LUGGAT
OSMANLICA TÜRKÇE SÖZLÜK

{ lügât . lügat . لغت }

Arapça ve Farsça yazımları, Osmanlıca okunuşları 
ve detaylı açıklamaları ile birlikte.

Arama yapmak istediğiniz kelimeyi girip
karşılığını bulmak istediğiniz "OSMANLICA ARA" ya da "TÜRKÇE ARA" butonlarına tıklayın.
Türkçe - Osmanlıca Sözlük'te Urūc ifadesini içeren 170 kelime bulundu...

arc

  • Mekke ile Medine arasında bir mevzi.
  • Deve sürücüsü.

aric / âric

  • (Uruc. dan) Yukarı çıkıp yükselen. Çıkıp inen. Uruc eden.
  • Topal, aksak, noksan.

bab / bâb

  • Kapı.
  • Bir kitâbın bölümlerinden her biri.
  • Bozuk bir yol olan Bâbîliğin kurucusu Ali Muhammed'in kendisine verdiği ad.

babur

  • (Zahirüddin Muhammed) Hindistan'da büyük Müslüman Türk devletinin kurucusu ve Timur'un beşinci göbekten torunudur. Fergana Emiri olan babası Ömer Şeyh'in ölümünden sonra tahta geçmiştir. (1494)

bani / bâni / bânî / بَان۪ي

  • Kurucu. Yapan. Yapıcı. Yaptırıcı. Binâ eden.
  • Binâ eden; kuran, kurucu.
  • Kurucu.

ber

  • Üzere, üzerine, yukarı mânasına (ve Arabçadaki "Alâ" yerine edat-ı isti'lâdır) (Farsça)
  • Göğüs, sine, bağır, sadır. (Farsça)
  • Fayda. (Farsça)
  • Hamil. (Farsça)
  • Hıfz. (Farsça)
  • Yan. (Farsça)
  • Taraf. (Farsça)
  • Nâkil. Götürücü. (Farsça)
  • Meyve. (Farsça)
  • Yaprak. Varak. (Farsça)
  • Meme. (Farsça)
  • Genç kadın. (Farsça)
  • E (Farsça)

berid

  • Postacı. Haberci. Elçi.
  • Sürücü.
  • Dört fersah mesâfe.

besere-i habise

  • Çıktığı yeri kangren eden ve adına da kara kabarcık denen öldürücü bir hastalık.

buda

  • Budizm'in kurucusu. Mîlâddan altı asır evvel yaşamış olup, asıl adı Guatama veya Gotama'dır.
  • Budizmin kurucusu.

büka-alud / bükâ-âlûd

  • Ağlatıcı, gözyaşı döktürücü. (Farsça)

büka-engiz / bükâ-engiz

  • Ağlatıcı. Gözyaşı döktürücü. (Farsça)

bürc

  • (Çoğulu: Bürûc-Ebrac) Hisar.
  • Yıldız.

cabir / câbir

  • Cebredici, zorla yaptıran.
  • Galib gelen.
  • Şefkatsiz, merhametsiz.
  • Tekebbür ve taazzüm eden.
  • Aziz ve kavi olan.
  • Tıb: Kırıkçı, çıkıkçı.
  • Cebir ilminin ilk kurucusu olan müslüman âlimi.

calis

  • (Çoğulu: Cüllâs) Oturan, oturucu, cülûs eden. Tahta çıkan.

can-geza

  • Ruh sıkıcı, can sıkıcı. Tehlikeli olan, öldürücü. (Farsça)

canşikar / canşikâr

  • Öldürücü. (Farsça)
  • Mc: Can avlayan veya öldüren. Sevgili, mahbub. (Farsça)

caris

  • Yaygaracı, geveze, terbiyesiz, güldürücü. Çala çaldıran.

carub-zen / cârûb-zen

  • Süpürücü, çöpçü. (Farsça)

çarub-zen / çârub-zen

  • Süpürücü. (Farsça)

cebin-say / cebin-sây

  • Alın sürücü, alın süren. (Farsça)

cemh

  • Sür'at yapmak, hız yapmak.
  • Huruç etmek, çıkmak.

