LUGGAT
OSMANLICA TÜRKÇE SÖZLÜK

{ lügât . lügat . لغت }

Arapça ve Farsça yazımları, Osmanlıca okunuşları 
ve detaylı açıklamaları ile birlikte.

Arama yapmak istediğiniz kelimeyi girip
karşılığını bulmak istediğiniz "OSMANLICA ARA" ya da "TÜRKÇE ARA" butonlarına tıklayın.
Türkçe - Osmanlıca Sözlük'te Uğraş ifadesini içeren 159 kelime bulundu...

adliye

  • Mahkeme. Muhakeme işleriyle uğraşan daire.

ahlakıyyun / ahlâkıyyun

  • Ahlâk ilmi ile uğraşan âlimler; bunlar iki kısımdır. Bir kısmı ahlâk-ı hasene olan İslam ahlâkını telkin eder, diğer kısmı ise, dine tâbi olmayan ve hakiki ahlâkı bulamamış olanlardır.

ahter-gu / ahter-gû

  • Yıldız ilmi ile uğraşan kişi, müneccim. (Farsça)

ahter-şinas

  • Yıldız ilmi ile uğraşan. Müneccim. (Farsça)

alim / âlim

  • Bilen, bilgili.
  • Çok şey bilen.
  • Çok okumuş, bilgiç.
  • İlim ile uğraşan. Hoca.

amare-gir

  • Hesap işleriyle uğraşan kişi. Muhasebeci. (Farsça)

astronom

  • yun. Kozmoğrafya âlimi, felekiyat ile uğraşan, gök cisimleri hakkında bilgi edinmeye çalışan.

bab-ı seraskeri / bab-ı seraskerî

  • Osmanlı Devletinde askerlik işleriyle uğraşan bakanlık; askeriyenin başı.

behle

  • (Behli) Yırtıcı kuşlarla uğraşanların giydiği eldiven. (Farsça)

bevliye

  • Tıb: İdrar yolları ve böbrek hastalıkları. Bu hastalıkların teşhis ve tedavisiyle uğraşan tıp dalı. (Üroloji)

beyavar

  • Meşguliyet, meşgul olma, uğraşma, iş. (Farsça)

biyolog

  • Biyoloji ilmiyle uğraşan âlim.

biyonik

  • Canlıların, yaşadıkları muhit içinde değişen şartlara uygun nasıl hareket ettiklerini inceleyerek canlıları model almak suretiyle benzer hareketleri yapabilecek makinelerin yapılması işiyle uğraşan ilim ve fen.

canbaz

  • (Çoğulu: Canbazan) Can ile oynayan, canını tehlikeye koyan, canbaz.
  • Hayvan alış-verişi ile uğraşan kimse.
  • Aldatan, hilekâr, hile yapan.
  • Eskiden atlı fedai asker.

cidal / cidâl

  • Uğraşma, savaş.

cumhur-u muhaddisin / cumhur-u muhaddisîn

  • Hadîs ilmiyle uğraşan âlimlerin çoğunluğu.

dakika-şinas

  • İnce işleri ve nükteleri anlayan, bir işin incelikleriyle uğraşabilen.

diplomat

  • yun. Memleket hakkında siyasi söz sâhibi. Dış meseleler hakkında milletlerarası işlerle uğraşan siyaset adamı.
  • Becerikli, söz söyliyebilen.
  • Ülkenin dış işleriyle uğraşan memur.

dünyadar / dünyadâr

  • Dünya işleriyle uğraşan, mal ve mülk sahibi olan. Dünya hayatına fazla meyilli olan. (Farsça)

edebiyat

  • Düşünce, duygu veya herhangi bir hakikatı veya herhangi bir fikri yazı veya sözle, manzum veya nesir halinde güzel şekilde ifâde san'atı. Bu san'atla uğraşan ilim kolu.
  • Edebiyata âit yazıları toplayan kitap.Edebiyatın sözlük anlamından biri de edebe, yani terbiyeye uygun söz söylemek

edebiyyun

  • Edebiyatçılar. Edebiyatla uğraşanlar.

ehl-i felsefe ve hikmet

  • Felsefeyle uğraşanlar, filozoflar.

