LUGGAT
OSMANLICA TÜRKÇE SÖZLÜK

{ lügât . lügat . لغت }

Arapça ve Farsça yazımları, Osmanlıca okunuşları 
ve detaylı açıklamaları ile birlikte.

Arama yapmak istediğiniz kelimeyi girip
karşılığını bulmak istediğiniz "OSMANLICA ARA" ya da "TÜRKÇE ARA" butonlarına tıklayın.
Türkçe - Osmanlıca Sözlük'te Ust kelimesini içeren 201 kelime bulundu...

ala / alâ / على

  • Üst, üzere.
  • Üst, üstü, üzeri. (Arapça)

ali

  • Üstün. Yüce. Çok büyük. Meşhur. Necib.

atlas

  • Üstü ipek altı pamuk kumaş.

baharet

  • Üstünlük, seçkinlik.

balanişin

  • Üstte, yukarıda oturan. (Farsça)

berarende

  • Üste getiren, üzerine çıkaran. (Farsça)

bevg

  • Üstünlük, galibiyet, galib gelme.

bihteri / bihterî

  • Üstünlük, en iyi ve üstün olma. (Farsça)

bilicma

  • Üstünde birleşmekle, topluca.

büzare

  • Üst dudakta fazlalık olarak sarkık deri olması.

buzra

  • Üst dudağın ortasından dışarı taşan et parçası.

çabüksüvar / çâbüksüvar / چابك سوار

  • Usta binici. (Farsça)

cebae

  • Üstünde birşey düzeltilen ağaç.

cihet-i imtiyaz

  • Üstünlük yönü, üstünlük tarafı.

cihet-i rüchaniyet

  • Üstünlük ciheti.

cihet-i rüçhaniyet

  • Üstünlük yönü, tercih sebebi.

cihet-i tefevvuk

  • Üstünlük yönü.

cihet-i tercih

  • Üstünlük yönü, tercih sebebi.

cündi / cündî / جندی

  • Usta binici. (Arapça)

daavat-ı üstadane / daavât-ı üstadâne

  • Üstadımın duâları.

dahi / dâhî

  • Üstün yetenekli.

dahiye

  • Üstün yetenekli kimse.

daiye-i tefevvuk / dâiye-i tefevvuk

  • Üstünlük iddiası.

deha / dehâ

  • Üstün zekâ.

deruhte etme

  • Üstlenme, yerine getirme.

devac

  • Üste örtünecek şey. Yorgan. (Farsça)

direktif

  • Üst makamlardan, tutulacak yol üzerine verilen emirlerin tümü, hepsi. Talimat, emir. Nasıl, ne şekil olacağına çalışacağına dair emir. (Fransızca)

ebzer

  • Üst dudağında sarkık derisi olan.

ecma

  • Üstü açık ev.

efadıl / efâdıl

  • Üstün nitelikli kimseler.

ehl-i hüner

  • Ustalık ve beceri sahipleri.

eksa

  • Üstüste pek çok giyinen (adam.)

erdem

  • Usta gemici.

ersem

  • Üst dudağı beyaz olan at.

fadıl / fâdıl

  • Üstün nitelikli.

faik / fâik / فائق / فَائِقْ

  • Üstün.
  • Üstün.
  • Üstün. (Arapça)
  • Üstün.

faikiyet / fâikiyet

  • Üstünlük.
  • Üstünlük, başkalarından farklı ve üstün olmak.

faikiyyet / fâikiyyet / فائقيت

  • Üstünlük. Kıymetlilik.
  • Üstünlük. (Arapça)

fart-ı zeka / fart-ı zekâ

  • Üstün zekâ.

fazilet / fazîlet

  • Üstün nitelik, meziyet.

faziletfuruş / fazîletfuruş

  • Üstünlük taslayan.

faziletfuruşluk

  • Üstünlük taslama, üstünlüklerini satmaya çalışma.

faziletmeab / fazîletmeab

  • Üstün nitelikleri olan.

faziletperver / fazîletperver

  • Üstün nitelikleri seven.

fazl

  • Üstünlük, lütuf.

fevk / فوق / فَوْقْ

  • Üst. Üst taraf. Yüksek derece. Yukarı.
  • Üst.
  • Üst, üst taraf, yukarı (maddî-manevî)
  • Üst.
  • Üst.
  • Üst, üstü. (Arapça)
  • Üst.

fevkani / fevkanî / fevkânî / فوقانى

  • Üst, üst tarafta, üstteki.
  • Üstteki, yukarıdaki. (Arapça)

fevkaniyet

  • Üstünlük.
  • Üstte, üst tarafta olma.

