LUGGAT
OSMANLICA TÜRKÇE SÖZLÜK

{ lügât . lügat . لغت }

Arapça ve Farsça yazımları, Osmanlıca okunuşları 
ve detaylı açıklamaları ile birlikte.

Arama yapmak istediğiniz kelimeyi girip
karşılığını bulmak istediğiniz "OSMANLICA ARA" ya da "TÜRKÇE ARA" butonlarına tıklayın.
Türkçe - Osmanlıca Sözlük'te UYMAK ifadesini içeren 68 kelime bulundu...

adab-ı muaşeret / âdâb-ı muaşeret

  • Beraber yaşayışta, hoş ve İslâmca yaşama ve geçinme usulleri. Peygamberin (A.S.M.) sünnetine uygun olan hareket. İnsanlara karşı edebli olma, insanca ve İslâmca yaşama âdâbı. Adâba dair sünnet-i peygamberiyeye uymak.

afsun

  • (Efsun) Büyü, sihir, tılsım. (Büyücülük yapmak ve büyücülere uymak, Müslümanlıkta yasak ve günahtır.) (Farsça)

birr

  • Hayır, iyilik, Allahü teâlânın emirlerine uymak.

daraa

  • Tevazu etmek, alçak gönüllü olmak.
  • Emre uymak, muti olmak.
  • Zayıf ve zelil olmak.

evamir-i teklifiye / evâmir-i teklifiye

  • Allah'ın kullarını uymakla yükümlü tuttuğu emirler.

fekn

  • Nâdim olmak, pişmanlık duymak.

hadsi / hadsî

  • Güçlü bir sezgi, seziş; zihnin bir vasıtaya ihtiyaç duymaksızın kalbe gelen güçlü ve kesin bir sezgi ile hızla hükmettiği doğru bilgi.

hasret / حسرت

  • Özlem. (Arapça)
  • Hasret çekmek: Özlem duymak. (Arapça)

havass-ı (hamse-i) zahire / havass-ı (hamse-i) zâhire

  • Zâhirî beş duygu: Tatmak, görmek, işitmek, koklamak, dokunup duymak.

hiss / حس

  • Duymak. Farkına varmak. Duygu.
  • Bir kimsenin haline acıyıp rikkat ve şefkat eylemek.
  • Bir şeyi idrak edip şuur hâsıl eylemek. Bedendeki his uzuvlarından birisini müteessir eden bir şeyin mevcudiyetini idrak eylemek.
  • Duygu. (Arapça)
  • Hissetmek: Duymak, algılamak. (Arapça)
  • Hissolunmak: Duyulmak, hissedilmek. (Arapça)

ibadet / ibâdet

  • Kulluk, kulluk vazîfelerini İslâmiyetin bildirdiği şekilde yerine getirmek. Allahü teâlânın emir ve yasaklarına uymak.

icabet / icâbet / اجابت

  • Kabul edilme. (Arapça)
  • Uyma. (Arapça)
  • İcâbet etmek: Uymak, muvafakat etmek. (Arapça)

ıdafe

  • Misafir edinmek.
  • Ulaştırmak.
  • Tâbi olmak, uymak.

iftihar / iftihâr / افتخار

  • Övünme, kıvanma, kıvanç. (Arapça)
  • İftihar etmek: Övünmek, gurur duymak. (Arapça)
  • İftihâr etmek: Övünmek, kıvanç duymak. (Arapça)

ihtiras

  • Aşırı istek sahibi olmak, hırs duymak, şiddetli arzu.

ihtisas

  • Hissetmek. Sezmek. Duymak. Duygulanmak. Hislenmek.

ihtizaz / ihtizâz

  • Haz duymak. Ferahlamak.
  • Haz duymak, ferahlanmak.
  • Titreşim.

ihzaz

  • Rahatlandırmak. Haz duymak. Nasipli olmak. Bahtlı.

iktida / iktidâ / اقتدا

  • Uymak, tâbi olmak. Birinin hareketini örnek alarak ona benzemeye çalışmak. İttiba etmek.
  • Tâbi olmak, uymak. Taklid etmek.
  • Uymak, tabi olmak.
  • Uyma. (Arapça)
  • İktidâ etmek: Uymak. (Arapça)

imtisal

  • Nümune kabul etme.
  • Uymak. Ayrılmamak üzere inkıyad etme.
  • Mesel ve kıssa söyleme.
  • Bir şeyin suretine girme.
  • Muvafakat ve mutabakat etme.
  • Katili kısas etme.

imtisal etmek

  • Emre uymak, bir emri yerine getirmek.

inşirah

  • Ferahlamak, sevinç duymak.

istiğnakarane / istiğnâkârâne

  • İhtiyaç duymaksızın.

iştimam

  • Gereği gibi koklamak. Koku duymak.

itaat / itâat / اطاعت

  • Alınan emre uymak. Söz dinlemek. İnkıyad etmek. Boyun eğmek. Âmirin meşru emirlerini dinleyip ona göre hareket etmek.
  • Uyma, boyun eğme. (Arapça)
  • İtâat etmek: Uymak, boyun eğmek. (Arapça)

itaat etmek

  • Emre uymak.

ittiba / ittibâ / اتباع

  • Uyma, izleme. (Arapça)
  • İttibâ etmek: Uymak, izlemek. (Arapça)

ittiba etmek / ittibâ etmek

  • Tabi olmak, uymak.

ittiba-ı kur'an / ittibâ-ı kur'ân

  • Kur'ân'a uymak.

kafy

  • Uymak.
  • Kafasına vurmak.

kaziye-i taklidiyye

  • Man: Mücerred. Başkasından duymakla hükmolunan kaziyye.