ehl-i hadis / ehl-i hadîs

  • Hadis ilmiyle uğraşanlar, hadis âlimleri.

ehl-i ihtisas

  • İhtisas sahibi olan kimseler. Bu kişiler yalnız kendi meslekleriyle uğraşırlar, çeşitli meslek ve meselelerle fikirlerini dağıtmazlar.

ehl-i kelam / ehl-i kelâm

  • Konusu daha çok inançla ilgili olan kelâm ilmiyle uğraşanlar.

ehl-i san'at

  • San'atla uğraşanlar.

ehl-i şiir

  • Şiir ile uğraşanlar, şairler.

ehl-i şiir ve hitabet

  • Şiir ve düzgün söz söyleme san'atıyla uğraşanlar.

ehl-i siyaset ve hükumet / ehl-i siyaset ve hükûmet

  • Siyasetle uğraşıp devleti idare edenler.

ehl-i siyer

  • Siyer ilmiyle uğraşanlar, İslâm tarihçileri.

ehl-i siyer ve hadis / ehl-i siyer ve hadîs

  • Siyer ve Hadîs ilmiyle uğraşanlar, İslâm tarihçileri ve muhaddisler.

ehl-i tarih

  • Tarih ilmiyle uğraşanlar, tarihçiler.

ehlifen

  • Fen ilimleriyle uğraşanlar.

felasife / felâsife

  • Felsefeciler. Filozoflar, felsefe ile uğraşanlar.
  • Düşüncesiz, kaygısız, rahat yaşayanlar.
  • Dinsizler.
  • Filozoflar, felsefe ile uğraşanlar, âlimler, bilginler.

felekiyyun

  • Gök ilmi ile uğraşanlar. (Astronomlar, Kozmoğrafyacılar)

fellah

  • Ekinci, çiftçi, ziraatle uğraşan arab.
  • Zenci, siyah arab.

fenci

  • Bilimle uğraşan, bilim adamı.

feylesof

  • Felsefe ile uğraşan, felsefeci.
  • Filozof, felsefe ile uğraşan kişi.

filozof

  • Felsefe ile uğraşan, felsefeci.

gaflet

  • Dikkatsizlik, endişesizlik, vurdumduymazlık. En mühim vazifeyi düşünmeyip, Cenab-ı Hakk'a itaat gibi işleri bilmeyip, başka kıymetsiz şeylerle uğraşmak. Nefsine ve hevesâtına tâbi olarak Allahı ve emirlerini unutmak.

gaile / gâile / غائله

  • Uğraşı, telaş, meşakkat. (Arapça)
  • Savaş. (Arapça)

gaile açmak

  • Sıkıntılı ve uğraştırıcı bir şeyler ortaya çıkarmak.

gayret-i batıla / gayret-i bâtıla

  • Faydasız ve boşu boşuna uğraşma.

gayret-i cahiliye / gayret-i câhiliye

  • Körü körüne uğraşmak. Allah'ın razı olmadığı lüzumsuz şeylere kıymet vererek didinmek.

gıll ü gış

  • Kin, düşmanlık ve aldatma gibi anlamsız şeylerle uğraşılar.

guşiş

  • Çabalama, uğraşma, çalışma. (Farsça)

halvet ve inziva

  • Yalnız başına bir yere çekilip dünya işleriyle uğraşmama.

hayal-perest

  • Hayalî şeylerle çok uğraşan. Çok hayal kuran. Dalgın. Olmayacak şeylerle avunan. (Farsça)

ictimaiyyun

  • İçtimaî hayatı en güzel şekilde idareyi düşünen ve ona çalışan. İçtimaî mes'elelere dair ilimlerle uğraşan kimseler. Sosyologlar.

ihzal

  • Şaka ve alay ile çok uğraşma.

iktitaf

  • Edb: Sözün özünü almak.
  • Ağaçtan meyve toplamak. Toplanma. Toplama.
  • Bir uğraşma sonucunda faydalanma.

imtiyaz madalyası

  • 2. Abdülhamid'in 11/10/1885 tarihli emriyle devlet ve memleket yararına hizmet edenlere, vazifeyle gönderildikleri yerde başarı gösterenlere verilmek üzere çıkarılan madalya. Altun ve gümüşten olmak üzere iki çeşit olan bu madalyaların ön yüzünde II. Abdülhamid'in "Elgazi" tuğrası, bunun altında sal

inhimal

  • İhmal etme, önem vermeme.
  • Mühlet alma.
  • Göz yaşı dökme.
  • Ciddi bir şekilde çalışma, uğraşma.

