LUGGAT
OSMANLICA TÜRKÇE SÖZLÜK

{ lügât . lügat . لغت }

Arapça ve Farsça yazımları, Osmanlıca okunuşları 
ve detaylı açıklamaları ile birlikte.

Arama yapmak istediğiniz kelimeyi girip
karşılığını bulmak istediğiniz "OSMANLICA ARA" ya da "TÜRKÇE ARA" butonlarına tıklayın.
Türkçe - Osmanlıca Sözlük'te Tutan ifadesini içeren 180 kelime bulundu...

adam

  • İnsan.
  • Erkek kişi.
  • Birinin tarafını tutan kimse.
  • İyi ve terbiyeli yetişmiş insan.

ahiret ehli / âhiret ehli

  • Âhiret hayatını esas tutan kimseler.

ahzem

  • İşini sıkı tutan, ihtiyatlı, tedbirli.
  • Yüksek yer.
  • Göğsü büyük.

alemdar

  • Bayrak tutan.

arim / ârim

  • İnatçı, kafa tutan.

asım

  • Kendisini günahlardan men'edip pâk ve ismetli tutan, koruyan, men'eden.

ati

  • (Utv. dan) İsyan eden, kafa tutan. Asi. Sert başlı, serkeş.

atih

  • İsyan eden, kafa tutan, âsi olan.

ayinedar / âyinedar

  • Ayna tutan. (Farsça)
  • Eskiden, bir büyük adamın giyinirken aynasını tutmakla vazifeli hizmetçi. (Farsça)
  • Berber. (Farsça)
  • Ayna tutan.

bajurnal / bâjurnal / باژورنال

  • Tutanak ile. (Farsça - Fransızca)

baliğ / bâliğ / بالغ

  • Erişkin. (Arapça)
  • Tutan, varan. (Arapça)
  • Bâliğ olmak: (Arapça)
  • Erişkin olmak. (Arapça)
  • Tutmak, ulaşmak, varmak (Arapça)

bamazbata / bâmazbata / بامضبطه

  • Tutanak ile. (Farsça - Arapça)

ban

  • Dam, çatı.
  • Sorgun ağacı. Bey söğüdü.
  • yun. Sevgilinin boyu. Farsçada kelime sonuna gelerek, Türkçedeki "ci, cu" ekleri yerini tutan mânâda kullanılır. Meselâ: Bağban: Bağcı.

bedel

  • (Çoğulu: Bedelât) Elde ve ayakta olan zahmet ve ağrı.
  • Karşılık. Bir şeyin yerine verilen ve yerini tutan şey. İvaz.
  • Başkasının adına hacca giden.
  • Gr: Söz esnâsında bir şeyi sıfatı veya vasfı ile beraber söylersek ve fakat kasdımız o şeyin vasfı veya sıfatı değil de zâ
  • Bir şeyin yerini tutan, yerine geçen; başkasının yerine iş yapan kimse.

caniha

  • Bir tarafa meyleden veya bir cenahı tutan.
  • Göğüs altındaki iyeği.

cay-gir

  • Yerleşen, yer tutan, yerleşmiş. (Farsça)

cay-nişin

  • Yer tutan. Birinin yerine geçen. (Farsça)

cenab-ı kadir-i kayyum / cenâb-ı kadir-i kayyûm

  • Herşeye gücü yeten, sonsuz güç ve kudret sahibi olan ve herşeyi Kendi varlığıyla ayakta tutan Allah.

ceride / cerîde / جریده

  • Gazete. (Arapça)
  • Tutanak. (Arapça)

cezzaf

  • Ağ ile balık tutan balıkçı.

cihangir / cihangîr / جِهَانْگ۪ير

  • Dünyayı elinde tutan.

