LUGGAT
OSMANLICA TÜRKÇE SÖZLÜK

{ lügât . lügat . لغت }

Arapça ve Farsça yazımları, Osmanlıca okunuşları 
ve detaylı açıklamaları ile birlikte.

Arama yapmak istediğiniz kelimeyi girip
karşılığını bulmak istediğiniz "OSMANLICA ARA" ya da "TÜRKÇE ARA" butonlarına tıklayın.
Türkçe - Osmanlıca Sözlük'te UC kelimesini içeren 132 kelime bulundu...

ahz-ı ücret / اَخْذِ اُجْرَتْ

  • Ücret alma.
  • Ücret alma.

ahz-ı ücret etme

  • Ücret alma.

aneze

  • Ucu demirli uzun ağaç, (ki asâdan uzun, süngüden kısa olur.)

angarya / آنْغَارْيَه

  • Ücret vermeden gördürülen iş.
  • Ücretsiz yaptırılan iş.

asak

  • Ucuzluk.

ayn-ı ücret

  • Ücretin tâ kendisi.

azide

  • Ucu sivri bir aletle delinmiş olan. (Farsça)

bahr-ı bikeran-i zaman / bahr-ı bîkeran-i zaman

  • Uçsuz bucaksız olan zaman denizi.

bint-i lebun

  • Üç yaşına girmiş dişi deve.

bir sülüs

  • Üçte bir.

cemre-i salise / cemre-i sâlise

  • Üçüncü cemre ki, toprağa düşer.

ciar

  • Ucunu bir kazığa bağlayıp bir ucunu da beline bağlayıp kuyuya inilen ip.

cihat-ı selase / cihat-ı selâse / cihât-ı selase

  • Üç yön.
  • Üç uzunluk: En, boy, yükseklik.

cirit

  • Ucu temrenli bir çeşit mızrak.

cürüf

  • Uçurum, yar.

dar-ı ücret / dâr-ı ücret

  • Ücret yeri.

darame

  • Ucu ateşli kuru ot ve odun.

darü'l-ücret / dârü'l-ücret

  • Ücret yeri.

darü'l-ücret ve mükafat / dârü'l-ücret ve mükâfat

  • Ücret ve ödül yeri.

delalet-i selase / delalet-i selâse

  • Üç çeşit delâlet. Bunlar da: Delâlet-i mutabıkıye, delâlet-i tazammuniye, delâlet-i iltizamiyedir.1- Delalet-i mutabıkıye: Bir kelâmın vaz'olunduğu, yani kasdedilen mânanın tamanına delâletidir. Meselâ: İnsan lâfzı, insanın tam mahiyeti olan, hayvan-ı natık, (yani, konuşan hayat sahibi varlık) mânas

dirhem

  • Üç gramlık ağırlık ölçüsü.

eb'ad-ı selase / eb'âd-ı selâse

  • Üç uzaklık ki bunlar : En, boy, yükseklik (derinlik).

ecir / ecîr / اَجِرْ

  • Ücret, karşılık.
  • Ücretle çalışan, nefsini kiraya veren. Gündelikçi.
  • Ücretle çalışan, ücretli işçi.
  • Ücretle çalışan.
  • Ücret.

ecirlik

  • Ücretle çalışma, hizmetkârlık. (Türkçe)

ecr

  • Ücret, karşılık.

ecsam-ı selase nazariyesi / ecsâm-ı selâse nazariyesi

  • Üç cisim nazariyesi.

ehram-ı müsellesi / ehram-ı müsellesî

  • Üçgen piramit.

ehveniyet

  • Ucuzluk, ehvenlik, daha hafif, daha zararsızlık.

ehya

  • Ucuzluk.
  • Ucuzluk, bolluk.