inşaiyye

  • İnşâât işleriyle uğraşanlar. Bina ve gemi yapma işleriyle meşgul olanlar.

inziva / inzivâ

  • Yalnız başına bir yere çekilip dünya işleriyle uğraşmama.

inzivagah / inzivagâh

  • İnziva yeri, yalnız başına bir yere çekilip dünya işleriyle uğraşmaksızın yaşanan yer.

irfaş

  • Yeme içme ile uğraşma.
  • Bir yerde daimi oturma.

irhasat

  • Hayırlı işlerle uğraşmak.
  • Sağlam şey.
  • Ist: Peygamberimiz Hz. Muhammed'in (A.S.M.) nübüvvetinden evvel zuhur eden hârikulâde haller ki, bunlar peygamberliğine delil teşkil eden hâdiselerdendir.

işgal

  • Zabtetme, istilâ etme.
  • Birisini işten alıkoyma, başka şeyle meşgul etme, oyalama, uğraştırıp kendi işine mâni olma.

istibaa

  • Bir şeyi kendine sattırmağa uğraşma.

iştigal / iştigâl / اشتغال

  • Bir iş işlemek. Uğraşmak. Çalışmak. Meşgul olmak.
  • Meşgul olma, uğraşma.
  • Uğraşma.
  • Meşguliyet, uğraşma.
  • Uğraşı. (Arapça)
  • İştigâl etmek: Uğraşmak, meşgul olmak. (Arapça)

iştigal eden

  • Uğraşan.

iştigal etme

  • Meşgul olma, uğraşma.

iştigal etmek

  • Meşgul olmak, uğraşmak.

iştigalat / iştigalât

  • (Tekili: İştigal) Meşguliyetler, çalışmalar, uğraşmalar.
  • Meşguliyetler, çalışmalar, uğraşmalar.

istihkam / istihkâm

  • Sağlamlık. Metin olmak. Kuvvetli ve dayanıklı olmak.
  • Askerlikte: Düşmana karşı, hücumlarını savmak için hazırlanmış bulunan siper, askeri yapılar. İstihkâm işi ile uğraşan asker sınıfı.
  • Kuvvet ve metanet vermek.

istiktam

  • Gizlemeğe çalışma. Saklamak için uğraşma.

istinkas

  • Bir şeyin fiatını düşürmeye çalışma, ucuzlatmağa uğraşma.

istitmam

  • (Tamam. dan) Tamamlama, tamamlamağa çalışma. Tamamlamasını isteme. Bitirmek için uğraşma.

jeolog

  • Yeryüzü ilmi ile uğraşan kimse.

jeoloğ

  • yun. Yer (Arz) ilmi ile uğraşan.

kampanya

  • Sıkı bir iş ve çalışma devresi.
  • Maksatlı uğraşma. Bir maksad için faaliyete geçme.

kedd

  • Emek. İş. Çalışma, uğraşma, çabalama.

kinecu

  • Öc almağa uğraşan, intikam almak için çalışan. (Farsça)

kuşiş

  • Çalışma, çabalama, gayret sarfetme, uğraşma. (Farsça)

lahn-ı hafi / lahn-ı hafî

  • Gizli hatâ olup, ancak tecvîd ilmi ile uğraşanlar bilir.

mantıkiyyun

  • Mantıkla uğraşanlar. Mantık âlimleri.

mechud

  • (Cehd. den) Çalışmış uğraşmış, didinmiş, cehdetmiş.
  • Kuvvet, kudret, güç.

meşağil / meşâğil

  • Meşguliyetler, uğraşlar.

meşagil / meşâgil / مشاغل

  • Uğraşlar. (Arapça)

meşgale / مشغله

  • İş, uğraş.
  • Uğraşı. (Arapça)

meşgul

  • (Şugl. den) Bir işle uğraşan.
  • Dalgın.
  • Doldurulmuş, tutulmuş, işgal olunmuş.