cemiyetçi

  • Topluluk teşkil eden, dernek kurucusu.

cemmal

  • Deveci, deve süren, deve sürücüsü.

cevab-ı müskit / cevâb-ı müskit / جَوَابِ مُسْكِتْ

  • Susturucu cevab.

cirsam

  • Divanelik, delilik.
  • Öldürücü zehir.
  • Zatülcenb.

cuhuz

  • Çıkmak, huruç.

cuş-aver / cûş-aver

  • Coşturucu, coşmaya sebep olucu. (Farsça)

cüşu'

  • Durmak, kıyam.
  • Huruç etmek, çıkmak.
  • Hafif yay.

darib

  • (Darb. dan) Sütünü sağan kimseye vuran dişi deve.
  • Ağaçlı yer.
  • Karanlık gece.
  • Vurucu, vuran. Darbeden, çarpan. Döven.

dellal / dellâl

  • Duyurucu, ilân edici.

dellal-i alişan / dellâl-i âlişân

  • Şânı yüksek olan duyurucu, tebliğ edici

dellal-ı azam / dellâl-ı âzam

  • En büyük duyurucu, ilân edici.

dellal-ı muhterem / dellâl-ı muhterem

  • Saygıdeğer ilan edici, duyurucu.

dıhk-aver / dıhk-âver

  • Güldüren, güldürücü. (Farsça)

dülu'

  • Huruç etmek, çıkmak.

ebred / ابرد

  • Dondurucu soğuk, çok soğuk. (Arapça)

ecvibe-i müskite

  • Susturucu cevaplar.

efgen

  • (Figen) Düşüren, yere atan, yıkan, yere atıcı, düşürücü, yıkıcı. (Farsça)

esbtaz

  • At koşturucu, at koşturan. (Farsça)
  • At koşturacak meydan, saha. (Farsça)
  • Her şemsî ayın onsekizinci günü. (Farsça)

esrar

  • (Tekili: Sır) Sırlar. Gizli hikmetler ve mânalar. Bilinmeyen şeyler.
  • Keyif veren zehir. Uyuşturucu madde.
  • Elinde ve el ayasında olan hatlar.

etlad

  • Evde doğan câriyeler.
  • Eski mal.
  • Damızlık denilen doğurucu hayvan.

fela cerem / felâ cerem

  • Şüphesiz. Muhakkak.
  • Düşündürücü değil.

feraşet

  • Süpürücülük ve döşeyicilik. Kâbe-i şerifeyi süpürenin hizmeti.

ferma / fermâ

  • Buyurucu. Emredici. Âmir. (Farsça)
  • Buyurucu.

figen

  • Yıkıcı, düşürücü, atıcı. (Farsça)

fügen

  • Yıkıcı, atıcı, düşürücü. (Farsça)

füsuk

  • (Fısk. dan) Yalancılık. Doğruluk ve itatten ayrılmak. Sıdk u taatten huruc.

gaddar

  • Kahredici, öldürücü. Ahdine vefâ etmeyip hıyânet eden. Hâin, zâlim, çok zulmeden.

habıt

  • Susturucu.
  • Batıl kılan. İptal ettiren.
  • Değersizleşen.

haciri / hacirî

  • Yapıcı, kurucu.

hamir-gar / hamîr-gâr

  • Hamurcu, hamur yoğurucu. (Farsça)

handebahşa

  • Güldürücü, tebessüm ettirici. (Farsça)

handebar

  • Güldüren, güldürücü. (Farsça)

handeferma

  • Güldürücü, güldüren. (Farsça)

haşhaş

  • Kapsüllerinden uyuşturucu bir madde olan afyon; tohumlarından da yağı çıkarılan bir bitki.
  • Hazırlıklı.
  • Silâhlı ve zırhlı topluluk.

haşşaş

  • Esrar, eroin gibi uyuşturucu maddeler kullanan. Esrarcı, esrar içen.