eimme-i selase / eimme-i selâse

  • Üç imâm. Fıkıh kitablarında ekseriyetle İmâm-ı A'zam, İmâm-ı Şâfi'i, İmâm-ı Malik için söylenir. Hanefi Mezhebine dâir mes'elelerin bahsolduğu kitablarda "Eimme-i Selâse"den maksad; İmâm-ı A'zam ile iki talebesi olan İmâm-ı Muhammed ve İmâm-ı Ebu Yusuf'dur.

ekanim-i selase / ekanim-i selâse

  • Üç unsur.

elsine-i selase / elsine-i selâse

  • Üç lisan. Türkçe, Arapça ve Farsça.

erzan / erzân

  • Ucuz, pahalı olmayan.

ezmine-i selase / ezmine-i selâse

  • Üç dönem; geçmiş, bugün ve gelecek zaman.

fasid kan / fâsid kan

  • Üç günden yâni yetmiş iki saatten -beş dakika bile az olsa- gelen kan, yeni başlayan (baliğa, ergen) olan için on günden çok sürüp, onuncu günden sonra gelen kan, yeni olmayanlarda (kadınlarda) âdetten çok olup on günü de aştığında âdetten sonraki gü nlerde gelen kan, hâmile ve âyise (ihtiyar) kadın

fersah

  • Üç mil, beş kilometre veya dört saatlik mesafe, muhtelif mesafelere tekabül eden bir uzunluk ölçüsü.

feza-yı ıtlak / fezâ-yı ıtlak

  • Uçsuz bucaksız gökyüzü, uzay.

hadd ü payan / hadd ü pâyân

  • Ucu ve son sınırı.

hadis imamı / hadîs imâmı

  • Üç yüz binden çok hadîs-i şerîfi, râvîleri (rivâyet edenleri, nakledenleri) ile birlikte bilen büyük hadis âlimi. Buna, hadîs müctehidi de denir.

hancer

  • Ucu sivri, iki tarafı keskin büyük bıçak. Halk dilinde hançer şeklinde kullanılır. Divan edebiyatında şâirler, güzellerin kaşlarını hancere benzetirlerdi.

havass-ı selase / havass-ı selâse

  • Üç hassa, üç özellik.

hevai / hevâî

  • Uçarı, nefsine düşkün, sorumsuz.

hısb

  • Ucuzluk, bolluk.

hulefa-i selase / hulefâ-i selâse

  • Üç halife (Hz. Ömer, Hz. Osman, Hz. Ali).
  • Üç halife: Hz. Ebu Bekir, Hz. Ömer, Hz. Osman (R.Anhüm)

hulefa-yı selase / hulefâ-yı selâse

  • Üç büyük halife.

ihsab

  • Ucuzlama, fiattaki azalma.

iki sülüs

  • Üçte iki.

irtihas

  • Ucuz saymak veya sayılmak.

islas

  • Üçe bölme. Üç aded yapma.

ıtare

  • Uçurma, uçurulma.

ka'de-i ula / ka'de-i ûlâ

  • Üç ve dört rekatli namazların ikinci rek'atındaki oturuş.

kabise / kâbise

  • Ucu üstüne eğri ve kıvrık olan burun.

keran / kerân / كران

  • Uç, kıyı. (Farsça)

kolordu

  • Üç tümen ve bağlı birliklerden meydana gelen büyük askerî birlik.

kütüb-ü salise / kütüb-ü sâlise

  • Üçüncü kitap, üçüncü makale (Muhâkemât'ın üçüncü makalesi).

kütüb-ü selase / kütüb-ü selâse

  • Üç kitap.

kuva-ı selase / kuva-ı selâse

  • Üç kuvve; akıl, gazap ve şehvet duygusu.

kuva-yı selase / kuvâ-yı selâse

  • Üç güç; gazap gücü, şehvet gücü, akıl gücü.
  • Üç kuvvet. (Kuvve-i şeheviye, kuvve-i gadabiye ve kuvve-i akliye.)

makalat-ı selase / makalât-ı selâse

  • Üç makale, yazı.