meşguliyet

  • Meşgul olma, bir iş yapma.
  • Uğraşılan ve meşgul olunan şey.
  • Meşgul olma, uğraşma.

meşihat-ı islamiye / meşîhat-ı islâmiye

  • İslâmın ilmî meseleleri ile uğraşan devlet dairesi.

meşihat-ı islamiyye / meşihat-ı islâmiyye

  • İslâmî işlerin ilmî mes'eleleri ile uğraşan devlet dairesi.

meslek / مسلك

  • Yol, tarz. (Arapça)
  • Sistem. (Arapça)
  • Uğraşı, meslek. (Arapça)

metrukiyyet

  • (Terk. den) Terk edilme, boşanmış olma.
  • Bırakılmışlık, kullanılmazlık.
  • Bir işten çekilip uğraşmama.

mikdam

  • (Çoğulu: Makadim) Çok ayaklı.
  • Kıdemli.
  • Çok çabalayıp uğraşan. Fazlaca gayret sarfedip ikdâm eden.

mübareze / مبارزه

  • Cenk, kavga, uğraşma.
  • Uğraşı, mücadele. (Arapça)
  • Savaş. (Arapça)
  • Mübareze etmek: Mücadele etmek. (Arapça)
  • Mübaşeret olunmak: Girişilmek, işe başlanmak. (Arapça)

mücadele / mücâdele

  • (Cedel. den) İki kişinin bir şey üzerine çekişmesi. Uğraşma. Savaşma.
  • Çekişme, uğraşma, savaşma.

mücahede / mücâhede

  • (Çoğulu: Mücahedât) Cihad etme.
  • Din düşmanına karşı koyma. Çarpışma.
  • Uğraşma. Çalışma. Gayret gösterme.İslâmiyette mücahedenin ehemmiyeti hakkında Deylemî'den (R.A.) mervi Hadis-i Şerif meâli: "Allah bir kulu sevdiği vakitte onu Zât-ı Uluhiyetine hizmet etmek için seçer. Onu
  • Çalışma, mücâdele etme, uğraşma, cihâd etme.
  • Nefse zor gelen, nefsin istemediği şeyleri yapma.

muhaddisin / muhaddisîn

  • Hadis ilmiyle uğraşan âlimler.
  • Hadis ilmiyle uğraşan eskiden gelmiş büyük ve kâmil zâtlar. Peygamberimizin (A.S.M.) sözünü işiterek bildirenler.

muhasebe

  • Hesablaşmak. Hesab görmek. Hesab işi ile uğraşmak. Hesab işini gören resmi makam.

muhasib

  • Hesab eden. Hesap işi ile uğraşan. Muhasib.

mühimme

  • Uğraştıran, düşündüren.

muhlis

  • İhlâs sâhibi. Niyetini ve ihlâsını düzeltmeye uğraşan kimse.

mümarete

  • Çabalama, uğraşma, gayret sarfetme.

müneccim / مُنَجِّمْ

  • Yıldızların hareket ve hâllerini tedkikle uğraşan, mevki ve harekâtından mâna ve hüküm çıkaran. Falcı.
  • Yıldız falına bakan, astroloji ile uğraşan.
  • Yıldızların hareketlerini gözetleyerek geleceğe dâir haber verdiğini iddiâ eden, yıldız falına bakan kimse. Astrolog.
  • İlm-i nücûm yâni astronomi ilmiyle uğraşan kimse. Astronom.
  • Yıldızlarla uğraşan, falcı.
  • Yıldız ilmi ile uğraşan.

münhemik

  • (Hemk. den) Bir işin üzerine çok düşen. Bir işte çok uğraşan.

münzevi / münzevî

  • Bir köşeye çekilip ibadetle uğraşan, dünyadan çok âhiret için çalışan kişi.

münzeviyane

  • Bir köşeye çekilip ibadetle uğraşarak, vaktini ibadetle geçirerek.

müsaberet

  • Sürekli olarak uğraşma.
  • Bir şey yapmağa hemen girişme.

musahhihin / musahhihîn

  • (Tekili: Musahhih) Musahhihler, tashih işi ile uğraşanlar.

müştagil

  • (Şugl. den) Bir işle meşgul olan, iştigal eden, uğraşan.

mutali'