fevkınde

  • Üstünde.

fevkinde

  • Üstünde.

fevkine

  • Üstüne.

fevkiyet

  • Üstte olma.

fudala / fudalâ

  • Üstün nitelikli kimseler.

galebe / غَلَبَه

  • Üstünlük, üstün gelme.
  • Üstün gelme.

galebe çalan

  • Üstün gelen.

galebe çalma

  • Üstün gelme.

galebe çalmak

  • Üstün gelmek.

galebe eden

  • Üstün gelen.

galebe etme

  • Üstün gelme.

galib

  • Üstün. Yenen. Mağlub eden. Ekser.

galibiyet

  • Üstünlük.
  • Üstünlük, yenme.

galibiyyet

  • Üstünlük. Yenmek. Mağlub etmek.

galip etmek

  • Üstün kılmak.

gulane

  • Üstün bir gayretle. Yüksek bir himmetle. (Farsça)

hal-i üstad / hâl-i üstad

  • Üstadın davranışları, hâlleri.

has şakirt

  • Üstadın çok değer verdiği ilk sıradaki talebesi.

hasiyetli / hâsiyetli

  • Üstün özellikli.

haslar

  • Üstadın çok değer verdiği, ilk sıradaki talebeler.

hasreme

  • Üst dudağın alt dudak üzerine taşması.

hatta / hattâ / حتى

  • Üstelik, hatta. (Arapça)

hayyat-ı mahir / hayyat-ı mâhir

  • Usta terzi. Terzi ustası.

hazakat / hazâkat

  • Ustalık, uzmanlık.

hazık / hâzık / حاذق

  • Usta, yetenekli, ehil. (Arapça)

hazret-i seyda

  • Üstad Hazretleri.

hegemonya

  • Üstünlük ve baskı.

himemat ve daavat-ı üstadane / himemat ve daavât-ı üstadâne

  • Üstadın himmetleri, gayret ve duâları.

hısreme

  • Üst dudağın derisinin sarkık olması.

hisreme

  • Üst dudağın ortasında olan daire.

hüner

  • Ustalık, beceri.

huzur-u üstad

  • Üstadın huzuru.

ibhamen / ibhâmen

  • Üstü kapalı olarak.

iddia-yı rüçhan

  • Üstünlük iddiası.

iğlak / iğlâk / اغلاق

  • Üstü kapalı konuşma. (Arapça)

ipham

  • Üstü kapalı bırakma.

işfaf

  • Üstün tutma.

istinaf / istînâf / استيناف

  • Üst mahkemeye başvurarak alt mahkemenin kararının feshini isteme. (Arapça)

italik

  • Üstten sağa doğru yatık matbaa harfi. (Fransızca)

izzet

  • Üstünlük, yücelik.
  • Üstünlük, galibiyet.

kahır

  • Üstünlük, galebe.

kahir

  • Üstün.
  • Üstün gelen.

kalb-i üstad

  • Üstadın kalbi.

kaplıca

  • Üstüne bina yapılmış sıcak maden suyu, üstü örtülü kaynarca, ılıca.

kariha-i ulviye / karîha-i ulviye

  • Üstün ve yüksek zekâ, kàbiliyet.

karname / kârname

  • Usta çıkacak kişilerin ustalıklarını göstermek için yaptıkları iş örneği. (Farsça)

katmer

  • Üst üste katlanmış sargı.

kavliracih / kavlirâcih

  • Üstün bulunan söz.

kesb-i imtiyaz

  • Üstünlük, ayrıcalık kazanmak.

kıdem

  • Üst düzey, seviye, rütbe.

kuvve-i galibe

  • Üstün ve ezici kuvvet.

lando

  • Üstü önden ve arkadan açılıp kapanır, körüklü, geniş araba nevilerinden biridir. Halk arasında "Landon" şeklinde telâffuz edilen bu araba, fayton ve kupalara nazaran daha ağır ve gösterişli idi. (Fransızca)

lisan-ı üstad

  • Üstadın dili.

ma'ruş

  • Üstü çardak şeklinde yapılı bina.

mafevk / mâfevk / مافوق

  • Üst, yukarı, üst derecede bulunan kimse, âmir.
  • Üstün, üstünde olan.
  • Üst.
  • Üst, üstü, yukarısı. (Arapça)

magalıb

  • Üstün gelen, galebe eden.

maharet

  • Ustalık, beceri.
  • Ustalık, beceriklilik.

