LUGGAT
OSMANLICA TÜRKÇE SÖZLÜK

{ lügât . lügat . لغت }

Arapça ve Farsça yazımları, Osmanlıca okunuşları 
ve detaylı açıklamaları ile birlikte.

Arama yapmak istediğiniz kelimeyi girip
karşılığını bulmak istediğiniz "OSMANLICA ARA" ya da "TÜRKÇE ARA" butonlarına tıklayın.
Türkçe - Osmanlıca Sözlük'te Uyum ifadesini içeren 177 kelime bulundu...

ab-ı abisteni / ab-ı âbistenî

  • Nebatların beslenip büyümesi için zaruri olan su ve yağmur.
  • Gebeliğe sebep olan su, meni.

aheng / âheng / آهنگ

  • Uyum, ahenk. (Farsça)
  • Eğlence. (Farsça)

aheng-i esvat / âheng-i esvât / آهنگ اصوات

  • Ses uyumu.

aheng-i terakki / âheng-i terakkî

  • İlerleme ve gelişmenin ahengi, uyumu.

aheng-i umumiye / âheng-i umumiye

  • Genel ahenk, uyum.

ahengdar / âhengdâr / آهنگدار

  • Uyumlu. (Farsça)

ahenggüzar / âhenggüzâr / آهنگ گذار

  • Uyumlu, ahenkli. (Farsça)

ahenk / âhenk / آهنگ

  • Uyum, düzen.
  • Ahenk, uyum. (Farsça)

ahenkdar / âhenkdâr / آهنگ دار

  • Uyumlu, ahenkli. (Farsça)

akl-ı küll / عقل كل

  • Doğadaki genel uyum.
  • Cebrail.

azman

  • Cins ve nev'inin icabından fazla büyümüş, çok iri.
  • Melez. İki ayrı cins hayvandan doğma.

badir

  • Hemen yapmak isteyen.
  • Birdenbire vuku bulan.
  • Dolunay.
  • Büyümüş (çocuk).
  • Olgun (meyva).

balide

  • Gelişmiş, uzamış, büyümüş. (Farsça)

balude / balûde

  • Boy atmış, büyümüş. (Farsça)

berd

  • Soğuk. Soğukluk. Soğutmak. Noksan hararet.
  • Ölmek.
  • Soğuk su ile gusletmek.
  • Uyumak.
  • Sabit olmak.
  • Zayıf olmak.
  • Bir şeyi eğelemek.
  • Sürme çekmek.
  • Söğmek.
  • Tutya, çinko.

besk

  • Tükürmek.
  • Uzamak.
  • Büyümek.

bidar / bîdar

  • Uykusuz, uyumayan. Uyanık. (Farsça)

büsre

  • Herşeyin ucu ve başı.
  • Herşeyin tâzesi.
  • Genç kız veya oğlan.
  • Hurma koruğu.
  • Biraz büyümüş olan ekşi ot.

büteka

  • (Çoğulu: Bevâtık) Pota dedikleri âlettir ve kuyumcular içinde altın ve gümüş eritirler.

cifir muvafakatleri

  • Cifir ilmi açısından ortaya çıkan uyumlar, denklikler.

cüsum

  • Kuşun, uyuması vaktinde göğsünü yere koyup çömelmesi. Çömelip oturmak.
  • Uykuda gelen ağırlık. Kâbus.
  • Oturmak.

dahamet-i kebed / dahâmet-i kebed

  • Tıb: Karaciğer büyümesi.

devbel

  • Bir karar üzere durup büyümeyen küçük eşek.

enma

  • (Nümuv. den) En çok, en ziyade bereketli ve büyümüş olmak.

ermeni

  • Eskiden batı Asya'nın kuzey kısmında ve Avrupa'nın Asya'ya komşu olan bazı yerlerinde dağınık şekilde yaşayan bir milletti ki, İranlılar ve Romalılar tarafından birçok defa mağlub edilmeleri üzerine çeşitli yerlere dağılmışlardır. Ve bu dağılma sonucunda büyük şehirlere de yerleşerek san'at, kuyumcu

eym

  • (Çoğulu: Üyum) Yılan.