damen-gir

  • Eteğe yapışan, etek tutan. (Farsça)
  • Dâvacı, hasım, şikâyetçi. (Farsça)

dar / dâr / دار

  • Sâhib, mâlik, tutan (mânasındadır.) Meselâ: Bayrakdâr : Bayrak tutan. (Farsça)
  • Sahip olan, bulunduran, tutan. (Farsça)

darende

  • Saklayan, tutan. (Farsça)
  • Ulaştıran, vâsıl eden, kavuşturan, getiren. (Farsça)

defterdar / defterdâr

  • Defter tutan. Devletin gelir ve masraflarını tutan vazifeli memur. Eskiden Maliye Nâzırı bu nam ile anılırdı. Bir vilayetin maliye işlerine bakan memur.
  • Defterci, defter tutan.

dest-gir / dest-gîr

  • Yardımcı olan, elinden tutan.

destgir / destgîr / دستگير

  • Elden tutan, yardım eden. (Farsça)

dil-aviz

  • Câzib, çekici, gönle asılan. Gönlü asılı tutan, dilber. (Farsça)

dil-dar

  • Kalbi hükmü altında tutan. Sevgili, mâşuk. (Farsça)

dil-gir

  • Kalbe sıkıntı veren gönül tutan. (Farsça)
  • Gücenmiş olan, kırgın. (Farsça)

dil-nişin

  • Gönlüde yer tutan. Lâtif, hoş. (Farsça)

dildar / dildâr / دلدار

  • Gönül tutan, sevgili. (Farsça)

ehl-i ahiret / ehl-i âhiret

  • Âhiret ehli, âhiret hayatını esas tutan kimseler.

ehl-i kalem

  • Eli kalem tutanlar, yazarlar.

emr-i rabbani / emr-i rabbânî

  • Bütün varlıkları yaratılış gayelerine göre terbiye edip idaresi ve egemenliği altında tutan Allah'ın emri.

envah

  • (Tekili: Nevh) Nevhler, ölmüş olan bir kişinin arkasından ağlayan kadınlar, matem tutan hanımlar, ağıt yakanlar.

evcümend

  • Top, küme, yığın, toplanma. (Farsça)
  • Toplu, idareli, evini muntazam tutan. Hanesini iyi ve tertipli bir hâlde bulunduran. (Farsça)

evkaf

  • (Tekili: Vakıf) Allah yoluna hizmet için verilip devamlı bırakılan şeyler. Sahibi tarafından şeriata uygun olarak bir hayır iş ve hasenata tahsis olunmuş mülk veya mallar.Osmanlı devletini asırlar boyu kuvvetli bir devlet olarak ayakta tutan kuruluşlardan biri de vakıftır. Osmanlı tarihini inceleyen

fatr

  • Bir şeye başlamak.
  • İcab eylemek.
  • Yarık, çatlak.
  • Yarmak.
  • Yaratmak.
  • Oruç tutanın orucunu açması.

ferman-ı rabbani / fermân-ı rabbânî

  • Bütün varlıkları terbiye edip idaresi ve egemenliği altında tutan Allah'ın emir ve buyruklarının yazılı olduğu Hizbü'l-Ekber.

gayretkeş

  • Çalışkan, çabalayıcı.
  • Bir tarafı tutan, taraftar.
  • Kıskanç.

gir / gîr

  • (Giriften) "Tutmak, yakalamak" mastarının emir köküdür. Türkçedeki: yapan, tutan, tutucu, dağılan, yayılan gibi mânalara gelir. Kelimenin sonuna eklenir. (Farsça)
  • "Yapan, tutan" mânâsında son ek.

gira-gir / gîra-gir

  • Tutan tutana. (Farsça)

giriban-gir / girîban-gir

  • Yaka tutan. (Farsça)

guş-dar

  • "Kulak tutan." Sözü tam mânasıyla dinleyen, kulak veren. (Farsça)

habis

  • Hapseden. Tutan. Hapishâneye atan.

haiz

  • Bir şeye sahip olma. Sahip. Mâlik.
  • Yer tutan.
  • Akranından mümtaz olan.

hakikatperest

  • Hakikate taraftar olan, gerçeğin ve doğrunun tarafını tutan.

hakim-i hakim / hâkim-i hakîm

  • Herşeyi hikmetle yapan ve herşeyi hükmü altında tutan Allah.