makale-i salise / makale-i sâlise

  • Üçüncü makale.

mebzuliyyet

  • Ucuzluk. Bolluk.

meccanen / meccânen

  • Ücretsiz, parasız.
  • Ücretsiz.

meccaniyet

  • Ücretsizlik, meccanilik.

mêcur

  • Ücretlenme.

meraa

  • Ucuzluk.

mernea

  • Ucuzluk.

meşale / meşâle

  • Ucu alevli değnek.

mesfiyy

  • Üç kez karısı ölmüş adam. (Üç kez kocası ölmüş kadına "mesfiye" derler.)

mevalid-i selase / mevâlid-i selâse

  • Üç çocuk; dört unsurun (su, hava, toprak, güneş) birleşiminden meydana gelen madenler, bitkiler ve hayvanlar.

mızrak / mızrâk

  • Ucu sivri uzun saplı harp âleti. Kargı.
  • Ucu sivri savaş aleti.

mukaddeme-i salise

  • Üçüncü mukaddeme.

mürtehis

  • Ucuz sayan. İrtihas eden.

müselles / مثلث

  • Üçgen. (Arapça)

müsellesi / müsellesî

  • Üçgen biçiminde olan.

müsellesüşşekl / مثلث الشكل

  • Üçgen şeklinde. (Arapça)

müstahdem

  • Ücretle çalışan, hizmette bulunan, hademe.

müste'cir

  • Ücret ödeyen.
  • Kirâcı.
  • İşveren.

mutayere

  • Uçurup gönderme. Uçurma.

müzdver

  • Ücretle çalışan. (Farsça)

nukat-ı selase / nukat-ı selâse

  • Üç nokta.

perdaz / perdâz

  • Uçan.

pere

  • Uç, kenar. (Farsça)

perran

  • Uçan, uçucu. (Farsça)

pervaz / pervâz / پَرْوَازْ

  • Uçmak, kanat açmak.
  • Uçuş.
  • Uçma.

pervazgah / pervazgâh

  • Uçulacak yer. Tayyâre meydanı. Hava alanı. (Farsça)

şa'ban-ı muazzam / şa'bân-ı muazzam / شَعْبَانِ مُعَظَّمْ

  • Üç aylardan ikincisi, kıymeti çok büyük olan şa'bân ayı.

şa'ban-ı şerif / şa'bân-ı şerîf / شَعْبَانِ شَر۪يفْ

  • Üç ayların ikincisi olan şerefli ay.

sa-i müselles / sâ-i müselles

  • Üç noktalı sâ' harfi. (Se harfi de denir.)

sahife-i selase / sahife-i selâse

  • Üç sayfa.

sahra-i vesia / sahrâ-i vesîa

  • Uçsuz bucaksız çöl.

salis / sâlis / ثالث

  • Üçüncü. (Arapça)

salise / sâlise

  • Üçüncü.

salisen / sâlisen / ثالثا / ثَالِثًا

  • Üçüncü olarak.
  • Üçüncü olarak.
  • Üçüncüsü.
  • Üçüncüsü, üçüncü olarak. (Arapça)
  • Üçüncü olarak.

şarim

  • Ucu yarılmış ok.

se / سه

  • Üç. (Farsça)
  • Üç. (Farsça)

se-pa

  • Üç ayaklı. Sehpâ. (Farsça)

sebayidü / sebâyidü / سه با دو

  • Üç ve iki. (Farsça)

şebeb

  • Üç yaşına girip dişleri tamamlanmış olan sığır.

selas / selâs / ثلاث

  • Üç. (Arapça)

selase / selâse / ثلاثه

  • Üç.
  • Üç. (Arapça)

şelvarbend / şelvârbend / شلواربند

  • Uçkur. (Farsça)

semerrec

  • Üç defa haraç çıkarmak.

serşikeste

  • Ucu kırılmış olan. Başı kırık. (Farsça)

şuhur-u selase / şuhur-u selâse / şuhûr-u selâse

  • Üç aylar.
  • Üç aylar; Recep, Şaban ve Ramazan ayları.