fak'e

  • Uyumak.

falık / fâlık

  • Çatlatan. Açan. Büyümesi için tohumu açan, yaratan. (Allah C.C.)
  • Büyümesi için tohumu çatlatan Allah.

fettan

  • Fitneci. Kurnaz. Fitne çıkaran. Karıştıran.
  • Hırsız.
  • Şeytan.
  • Altın eriten kuyumcu.

gafve

  • Azıcık uyumak.

garibüzzaman / garîbüzzaman

  • Zamanın garibi, yaşadığı zamanla uyumlu olmayan.

ger

  • İsimlerin sonlarına eklenir ve yapıcılık bildirir bir edattır. Meselâ: Ahen-ger : f. Demirci. Zer-ger : f. Kuyumcu. (Farsça)

gevher-füruş

  • Cevherci, kuyumcu, sarraf. (Farsça)

gevher-şinas

  • Cevherden anlıyan, cevherci, kuyumcu. (Farsça)

gevheri / gevherî

  • Kuyumcu, cevherci. (Farsça)

gunude / gunûde / غنوده

  • Uyumuş. (Farsça)
  • Ölü. (Farsça)

habellak

  • Küçük olup büyümeyen koyun.

habide / habîde

  • (Çoğulu: Hâbidegân) Uyuya kalmış, uykuya dalmış, uyumuş. (Farsça)

hadır

  • Tembel, uyuşuk, uyumuş.

hedr

  • Galeyan etmek.
  • Ot büyümek.
  • Güvercin ötmek.

hemaheng / hemâheng / هم آهنگ

  • Uyumlu. (Farsça)

himlac

  • Kuyumcular körüğü.

hitrafi / hitrafî

  • Demirci.
  • Kuyumcu.

hübu'

  • Uyumak.
  • Eşek gibi yürümek.
  • Boynunu uzatmak.

hücud

  • Uykusuz kalma. Geceleyin az uyuma.

hufte / خفته

  • (Çoğulu: Huftegân) Yatmış, uyumuş.
  • Uyuyan, uyumuş. (Farsça)

hufte-gan / hufte-gân

  • (Tekili: Hufte) Yatmış olanlar, yatıp uyumuş olan kişiler. (Farsça)

hufte-gi / hufte-gî

  • Yatıp uyuma. (Farsça)

i'tikal / i'tikâl

  • (Ekl. den) Kemirme, kemirerek yeme.
  • Dalgaların, deniz kenarlarındaki karaları döğerek aşındırması.
  • Tıb: Yaranın, vücudu yemesi. Yaranın büyümesi.

ibn-i ishak

  • (Ebu Abdullah Muhammed) Medine'de büyümüştür. Hz. Muhammed'in (A.S.M.) hayatına dair vak'aları derin bir alâka ile toplamağa başladı. Daha sonra Mısır'a, oradan da Irak'a gitti. Hi: 151 veya 152 tarihinde Bağdat'ta vefat etti. Siyere dair iki eser vücuda getirmiştir.1. Kitab-ül Mübtedâ ve Kısâs-ul E

ifa'

  • Çocuğun büyümesi.

igtimaz

  • Gözünü kapatma, gözünü yumma. Uyuma.

ihtisas

  • Hissetme, duyumsama.

ihya

  • Diriltmek. Yeniden hayata kavuşturmak. Canlandırmak. Şenlendirmek. Uyandırmak.
  • Gece de uyumayıp çalışmak veya ibâdetle vakit geçirmek.

imtizac etmek

  • Kaynaşmak, uyum sağlamak.

insicam

  • Düzgünlük, uyumluluk.

insicam-ı ahkem

  • Sağlam bir akış ve uyumlu gidiş.

insicam-ı ecmel

  • Çok güzel düzgünlük, uyumluluk.