hakperest

  • Hakkı üstün tutan, hak taraftarı.

hallas

  • Yakalıyan, tutan kimse.

hayy u kayyum / hayy u kayyûm

  • Her an diri olan ve herşeyi ayakta tutan Allah.

hayy-ı kayyum / hayy-ı kayyûm / حَيِّ قَيُّومْ

  • Her an diri olup her canlıya hayat veren ve herşeyi ayakta tutan Allah.
  • Dâimî hayat sâhibi olup, varlığı kendinden olan ve mahlûkātı varlıkta tutan (Allah).

hayy-ı kayyum-u ezeli / hayy-ı kayyûm-u ezelî

  • Varlığının ve diriliğinin başlangıcı olmayıp her canlıya hayat veren ve herşeyi ayakta tutan Allah.

hayy-ül kayyum

  • Varlığı, diriliği her an için olup, gökleri, yerleri her an için tutan, daimî her şeye her hususta iktidarı yeten Allah (C.C.)

hikmet-i san'at-ı rabbaniye

  • Bütün varlıkları yaratılış gayelerine göre terbiye edip idaresi ve egemenliği altında tutan Allah'ın san'atındaki hikmet, gaye, fayda, sır.

içli

  • t. İçi dolu.
  • Çabuk müteessir olan, hassas duygulu.
  • Kin tutan, haset eden.

icraat-ı rabbaniye / icraat-ı rabbâniye

  • Herşeyi terbiye ve idare edip egemenliği altında tutan Allah'ın icrâatları, fiilleri.

ihcac

  • Hac vazifesi için bedel vermek veya nâib tutmak. Nâib tutana "Âmir, menub veya mahcucun anh" da denir.

irade-i rabbaniye / irâde-i rabbâniye

  • Her şeyi yaratılış gayelerine göre terbiye ve idare edip, egemenliği altında tutan Allah'ın iradesi, dilemesi.

ism-i hayy ve kayyum / ism-i hayy ve kayyûm

  • Gerçek hayat sahibi olan, her canlıya hayat veren, her şeyi Kendi varlığıyla ayakta tutan ve varlıklarını devam ettiren Allah'ın ismi.

isnevi / isnevî

  • İki ile alâkalı.
  • Pazartesi günü ile alâkalı.
  • Her pazartesi günleri oruç tutan kimse.

ısr

  • Ahd. Sözleşme. Yemin.
  • Kulakta küpe deliği.
  • Şiddetli ahkâm ve teklifler.
  • Altındakini yerinde tutan ağırlık, bağ.

kabız / kâbız

  • Kabzeden, tutan.
  • Tutan, sıkan, kavrayan.

kabza

  • Tutacak, tutanak yeri, sap.
  • Bir avuç, bir tutam, bir el dolusu şey.
  • Pençe.

kadir-i kayyum / kadîr-i kayyûm

  • Sonsuz kudret sahibi olan, herşeyi Kendi varlığıyla ayakta tutan ve dilediği gibi onları idare eden Allah.

kàdir-i kayyum / kàdir-i kayyûm

  • Ezelden ebede kadar bütün varlıkları ayakta tutan sonsuz kudret sahibi, Allah.

kal'a-gir

  • Kale tutan. (Farsça)

kalib / kâlib

  • İt tutan kimse. Köpeğe av tâlim ettiren kimse.

kar-daran / kâr-daran

  • (Tekili: Kârdar) İşi elinde tutanlar, iş tutanlar.

kardar / kârdar

  • İşi elinde tutan. (Farsça)

kargir / kârgir

  • Taş veya harçla yapılmış olan. (Farsça)
  • İş tutan, iş yapan. (Farsça)

kaside-i gaybiye

  • Hz. Ali'nin (r.a.) Hz. Peygamberden (a.s.m.) ders alarak yazdığı gelecekteki hadiselere ışık tutan, Ercûze ve Celcelutiye isimli kasideler.

katim / kâtim

  • (Ketm. den) Ketmeden, saklıyan, tutan. Sır saklayan.

