LUGGAT
OSMANLICA TÜRKÇE SÖZLÜK

{ lügât . lügat . لغت }

Arapça ve Farsça yazımları, Osmanlıca okunuşları 
ve detaylı açıklamaları ile birlikte.

Arama yapmak istediğiniz kelimeyi girip
karşılığını bulmak istediğiniz "OSMANLICA ARA" ya da "TÜRKÇE ARA" butonlarına tıklayın.
Türkçe - Osmanlıca Sözlük'te UZATMA ifadesini içeren 64 kelime bulundu...

ancere

  • Dudak uzatmak.

bast

  • Genişlemek, açmak, yaymak.
  • Bir şeye el uzatmak.
  • Sevindirmek.
  • Bir mecliste haya sebebiyle olan sıkılmanın gitmesiyle açılmak.
  • Özür kabul etmek.
  • Kaplamak.
  • Tas: Allahın cemâl tecellisiyle kalbin sükûn ve huzur içinde ferahlaması. (Mukabili: "Kabz"

bast-ı yed

  • Elini bir şeye uzatmak.
  • Mc: Tasallut ve istilâ manasındadır.

dest-diraz

  • El uzatan, zulmeden. (Farsça)
  • Sarkıntılık etme, el uzatma. (Farsça)

dest-zen

  • Tutunma. (Farsça)
  • El uzatma. (Farsça)

galat-ı tahakkümi / galat-ı tahakkümî

  • Bir kelimenin gerek lâfzı ve gerekse mânası itibariyle herkesin kullandığı gibi kullanılmaması.Bu, başlıca üş şeyden olur:1- Nazımda vezne uydurmak için bir kelimenin telâffuzunu değiştirmek, hecesini uzatmak ve kısaltmak yahut harfini gizlemek.2- Çeşitli mânâları olan bir kelimeyi meşhur olmayan bi

hazf

  • Aradan çıkarma, çıkarılma. Yok etme, silme, ortadan kaldırma, giderme, düşürme.
  • Selâm ve tahiyyatı uzatmayıp kısa kesmek.
  • Mahvetmek.
  • Vurmak.
  • Atmak.

hübu'

  • Uyumak.
  • Eşek gibi yürümek.
  • Boynunu uzatmak.

hütu'

  • Boyun uzatmak.
  • Çok nazar etmek, çok bakmak.

ibdad

  • Uzaklaştırma, teb'id.
  • Bir şeyi uzatma.

ictizab

  • (Cezb. den) Çekip uzatma.
  • Etrafına toplanma.

ıhlaf

  • Su aramak. Yerine halef etmek.
  • Kılıç çıkarmak için elini uzatmak.

ıknat

  • Allah'a dua etme. Aczini ve fakrını anlayarak Allah'a yalvarma.
  • Namazda kıyamı uzatma.
  • İnkisar etmek.

iksar-ı kelam / iksar-ı kelâm

  • Çok söyleme, sözü uzatma, gevezelik etme.

iktisad

  • Tutum, biriktirme. Her hususta itidal üzere bulunmak. Lüzumundan fazla veya noksan sarfiyattan kaçınmak.
  • Edb: Beyit veya kasideyi birbirine vasl ile uzatmak.

imdad

  • Yardım. Yardıma yetişmek. "Yetişin, kurtarın" mânasında da kullanılır.
  • Yardıma gönderilen kuvvet.
  • Vâdeyi uzatmak. Mühlet vermek.

imla

  • Doldurma, doldurulma.
  • Yazı yazma. (Dikte)
  • Bir dildeki kelime ve sözleri doğru yazma bilgisi.
  • Müddeti mühlet vererek uzatma.

istida'

  • El uzatma.

istikfaf

  • (Kifâf. dan) Kanaat etme, az şeyi yeter bulup râzı olma.
  • Yetişme.
  • Dilenci gibi el uzatma.

itale / itâle / اطاله

  • Uzatmak. Sözü uzun etmek. Tatvil-i kelâm etmek.
  • Birini zemmetmek, ayıplamak.
  • Uzatma. (Arapça)

itale-i dest

  • El uzatma, hıyânet etme.

itale-i lisan / itale-i lisân / itâle-i lisân

  • Dil uzatma, kötü şeyler söyleme.
  • Dil uzatma, kötü şeyler söyleme, sövüp sayma.

ıtnab / ıtnâb

  • Edb: Konuşurken, fazla tafsilât vermek. Lüzumundan fazla sözü uzatmak. (Îcazın zıddı)
  • Sözü uzatma.
  • Konuşurken fazla tafsilât vermek, sözü gereğinden fazla uzatmak.

itnab / itnâb

  • Sözü uzatma; herhangi bir yeni fayda için, maksadı alışılagelmişin dışında uzun bir söz ile ifade etme.

ıtnab / ıtnâb / اطناب

  • Sözü uzatma. (Arapça)

ıtnab-ı mümille

  • Lüzumsuz olarak sözü uzatmak, usanç verecek şekilde uzatmak.

