LUGGAT
OSMANLICA TÜRKÇE SÖZLÜK

{ lügât . lügat . لغت }

Arapça ve Farsça yazımları, Osmanlıca okunuşları 
ve detaylı açıklamaları ile birlikte.

Arama yapmak istediğiniz kelimeyi girip
karşılığını bulmak istediğiniz "OSMANLICA ARA" ya da "TÜRKÇE ARA" butonlarına tıklayın.
Türkçe - Osmanlıca Sözlük'te Uza kelimesini içeren 123 kelime bulundu...

aksa / aksâ / اقصى

  • Uzak, en son. (Arapça)

aksa-yı garb

  • Uzak garp, uzak batı.

aksa-yı şark / aksâ-yı şark / اقصای شرق

  • Uzak Doğu. Çin, Japonya gibi yerler.
  • Uzakdoğu.

azib

  • Uzak merâ, otlak ve çayır.

baid / baîd / بعيد

  • Uzak.
  • Uzak, ırak.
  • Uzak. (Arapça)

basita

  • Uzak yer.

bu'd / بُعْدْ

  • Uzaklık.
  • Uzaklık, aralık, boyut.
  • Uzaklık.

bu'diyet / بعدیت / بُعْدِيَتْ

  • Uzaklık.
  • Uzaklık, mesafe. (Arapça)
  • Uzaklık.

bud / bûd

  • Uzaklık.

budiyet / bûdiyet

  • Uzaklık.

celb-i suret

  • Uzakta olan bir şeyin sûretini resmini yanına getirmek.

cevv-i feza

  • Uzay boşluğu.

cevvifeza / cevvifezâ

  • Uzay.

cisim

  • Uzayda yer dolduran varlık.

dafi' / dâfi' / دافع

  • Uzaklaştıran, defeden. (Arapça)

def

  • Uzaklaştırma.

def ve tard etme

  • Uzaklaştırma ve kovma.

def' / دفع

  • Uzaklaştırma. (Arapça)
  • Def' edilmek: (Arapça)
  • Uzaklaştırılmak. (Arapça)
  • Giderilmek. (Arapça)
  • Def' etmek: (Arapça)
  • Uzaklaştırmak. (Arapça)
  • Gidermek. (Arapça)

def'etmek

  • Uzaklaştırmak.

diyar-ı baide / diyar-ı baîde

  • Uzak diyarlar, ülkeler.

dur / dûr / دور / دُورْ

  • Uzak.
  • Uzak.
  • Uzak. (Farsça)
  • Uzak.

dur etme / dûr etme

  • Uzaklaştırma, kaçırma.

dur etmeme / dûr etmeme

  • Uzaklaştırmama, kaçırmama.

dur-bin

  • Uzak gören. Uzağı gösteren âlet. (Farsça)

dur-nümay

  • Uzağı gösteren. (Farsça)

dur-nüvis

  • Uzağı yazan. Telgraf. (Farsça)

dura-dur

  • Uzaktan uzağa. Uzak uzak. Uzun uzadıya. (Farsça)

dürbin / dürbîn

  • Uzaktan gören, dürbün.

dürbün / دُورْب۪ينْ

  • Uzağı gösteren âlet.

duri / durî / dûrî / دوری

  • Uzaklık. (Farsça)
  • Uzaklık. (Farsça)

duru'

  • Uzak, ırak, baid.

ekasi-i bilad / ekasi-i bilâd

  • Uzak beldeler, en uzak şehirler.

etraf-ı feza

  • Uzay boşluğu.

feza / fezâ / فضا / فَضَا

  • Uzay.
  • Uzay; ucu bucağı bulunmayan boşluk, kâinatın sonsuz genişliği.
  • Uzay.
  • Uzay.
  • Uzay.

feza-i ekber

  • Uzay.

feza-yı alem / feza-yı âlem / fezâ-yı âlem / فَضَايِ عَالَمْ

  • Uzay.
  • Uzay.

feza-yı kainat / feza-yı kâinat

  • Uzay.

feza-yı ulvi / feza-yı ulvî

  • Uzay, gökyüzü.

gamm-ı firkat

  • Uzaklık gamı, ayrılık derdi.

halce

  • Uzak, ırak yer, baid.

haşa / hâşâ / حاشا

  • Uzak dursun, hâşa. (Arapça)

hicran

  • Uzaklaşma. Ayrılık. Ayrılıktan gelen keder, sızı, acı. Dostluğu ve ülfeti kesmek.

ib'ad / ib'âd / ابعاد

  • Uzaklaştırmak. Sürmek. Kovmak.
  • Uzaklaştırma. (Arapça)

içtinab / içtinâb

  • Uzak durma, sakınma.

ıhrıvvat

  • Uzamak.

ihtimalat-ı baide

  • Uzak ihtimaller.

ıksa / ıksâ

  • Uzaklaştırılma. Uzaklaştırma.

imata

  • Uzaklaştırma yahut uzaklaştırılma.

imtidad / imtidâd

  • Uzama.

ina

  • Uzaklaştırma.