kayyum / kayyûm / قَيُّومْ

  • Herşeyi kendi varlığıyla ayakta tutan ve varlıklarını devam ettiren.
  • Yarattıklarını varlık âleminde tutan Allah.
  • Herşeyi Kendi varlığıyla ayakta tutan ve varlıklarını devam ettiren Allah.
  • Varlığı kendinden olup, mahlûkātı varlıkta tutan (Allah).

kayyum-u baki / kayyûm-u bâkî

  • Devamlı hayat sahibi olan ve herşeyi her an ayakta tutan Allah.

kayyum-u sermedi / kayyûm-u sermedî

  • Varlığı sürekli olan ve herşeyi her an ayakta tutan Allah.

kayyum-u zülcelal / kayyûm-u zülcelâl

  • Herşeyi kendi varlığıyla ayakta tutan ve varlıklarını devam ettiren, büyüklük ve yücelik sahibi Allah.

kefgir

  • Köpük tutan. (Farsça)
  • Kevgir, delikli kap. (Farsça)

kellab

  • İt tutan kimse. Köpeğe av tâlim eden kimse.

keman-dar / keman-dâr

  • Yay tutan, yay tutucu. (Farsça)

kindar

  • Kin tutan. İçinde kin ve garez besliyen. Öc ve intikam almağa düşkün. (Farsça)

kisedar

  • Parayı toplıyan, para hesabını tutan kimse. Vekilharç. (Farsça)

kişvergir

  • Ülke tutan. Pâdişah, hükümdar. (Farsça)

kıvamı / kıvâmı

  • Ayakta tutanı, gelişip yayılmasını sağlayanı.

kumandan-ı akdes

  • Bütün varlıkları emri altında tutan ve her türlü eksiklikten ve âcizlikten yüce olan Allah.

kuvam

  • Koyunun ayaklarını tutan bir hastalık.

la kayyume illallah / lâ kayyûme illâllah

  • Allahtan başka varlıkları ayakta tutan ve onlara bekâ veren yoktur.

laik / lâik

  • Din işlerini devlet işlerine karıştırmayan, devlet işlerini dinden ayrı tutan.

lanegir / lânegir

  • Yuva tutan. (Farsça)

mahigir

  • Balık tutan. Balık yakalayan. Balık avlayan. (Farsça)

mahluk / mahlûk

  • Yaratılmış; yoktan vâr edilmiş. Rabbimiz cism değildir, zamânı, mekânı yok. Maddeye hulûl eylemez, böyle olmalı îmân. Mahlûka muhtaç değildir, ortağı benzeri yok, Her şeyi O'dur yaratan hem de varlıkta tutan.

malik

  • Sâhib. Malı elinde bulunduran. Bir şeyin mülkiyetini elinde tutan.
  • Her şeyin sâhibi olan Allah.
  • Cehennem zebânilerine hâkim ve onları idare eden meleğin adı.

mar-efsa

  • Yılan tutan, yılan efsuncusu. (Farsça)
  • Yılan sokmuş kimseyi tedâvi eden kişi. (Farsça)

mar-gir

  • Yılan tutan, yılan tutucu. (Farsça)

margir / mârgîr / مارگير

  • Yılancı, yılan tutan. (Farsça)

masik

  • Yapışkan.
  • Zapteden, istilâ eden, tutan.

mazbata / مضبطه

  • Tutanak.
  • Tutanak. (Arapça)
  • Mazbata tanzim etmek: Tutanak düzenlemek. (Arapça)

mezabıt

  • (Tekili: Mazbata) Mazbatalar, tutanaklar.

mu'tasım

  • Günahtan çekinen.
  • Eliyle tutan.
  • Yapışan.

mu'tezile

  • Hicrî ikinci asırda Vâsıl bin Atâ tarafından kurulan ve aklı, nakilden yâni dînî delillerden önde tutan bozuk fırka. "Büyük günâh işleyen kimse ne kâfirdir, ne de mü'mindir, iki menzile (yer) arasında bir menzilededir (yerdedir)" diyen Vâsıl bin Atâ, hocası Hasen-ül-Basrî'nin ders halkasından ayrıld

mubattın

  • Kin tutan, hased eden.
  • Karnı zayıf ve içine çökük olan.