ıtval

  • Uzatmak. Uzatılmak.

izale

  • Halsiz bırakma.
  • Uzun etekli elbise.
  • Kadın yaşmağını açma.
  • Sarığın ucunu uzatma.

kasr

  • Kısa kesme, kısaltma, kısma.
  • Azaltma, kesme, eksiklik.
  • Köşk, saray,
  • Tahsis.
  • Kıraatte uzatmadan okumak.

med

  • Uzatmak, çekmek, Kur'ânı kerîmde uzatan harflerden (elif, vav, yâ) biriyle kendilerinden önceki harfleri çekmek.
  • Uzatma, çekme. Yayma ve döşeme.
  • Çoğaltmak.
  • Bir şeye dikkatlice bakmak.
  • Nihayet, son.
  • Sönmek. Bir şeyi söndürmek.
  • Yardım etmek, mühlet vermek.
  • Yâr ve yâver olmak.
  • Tarlaya fışkı ve gübre dökmek.
  • Sel suyu.

medd / مد

  • Uzatma, çekme.
  • Yayma, döşeme.
  • Uzatma, çekme; مُسْتَقِيمْ kelimesinde kaf harfini uzatan "ye" harfi, "medd"ir.
  • Kabarma, uzatma.
  • Uzatma. (Arapça)
  • Çekme. (Arapça)

medd-i yed

  • El uzatma.

medde

  • Uzatma işareti.
  • Uzatma; çekim harfleri; yazıldığı halde okunmayan, kendisi harekesiz olup, kendinden önceki harfi uzatan elif, vav, ye harfleri.

melace

  • Husumeti uzatmak, düşmanlığı çoğaltmak.

melze

  • At seğirtirken koltuklarını uzatmak.
  • Süngü ile veya gayrı nesne ile ta'n eylemek.

meşk

  • Uzun uzun yazma, uzatma.
  • Yazı örneği. Öğretici yazı.
  • Bir şeyi uzatmak.
  • Uzun uzun yazmak.
  • Bilmeyene bir şeyi öğretmek.
  • Sür'at, hız.

meyl-üt tezeyyüd

  • Tekellüfle sözü uzatma, artırma arzusu.

mümanat

  • Uzatmak.
  • İntizar etmek, beklemek.

mümatala

  • Savsaklama, borcu uzatma.

münavele

  • Takdim, bir şeyi el ile öne uzatmak. Sunmak, arzetmek.

mutatavil

  • Uzanan, uzun olan.
  • Uzatmak suretiyle yükselen.

mutavele

  • (Tul. dan) İşi uzatma, sürüncemede bırakma.

seb' etmek

  • Kötülemek, dil uzatmak.

sedv

  • El uzatmak.

şetm

  • Bir kimseye dil uzatmak, sövmek, kötülemek.

şürabiye

  • Bir şeye bakmak için boyun uzatmak. (Farsça)

sütre

  • Namaz kılarken imâmın veya yalnız kılanın sol kaşı hizâsında, önüne diktiği yarım metreden uzun çubuk. Çubuğu dikmeyip, secde yerinden kıbleye doğru uzatmak veya çizgi çizmekle de olur.

ta'n etmek

  • Kötülemek, dil uzatmak.

tahv

  • Düşmek.
  • Çekip uzatmak.

tatvil / tatvîl / تطویل

  • Uzatma. Uzatılma.
  • Uzatma.
  • Sözü uzatma, uzun tutma.
  • Uzatma. (Arapça)

tatvil-i kelam / tatvil-i kelâm / tatvîl-i kelâm

  • Uzun konuşma. Sözü uzatma.
  • Sözü uzatma.

teati

  • Karşılıklı alıp vermek.
  • Bir şeye el uzatıp almak. Hakkı olmayan şeye el uzatmak.
  • Fık: Pazarlıksız ve konuşmadan fiilen vâki olan mal alış verişi.

tefevvüh

  • (Çoğulu: Tefevvühât) (Fevh. den) Söyleme, ağza alma.
  • Dil uzatma. Münâsebetsiz söz söyleme.

tefsie

  • Çekmek. Uzatmak.

teganni / tegannî

  • Sesi mûsikî perdelerine uydurmak için, hareke, harf ve med (uzatma) ilâve etme ve çıkarma yapmak sûretiyle, kelimelerin asıllarını dolayısıyle mânâyı bozarak okuma.

temdid / temdîd / تمدید

  • Devam ettirmek. Uzatmak. Uzatılmak. Sürdürmek.
  • Çekip uzatmak.
  • Tecvidde: Bir harfi uzun okumak, çekmek.
  • Uzatma.
  • Devam ettirmek, uzatmak, sürdürmek, süre vermek.
  • Uzatma. (Arapça)
  • Süre uzatma. (Arapça)
  • Temdîd edilmek: Uzatılmak. (Arapça)
  • Temdîd etmek: Uzatmak. (Arapça)

temdidad / temdidâd

  • Devamlar, uzatmalar.

temdidat

  • Uzanan hatlar, uzatmalar.

tenşiye

  • Beslemek, terbiye etmek.
  • Uzatmak.

terfil

  • Ta'zim.
  • Uzatma.

tetellu'

  • Kalkmak için boynunu uzatmak.

teverrük

  • Sol yanı üstüne oturup iki ayaklarını sağ tarafından uzatmak.

tezeyyüd

  • Ziyadeleşme, çoğalma, artma.
  • Tekellüfle sözü uzatma.

tezyil

  • Eklemek. Uzatmak. Altına ilâve etmek. Zeyl yapmak.