insicam-ı mizan

  • Dengedeki uyum.

intibak / intibâk / انطباق

  • Uyum. (Arapça)

intibak etme

  • Uyum sağlama.

intifah

  • Şişkinlik. Şişmek. Kabarmak.
  • Vücud organlarından birinin büyümesi.

irsad

  • Gözetlemek.
  • Hâzır ve âmâde eylemek.
  • Mükâfat vermek.
  • Edb: Secili ve kâfiyeli bir cümlede ses uyumundaki ana sesi önce tanıtıp, ondan sonra gelecek kelimeyi tanıtma sanatıdır. Meselâ:Elemin Kays'a kıyas etme din-i mahzunun, Yok idi aklı ne derdi var idi Mecnunun. (Baki)

ısaga

  • Kuyumculuk yapma.
  • Eritilmiş maddeleri kalıba dökme.

isnam

  • Ateşin alevi büyüme.
  • Duman ve toz havaya çıkma.

iştidad

  • (Şiddet. den) Şiddetlenme.
  • Sertleşme, katılaşma.
  • Büyüme. Artma, çoğalma, ziyâdeleşme.

istihbar / istihbâr / استخبار

  • Duyum, haber alma. (Arapça)

istihbarat / istihbârât / استخبارات

  • Duyumlar, haber almalar. (Arapça)

istilka'

  • Arka üstü yatarak uyuma.

istimzaç

  • Kaynaşmaya çalışma, uyum sağlamaya çalışma.

istiname

  • Uyur gibi görünme. Yalandan uyuma.

kalb-i habide

  • Uyumuş kalb.

kamer

  • Gökteki ay. Hilâl.
  • Ay ışığında uyumayıp uyanık durmak.

kamet-i namiye / kamet-i nâmiye

  • Gelişme ve büyüme kabiliyetinde olan endam, boy.

kararit

  • (Tekili: Kırat) Kuyumcu tartıları. Kıratlar.

karv

  • Ağaç kadeh.
  • Köpek yalağı.
  • Hurma ağacının kökü.
  • Uzun havuz.
  • Hayanın derisi inip büyümek.
  • Kast.
  • Etraflıca araştırmak, tetebbu.
  • Bir kimsenin mesleğine girmek, onun yoluna süluk etmek.

kaylule / kaylûle

  • Kuşluk vaktinden öğlenden biraz sonraya kadarki zaman dilimidir ki bu zaman diliminde uyumak sünnettir.
  • Gün ortasında bir miktâr uyuma. Kaylûle öğleden önce de sonra da yapılabilir.

kure / kûre / كوره

  • Demirci ocağı. Kuyumcu ocağı. (Farsça)
  • Küre. (Farsça)
  • Kuyumcu ocağı. (Farsça)

küub

  • (Küubet) Kızın memesinin büyümesi.

kuvve-i namiye / kuvve-i nâmiye

  • Büyüme, gelişme kuvveti.

kuvve-i şeheviye

  • Cinsi istek kudreti. Yemek, içmek, konuşmak, uyumak gibi kabiliyetler.

lahm

  • Et. Her şeyin içi ve üzeri.
  • Bir işi sağlam kılmak.
  • Kırık şeyi kuyumcunun yapıştırması. Lehimlemek.
  • Bir yerde ilişip kalmak.

lahn / لحن

  • Uyum. (Arapça)
  • Tavır. (Arapça)
  • Dil. (Arapça)

medar-ı tevafuk / medâr-ı tevafuk

  • Uyumluluk kaynağı.

mesa'

  • Kuyumcu eşyası.

meyelan-ı nümüvv / meyelân-ı nümüvv

  • Büyüme, gelişme meyli, eğilimi.

meyl-i nümüv

  • Gelişme ve büyüme eğilimi, isteği.

mina

  • Şişe, cam, billur.
  • Parlak saray.
  • Sırça. Kuyumcuların kullandıkları lâcivert renkli sırça.