müctenih

  • (Cenah. dan) Meyillenen, bir tarafa eğilen.
  • Secdede usulüne göre ellerini yere koyup dirseklerini açarak kollarını kanat şeklinde tutan.

muhasım

  • Düşmanlık eden. Düşman olan taraflardan biri. Hasım olan. Birbirini dâva edenlerden her biri. Karşı tarafı tutan.

mukim / mukîm

  • İkamet eden. Ayakta duran.
  • Okuyan.
  • Bir memlekette devamlı duran.
  • Fık: Vatanında veya vatanı sayılan bir yerde onbeş günden fazla kalan kimse. (18 saatlik uzağa gidene "Misâfir" denir.)
  • Esmâ-i İlâhiyyeden olup "Her şeyi ayakta tutan, devam ettiren ve kayyumiyet

muktefi / muktefî

  • Ardından giden. İzinden giden. İktifâ eden. Misâl alan, örnek tutan.

mumdar

  • Mum tutan. Işık veren. Işık tutan. (Farsça)
  • Mum tutan, aydınlatan.

mümsike

  • Tutan, yapışan.
  • Tutan, yapışan, sıkı tutan.
  • Tutan güç, tutucu güç.

müreccih

  • Tercih eden, üstün tutan, bir şeyi daha iyi ve mühim gören.
  • Tercih ettiren sebep.
  • Meyilli ve sakil, ağır şey.

muş-gir

  • "Sıçan tutan" Çaylak kuşu. (Farsça)

müsta'zım

  • (Azm. den) Büyük gören, isti'zam eden, büyük tutan.
  • Gururlu, kibirli, enaniyetli.

müste'cir

  • (Ecr. den) İsticar eden, kira ile tutan, kiracı.

müste'cirin / müste'cirîn

  • (Tekili: Müste'cir) Kiracılar.
  • Kira ile tutanlar.

müstehdif

  • (Hedef. den) Hedef tutan. Hedef tutulan. Hedef gibi dikilip duran.

müstekri / müstekrî

  • (Kira. dan) Kira ile tutan, kiralayan.

müstemsik

  • Bırakmamak üzere sıkı tutan.

müsteşhid

  • Şâhid gösteren, şâhid tutan.

müstev'ib

  • (Va'b. dan) İçine alan, ihtiva eden.
  • Tutan. Kaplıyan.

mutaassıb

  • Bir şeyi müdafaada ifrat ve inat gösteren. Körü körüne inad ve israr eden. Aşırı derecede kendi tarafını tutan.
  • Din, millet ve vatanı hakkında çok sevgi, bağlılık ve gayret gösteren.
  • Kendi tarafını aşırı tutan.

mutavassıt

  • Orta yolu tutan.

mütehakkid

  • Kin tutan, kindâr.

mütehaşşi'

  • (Huşu'. dan) Kendini alçak tutan, alçakgönüllü, mütevâzi.

mütehayyiz

  • Tahayyüz eden, yer tutan.
  • İtibarlı, mühim.
  • Yer tutan.

mütekellif

  • Zahmetli iş tutan, külfetli işe girişen.

mütekellifin / mütekellifîn

  • (Tekili: Mütekellif) Zahmetli, külfetli iş tutanlar, tekellüf edenler.

mütemalik

  • Kendini tutan, nefsine hâkim olan.

mütemessik

  • Temessük eden. Sıkı sıkı yapışıp tutan.
  • Bir delil ve şahide dayanan, delile istinad eden.

mütevessik

  • Bir işe sımsıkı sarılan.
  • Bir işi sebat ve devam üzere tutan.

mütevessil

  • (Vesile. den) Tevessül eden, sebep tutan, başvuran, girişen.

muzmir

  • Meydana çıkarmayan. İçinde saklayan. İzmar eden. Gizli tutan.

nadib

  • Geçmiş.
  • Hafif adam.
  • Yas tutan.