hassas bölgeler

  • Sivil savunmada düşmanın hedef tutacağı bölgeler. Her hassas bölgenin ehemmiyeti aynı değildir. Hava savunması bakımından eldeki imkanlar ve hassas bölgeler arasında öncelik tesbitine ihtiyaç vardır. Hassas bölgeler, sırasıyla:1) Atomik vurucu üslerin bulunduğu bölgeler.2) Yüzeyden yüzeye füze üsler (Türkçe)

hatıf

  • Süratli kapıp götürücü.
  • Göz kamaştırıcı şimşek.

hazaze

  • Tıb: Bulaşıcı, müzmin bir cilt hastalığı olup sonradan bağırsaklara geçerse öldürücü olur.

helahil

  • (Tekili: Hülhül) Tesiri pek kuvvetli ve öldürücü zehir. Panzehiri olmayan ağu.

helahil-riz

  • Öldürücü zehir saçan. (Farsça)

helhel

  • Seyrek, ince, dakik şey.
  • Öldürücü zehir.

hülhül

  • (Çoğulu: Helâhil) Öldürücü zehir.

hümeze

  • (Hemz. den) Dürtüştürücü, kırıcı, ısırıcı, sıkıcı.
  • El ve kaş işâretleri ile ayıplama.
  • Bir kişinin ardından ayıplarını söyleyen. Gammaz.

hunhar

  • Kan içici. Zâlim. Kan akıtan. Öldüren, öldürücü. (Farsça)

huruc / hurûc

  • Çıkma, çıkış, dışarı çıkma.
  • Yevm-i hurûc: Kıyamet günü.

ibret

  • Uyanıklığa sebeb olan ders.
  • Çok çirkin ve düşündürücü.
  • Tuhaf, acâyip.

ibretli

  • Düşündürücü, ders verici.

imam-ıa'zam ebu hanife / imâm-ıa'zam ebû hanîfe

  • Ehl-i sünnet ve'l-cemâatın ameldeki dört mezhebinden biri. Hanefî mezhebinin kurucusu.

kadiyanilik / kâdiyânîlik

  • On dokuzuncu yüzyılda, Hindistan'da Mirzâ Gulâm Ahmed tarafından kurulan bozuk yol. Kurucusunun doğum yeri olan Kâdiyan kasabasına nisbetle bu adla anılmaktadır. İsmine nisbetle, Ahmediyye de denilmektedir.

kahkaha'

  • Öldürücü bir yılan.

kaid

  • (Kuud. dan) Oturan, oturucu, oturmuş.

kanaat-bahş

  • Kanaat verici, tatmin eden, doyurucu.

kayım

  • Durucu, duran.
  • Kılıç kabzası.

kayyum / kayyûm

  • Allahü teâlânın Esmâ-i hüsnâsından (güzel isimlerinden). Yaratıcı ve mahlûkları yerlerinde ve varlıkta durdurucu.

kelime-i gaddare

  • Kahredici, öldürücü, zâlim ve merhametsiz söz.

kub

  • "Vuran, vurucu, döven" mânâlarına gelir ve birleşik kelimeler yapılır. Meselâ: (Leked-kub: Tekme vuran) (Farsça)

kuban

  • (Tekili: Kub) Vurucular, dövücüler. (Farsça)
  • Vurarak, döverek mânâlarına gelir ve birleşik kelimeler yapılır. (Farsça)

kuhkub

  • Dağ vurucu. Dağı yerinden oynatan. (Farsça)
  • Kuvvetli at veya katır. (Farsça)
  • Kale veya sur döven top. (Farsça)

küş

  • "Öldüren, öldürücü" mânalarına gelerek tamlama yapmada kullanılır. Meselâ: Düşman-küş: Düşman öldüren. (Farsça)

küşende

  • Öldüren, katil, öldürücü. (Farsça)

kuttal

  • (Tekili: Katil) Katiller, öldürücüler, öldürenler. Katledenler.

lafz-ı müşebbi' / lâfz-ı müşebbi'

  • Doyurucu, tatmin edici söz.
  • Doyurucu, tatmin edici söz.

madahik

  • (Tekili: Madhek) Güldürücü ve komik kimseler. Soytarılar.

maharic

  • Çıkacak yerler. Huruc edecek yerler.

maliki mezhebi / mâlikî mezhebi

  • Ehl-i sünnetin ameldeki dört hak mezhebinden biri. Kurucusu İmâm-ı Mâlik bin Enes'tir.

