LUGGAT
OSMANLICA TÜRKÇE SÖZLÜK

{ lügât . lügat . لغت }

Arapça ve Farsça yazımları, Osmanlıca okunuşları 
ve detaylı açıklamaları ile birlikte.

Arama yapmak istediğiniz kelimeyi girip
karşılığını bulmak istediğiniz "OSMANLICA ARA" ya da "TÜRKÇE ARA" butonlarına tıklayın.
Türkçe - Osmanlıca Sözlük'te Ul kelimesini içeren 114 kelime bulundu...

adem-i itilaf / adem-i itilâf

  • Ülfetsizlik, anlaşmazlık.

adem-i ülfet

  • Ülfetsizlik, alışılmamış olma.

aksa-yı emel / aksâ-yı emel / اقصای امل

  • Ülkü, ideal.

alem-i ulvi / âlem-i ulvî

  • Ulvi âlem, ruhlar âlemi.

ark

  • Ulaşmak.

arş-üs-süreyya

  • Ülker yıldızının altında yer alan bir yıldız topluluğu.

asal / âsal

  • Ulaştırma.

avi

  • Uluyan. Hırlayan.

baliğ / bâliğ

  • Ulaşan, olgunlaşmış, yetişmiş, erişmiş.

besa'

  • Ülfet, alışma, ünsiyet.

beynelmilel / بين الملل

  • Uluslararası. (Arapça)

beynülmilel / بين الملل

  • Uluslararası. (Arapça)

celadet / celâdet

  • Ululara karşı gösterilen cesaret.

celal / celâl / جلال

  • Ululuk. (Arapça)

celil / celîl / جليل

  • Ulu. (Arapça)

dahiliye

  • Ülke sınırlarının içi.

destres / دسترس

  • Ulaşma, elde etmek. (Farsça)
  • Destres olmak: Ulaşmak, elde etmek. (Farsça)
  • Destres olunmak: Ulaşılmak. (Farsça)

devlet

  • Ülkeyi yönetmek için örgütlenmiş siyasî topluluk.

devlet ü ikbal

  • Ulviyet ve iyi tâlih.

diplomat

  • Ülkenin dış işleriyle uğraşan memur.

diyar / diyâr / دیار

  • Ülke, yer.
  • Ülke, topraklar, memleket. (Arapça)

du'ma

  • Ulu yol.

dünüvv

  • Ulaşmak, yakın olmak.

dur-dest

  • Ulaşılması zor şey, erişilmesi güç şey. Uzak, uzun. (Farsça)

ecram-ı ulviye

  • Ulvi yıldızlar. Büyük cirimler.

ecsam-ı ulviye

  • Ulvi cisimler.

eluf

  • Ülfeti fazla, herkesle konuşup görüşmeye alışık olan kimse.

fehame

  • Ululuk, büyüklük.

fehm

  • Ulu kişi.

gaye-i maksat

  • Ulaşılmak istenen gaye, hedef.

hasıl eyleme

  • Ulaştırma, kavuşturma.

haydeb

  • Ulu ve yüce yol.

hıtat / خطط

  • Ülkeler, diyarlar. (Arapça)

hıtta / خطه

  • Ülke, diyar. (Arapça)

hükumet-i müstebide / hükûmet-i müstebide

  • Ülkeyi istibdatla, dikta ile yöneten hükûmet.

iblağ / iblâğ

  • Ulaştırma.

iclal / iclâl / اجلال

  • Ululama. (Arapça)

ifham

  • Ulu etmek, yüceltmek.

ikbar

  • Ulu görme, büyük görme veya görülme.

ilaf / ilâf

  • Ülfet ettirme, ülfet ettirilme, alıştırma, uzlaştırma.