nayiha

  • Yas tutan kadın.

ne'ar

  • Baş kaldıran, âsi, kafa tutan, serkeş.

perhizkar / perhizkâr

  • Perhiz eden, nefsini tutan. Zararlı şeylerden, günahlardan sakınan.

pezir

  • Kabul eden, olan, olabilen. (Farsça)
  • "Söz dinleyici, emir tutan" mânasında birleşik kelimeler yapılır. (Farsça)

rahmet-i rububiyet / rahmet-i rubûbiyet

  • Herbir varlığa yaratılış gayelerine ulaşmaları için muhtaç olduğu şeyleri veren ve onları terbiye edip idaresi ve egemenliği altında tutan Allah'ın rahmeti.

ramazan

  • Mübarek ayların en mühimmi ve mübarek üç ayların sonuncusu. Kur'an-ı Kerim'in nâzil olmağa başladığı oruç ayı. Arabî ve Kamerî olan takvime göre 9. ay. Oruç tutanın günahlarını yaktığı, mahveylediği için bu isim verildiği rivayet edilir.
  • Hicrî ayların dokuzuncusu, üç ayların sonuncusu ve farz olan orucun tutulduğu ay. Ramazan yanmak demektir, çünkü bu ayda oruç tutan ve tövbe edenlerin günahları yanar, yok olur.

rasyonalizm

  • Akılcılık, aklı ön plânda tutan bir felsefî akım.

redd-i hakim / redd-i hâkim

  • Taraf tutan hâkimi kabul etmeyip reddetmek.

resiyy

  • Hayır veya şerde musırrâne direnen.
  • Çatıyı ayakta tutan direk.

rivayet yolu / rivâyet yolu

  • İctihâdda Medîne-i münevvere halkının âdetlerini kıyastan üstün tutan. Hicâz âlimlerinin yolu. Rivâyet yolundaki müctehidlerin büyüğü İmâm-ı Mâlik rahmetullahi aleyhtir.

şagil

  • İşgal eden, tutan.
  • Meşgul eden, meşgul edici.
  • Meşgul olmayı gerektiren.
  • Bir mülkte oturan.

sahib-ül yed / sâhib-ül yed

  • Mal sahibi, malı elinde tutan kimse.

sahibülyed

  • Malı elinde tutan kimse.

sahtgir

  • Bir şeyi sıkıca tutan. (Farsça)

sahun

  • Adım tutan eşek.

saim

  • (Savm. dan) Oruçlu, oruç tutan.

saimin / saimîn

  • (Tekili: Sâim) Oruç tutan kimseler.

şani'

  • Adavet etmek, kin tutmak mânasına "şeneân" dan ism-i fâil olup, buğz eden, kin tutan demektir. Esas murad ise; buğz edip geçmiş olan değil, buğzunda devam ve ısrar eden demektir.

sani-i hayy-ı kayyum / sâni-i hayy-ı kayyûm

  • Her an diri olan ve herşeyi san'atlı bir şekilde yaratıp ayakta tutan Allah.

şemşir-bedest

  • Elinde kılıç tutan. (Farsça)

serkeş

  • İnatçı, isyan eden. Kafa tutan. Asi. (Farsça)

sermayedar

  • Sermayeyi elinde tutan.

şiraze

  • Kitap ciltlerinin iki ucuna konulan ve yaprakları muntazam tutan, ibrişimden örülmüş ince şerit. (Farsça)
  • Pehlivan kispetinin paçası. (Farsça)
  • Mc: Düzen, nizam, esas. (Farsça)

suvvam

  • (Tekili: Sâim) Oruç tutanlar.

tafrafuruş / tafrafurûş / طفده فروش

  • Atıp tutan. (Arapça - Farsça)

tarafdar

  • Taraf tutan.
  • Birinin tarafını tutan, bir tarafı tutan, bir tarafı kayıran. (Farsça)

tarafgir / tarafgîr / طرفگير

  • Taraf tutan. Taraflardan birine sahip çıkan. (Farsça)
  • Taraf tutan.
  • Yan tutan, yandaş. (Arapça)
  • Tarafgîrlik etmek: Yan tutmak, taraf tutmak. (Arapça)

tekvini emr-i rabbani / tekvînî emr-i rabbânî

  • Bütün varlıkları yaratılış gayelerine göre terbiye edip idaresi ve egemenliği altında tutan Allah'ın birşeye "Ol" deyince onu hemen olduruveren emri.

