye ve ubudiyet

  • Varlıklar ve olaylar üzerinde düşünüp Allah'ı tanıma ve Ona kullukta bulunma görevi.

vehelümmecerra / vehelümmecerrâ / و هلم جری

  • Var gerisini kıyas et. (Arapça)

vehm mertebesi

  • Var olmayıp, var görünen.

vehmi / vehmî

  • Varsayılan, olmadığı halde var kabul edilen.

vehmiye

  • Varsayılan, olmadığı hâlde var tasavvur edilen.

veraset / وراثت / verâset / وَرَاثَتْ

  • Varislik, mirasçılık.
  • Varislik.
  • Varislik. (Arapça)
  • Vâris olma.

verasetlik

  • Varislik, mirasçılık.

verese / ورثه / وَرَثَه

  • Vârisler, mirasçılar.
  • Varisler, mirasçılar.
  • Varisler, mirasçılar. (Arapça)
  • Varisler.

vesile-i icad

  • Var ediliş vesilesi.

vezaif-i mevcudat / vezâif-i mevcudat

  • Varlıkların vazifeleri.

vücub-u vacib / vücub-u vâcib

  • Varlığı zorunlu olan Allah'ın varlığı.

vücub-u vücud / vücûb-u vücud / vücûb-u vücûd

  • Varlığının zorunlu oluşu ve var olmak için bir sebebe ihtiyacının olmayışı.
  • Varlığı zorunlu olan, yok olması düşünülemeyen, var olmak için hiç bir sebebe muhtaç olmayan varlık; Allah.

vücud / vücûd / وجود

  • Varlık, var oluş.
  • Varlık, var oluş.
  • Var olmak.
  • Varlık, var olmak, bulunmak, cesed, cisim, ten, gövde.
  • Varlık.

vücud taayyün etme

  • Varlık verilme, varlık olarak belirme.

vücud-u eşya

  • Varlıkların yaratılması, herşeyin var edilmesi.

vücud-u mümkinat

  • Varlığı mümkün olanlar; varlığı imkân dairesinde olanlar, kâinatın varlığı.

vücud-u vacib / vücud-u vâcib

  • Varlığı zorunlu olan, var olmak için hiçbir sebebe ihtiyacı bulunmayan Allah'ın varlığı.

vücud-u vacibü'l-vücud / vücud-u vâcibü'l-vücud

  • Varlığı zorunlu olan, var olmak için hiçbir sebebe ihtiyacı bulunmayan Allah'ın varlığı.

vücud-u vücubi / vücud-u vücubî

  • Varlığı zorunlu olan, var olmak için hiçbir şeye ve sebebe ihtiyacı olmayan ve diğer varlıkların var olması Kendisine bağlı olan, yokluğu düşünülemeyen varlık, Allah.

vücuda getiren

  • Var eden.

vücuden

  • Varlık bakımından.

vücudi / vücudî / vücûdî

  • Varlıkla ilgili.
  • Varlığa dair. Var olan şey ile alâkalı.
  • Varlıkla ilgili olan.
  • Varlıkla ilgili, var olan.

vücudlarına

  • Varlıklarına dair.

vücudpezir / vücûdpezir

  • Var olma.

vücudu

  • Varlığı, var oluşu.

vücudu muhakkak

  • Varlığı kesin olan.

vücudun vücudu

  • Varlık özelliğinin var oluşu.

vücut

  • Varlık.

vücut alemi / vücut âlemi

  • Varlık âlemi.

vücut bulma

  • Var olma.

vücut sahası

  • Varlık alanı.

zat-ı baki-i hayy-ı kayyum / zât-ı bâki-i hayy-ı kayyûm

  • Varlığının sonu olmayan, hayatı ezelî ve ebedî olan ve bütün varlıkların ayakta durmaları, devam ve bekàları Kendine bağlı olan Zât; Allah.

zat-ı ezeli / zât-ı ezelî

  • Varlığının başlangıcı olmayıp devamlı var olan Zât, Allah.

zat-ı ezeliye / zât-ı ezeliye

  • Varlığının başlangıcı olmayıp zaman üstü sonsuz olan Zât, Allah.

zat-ı vacibü'l-vücud / zât-ı vâcibü'l-vücud

  • Varlığı zorunlu olan, var olmak için hiçbir sebebe ihtiyacı olmayan Zât, Allah.

zeman-ı vusul / zeman-ı vusûl

  • Varma zamanı.

zerrat-ı mevcudat

  • Varlıkların zerreleri.

zerrat-ı mevcudiyetim / zerrât-ı mevcudiyetim

  • Varlığımın bütün zerreleri, bütün varlığım.

zeval-i eşya / zevâl-i eşya

  • Varlıkların kaybolup gitmesi.

zeval-i mevcudat / zevâl-i mevcudat

  • Varlıkların yok olması.

 

Bağış Yapmak İçin Tıklayın