ilm-i alet / ilm-i âlet

  • Ulûm-i âliyye denilen sekiz yüksek din bilgisini öğrenebilmek için lâzım olan yardımcı ilimlerdir. Bunlara ulûm-i ibtidâiyye, başlangıç ilimleri de denir. Ulûm-i âliyye şunlardır:Tefsîr, usûl-i kelâm, kelâm, usûl-i hadîs, ilm-i hadîs, usûl-i fıkh, fı kh, ilm-i tasavvuf. Böylece din bilgileri yirmi o

intikal

  • Ulaşma.

isal / îsal / îsâl / ا۪يصَالْ

  • Ulaştırmak, vâsıl etmek. Yetiştirmek.
  • Ulaştırma, eriştirme.
  • Ulaştırma, vardırma.
  • Ulaştırma.

isal edici / isâl edici

  • Ulaştırıcı.

isal etme / îsal etme

  • Ulaştırma, eriştirme.

isal etmek / îsal etmek

  • Ulaştırmak, eriştirmek.

kalemrev / قلمرو

  • Ülke, diyar, topraklar. (Arapça - Farsça)

kalmes

  • Ulu kişi, seyyid.

kari'

  • Ulu kişi, seyyid.

kibare

  • Ululuk, büyüklük.

kiber

  • Ululuk. Büyüklük. Yaşlılık.

kiram / kirâm

  • Ulular, cömertler, kerimler.

kişver / كشور

  • Ülke. (Farsça)

kişvergir

  • Ülke tutan. Pâdişah, hükümdar. (Farsça)

kişvergüşa

  • Ülke açan, cihangir. (Farsça)

kuvvet-i ulviyet

  • Ulvî, yüce, İlâhî kuvvet.

lahık / lâhık

  • Ulaşan, eklenen.

lahuti / lahutî / lâhutî

  • Uluhiyet âlemine mensub ve müteallik olan. Sır âlemi. Gaybî âleme ait. Ruhanî âlemle alâkalı.
  • Uluhiyet âlemiyle ilgili.

lahutiyan

  • Uluhiyet âlemine girebilen melekler.

lesin

  • Ülfet, alışkanlık.

leyt

  • Ulaşmak, varmak.

lühuk

  • Ulaşmak. Yaklaşmak. Sonradan yetişmek.

makrun

  • Ulaşmış, kavuşmuş.

mazhar buyurma

  • Ulaştırma, eriştirme.

me'luf / me'lûf

  • Ülfet edilmiş, alışılmış.

mecd / مجد

  • Ululuk. (Arapça)

mecid / mecîd / مجيد

  • Ulu. (Arapça)

mefkure / mefkûre / مفكوره

  • Ülkü.
  • Ülkü, ideal. (Arapça)

mefkureci

  • Ülkücü, idealist.

mefkurevi / mefkûrevî / مفكوروی

  • Ülkü ile ilgili. (Arapça)

milli / millî / ملى

  • Ulusal. (Arapça)

milliyye / مليه

  • Ulusal. (Arapça)

mübaşir / mübâşir / مُبَاشِرْ

  • Ulaştıran, müjdeleyen.

mülki tamamiyet / mülkî tamamiyet

  • Ülke varlığı, toprak bütünlüğü.

mülkiye / مُلْكِيَه

  • Ülkenin idaresi için çalışanların bulunduğu daire.
  • Ülke idaresiyle ilgili daire.

muvasal / muvâsal

  • Ulaşan, kavuşan.

muvasala / muvâsala

  • Ulaşma, kavuşma.

nail / nâil

  • Ulaşan, erişen.

natm

  • Ulaştırmak, vardırmak.

nizamatü'l-alem / nizâmâtü'l-âlem

  • Uluslararası İlişkiler.

padişah / pâdişah

  • Ülkeyi idare eden devlet başkanı.

pervin / پروین

  • Ülker denilen yedi yıldızın tamamı. (Farsça)
  • Ülker, Süreyya. (Farsça)

peyk / پيك

  • Ulak. (Farsça)

peyvest

  • Ulaşma, vasıl olma, kavuşma. (Farsça)

ratk

  • Ulaşmak, yetişmek.

resan

  • Ulaştırı yağan yağmur.

resanende

  • Ulaştırıcı, getirici. (Farsça)

santit

  • Ulu, kerim kişi.

seniyye / سنيه

  • Ulu, yüce. (Arapça)

sevded

  • Ulu olmak.