  • Mutâlaa eden. Kitab okuyan. Kitablarla tetkik ve bilgi için uğraşan.

mutasavvıf

  • Tasavvufla uğraşan. İlâhiyyatla uğraşan, tarikat ehli olan.

müteannit

  • Yanlış arayan. Başkalarının yanlışını bulmak için uğraşan.

müteannitane / müteannitâne

  • Yanlış arayana, yanlışlıklar çıkarmaya uğraşana yakışır surette. (Farsça)

mütecadil

  • (Cedl. den) Mücadele eden, uğraşan. Şiddetle çekişen.

mütefakkıh

  • (Çoğulu: Mütefakkıhin) (Fıkh. dan) Fıkıh âlimi. Fıkıh ilmiyle uğraşan kimse.

mütefakkıhin / mütefakkıhîn

  • (Tekili: Mütefakkıh) Fıkıh âlimleri, fıkıh bilginleri. Fıkıhla uğraşan kimseler.

mütefelsif

  • Felsefe ile uğraşmış olan, filozoflaşmış.

mütefennin / متفنن

  • (Fenn. den) Alim, münevver, fen adamı. Teknik ilimle uğraşan.
  • Fen bilimleri ile uğraşan, teknik ile uğraşan. (Arapça)

mütegavvil

  • Renkten renge giren. Bir şeyin rengine giren.
  • Uğraşan, tegavvül eden.

mütelahi

  • (Lehv. den) Oynıyan. Oyun veya sazla uğraşan.

mütelahiyane

  • Oyunla uğraşarak, oynayarak. (Farsça)

müteşerri'

  • Şeriat işleriyle uğraşan.
  • İlim ve şeriatta âlim olan. Şeriatla amel eden.

mütevaggıl

  • Bir işle fazla uğraşan, bir konu hakkında derinlemesine ilgilenen ve takip eden.

mütevaggilin / mütevaggilîn

  • (Tekili: Mütevaggil) Çok uğraşanlar, fazla meşgul olanlar. Bir şeyin derinliğine varanlar.

muvazebet

  • Bir işle dâimâ uğraşma. Bir işe durmadan çalışma.

muvazıb

  • Dâima bir işle uğraşan. Bir işe durmadan çalışan.

na-sazkar / na-sazkâr

  • Uygun görmeyen, muhâlif. (Farsça)
  • Beklenmemiş, işitilmemiş. (Farsça)
  • Münâsebetsiz işle uğraşan. (Farsça)

nekz

  • Gayret etme, uğraşma, çok çabalama.

nizamiye

  • İlk askerlik devresi.
  • Bu nevi askerlik işleriyle uğraşan daire.
  • Tanzimat ordusunun asıl silâh altında bulunan kısmı.

nücumi / nücumî

  • Yıldızlarla ilgili.
  • Yıldızlarla uğraşan.

psikolog

  • Ruhiyatçı, ruh ilmiyle uğraşan. (Fransızca)
  • Ruh ilmi ile uğraşan kimse, ruh bilimci.
  • Ruh ilmiyle uğraşan.

rehak

  • Gaşyetmek, sarıp bürünmek. Bir adamın arkasından yaklaşıp çatmak.
  • Haramlara ve menhiyata dalıp, hep onunla uğraşmak.

sarraf

  • Sarfeden. Para işleri ile uğraşan.
  • Cevherci, kuyumcu. Cevherin kıymetini san'atı ile azaltan veya çoğaltan.

şevagil / şevâgil / شواغل

  • (Tekili: Şagile) Uğraşmalar, meşguliyetler.
  • Uğraşılar. (Arapça)

sıhhiye

  • Sağlık ve hekimlik işleriyle uğraşan dâire.
  • Sağlık işleri.

sıhhiye heyeti

  • Sağlık işleriyle uğraşan kurul.

silahşör

  • Silahları karıştırıcı, silahlarla oynayıp uğraşıcı.
  • Eski zamanda bir sınıf silahlı asker, hususiyle muhtelif silahları kullanmakta fevkalâde meleke ve maharet ile mümtaz olup, maiyyette istihdam olunanlara verilen addı. Yeniçeri Ocağı zâbitlerinin bir takımı hakkında da kullanılır bi

siyaset

  • Memleket idare etme san'atı. Devlet idare tarzı.
  • Dünya ve âhirette necatlarına sebeb olacak bir yola, insanları irşad ile beşeriyetin salâhına çalışmak.
  • Diplomatlık. Politika.
  • Seyislik, at idare işleriyle uğraşma.