ırak

  • Uzak.
  • Uzak.

istib'ad / istib'âd / استبعاد

  • Uzaklaşma, uzaklaştırma, akıl dışı sayma.
  • Uzak görme. (Arapça)

itale / itâle / اطاله

  • Uzatma. (Arapça)

ıtval

  • Uzatmak. Uzatılmak.

kasiyy

  • Uzak, baid. Irak.

kozmoğrafya

  • Uzay ilmi.

kudum / kudûm

  • Uzaktan gelme, ayak basma.

madde

  • Uzayda yer dolduran varlık.

med

  • Uzatmak, çekmek, Kur'ânı kerîmde uzatan harflerden (elif, vav, yâ) biriyle kendilerinden önceki harfleri çekmek.

medd

  • Uzatma, çekme; مُسْتَقِيمْ kelimesinde kaf harfini uzatan "ye" harfi, "medd"ir.

medd-i nazar

  • Uzağa bakma. Gözün görebildiği kadar göz alımı.

medde

  • Uzatma işareti.
  • Uzatma; çekim harfleri; yazıldığı halde okunmayan, kendisi harekesiz olup, kendinden önceki harfi uzatan elif, vav, ye harfleri.

medhur

  • Uzaklaştırılmış veya kovulmuş olan. Tardedilmiş olan.

mehcur

  • Uzaklaşmış, terk edilmiş.

mekan-ı baid / mekân-ı baîd

  • Uzak mekân, uzay yer.

menatık-ı baide / menatık-ı baîde

  • Uzak mıntıkalar. Uzak bölgeler.

merahil-i baide / merahil-i baîde

  • Uzak konaklar. Uzak menziller.

mesafat-ı baide / mesâfât-ı baide

  • Uzak mesafeler.

mesafe / مسافه

  • Uzaklık.
  • Uzaklık. (Arapça)

mesafe-i baide / mesafe-i baîde

  • Uzak mesafe.

mevaki-i baide / mevaki-i baîde

  • Uzak mevkiler.

meydan-ı feza

  • Uzay boşluğu.

mıntıkatü'l-buruc / mıntıkatü'l-burûc

  • Uzayda on iki burcun bulunduğu alan.

mıthar

  • Uzağa giden ok.

müb'id

  • Uzaklaştıran, uzaklaştırıcı.

müfarakat / müfârakat

  • Uzaklaşma, ayrılma.

muksa

  • Uzaklaştırılmış. Uzak kalınmış.

mümted

  • Uzayan.
  • Uzayan. Sürekli, devamlı. Uzanmış, çekilmiş, imtidâd etmiş.
  • Uzanan.

münsecir

  • Uzanıp sarkan.

müravih

  • Uzaklaştıran.

müstab'ed / مستبعد

  • Uzak. (Arapça)

mustatil

  • Uzayan, diktörtgen.

müsteb'id

  • Uzak farzeden, uzak gören, uzak sayan. Uzaklaşmış.

müstebid / müstebîd

  • Uzak gören.

mütebaid / mütebâid

  • Uzaklaşan. Bir birinden uzak bulunan.
  • Uzaklaşan.

mütemahil

  • Uzak ve uzun.

mutneb

  • Uzatılmış. Uzatılan söz. Sözdeki itnâb, yâni; uzunluk.

müzih

  • Uzaklaştıran.

nayi / nayî

  • Uzak.

ne'y

  • Uzak olmak.

samanyolu

  • Uzaktan parlak bir yol gibi görünen yıldızlar kümesi.

sidretülmünteha / sidretülmüntehâ / سدرة المنتها

  • Uzayda bulunduğu varsanılan ve ötesine geçilemeyen bir ağaç. (Arapça)

şünue

  • Uzak olmak. Irak olmak.

tamis

  • Uzak.

tarah

  • Uzak mekân.

tard etmek

  • Uzaklaştırmak, kovmak.

tatvil / tatvîl / تطویل

  • Uzatma. Uzatılma.
  • Uzatma.
  • Uzatma. (Arapça)

tayyare-i arz

  • Uzayda uçak gibi uçan dünya.

teb'id / teb'îd

  • Uzaklaştırma. Bir yerden bir yere sürme, kovma.
  • Uzaklaştırma.

tebaud / tebâud

  • Uzaklaşma.
  • Uzaklaşma.

tebaüd / tebâüd / تباعد

  • Uzaklaşma. (Arapça)
  • Tebâüd etmek: Uzaklaşmak. (Arapça)

tebaud eden / tebâud eden

  • Uzaklaşan.

teberra / teberrâ / تبرا

  • Uzak durma. Sevmeyip yüz çevirme.
  • Uzak durma. (Arapça)

teberri / teberrî

  • Uzaklaşma; mensubiyeti, hürmeti reddetme, kabul etmeme.
  • Uzaklaşmak, uzak durmak.

teberri etmek / teberrî etmek

  • Uzaklaşmak.

tebid / tebîd

  • Uzaklaştırma.

tecafi

  • Uzak olma. Yerinden bir tarafa ayrılma.

tecennüb

  • Uzak durma, çekinme.

tedelli / tedellî

  • Uzanıp aşağıya inme, eğilme.

tehechüc

  • Uzaklaşmak. Irak olmak.

temadi / temâdî / تمادی

  • Uzama, sürme. (Arapça)
  • Temâdî etmek: Uzamak, sürmek, devam etmek. (Arapça)

temdid

  • Uzatma.

temdidat

  • Uzanan hatlar, uzatmalar.

temsil-i dürbini / temsil-i dürbinî

  • Uzağı yakınlaştıran kıyaslama tarzında olan benzetme.

tena'nu'

  • Uzak olmak, uzaklaşmak.

tenai

  • Uzaklık.

tetavül / tetâvül

  • Uzama.

tevali / tevâli

  • Uzayıp gitmek, devam etmek. Birbiri ardınca sıra ile gelmek. Sürmek.
  • Uzayıp gitme, birbirinin ardından gelme.
  • Uzama, devam.

tevali eden / tevâli eden

  • Uzayıp giden, devam eden.

tezahzuh

  • Uzak olmak.

ücra / ücrâ

  • Uzak, pek uçta.

vareste kılma

  • Uzak kılma, kurtarma.

zahzah

  • Uzak, baid.