kelimullah

  • "Cenab-ı Hakk'ın hitab eylediği zat" (meâlindedir). Hazret-i Musa'nın (A.S.) bir ünvanıdır. Çünkü O, Tur-u Sina'da Cenab-ı Hakk'ın kelâmını, hitabını duymak mazhariyetine erişmiştir.
  • Resul-i Ekrem (A.S.M.) mi'rac-ı şerifinde Cenab-ı Hak ile tekellüme mazhar olduğundan bir ismi de Kel

küs'

  • Tâbi olmak, ittiba etmek, uymak.

mest

  • Ayakkabı.
  • Sarhoş. Aklı başında olmayan. Kendinden geçercesine haz duymak mânasında "mest olmak" şeklinde kullanılır.

minnettar olmak

  • Minnet duymak, yapılan bir iyiliğe karşı kendini borçlu hissetmek.

muhakat / muhâkât

  • Bir şeye uymak, tatbik edip benzemek.

muktedi / muktedî / مقتدی

  • Uyan. (Arapça)
  • Muktedî olmak: Uymak. (Arapça)

müraat etmek / mürâât etmek

  • Riayet etmek, uymak.

müraat-ı esbab / müraât-ı esbab

  • Sebeplere uymak, tedbir almak.

mütabaat / mütâbaat

  • Birine tâbi olmak, uymak. Birini takib etmek.
  • Tâbi olmak, uymak.

mütabe'at / mütâbe'at

  • Tâbi olmak, uymak.

muvafakat

  • Uygunluk. Uymak. Anlaşmak. Karşılıklı anlaşma. Râzı olma. Müsâade.

rağbet / رغبت

  • İstek. (Arapça)
  • İlgi duyma. (Arapça)
  • Rağbet etmek: İlgi duymak. (Arapça)

riayet / riâyet / رعایت

  • İyi karşılamak, ağırlamak, hürmet etmek.
  • Uymak, tâbi olmak.
  • Otlamak veya otlatmak.
  • Hıfzetmek, korumak.
  • Uyma. (Arapça)
  • Sayma. (Arapça)
  • Riâyet etmek: (Arapça)
  • Uymak. (Arapça)
  • Saymak. (Arapça)

riayet etmek

  • Uymak, gözetmek.

sa'v

  • Duymak. İşitmek.
  • Zayıf adam.
  • Serçeden küçük bir kuş.

savh

  • Yarmak.
  • Ayırmak.
  • İşitmek, duymak.

şeriat-ı fıtriye-i ilahiye / şeriat-ı fıtriye-i ilâhiye

  • Düzeni ve ahengi sağlamak için Allah tarafından kainata koyulan ve bütün varlıkların uymak zorunda olduğu kanun ve kuralların tamamı.

şet'

  • Açlıktan veya hastalıktan dolayı acı duymak.

şükür etmek

  • Allah'a karşı minnet duymak, teşekkür etmek.

sür'at-i imtisal

  • Hızlıca uymak, yerine getirmek.

şuur

  • Anlayış, idrak. Vicdan. Hiss-i zâhirle duymak.
  • Nefsin mânâya ilk vusul mertebeleridir.
  • Kendi varlığından haberi olma.
  • Bir şeyi hoşça tanıma.
  • İnceliklerini iyice idrak etme.
  • (Tekili: Şa'r) Kıllar.

tabi etmek / tâbi etmek

  • Uymak.

tabi olmak / tâbi olmak

  • Uymak.

tabiiyet / tâbiiyet

  • Bir başkasına uymak, tabii olmak.

takayyül

  • Uymak, iktida etmek.

tav'

  • İsteyerek uymak. Bir şeyi istekle yapmak. Muti' olmak.
  • Mer'anın genişliğinden dolayı davarın her tarafta otlamasının mümkün olması.

teahhüd

  • Hıfzetmek, korumak.
  • Uymak, tâbi olmak, riâyet etmek.

tecvid ilmi

  • Harflerin mahreç ve sıfatlarına uymak suretiyle, Kur'an-ı Kerim'i hatasız okumayı öğreten bir ilimdir.

teliyye

  • Borç bakiyyesi.
  • Tâbi olmak, uymak.

terk-i hükmi / terk-i hükmî

  • Dünyâyı hükmen terk etmek, (terk etmiş sayılmak) yâni her işte İslâmiyet'e uymak. Meselâ zekâtı İslâmiyet'in gösterdiği yere seve seve vermek, komşu, akrabâ, fakir ve ödünç istiyenin hakkını gözetmek ve başkalarının hakkına tecâvüz etmemek (saldırmam ak) ve malı zevk ve sefâya, eğlenceye vermemek.

tesamu'

  • İşitmek. Bir sözü birbirinden duymak.

tesauf

  • Muvâfakat etmek, uymak, anlaşmak.

tetabuk / tetâbuk / تطابق

  • Birbirine uygun ve muvafık olmak. Uymak. Birşeye uygun düşmek.
  • Uyma, uygun düşme. (Arapça)
  • Tetâbuk etmek: Uymak, uygun düşmek. (Arapça)

tevbe

  • (Tövbe) Yaptığı fenalığa pişman olmak. Allah'dan afv dilemek. Bir daha işlememeye azmetmek. Estağfirullah deyip, pişmanlık duymak.

tevfikan / tevfîkan

  • Uymakla.

vakahet

  • (Vakhe) İbadet, taat.
  • Bir adamın sözünü dinleyip itaat ve imtisal etmek, ona uymak.
  • Bir şeyi bırakıp feragat etmek.
  • Büyük papaz olmak.

zehab

  • Gitmek.
  • Zihnen bir yola sapmak. Yanlış düşünce. Bir fikre uymak. Zan.

 

Bağış Yapmak İçin Tıklayın