mubah

  • (İbâhe. den) İşlenmesinde sevab ve günah olmayan şey.
  • Fık: Yapılması ve yapılmaması şer'an câiz bulunan şey. (Yemek, içmek, uyumak gibi.)

mülayemet / mülâyemet

  • Uyum.

mümaşatkar / mümâşâtkâr

  • Uyumlu olan.

muntabık / منطبق

  • Uygun, uyumlu. (Arapça)

mürakade

  • Uyumak.

müsahere

  • (Müsâheret) Geceleyin uyanık durma, uyumama.

müstenim / müstenîm

  • (Nevm. den) Uyumadığı halde uyur gibi görünen.

mutabaat / mutâbaat

  • Uyum, uygunluk.

mutabık / مطابق

  • Uyan, uyumlu. (Arapça)

mütena'imane / mütena'imâne

  • Nimetler içinde nazdar bir şekilde büyümek, yetişmek suretiyle. Varlık içinde, ferahlık ve nimet içinde olarak. (Farsça)

mütenasib / متناسب

  • Uygun, uyumlu. (Arapça)

müterettibe

  • Birbirine uyumlu şekilde sıralanan.

mütesehhirane / mütesehhirâne

  • Sabahlayarak, gece uyumayarak. (Farsça)

mütesehhirin / mütesehhirîn

  • (Tekili: Mütesehhir) Geceleyin uyumayıp sabahlayanlar.

mütevafık

  • Birbiriyle uyumlu olan.

mütevazin / متوازن

  • Oranlı, uyumlu, dengeli. (Arapça)

muvafakat-ı cifri / muvafakat-ı cifrî

  • Cifir ilmi açısından ortaya çıkan uyum.

naz-perverd

  • (Nâzperverde) Naz içinde büyümüş, nazlı. (Farsça)

nazmşiken

  • Düzensiz; nazım yönünden uyumsuz, tertibi bozuk.

nazperverde / nâzperverde / نازپرورده

  • Nazlı, naz içinde büyümüş. (Farsça)

nebati ruh / nebâtî ruh

  • Her canlıda mevcud olan ve doğma, büyüme, beslenme, zararlı maddeleri dışarı atma, üreme ve ölme gibi canlılık hallerini yapan rûh.

nekad

  • (Çoğulu: Nukyud-Nikâd) Ayakları kısa, yüzü çirkin koyun.
  • Büyümesi geç olan çocuk.
  • Ağızda dişler çürüyüp ufanmak.
  • Davarın tırnağı soyulup yüzülmek.

nema / nemâ / نما / نَمَا

  • Artma, çoğalma, büyüme, uzama.
  • Gelişme, büyüme.
  • Uzamak, artmak, çoğalmak, üremek.
  • Faiz.
  • Gelişme, büyüme, çoğaltma.
  • Gelişme, büyüme, serpilme. (Arapça)
  • Faiz. (Arapça)
  • Çoğalma, büyüme.

neşv

  • Canlıların büyümesi, yetişmesi, boy atması. (Farsça)
  • Yeniden hayata gelmek. (Farsça)

neşv ü nema / neşv ü nemâ / نشو و نما / نَشْوُ و نَمَا

  • Büyümek ve gelişmek.
  • Büyüme ve gelişme.
  • Yetişip, büyüme, gelişme.
  • Serpilme, gelişme, büyüme. (Arapça)
  • Neşv ü nemâ bulmak: Gelişmek, yayılmak. (Arapça)
  • Ortaya çıkma ve büyüme.

neşve

  • (Nişve - Nüşve) Sevinç, keyif.
  • Büyümek ve yetişmek.
  • Koklamak.
  • Rayiha.
  • Bir şeyi tekrarlamak.
  • Mest ve sarhoş olmak.
  • İyice duyup vâkıf olmak.
  • Sevinç.
  • Büyümek ve yetişmek.
  • Mest ve sarhoş olmak.