mehamm

  • (Tekili: Mühim) Mühim şeyler. Kıymetli işler. Umur-u azime.
  • Düşündürücü şeyler.

merak-aver / merak-âver

  • Merak verici, düşündürücü.

merakaver / merakâver

  • Merak verici. Düşündürücü. Meraklandırcı. (Farsça)

mezheb-i azami / mezheb-i âzamî

  • İmam-ı Âzamın kurucusu olduğu Hanefi Mezhebi.

mıt'an

  • (Çoğulu: Metâin) At sürücüsü.

muaviye / muâviye

  • Emevi Devletinin kurucusu olan bir sahabe.

mudhik

  • Güldürücü, güldüren, maskaralık ederek halkı güldüren.

müessis / مؤسس

  • Kuran, kurucu.
  • Tesis edici, kurucu.
  • Kurucu, te'sis edici. Te'sis eden, kuran, temel atan.
  • Kanun ve usul gibi şeyleri vaz'edip temelleştiren.
  • Kurucu. (Arapça)

müessis-i devlet

  • Devlet kuran. Bir devletin kurucusu.

müessisin / müessisîn

  • (Tekili: Müessis) (Esas. dan) Meydana getirenler, tesis edenler. Kurucular, kuranlar.

muğni / muğnî

  • Allahü teâlânın Esmâ-i hüsnâsından (güzel isimlerinden). Hikmeti îcâbı, her şeyin ihtiyâcını giderici, tamamlayıcı ve lütfuyla doyurucu.

muhaddir / مخدر

  • Uyuşturucu ilâç.
  • Uyuşturucu. (Arapça)

muhaddirat

  • (Tekili: Muhaddire) Uyuşturucu ilâçlar.

mühimm

  • Düşündürücü.
  • Değeri çok fazla. Kıymetli.
  • Lâzım ve muktezi olan.

mühlik / مهلك

  • Helâk eden. Öldüren. Öldürücü. İfsad eden. Bozan. Kıtal.
  • Öldürücü. (Arapça)

muhrec

  • (Huruc. dan) Dışarı çıkarılmış, ihrâc olunmuş.
  • Bir şeyin sureti çıkarılmış.

muhtariyye / muhtâriyye

  • Şia fırkasının kollarından biri. Bu fırkaya Keysâniyye ve Bedâiyye de denir. Kurucusu Muhtâr bin Ebî Ubeyd es-Sakafî'dir.

mukayyi / مقيىء

  • Kusturucu. (Arapça)

mukayyiat

  • (Tekili: Mukayyi) Kusturucu ilâçlar.

müksif

  • Kalınlaştırıcı.
  • Tortu çöktürücü.

mülzim

  • İlzam eden, susturucu.
  • Lüzumlu gören. Gerektiren.
  • Verilen hükmün mutlak yerine getirilmesindeki mecburiyet.

münazzıc

  • Yumuşatıcı. Öldürücü.

münevvim

  • Uyutucu, uyuşturucu.

müruk

  • Okun yaydan çıkıp nişanın diğer tarafına geçmesi.
  • Dinden huruç etmek, mürtedlik.

müşebbi'

  • Tokluk verici, doyuran, doyurucu.

müsebbitat

  • Uyuşturucu, bayıltıcı, dondurucu ilâçlar.

müsekkit / مسكت

  • Susturucu. (Arapça)

müşerri / müşerrî

  • Şeriatın kurucusu.

müşerri'

  • Teşri' eden. Şeriatın kurucusu. Şeriat kanununu meydana getiren.

müskit

  • Susturucu.

muslib

  • Vurucu, vuran, dârib.

müstahric

  • (Huruc. dan) İstihrac eden, çıkaran. İbâreden mâna çıkarmak istidadında olan.

müzca

  • Sürücü, süren.
  • Kâmil olmayan kişi. Olgunlaşmamış insan.

nafih

  • (Nefh. den) Üfürücü, üfleyici.

nahis

  • Vuran, vurucu.
  • Devenin kuyruğunda veya göğsünde olan uyuz.

narkotik

  • yun. Afyon, morfin gibi uyuşturucu maddelerin genel adı.