siyasetçilik

  • Siyasetle uğraşma, ilgilenme.

sosyoloğ

  • İçtimaî bilgilerle uğraşan, toplu insan yaşayışı ve onların idare işlerinde bilgi sahibi olmaya çalışan. İçtimaiyatçı. (Fransızca)

sufi / sufî

  • Tasavvuf ile uğraşanlar.

sufiyye / sûfiyye / صوفيه

  • Mutasavvıflar, tasavvufla uğraşanlar. (Arapça)

şugl / شغل

  • İş, uğraşı. (Arapça)

şugul / şugûl / شغول

  • (Tekili: Şugl) İşler, uğraşacak şeyler, gaileler.
  • Uğraşılar. (Arapça)

tabakat-ı muhaddisin / tabakât-ı muhaddisîn

  • Resûlullah efendimizin işleri, sözleri ve hâllerini öğreten hadîs ilmi ile uğraşan İslâm âlimlerinin dereceleri.
  • Hadîs âlimlerini derecelerine göre sıralayıp, hayatlarını ve eserlerini anlatan kitaplar.

tabakat-ül-fukaha / tabakât-ül-fukahâ

  • Fıkıh âlimlerinin tabakası. Helâl ve haramı, emir ve yasakları bildiren fıkıh ilmi ile uğraşan âlimlerin dereceleri.
  • Fıkıh âlimlerini derecelerine göre tertîb edip (sıralayıp), hayatlarını ve eserlerini anlatan kitablar.

tacir

  • Ticaret yapan, ticaretle uğraşan.

takayyüd

  • Bağlanma. Bağlı olmak. Kayıtlı bulunmak.
  • Çalışmak. Çabalamak. Uğraşmak.
  • Dikkatli davranmak.

tavaggul

  • Fazla meşguliyet, çok uğraşmak.
  • Çok meşgul olmak, uğraşmak, kendini birşeye tamamen vermek.

tecahüd

  • Kuvvetini sarfedip uğraşmak. Çalışmak.

teknisyen

  • Bir işin, ilim tarafından daha çok tatbikatiyle uğraşan. Tatbikatla uğraşan kimse. (Fransızca)

tencim

  • Yıldız ilmi ile uğraşmak. Yıldızların hareketlerinden mâna çıkarmağa çalışmak.

tevaggul / توغل

  • Çok uğraşma, meşgul olma. Bir işin çok ilerisine varmak.
  • Sürekli uğraşı. (Arapça)

tevağğul eden

  • Meşgul olan, uğraşan.

tevaggulat / tevaggulât

  • (Tekili: Tevaggul) Tevagguller. Devamlı olarak uğraşmalar.

turfe-kar / turfe-kâr

  • Garip şeylerle uğraşan. Şaşılacak şeyler yapan. (Farsça)

ulema-i ilm-i huruf

  • Harf ilmiyle uğraşan âlimler.

üşgule

  • Uğraşılacak iş. Meşguliyet.

usuliyyun

  • Fıkıh usulüyle uğraşan İslâm âlimleri. Usul-ü Fıkıh müellifleri.

varakkerdan

  • Boş ve faydasız işlerle uğraşan kimse. (Farsça)

vehs

  • Bir işe girişip ısrar ile devamlı uğraşmak.

zafer

  • Muvaffak olma, maksada erme. Bir çok uğraşmadan sonra maksada erişme.
  • Düşmanı yenme, üstün gelme. Başarma.

zahid / zâhid / زاهد

  • Aşırı dindar, zühd ile uğraşan. (Arapça)

zındık

  • Hiçbir dinde olmadığı ve Allahü teâlâya inanmadığı hâlde, müslüman görünüp müslümanlığı değiştirmeye, îmânı bozmaya, dinsizliği müslümanlık olarak yaymaya çalışan ve İslâmiyet'i içerden yıkmaya uğraşan sinsi İslâm düşmanı, azılı kâfir, münâfık. Kâdıy ânîler ve Behâîler böyledir.