neşvünema / neşvünemâ

  • Büyüme ve gelişme.

neşvünema-i a'mal / neşvünemâ-i a'mâl

  • Amellerin yeşermesi, büyümesi.

nevm

  • Uyku. Uyumak. Rüya.
  • Sönmek. Sükun.

nevm-alud / nevm-âlud

  • Uykulu, uykuya bulaşmış, uyumuş.

nümüvv

  • Bereketlenip artmak.
  • (Canlılarda) büyümek, yetişmek, gelişmek.
  • Büyüme, gelişme.

palide

  • Süzülmüş, durulmuş. (Farsça)
  • Ziyade olmuş, büyümüş. (Farsça)

pota

  • Toprak veya mâdenden yapılmış, kimyacı, eczâcı, mâdenci veya kuyumcu âletlerindendir. Altın, gümüş ve benzeri mâdenlerin eritilimesine mahsustur. (Farsça)

ra'raa

  • Suyun şiddetle akması.
  • Depretmek. (Çocuk) büyümek.
  • Bitirmek.

rakd

  • Uyumak üzere bulunma. Uykuya dalar gibi olma.

rehl

  • Sülpük olmak. Kendini salıvermek.
  • Acı çekmek, muztarib olmak.
  • Çok uyumaktan yüzü şişip uyuşuk olmak.

rekud

  • Uyumuş.

rukad

  • Uyku, nevm. Uyuma.

rukde

  • Uyuma.
  • Berzah âlemi.

rukud

  • Uyuma, nevm.

saga

  • (Çoğulu: Sayâg) Kuyumcu.

sarraf / sarrâf

  • Sarfeden. Para işleri ile uğraşan.
  • Cevherci, kuyumcu. Cevherin kıymetini san'atı ile azaltan veya çoğaltan.
  • Kuyumcu.

savg

  • Batmak,
  • Kuyumculuk yapmak.

savvag

  • Kuyumcu.

şayi / şâyi

  • Duyumlar; duyulma, yayılma.

sayyag

  • (Sıyâgat. dan) Kuyumcu.

şebgir

  • (Şeb-gir) Geceleyin uyumayan. (Farsça)
  • Sabah vakti. (Farsça)
  • Gece giden kervan. (Farsça)

şebzindedar

  • (Şeb-zindedâr) Geceleri çalışan, gece vakti işle meşgul olan. (Farsça)
  • Gece bekçisi. (Farsça)
  • Geceleri uyumayıp ibadet eden. (Farsça)

seher

  • Geceleri uyumayıp uyanık durma hastalığı.

şehri

  • Şehirli. (Farsça)
  • İstanbul'lu, İstanbul'da doğup büyüme. (Farsça)
  • Mc: Kibar, ince. (Farsça)

şehvet

  • Hevâ-yı nefsin meyli ve arzusu.
  • Bir şeyi fazla istemek.
  • Cinsî istek. Mahbube için olan istek, iştiha. (Yemek, içmek, uyumak da şehvetin şubelerindendir.)Kudsi Hadis'te Cenab-ı Hak buyuruyor: "Ey benim için şehvetini bırakıp gençliğini bana veren genç! Sen meleklerin bir kısmı

şemhar

  • Büyümek. Uzamak.

şiddet-i imtizaç

  • Tam bir uyum; birbiriyle tam bir uyum içinde karışma, birleşme.

şiddet-i tenasüp / şiddet-i tenâsüp

  • Büyük uyum, tam bir uygunluk.

sinimmar

  • Ay, kamer.
  • Gece uyumayan erkek.
  • Harami.
  • Tar: Rum milletinden bir üstâdın adıdır. Numan bin Münzir için Hira'da bir köşk yapmıştı. Bunun bir eşini daha kimseye yapmasın diye Numan bin Münzir o köşkün üstünden attırıp öldürdü. (Ahter-i Kebir'den)

sıyagat

  • Kuyumculuk.

taazum

  • Gözünde büyümek. Büyük görünmek.