nasreddin hoca

  • (Mi: 1208 -1284) Mizahlı, güldürücü sözleri ile meşhur bir zâttır. Akşehir, Sivrihisar Medreselerinde okumuş, Selçuklular zamanında yaşamıştır.

neccaş

  • Hayvan sürücüsü.

necmeddin-i kübra

  • (Mi: 540 - 618) İran Mutasavvıflarının en mühim şahsiyetlerindendir. Kübreviyye veya Zehebiyye ismi ile anılan tarikatın kurucusu sayılır. İsmi: Ahmed bin Ömer Eb-ul Cenab Necmeddin Kübra el-Hivakî el-Harzemî.Münazara ve mübaheseyi çok sevdiği ve her münazarada hasımlarını yendiği için kendisine "Et

neds

  • Huruç etmek, çıkmak.

nefc

  • Çıkmak, huruc etmek.

nergis

  • (Nerges - Nercis) İri papatya biçiminde ortası yeşil veya sarı, yaprakları gri ve sarı bir çiçek. Suyu, uyuşturucudur. Mahmur bakışı andırır.

nişinende

  • Oturan, oturucu. (Farsça)

nurdan sesler

  • Ali Ulvi Kurucu tarafından yazılan bir şiirin başlığı.

nusul

  • Huruç etmek, çıkmak.
  • Dühul etmek, girmek. (Ezdaddandır)
  • (Tekili: Nasl) Mızrakların uçlarındaki sivri demirler. Temrenler.

nütuc

  • Doğurucu hayvan.
  • Doğurması yakın olan.

nüza

  • Koyunda olan öldürücü bir hastalık.

orhan gazi

  • (Mi: 1288 - 1359) Osmanlı Devletinin kurucusu olan Babası Osman Gazi vefat edince (1326) Onun yerine tahta geçti. Onu yetiştiren, Hocası Şeyh Edebâli idi. Genç yaşta gazi akıncılar arasına karıştı, çok cesur ve atılgandı. Akıncı Gaziler onun oğlu Süleyman Paşa kumandasında Rumeli'ye geçtiler. Türbes

pir / pîr / پير

  • Yaşlı, ihtiyar. (Farsça)
  • Reis. (Farsça)
  • Bir tarikatın kurucusu. (Farsça)
  • Herhangi bir meslek ve san'atın başlatıcısı, te'sis edicisi. (Farsça)
  • Reis; herhangi bir meslek veya sanatın kurucusu, başlatıcısı.
  • Yaşlı. (Farsça)
  • Tarikat kurucusu. (Farsça)

raib

  • Göz bağlayıcı, büyücü.
  • Doldurucu.

ran / rân

  • Bacağın uyluk kısmı. Uyluk. (Farsça)
  • Kelimenin sonuna getirilerek. " Süren, sürücü" mânasını ifade eden birleşik kelimeler yapılır. Meselâ: Hükümrân : Hüküm süren. (Farsça)
  • "Süren, sürücü" mânâsında son ek.

sa

  • (-Sây) Sürücü, süren. (Farsça)

şafii / şâfiî

  • İmâm-ı Şâfiî'nin meşhur adı, Şâfiî mezhebinin kurucusu.
  • Ehl-i sünnetin amelde dört hak mezhebinden biri olan Şâfiî mezhebinde olan kimse.

sahretullah

  • Kudüs'te, Beyt-i Mukaddes'te çok eski ve tarihî bir kaya. Hazret-i Peygamber (A.S.M.), Mir'ac gecesinde bu kayadan uruc ettiği hakkında rivayet vardır. Bu kayaya "Hacer-i Muallak" da denir.

şaka'

  • Tulu etmek, doğmak.
  • Çıkmak, huruç etmek.
  • Dağıtıp perâkende etmek.

şaklaban

  • Şen şatır, hoppa. Avutucu, aldatıcı. Güldürücü, soytarı.

samm

  • Zehirleyen. Ağulu.
  • Sam Yeli denen öldürücü rüzgâr.

sarban

  • Deve sürücüsü. Deveci. (Farsça)

sari

  • Süren, sürücü. (Farsça)

şari-i hakiki / şâri-i hakikî

  • Şeriatın kurucusu ve gerçek sahibi olan Allah (c.c.).