şevket / شوكت

  • Ululuk. (Arapça)

süreyya / süreyyâ / ثریا / ثُرَيَّا

  • Ülker (Pervin) yıldızı. Yedi (veya altı) yıldızlardır ki; ikişer ikişer karşılıklı dururlar ve Ayın geçtiği yerlere yakın görünürler. Gerdanlığa benzemesinden Felekiyâtta "Ikd-ı Süreyya" tabir edilir.
  • Ülker yıldızı, bir yıldız topluluğu.
  • Ülker yıldızı.
  • Ülker takımyıldızı; yedi (veya altı) yıldızdan meydana gelen ve Ayın geçtiği yerlere yakın görünen bir takımyıldızı.
  • Ülker, Pervin. (Arapça)
  • Ülker takım yıldızı.

tebcil / tebcîl / تبجيل

  • Ululama. (Arapça)
  • Tebcîl edilmek: Ululanmak. (Arapça)
  • Tebcîl etmek: Ululamak. (Arapça)

tebliğ / teblîğ / تَبْل۪يغْ

  • Ulaştırma, bildirme, ilâhî emirleri insanlara anlatma.
  • Ulaştırma, bildirme.

tecehzum

  • Ululanmak.

tecellül

  • Ululanmak, büyüklenmek.

telak

  • Ulaşmak, varmak.

temcid / temcîd / تمجيد

  • Ululama. (Arapça)

tesatül

  • Ulaşmak, varmak.

übbehet / ابهت

  • Ululuk, büyüklük, azamet.
  • Ululuk. (Arapça)

ülfetger

  • Ülfet eden. Ülfet edici. (Farsça)

ulviyet

  • Ulvilik, yücelik, yükseklik, ululuk.

ümm-üt tarik / ümm-üt tarîk

  • Ulu yol. Yüce yol.

üşkuh

  • Ululuk, büyüklük, şan ü şeref. (Farsça)

uzm

  • Ululanma, kibirlenme.

vasıl / vâsıl / واصل / وَاصِلْ

  • Ulaşan, erişen, kavuşan. Hakka vâsıl olan.
  • Ulaşmış, kavuşmuş.
  • Ulaşan, erişen, kavuşan.
  • Ulaşan, kavuşan, gelen. (Arapça)
  • Vâsıl olmak: Ulaşmak, kavuşmak. (Arapça)
  • Ulaşan.

vasıl olan

  • Ulaşan.

vasıl olma / vâsıl olma

  • Ulaşma, kavuşma.

vasıl olmak

  • Ulaşmak, varmak.

vassal / وصال

  • Ulaştıran, vasleden. Birleştiren.
  • Ulaştıran. (Arapça)

vekc

  • Ulaşmak, varmak.

velb

  • Ulaşmak, varmak.

vesait-i nakliye / vesâit-i nakliye

  • Ulaşım araçları.

vusul / vusûl / وصول / وُصُولْ

  • Ulaşma, erişme, varma, yetişme.
  • Ulaşma.
  • Ulaşma, gelme. (Arapça)
  • Vusûl eylemek: Gelmek, ulaşmak. (Arapça)
  • Ulaşma.

 

Luggat Yazarları

Luggat.com Yazarlarını Belirliyor

Luggat.com'da "yazar" olarak görev almak ister misiniz?
Hazırlıkları devam eden Luggat Blog'da yazılarınız yayınlanabilir, milyonlara Luggat.com üzerinden sesinizi duyurabilirsiniz.

HEMEN BAŞVUR