LUGGAT
OSMANLICA TÜRKÇE SÖZLÜK

{ lügât . lügat . لغت }

Arapça ve Farsça yazımları, Osmanlıca okunuşları 
ve detaylı açıklamaları ile birlikte.

Arama yapmak istediğiniz kelimeyi girip
karşılığını bulmak istediğiniz "OSMANLICA ARA" ya da "TÜRKÇE ARA" butonlarına tıklayın.
Türkçe - Osmanlıca Sözlük'te Tur kelimesini içeren 115 kelime bulundu...

acemaşiran / acemaşîran / عجم عشيران

  • Türk mûsikisinde bir makam. (Arapça)

alaturka

  • Türk usûlü.

alu-yu buhara

  • Türkistan eriği.

batir

  • Turna kuşu. (Farsça)

bekà-i nev'i / bekà-i nev'î

  • Türün devamlılığı.

bekà-yı nev'i / bekà-yı nev'î

  • Türün varlığının devamı.

benc

  • Türkçede "benek" adı verilen bir ot cinsidir ve tohumuna "bezr-ül benec" derler.

bergamot

  • Turunçgillerden bir ağaç ve bu ağacın meyvesi. Meyvenin kabuğundan güzel kokulu bir esans da çıkarılır.

bestenigar / bestenigâr / بسته نگار

  • Türk mûsikîsinde bir makam adı. (Farsça)

bugra

  • Turna kuşu veya turna kuşu sürüsünün önünde uçan turna horozu. (Farsça)

buğra / buğrâ / بغرا

  • Turna. (Farsça)

çargah / çârgâh / چارگاه

  • Türk musikîsinde bir makam. (Farsça)

cebel-i tur / cebel-i tûr

  • Tûr Dağı (Tûr-i Sînâ).

cins

  • Tür.
  • Tür, çeşit.

ecnas / ecnâs / اجناس

  • Türler, cinsler. (Arapça)

enisun

  • Türkçede hafifleterek "anason" derler.

enva / envâ / انواع

  • Türler, çeşitler.
  • Türler.

enva' / envâ' / اَنْوَاعْ

  • Türler, çeşitler.

enva-ı murassaat / envâ-ı murassaat

  • Türlü türlü yaldızlar, süsleme ve işlemeler.

enva-ı şekavet / envâ-ı şekavet

  • Türlü türlü şikâyetler, yakınmalar.

envaen / envâen

  • Türler olarak.

erbabu'l-enva / erbâbu'l-enva

  • Türlerinin idarecileri, terbiye edicileri.

erbabü'l-enva / erbâbü'l-envâ

  • Türlerin sahipleri, terbiye edicileri.

esha'

  • Türlü türlü, günâ gûn, rengârenk.

etrak / etrâk / اتراک

  • Türkler.
  • Türkler.
  • Türkler. (Arapça)

ezmar-ı etrak / ezmâr-ı etrâk

  • Türk kahramanları.

fezail-i mütenevvia / fezâil-i mütenevvia

  • Türlü hüner, marifet ve meziyetler.

ficacen sübüla / ficacen sübülâ

  • Turuk-u vâsia, geniş yollar.

firuze / fîrûze / فيروزه

  • Turkuaz, firuze taşı. (Farsça)

firuzefam / fîrûzefâm / فيروزه فام

  • Turkuaz, açık mavi. (Farsça)

fücle

  • Turp.

ger

  • Türkçedeki "eğer" kelimesinin kısaltılmış şekli. Eğer, şayet mânasındadır. (Farsça)

gin

  • Türkçedeki "li, lu, lı" eklerinin karşılığıdır. (Farsça)

güna / günâ

  • Tür, çeşit.

güna gun / güna gûn

  • Türlü. Çeşitli nevilerde olan. Çeşit çeşit. Renk renk. (Farsça)

guna-gun / gûna-gûn

  • Türlü türlü, renk renk. Alaca. (Farsça)
  • Türlü türlü, renk renk.

gunagun / gûnâgûn

  • Türlü türlü, renk renk.