mahirane / mâhirâne

  • Ustaca, ustalıkla, maharetle. (Farsça)
  • Ustaca, beceriklice.

malum-u üstadane / malûm-u üstadâne

  • Üstadın bildiği gibi.

maul

  • Üstün gelinmiş.

medar-ı imtiyaz / medâr-ı imtiyaz

  • Üstünlük, ayrıcalık sebebi.

medar-ı rüçhaniyet / medar-ı rüçhâniyet

  • Üstünlük sebebi.

mefzul

  • Üstün gelen. Fazla gelmiş olan.

mert

  • Üstün karakterli.

mertebe-i bala / mertebe-i bâlâ

  • Üst derece.

meyl-üt tefevvuk

  • Üstünlük elde etmek meyil ve arzusu.

meylü't-tefevvuk

  • Üstün görünme meyli, arzusu.

meziyet / مَزِيَتْ

  • Üstün özellik.
  • Üstün vasıf.
  • Üstünlük.

meziyyet / مزیت

  • Üstünlük. (Arapça)

mihlak

  • Ustura.

mu-say

  • Ustura. (Farsça)

muamelat-ı galiye / muamelât-ı galiye

  • Üstün davranışlar.

mufaddıl

  • Üstün eden, yükselten.

müfahere

  • Üstünlük yarışı.

mugalebe

  • Üstün olmağa, galib gelmeyeğe çalışmak. Birisine galib gelmek.

mülazım-ı evvel / ملازم اول

  • Üsteğmen.
  • Üsteğmen.

müreccahiyet

  • Üstünlük, müreccah oluş.

mütedehhi

  • Üstün zekâlı ve anlayış sahibi gibi harekette bulunan.

mütedehhiyane

  • Üstün zekâ ve anlayış sâhibi gibi harekette bulunana yaraşır yolda. (Farsça)

mütefevvikane

  • Üstünlükle, üstün gelerek. (Farsça)

mütehazlık

  • Üstadlık dâvâsı eden, fakat üstad olmayan kimse.

mütevaliyen

  • Üst üste, aralık vermeden, peş peşe.

mutreka

  • Üstüne sahtiyan bürünmüş kalkan.

müttefekunaleyh

  • Üstünde birleşilen mesele.

muzafferiyet

  • Üstünlük, muzafferlik, düşmana üstün gelme.

nesuc

  • Üstünde yük doğru durmayan deve.

niyet-i üstadane / niyet-i üstadâne

  • Üstadın kendi niyeti.

peçel

  • Üstü başı pislik içinde ve iğrenç olan adam. (Farsça)

racih / râcih / رَاجِحْ

  • Üstün, seçilen.
  • Üstün olan.

racihane / râcihane

  • Üstün tutarak, tercih ederek.
  • Üstün olurcasına.

rakak

  • Üstü yumuşak, altı sert olan düz yer.

rüchan

  • Üstünlük, yükseklik, üstün olma. Fazilet, haslet veya her hangi bir şey cihetiyle diğerinden üstün olmak.
  • Üstünlük.

rüçhan

  • Üstünlük.

rüchan / رجحان

  • Üstünlük. (Arapça)

rüchaniyet

  • Üstünlük.
  • Üstün oluş, rüçhanlık, daha mühim olma hali.

rüçhaniyet

  • Üstünlük.

rüsuh / rüsûh

  • Ustalık, sağlamlık, maharet.

şaheser / şâheser / شاه اثر

  • Üstün ve büyük eser.
  • Üstün nitelikli eser. (Farsça - Arapça)

sahib-i kemal / sahib-i kemâl

  • Üstün özellik ve fazilet sahibi.

sahib-i kemalat / sahib-i kemâlât

  • Üstün özellik ve fazilet sahibi.

şahsüvar / شاه سوار

  • Usta binici. (Farsça)

sako / صَاقُو

  • Üst tarafa giyilen elbise. (Ceket, aba, palto gibi)
  • Üst tarafa giyilen elbise, palto.

san'at

  • Ustalıkla, hünerle yapılan iş.
  • Ustalık, hüner, mârifet.

san'atkar / san'atkâr

  • Usta, san'atçı. (Farsça)

sanat / sanât

  • Ustalık, hüner.

sani'iyyet

  • Ustaca ve tertibli yapıcı oluş. Sâni'lik.

sathi / sathî / سَطْح۪ي

  • Üstün körü.

savm-ı visal / savm-ı visâl / صَوْمِ وِصَالْ

  • Üstüste iftar etmeden oruç tutma.