tagvir

  • Sonuna yetişmek.
  • Çukur yapmak.
  • Öğle vaktinde uyumak.

tahaccüm

  • (Hacm. den) Büyüme, irileşme, hacim peyda etmek.

tahalhul

  • (Halhal. dan) Ayağa bilezik takma.
  • Bir cismin hacminin büyümesi, şişmesi.
  • Hava cereyanı olması.

takarruh

  • (Karh. dan) Yara derinleşip büyüme.
  • Yara çıban olma.

tasabbuh

  • Sabahleyin uyumak.
  • Sabah kahvaltı yapmadan yemek yemek.

tasvig

  • (Çoğulu: Tasvigat) (Siga. dan) Kalıp şekline koymak. Eritip kalıba dökme.
  • Batırmak.
  • Kuyumculuk yapmak.

teazum

  • Gözde büyümek. Azametlenmek. Büyük görünmek.

tecemmüm

  • (Bitki) büyüme, çoğalma.

telepati

  • Birinin düşündüklerini veya uzakta geçen bir olayı hiçbir bağlantı olmadan algılama, uza duyum.

tenasüp / tenâsüp

  • Birbirine uyumluluk, uygunluk.

tenasüplü

  • Uyumlu.

tenebbüt

  • Büyümek. Yerden çıkıp biten nebat gibi yetişmek.
  • Büyüme, yetişme.

teneffüs / تنفس

  • Soluk alma. (Arapça)
  • Teneffüs edilmek: Soluk alınmak. (Arapça)
  • Teneffüs etmek: Soluk almak. (Arapça)
  • Tenemmüv etmek: Serpilmek, gelişip büyümek. (Arapça)

tenemmüv

  • (Nümüvv. den) Gelişip büyüme.

tera'ru'

  • Deprenmek.
  • Büyümek.
  • Çocuğun hareket etmesi.

tesbih

  • Tahfif etmek, hafifletmek.
  • Derin uyumak.

tesehhür

  • (Sehr. den) Gece uyumayıp uyanık kalma.

teselluk

  • Yüksek yere, duvar üstüne çıkma.
  • Sırt üstü uyuma.

tevafuk-u cifri / tevafuk-u cifrî

  • Cifir ilmine göre kelime veya cümlelerin rakamsal değeri ile anlamı arasındaki uyum.

tevafuk-u cifri ve ebcedi / tevafuk-u cifrî ve ebcedî

  • Cifir ve ebced hesabına dayalı uyum.

tevafuk-u mutlak

  • Sınırsız uyum, uygunluk.

tevafukat-ı belagat / tevafukat-ı belâgat

  • Belâgat kuralları gözetilerek yazılmış ifadeler arasındaki uyum.

tevafukat-ı latife / tevafukat-ı lâtife

  • İnce ve güzel uygunluklar, uyumluluklar.

tevafukat-ı müteşabihe

  • Birbirine benzeyen tevafuklar, uyumluluklar.

tıbak

  • Uyum, uygunluk. İki zıt olayın ortak özelliğini ifade sanatı.

udret

  • Yel inip hayası büyümek.

umur-u mütenasibe

  • Birbirlerine uyumlu olan şeyler.

vefk / وفق

  • Uyum. (Arapça)
  • Uygun. (Arapça)

velh

  • Büyümek.
  • Uzamak.

vifak

  • Uyum.

zerger / زرگر

  • (Çoğulu: Zergerân) Altın işleyen.
  • Kuyumcu.
  • Kuyumcu. (Farsça)

zergeri / zergerî

  • Kuyumculuk. (Farsça)

 

Luggat Yazarları

Luggat.com Yazarlarını Belirliyor

Luggat.com'da "yazar" olarak görev almak ister misiniz?
Hazırlıkları devam eden Luggat Blog'da yazılarınız yayınlanabilir, milyonlara Luggat.com üzerinden sesinizi duyurabilirsiniz.

HEMEN BAŞVUR