LUGGAT
OSMANLICA TÜRKÇE SÖZLÜK

{ lügât . lügat . لغت }

Arapça ve Farsça yazımları, Osmanlıca okunuşları 
ve detaylı açıklamaları ile birlikte.

Arama yapmak istediğiniz kelimeyi girip
karşılığını bulmak istediğiniz "OSMANLICA ARA" ya da "TÜRKÇE ARA" butonlarına tıklayın.
Türkçe - Osmanlıca Sözlük'te Ucret ifadesini içeren 103 kelime bulundu...

acar

  • (Tekili: Ecr) Sevaplar, ücretler, mükâfatlar.
  • Kiralar.

ahz-ı ücret / اَخْذِ اُجْرَتْ

  • Ücret alma.
  • Ücret alma.

ahz-ı ücret etme

  • Ücret alma.

akkam / akkâm

  • Deve kiralayıcısı, deve ile ücret karşılığında eşya taşıyan adam.
  • Hacca Surre-i Hümayun ile birlikte giden hademe.
  • Çadır mehteri.

angarya / آنْغَارْيَه

  • yun. Ücretsiz olan iş. Meccanen görülen iş. Baştan savma görülen iş.
  • Ücret vermeden gördürülen iş.
  • Ücretsiz yaptırılan iş.

arazi-i muhtekere / arâzi-i muhtekere

  • Kiracısı tarafından üzerine bina yapılmak veya ağaç dikilmek üzere senelik bir ücret karşılığında kiraya verilen arazi. (Kiracı, kira bedelini her sene arâzi sahibine vererek o arâziyi devamlı sûrette elinde bulundurur.)

ardiyye

  • Ticaret eşyasının saklandığı yer.
  • Böyle bir yerde saklanan eşya için ödenen ücret.

asker

  • (Çoğulu: Asakir) Devlet ve memleketin muhafazası için ücretli veya ücretsiz olarak veya kur'a ile toplanarak hazır bulundurulan ve resmi elbise giyen silahlı adamlar topluluğu. Er, leşker, nefer.

assubay

  • Ask: Çavuş, üst çavuş ve başçavuş diye rütbeleri olan, ücret alan ve resmi elbise giyen askerdir.

avukat

  • Mahkemede ücret mukabilinde taraflardan birinin müdafaasını ve davasını üzerine alan hukukçu.
  • Mc: Müdafaaya muktedir, çeneli, cerbezeli.

ayn-ı ücret

  • Ücretin tâ kendisi.

beleş

  • (Arabça bilâşey'den galattır) Ücretsiz, bedava.

bila-bedel / bilâ-bedel

  • Bedelsiz. Ücretsiz, meccanen.

bila-ücret / bilâ-ücret

  • Parasız, ücretsiz.

bilaücret / bilâücret / بلاأجرت

  • Parasız, ücretsiz. (Arapça)

burjuva

  • Orta halli olup, ne çok zengin ve ne de çok fakir olan halk. Eskiden Avrupa'da köylü ve asilzade olmayıp şehirde yaşayan halka denirdi. Kendi başına işi ve malı olan, ücretle çalışmayan, ferde bağlı iş hayatını güden sınıftan olan. (Fransızca)

büsle

  • Efsuncuya verilen ücret.

came-gi / came-gî

  • Hâdim ve hizmetçilere verilen ücret ve elbise parası. (Farsça)
  • Tüfek fitili. (Farsça)
  • Elbiselik kumaş. (Farsça)
  • Hizmetkâr, hademe, hâdim. (Farsça)

camekıyye / câmekıyye

  • Hizmet karşılığı olarak alınacak ücretin veya maaşın çeki, bonosu.

cif

  • ing. Bir malın fiyatına, nakliye ve sigorta ücretinin de katılmış olduğunu gösteren bir kısaltma.

cu'l

  • Ücret, mukabil, karşılık.
  • Ayak kirası.
  • Padişahın etbâından aldığı mal.

dar-ı ücret / dâr-ı ücret

  • Ücret yeri.

darü'l-ücret / dârü'l-ücret

  • Ücret yeri.

darü'l-ücret ve mükafat / dârü'l-ücret ve mükâfat

  • Ücret ve ödül yeri.

dellal / dellâl

  • Alıcı ile satıcı arasında vâsıta (aracı) olan ücretli kimse, komisyoncu.

dest-renc

  • El emeği. El ile yapılan iş. (Farsça)
  • Ücret, kazanç, kâr. (Farsça)

destmüzd / دست مزد

  • Ücret, el emeği. (Farsça)
  • Bahşiş. (Farsça)

duhuliye / duhûliye / دخوليه

  • Giriş ücreti. (Arapça)

ecir / ecîr / اجر / اَجِرْ

  • Ücret, karşılık.
  • Karşılık, ücret.
  • İyi bir amelin karşılığı olarak verilen manevî mükâfat.
  • Ücretle çalışan, nefsini kiraya veren. Gündelikçi.
  • Ücretle çalışan, ücretli işçi.
  • Ücretle çalışan.
  • Ödül. (Arapça)
  • Ücret. (Arapça)
  • Ücret.