şuhur-u selase ve muharreme / şuhur-u selâse ve muharreme

  • Üç aylar ve haram aylar.

şuhuruselase / şuhûruselâse

  • Üç aylar.

şükm

  • Ücret, ivaz. Cezâ. Karşılık. Amelin ücreti.

sülasi / sülâsî

  • Üçlü, üçe mensup.

süls / ثلث

  • Üçtebir. (Arapça)

sülüs / ثُلُثْ

  • Üçte bir.
  • Üçte bir. Ferâiz ilminde yâni İslâm mîras hukûkunda üçte bir hisse (pay).
  • Üçte bir, üç parçadan biri. Bir yazı çeşidi.
  • Üçte bir.
  • Üçte bir.

sülüsan / sülüsân / ثلثلان

  • Üçte iki. Üç kısımdan iki kısım.
  • Üçte iki. Ferâiz ilminde yâni İslâm mîras hukûkunda üçte iki hisse (pay).
  • Üçte iki, üçte iki kısım.
  • Üçte iki. (Arapça)

sülüseyn

  • Üç parçada iki parça, üç kısımda iki kısım. Üçte iki.

süvüm

  • Üçüncü. (Farsça)

tayaran

  • Uçma, uçuş.

tayeran / tayerân

  • Uçma, uçuş.
  • Uçma.

tayeran ederken

  • Uçarken, dolaşırken.

tayeran etmek

  • Uçmak.

tayrure

  • Uçmak.

tayyar / tayyâr / طيار

  • Uçan. Uçucu. Uçma kabiliyeti olan. Havaya kalbolup gaib olan.
  • Uçan.
  • Uçucu.
  • Uçucu. (Arapça)

tayyare / tayyâre / طياره / طَيَّارَه

  • Uçak.
  • Uçak.
  • Uçak. (Arapça)
  • Uçak.

tayyare-i beşer

  • Uçak.

tayyare-misal

  • Uçak gibi.

tebhal / tebhâl / تبخال

  • Uçuk. (Arapça)

tenize

  • Uç, etek.

terk-i terk

  • Ucbe ve fahre girmemek için terkettiklerini de düşünmemek.

teslis / teslîs / تثليث

  • Üçleme. Hristiyanların sonradan uydurdukları ve dinlerinin esasında olmayan bir akidedir ki; bazılarının hâşâ, Cenab-ı Hakk Üçdür, bazıları da Üçü birdir diyerek, Allah'a şerik ve ortak tanımaları. Cenab-ı Hakk'ı Üç Unsurdur diye tevehhüm etmeleri. (Ekanim-i selâse de denir.)
  • Üçleme, ekanim-i selâse, Allah'ı üç olarak kabul eden ve sonradan uydurulan hıristiyan inancı.
  • Üçleme; Hıristiyanların tanrı üçtür veya tanrı üç unsurdan (Baba-Oğul-Rûh-ul-kudüsten) meydana gelmiştir şeklinde kabûl ettikleri bozuk inanış. Trinite.
  • Üçleme. (Arapça)

teslis akidesi / teslis akîdesi

  • Üçleme; Hıristiyanların Allah'ın baba, oğul ve mukaddes ruh olmak üzere üç varlıktan mürekkep olduğuna inanmaları.

ücur / ücûr / اجور

  • Ücretler. (Arapça)

ücurat / ücûrât / اجورات

  • Ücretler. (Arapça)

umur-u selase / umur-u selâse

  • Üç husus, üç emir.

varta

  • Uçurum, tehlike.

vefk-i müselles

  • Üçlü vefk; bir âyet veya ibarenin ebced ve cifir değerleri esas alınarak, dağıtıldığı ve üç rakamının karesi biçiminde dokuz küçük kareden oluşan tılsımlı kare alan.