tesbihat / tesbihât

  • Allah'ı öven ve kusurdan yüce tutan sözler ve varlıkların hal diliyle bu anlamı ifade etmesi.

tesbihat-ı ilahiye / tesbihât-ı ilâhiye

  • Allah'ı noksan sıfatlardan yüce tutan sözler.

tesbihat-ı rabbaniye / tesbihat-ı rabbâniye

  • Allah'ı öven ve kusurdan yüce tutan sözler.

teyyas

  • Teke besleyen ve teke tutan kişi.

türbedar-ı nebevi / türbedâr-ı nebevî

  • Peygamberimizin türbesinde nöbet tutan, hizmet eden kişi.

urvetü'l-vüska / urvetü'l-vüskâ

  • Kopmaz sağlam tutanak.

valice

  • İnsanı şiddetle tutan bir hastalık.

yaddar

  • Hatırda tutan, unutmayan. (Farsça)

zabıt

  • Tutanak.

zabıt varakası / ضَبِطْ وَرَقَه سِي

  • Tutanak.

zabıtname / zabıtnâme / ضَبِطْنَامَه

  • Tutanak.
  • Tutanak.

zabt / ضَبْطْ

  • Tutanak.

zabtname / zabtnâme / ضبط نامه

  • Tutanak, zabıt yazısı. (Arapça - Farsça)

zamir / zamîr / ضَمِيرْ

  • İsmin yerini tutan kelime.
  • Her şeyin iç yüzü.
  • Yürek, vicdan.
  • Gizli fikir.
  • Zamir, ismin yerini tutan kelime.
  • Arapçada ismin yerini tutan harf (buradaki "he" harfi).
  • İsmin yerini tutan kelime.

zamir-i mütekellim

  • Mütekellim zamiri, yani konuşanın isminin yerini tutan zâmir. ("Ben" gibi)

zat-ı hayy-ı kayyum / zât-ı hayy-ı kayyûm / zât-ı hayy-ı kayyum / ذَاتِ حَيِّ قَيُّومْ

  • Her an diri olup her canlıya hayat veren ve herşeyi ayakta tutan zât, Allah.
  • Daimi hayat sahibi olup, varlığında kimseye muhtâc olmayan ve mahlukatı varlıkta tutan zat (Allah).

zat-ı hayy-ı kayyum-u zülcelal / zât-ı hayy-ı kayyûm-u zülcelâl

  • Her an diri olup her canlıya hayat veren ve her şeyi ayakta tutan, büyüklük ve haşmet sahibi zât, Allah.

zat-ı kayyum / zât-ı kayyûm

  • Herşeyi kendi varlığıyla ayakta tutan ve varlıklarını devam ettiren Zât, Allah.

zat-ı kayyum-u ezeli / zât-ı kayyûm-u ezelî

  • Herşeyi kendi varlığıyla ayakta tutan ve varlıklarını devam ettiren, kendi varlığının da başlangıcı olmayıp sürekli var olan Zât, Allah.

zat-ı kayyum-u zülcelal / zât-ı kayyûm-u zülcelâl

  • Herşeyi kendi varlığıyla ayakta tutan ve varlıklarını devam ettiren, büyüklük ve haşmet sahibi Allah.

zeban-dıraz

  • Dil uzatan, atıp tutan. (Farsça)

 

Luggat Yazarları

Luggat.com Yazarlarını Belirliyor

Luggat.com'da "yazar" olarak görev almak ister misiniz?
Hazırlıkları devam eden Luggat Blog'da yazılarınız yayınlanabilir, milyonlara Luggat.com üzerinden sesinizi duyurabilirsiniz.

HEMEN BAŞVUR