ecirlik

  • Ücretle çalışma, hizmetkârlık. (Türkçe)

ecr / اجر

  • (Çoğulu: Ücur) Bir iş, bir hizmet mukabilinde verilen şey.
  • Ahirete aid mükâfat, hayır ceza.
  • Ücret, mukabil, karşılık. Sevab.
  • Tıb: Kırılan bir uzvun sarılması.
  • İyilik, mükâfât, ücret, karşılık. Allahü teâlânın râzı olduğu, beğendiği işleri yapanlara verdiği sevâb.
  • Yapılan bir iş karşılığında verilen ücret.
  • Ücret, karşılık.
  • Ödül. (Arapça)
  • Ücret. (Arapça)

ecr u savab / ecr u savâb

  • Yapılan bir şeyin karşılığı olarak verilen ücret ve sevab.

ecr-i kesir / ecr-i kesîr

  • Bol ücret, mükâfat.

ecr-i misil

  • Âdil iki ehl-i vükûfun (bilir kişinin) takdîr ettikleri ücret.

ecr-i müsemma / ecr-i müsemmâ

  • Mukavele ve pazarlıkla kararlaştırılan ücret.

ecr-i naim / ecr-i naîm

  • Bolluğun, bereketin karşılığı, ücreti.

ermun

  • Gündelikçiye verilen peşin ücret. (Farsça)

fahri / fahrî / فخری

  • Onursal. (Arapça)
  • Ücret almadan, kendi isteğiyle (Arapça)

habis

  • Bağışlanan şey. Mukabilinde bir ücret istenmeyen şey. Parasız olarak verilen nesne.

hak

  • Adalet, pay, doğruluk, emek, ücret, doğru.

hammal

  • (Haml. den) Bir ücret karşılığında eliyle veya sırtıyla yük taşıyan adam.
  • Mc: Kaba, görgüsüz, terbiyesiz.

hammaliyye

  • Hamal ücreti.

hufare

  • Ahd.
  • Ücret.
  • Hayâ şiddeti.

hulvan

  • Bir kimsenin hizmeti karşılığında, ücretinin haricinde verilen şey.
  • Kızın mihrinden, kişinin kendisi için aldığı miktar.
  • Vermek, bahşetmek.
  • Bir belde ismi.

icare

  • Kira. Gelir, irâd. Ücret.
  • Fık: Belli bir menfaati belli bir karşılık ile satmak.

icaret

  • İcâr, ücret. Kiraya vermek.
  • Kurtarmak, yardım etmek.

kademiyye

  • Ayak bastı parası.
  • Eskiden hükûmete ait bir davetiye veya emri tebliğ etmek için gönderilen memura, masrafları karşılığı olarak verilen ücret.

kantariyye

  • Kantar ücreti. Tartma parası.

kassabiyye

  • Hayvan kesme ücreti, kasaplık ücreti.

kaydiyye

  • Deftere kaydetme ücreti.

kelepir

  • Çok ucuz ele geçen. Zahmetsiz, ücretsiz.
  • Üvey evlât. Evlâtlık.
  • Zahmetsiz, ücretsiz, çok ucuz ele geçen.

kira / kirâ

  • Bir malın, menfaatine yâni kullanılmasına karşılık olarak verilen ücret. Bir evin, bir iş yerinin veya herhangi bir mülkün, taşıt veya binek hayvanının, sâhibi tarafından faydalanılmak ve kullanılmak üzere belli bir ücret karşılığında bir müddet için başkasına verilmesi.

kitabet / kitâbet

  • Kâtiblik, yazıcılık, yazı yazma ilmi.
  • Güzel yazı ve güzel ifâde için lâzım olan yazı yazma usûl ve kâideleri.
  • Kölenin belirli bir ücreti ödemek veya bildirilen şartları yerine getirmek karşılığında âzâd edileceğine (serbest bırakılacağına) dâir sâhibi ile yaptığı akid, sözleşme.

komisyon

  • Meclis şubesi. Hususi surette teşkil olunan meclis. (Fransızca)
  • Ticarette vasıtalık etme, dellâllık ücreti. (Fransızca)

kusame

  • Kassamlara verilen taksim ücreti.

mahiyane

  • Ay hesabıyla verilen ücret. Aylık. (Farsça)

maliyyet / mâliyyet

  • Alış fiyatı ile birlikte taşıma ile işçilik ücretleri, vergi gibi masrafların hepsi.

meccan

  • Parasız, karşılıksız, ücretsiz, bedâva, meccânen.

meccanen / meccânen

  • Ücretsiz, parasız.
  • Ücretsiz.

meccaniyet

  • Ücretsizlik, meccanilik.

mêcur

  • Ücretlenme.

mehvare

  • Ay gibi. (Farsça)
  • Aylık maaş. Aylık ücret. (Farsça)

menn

  • Nimet vermek. İyilik etmek.
  • Minnet.
  • Rıza.
  • Esiri fidye almadan, ücretsiz salıvermek.
  • Kesmek.
  • Zayıf etmek.
  • Ettiği iyiliği başa kakmak.
  • İki batman ağırlık.
  • Kudret helvası.