şazeli / şazelî

  • (Ebu Hasan Şazelî) Nureddin Ebu Hasan-ı Şazelî de denildiği gibi Ali bin Abdullah diye de anılmaktadır. Tunus'lu olup Şazeliye Tarikatı kurucusu olarak bilinir. Tasavvufî, ilmî bir çok eseri vardır. Tarikatının tekke ve zaviyesi yoktur. Hicri 654 yılında Mekke-i Mükerreme'ye giderken sahrada dâr-ı b

semm-i katil

  • Öldürücü zehir.
  • Öldürücü zehir.

semm-i kàtil

  • Öldürücü zehir.

semmikatil

  • Öldürücü zehir.

serc

  • (Çoğulu: Süruc) At takımı, eyer.

şerec

  • (Çoğulu: Şüruc) Donyağı.

şeyh

  • Bir tarîkatın kurucusu veya başı.

sünusi / sünusî

  • (Seyyid Muhammed bin Ali) (Hi: 1206 - 1276) Şâzelî (Şazilî) Tarikatının sonradan teşekkül eden kollarından birisinin kurucusudur. Cezayir'in büyük velilerindendir. Memleketinin bir çok yerlerini ve Mekke-i Mükerreme'yi ziyaret etmiş; Mısır'da, Bingazi'de tederrüsle iştigal etmiştir. Bingazi'de zaviy

sürü

  • Tar: Devşirme suretiyle alınan Hristiyan çocuklarının yüzer, yüzellişer, ikiyüzer veya daha fazla kişilik kafileler halinde sevkedilmeleri. Sürü adı verilen bu kafileler, sürücülerle muhafızların nezareti altında hükümet merkezine sevkedilirlerdi.

tahric

  • (Huruc. dan) Çıkartma. Meydana koyma.
  • Şehadetname vermek.
  • Fık: Müçtehidlerin istinad ettikleri naslara, kaidelere, asıllara tatbikan şer'î hükümleri istihrac etmek. Bu tarz ile hüküm çıkarabilmek salâhiyetinde olanlara: Muharric, sahib-i tahric, ashâb-ı tahric denir.

tatminkar / tatminkâr

  • Doyurucu, ikna edici, memnun edici.

teneddus

  • Çıkmak, huruç etmek.

teselli-amiz / teselli-âmiz

  • Teselli verici, avutucu, avundurucu.

tesevvür

  • Kadının çok doğurucu olması.

udhukeperdaz / udhukeperdâz

  • Güldürücü, komik. (Farsça)

uruc / urûc / عروج

  • Yükselme, göklere ağma. (Arapça)
  • Urûc etmek: Yükselmek, göklere ağmak. (Arapça)

vakin

  • Oturucu, oturan.

yezidiler / yezîdîler

  • Hazret-i Ali'ye düşman olan ve şeytana tapan kimselerin mensûb olduğu bozuk fırka. İbâdiyye fırkasının kurucusu Abdullah bin İbâd'ın adamlarından Yezîd bin Enîse'ye uydukları için bu adı almışlardır. Emevî halîfelerinden Yezîd'in bunlarla hiçbir ilgi si yoktur.

zaika

  • (Zevk. den) Tatma, tad alma. Tad alıcı kuvvet, tad duyurucu hassa.

zed

  • "Vurucu, vuran" mânasına gelir ve birleşik kelimeler yapılır. Meselâ: Guş-zed : Kulağa çalınan. Zeban-zed : Yayılmış söz.

zehk

  • Helâk olmak, mahvolmak.
  • Bâtıl olmak.
  • Okun nişanı aşıp geçmesi.
  • Çıkmak, huruç.
  • Derin kuyu.

zehr-i katil

  • Öldürücü zehir.
  • Öldürücü zehir.

zengar / zengâr

  • Bakır pası nev'inden bir mâden. Boyacılar kullanılır. Öldürücüdür. Yeşil renktedir.

zerdüşt

  • Mecûsîliğin kurucusu.

 

Bağış Yapmak İçin Tıklayın