gune gune

  • Türlü türlü, çeşit çeşit, renk renk. (Farsça)

gur-hane

  • Türbe. (Farsça)

hakikat-i nev'iye

  • Türün temel özelliği, hakikati.

harzem

  • Türkistan'da Aral gölünün güneyindeki delta ve çevresindeki ülke.

haykatan

  • Türraç kuşunun erkeği.

hece vezni

  • Türklerin eskiden kullandıkları nazım âhengi ölçüsüdür ki, buna "parmak hesabı" da denir. Parmak hesabı, Türk edebiyatının başlangıcından XI. yy. a, yani Türklerin aruz veznini öğrenmelerine kadar Türk nazmının yegâne âhengi idi. Aruz vezni kabul edilmekle beraber, hece vezni terkedilmeyerek yine ha

hüzzam / حزام

  • Türk musikîsinde bir makam. (Arapça)

ilel-i muhtelife

  • Türlü illetler ve sebepler, çeşitli hastalıklar.

istiğrak / istiğrâk

  • Türü kapsayacak şekilde umumi hâle getirme.

iştikak / iştikâk / اشتقاق

  • Türeme.
  • Türeme. (Arapça)

kabilesi

  • Türü, çeşidi.

kavanin-i külliye / kavânin-i külliye

  • Türleri, sınıfları içine alan, kapsamlı kanunlar.

kırgız

  • Türk Milletlerinden büyük bedevi bir kavim olup Asyanın kuzeybatısında ve Türkistanla Sibirya arasında, başka bir deyimle Türkistanın kuzey taraflarında ve Doğu Türkistanın kuzeyinde olarak Rusya ile Çin hududunda bulunuyorlar. Batı tarafındakilere Kırgız ve Kazak; Çin hududundakilere ise Kara Kırgı
  • Türkî kavimlerden biri.

kuh-u tur / kûh-u tur

  • Tur dağı, Sina dağı.

küleng

  • Turna kuşu. (Farsça)

külliyat / külliyât

  • Türler, cinsler, kapsamlı varlıklar.

lisan-ı mahsus / lisân-ı mahsus

  • Türün kendine özel dili.

lisan-ı türki ve arabi / lisan-ı türkî ve arabî

  • Türkçe ve Arapça dil.

mahiyet-i nev'iyesi

  • Türünün niteliği, temel özelliği.

meyl-i cinsiyet

  • Tür ve cins yakınlığı açısından meyletme.

moğol

  • Turâni milletlerinin en büyüklerinden bir kabile olup Türkler ve Mançurlarla cinsi yakınlıkları vardır. Asyanın ortalarında bugün Çin Devletine tâbi olan ve Moğolistan ismiyle bilinen geniş bir çölde ve Sibirya ve Türkistan'ın da bazı taraflarında bulunurlar.Cengiz Hanla beraber Asyanın batı tarafla

muhtelif / مختلف

  • Türlü. (Arapça)

müşakele-i cinsiye / müşâkele-i cinsiye

  • Tür veya soyla ilgili yakınlık, akrabalık.

müştak / مُشْتَقْ

  • Türemiş olan (kelime).

müştakk

  • Türemiş.

müştekat

  • Türemiş kelimeler. Bir kökten ayrılmış kelimeler.

müteaddid

  • Türlü türlü, çeşitli. Bir çok. Birden fazla.

mütenevvi

  • Türlü, çeşitli.

mütkee

  • Turunç.

nağme-ger

  • Türkü söyleyen, öten. (Farsça)

nağme-han / nağme-hân

  • Türkü söyleyen, şarkı söyleyen. (Farsça)

nağme-hani / nağme-hânî

  • Türkü söyleyicilik, nağme söyleyicilik. (Farsça)

nağme-keş

  • Türkü söyleyen, şarkı söyleyen. (Farsça)

nağme-perdaz

  • Türkü söyleyen, şarkı söyleyen. (Farsça)

nağme-sera

  • Türkü okuyan, şarkı söyleyen. (Farsça)

nağme-zen

  • Türkü söyleyen, şarkı söyleyen. (Farsça)

narenci / narencî / nârencî / نارنجى

  • Turunç renginde.
  • Turuncu. (Farsça)

narenciye

  • Turunçgiller. (Mandalina, portakal, limon gibi meyveler.)