şeriat-i aliye / şeriat-i âliye

  • Üstün, yüce, ilâhî şeriat.

şibh-i beşere

  • Üst deriye benzer olan.

sırr-ı tefevvuk

  • Üstünlük sırrı, esprisi.

sofra

  • Üstünde yemek yenilen yaygı.

sütüre

  • Ustura. (Farsça)

ta'riz / ta'rîz

  • Üstü kapalı ve dokunaklı söz; kapalı îtirâz etmek; bir tarafı gösterip diğer tarafı kasd etmek.

taahhüd / تعهد

  • Üstlenme. (Arapça)
  • Taahhüd etmek: Üstlenmek. (Arapça)

tabaka-i havas / tabaka-i havâs / طَبَقَۀِ خَوَاصْ

  • Üst tabaka.

tafaddul

  • Üstünlük iddiası.

tafdil / tafdîl / تَفْض۪يلْ

  • Üstün tutma.
  • Üstün tutma.
  • Üstün tutma.

tafdil etmek

  • Üstün tutmak.

tagallüb

  • Üstün gelme, zorbalık, baskı.

tahrif / tahrîf / تحریف

  • Üstünde kalem oynatarak bozma, asıl anlamını bozma. (Arapça)

tarizat-ı zımniye / târizat-ı zımniye

  • Üstü kapalı ve dolaylı ifadelerle saldırma, tenkit etme.

tefaddul

  • Üstünlük taslama.

tefavvuk / تفوق

  • Üstünlük. (Arapça)

tefazzul / تفضل

  • Üstünlük taslama. (Arapça)

tefevvuk / تفوق / تَفَوُّقْ

  • Üstünlük.
  • Üstün gelme.
  • Üstünlük. Fâik ve daha büyük olma. Üstün gelme.
  • Üstünlük. (Arapça)
  • Üstün olma.

tefevvuk eden

  • Üstün gelen.

tefire

  • Üst dudağın ortasında olan çukur.

temayüzü

  • Üstün olan farkı.

tercih

  • Üstün tutmak. Bir şeyi diğerinden fazla beğenmek, fazla itibar etmek.
  • Üstün tutma, seçme.

tercihan

  • Üstün tutarak, seçerek.

terdesti / terdestî

  • Ustalık, el yatkınlığı, mahâret. (Farsça)

tereccuh

  • Üstün olmak. Bir tarafa meyletme.
  • Üstün gelme .

tereccüh / تَرَجُّحْ

  • Üstün gelme.
  • Üstün olma.

tereccuh etme

  • Üstün gelme, ağır basma.

tezerri

  • Üstüne binmek.

üstadane / üstadâne / üstâdâne / استادانه

  • Üstâda yakışır surette. Ustaca. (Farsça)
  • Üstad gibi.
  • Ustaca, maharetli bir şekilde.
  • Ustaca. (Farsça)

üstadi / üstadî

  • Üstadlık, ustalık. (Farsça)

üstadiyet

  • Üstadlık; eğitici ve öğretici olma özelliği.

ustuble

  • Üstüpü.

üstüre / استره

  • Ustura. (Farsça)
  • Ustura. (Farsça)

üveysi / üveysî

  • Üstâdı, hocası olsun olmasın, hayatta veya vefât etmiş bir büyüğün rûhâniyetinden istifâde ederek, terbiye görerek yetişen, olgunlaşan kimse. Bu şekilde yetişme yoluna üveysîlik denir.

vasıta-i galebe

  • Üstünlük vesilesi.

vazife-i zimmet

  • Üstlenilen vazife, yüklenilen hizmet.

yelel

  • Üst dişlerin kısa olması.

zafer / ظفر

  • Üstünlük kazanma. (Arapça)

zaferyab / zaferyâb / ظفریاب

  • Üstünlük kazanan, muzaffer olan. (Arapça - Farsça)
  • Zaferyâb olmak: Üstünlük kazanmak, muzaffer olmak. (Arapça - Farsça)

zann-ı galibi / zann-ı galibî

  • Üstün gelen kanaat.

zann-ı galip

  • Üstün gelen kanaat.

zat-ı üstadane / zât-ı üstadâne

  • Üstadın kendisi.

zeber / زبر

  • Üst. (Farsça)
  • Üst. (Farsça)

zeberin

  • Üstteki. (Farsça)

zemm-i zımni / zemm-i zımnî / ذَمِّ ضِمْنِي

  • Üstü kapalı kötüleme.

 

Bağış Yapmak İçin Tıklayın