mudcer

  • (Ducret. den) Sıkıntılı olan. Sıkılmış.

mudcir

  • (Ducret. den) Sıkıntı veren, sıkan, gamlandıran.

mükateb / mükâteb

  • Efendisi ile anlaşıp belli bir ücret ödeyince hür olacak köle.

mülayele

  • Gece işi için verilen ücret.

müsanat

  • Bir kimseyi bir yıllığına ücretle tutmak.

müsanehe

  • Yıl başında verilecek ücret.
  • Bir kimseyi bir yıllığına ücretle tutmak.

müsavaa

  • Saatle verilecek ücret.
  • Saatle ücrete tutmak.

musayefe

  • (Sayf. den) Bir yaz tutulmak üzere pazarlık etme. Ücretle tutma.

müstahdem

  • Ücretle çalışan, hizmette bulunan, hademe.

müste'cir

  • Ücret ödeyen.
  • Kirâcı.
  • İşveren.

müteferrika

  • Çeşitli işler gören.
  • Padişahın, vezirlerin veya sadrazamın emirlerini götüren kimse.
  • Muhtelif masraflar ve bunlara karşı verilen para, ücret.

müzamene

  • Zamanla çalışıp ücret almak.

müzd

  • Ücret, karşılık, kira. (Farsça)
  • Mükâfat. (Farsça)

müzdver

  • Ücretle çalışan. (Farsça)

nehhat

  • Çalıştırılan sığır.
  • İnce.
  • Hımar, eşek.
  • Sadaka toplamaya memur olan kişinin işini bitirdikten sonra ücretini alması.

pa-renc

  • Ayak teri. Ücret. (Farsça)

pazarlık etmek

  • Alış-verişte satan ile alan arasında malın fiyâtı veya bir işin ücreti husûsunda yapılan anlaşma.

sanayi' şirketi / sanâyi' şirketi

  • İki veya daha fazla san'at sâhibinin başkasından iş kabûl ederek ücretini paylaşmak üzere veya fabrika kurup îmâlât kârını paylaşmak üzere kurdukları şirket, ortaklık. Şirket-i A'mâl.

şebr

  • Karışlamak.
  • Hediye vermek, atâ etmek.
  • Ücret.
  • Kira.

sevab-ı ahiret / sevâb-ı âhiret

  • Âhiret ücreti.

simsariyye / simsâriyye / سمساریه

  • Komisyon ücreti. (Arapça)

şirket-i a'mal / şirket-i a'mâl

  • İki veya daha fazla san'at sâhiblerinin, başkasından iş kabûl ederek ücretini veya bir fabrika kurup îmâlât kârını paylaşmak üzere kurdukları şirket, ortaklık.

suhre

  • Maskara, gülünç, eğlenceli.
  • Zoraki iş gören, ücretsiz zoraki çalışan kimse ve hayvan.

şükm

  • Ücret, ivaz. Cezâ. Karşılık. Amelin ücreti.

tadaccur

  • (Ducret. den) Sıkılma, sıkıntı, iç sıkılması.

tavvafiyye

  • Resmî dairelerdeki gece bekçilerine verilen ücret.

ücret-i cüz'iye

  • Küçük ücret.

ücret-i dünyeviye

  • Dünyaya ait ücret.

ücret-i kemal / ücret-i kemâl

  • Varlıkların değişip mükemmelleşerek bir tür ücret kazanması.

ücret-i maneviye / ücret-i mâneviye

  • Mânevî ücret.

ücret-i muaccel

  • Peşin ücret.

ücret-i uhreviye

  • Âhirette verilecek ücret.

ücur / ücûr / اجور

  • Ücretler. (Arapça)

ücurat / ücûrât / اجورات

  • (Tekili: Ücret) Ücretler.
  • Ücretler. (Arapça)

umale

  • Bir işçinin, işi karşılığında aldığı ücret.

vazife

  • Bir kimsenin yapmaya mecbur olduğu iş. Yapılması birisine havale edilen şey. Kıymet verilen iş.
  • Ücret.

vazifehar / vazifehâr

  • (Çoğulu: Vazifehârân) Ücret alan. (Farsça)

vizite

  • ing. Ziyaret.
  • Doktorun bir hastayı ziyareti.
  • Hekim ücreti.

yevmiye

  • Gündelik. Bir günlük çalışmanın neticesi alınan ücret.
  • Günlük hadiseleri günü gününe kaydetmeğe yarıyan defter, gazete.

yevmiyye / یومى

  • Gündelik ücret. (Arapça)

 

Luggat Yazarları

Luggat.com Yazarlarını Belirliyor

Luggat.com'da "yazar" olarak görev almak ister misiniz?
Hazırlıkları devam eden Luggat Blog'da yazılarınız yayınlanabilir, milyonlara Luggat.com üzerinden sesinizi duyurabilirsiniz.

HEMEN BAŞVUR