nev

  • Tür.

nev' / نوع

  • Tür, nevi, çeşit. (Arapça)

nev'an / nev'ân / نَوْعاً

  • Tür olarak.

nev'en

  • Tür olarak.

nev'i / nev'î

  • Tür, çeşit.

nev'in umumu

  • Türün bütünü, insanlığın tamamı.

nev'inde

  • Türünde.

nev'inden

  • Türünden.

nevan / nevân

  • Tür bakımından.

nevi / nevî / نوع

  • Tür, çeşit.
  • Türle ilgili.
  • Tür, çeşit. (Arapça)

nevi' / نَوْعْ

  • Tür, çeşit.

neviler

  • Türler.

nevinden

  • Türünden.

renim

  • Türkü söylemek.

sanduka

  • Türbelerde mezarların üzerine tahtadan sandık şeklinde yapılan ve üstüne yeşil çuha örtülen yerin adıdır. Kadın sandukaları düz olduğu halde, erkek sandukalarının baş tarafına bir ağaç konarak üzerine kavuk, taç, sikke gibi sağlığında giydikleri başlık konurdu. Açık mezarlıklarda sandukalar taştan y

sebeb-i teşkil-i enva / sebeb-i teşkil-i envâ

  • Türlerin oluşum sebebi.

sicl

  • Turp.

sümmak

  • Türkçede "tadım" denilen ekşi taneler.

tayhuc

  • Turaç kuşu (Bir sülün nevidir.)

tenasül / tenâsül

  • Türemek. Nesil yetiştirmek. Üremek. Birbirinden doğup türemek.
  • Türeme, üreme.

tur-i sina / tûr-i sînâ

  • Tûr dağı. Allahü teâlânın Mûsâ aleyhisselâmı peygamberlikle müjdelediği ve sonra Tevrât'ı indirdiği, Kızıldeniz'in kuzeyinde, Asya ve Afrika kıtalarının arasındaki Sinâ yarımadasının güney kısmında yer alan dağ.

tur-u musa-i şeriat / tûr-u mûsâ-i şeriat

  • Tûr dağında Hz. Mûsâ'ya (a.s.) inen şeriat.

turani / tûranî / تورانى

  • Turanlı. (Türkçe - Farsça)

turaniyülasl / tûraniyülasl / تورانى الاصل

  • Tûran asıllı. (Türkçe - Arapça)

türb / ترب

  • Turp. (Farsça)

türbedar / türbedâr

  • Türbede hizmet gören, bekçilik yapan kimse.
  • Türbe muhafız ve hizmetkârı. (Farsça)
  • Türbe bekleyen.

türbet / تربت

  • Türbe. (Farsça)

türk

  • Türkler, Asya'nın en büyük ve en meşhur milleti olup, Turan milletlerindendir. Türkler en evvel Sibirya ile Çin arasında olan Altın Dağı taraflarında yaşamışlar ve oradan defalarca güney ve batıya doğru yayılarak Çin'de ve Türkistan memleketlerinde fetihler yapmışlardır.Türkler eskiden beri iki şube

türk cemiyeti

  • Türk toplumu.

türki / türkî

  • Türkçe.

türkistan

  • Türklerin anayurdu olan ve Hive, Fergana, Taşkent, Buhara, Semerkant ve Kırgız şehirlerini içine alan büyük bölge.Doğu Türkistan bugün Çin'de, Güney Türkistan ise Afganistan'da, büyük parçası olan Batı Türkistan ise Rusya'da kalmaktadır. (Farsça)

türkiyat / türkiyât / تركيات

  • Türklük araştırmaları, türkoloji. (Türkçe - Arapça)

türkiyyat

  • Türklerin dil, edebiyat, tarih ve ırki hususiyetlerini tedkik eden ilim.

turunci / turuncî / ترنجى

  • Turuncu. (Farsça)

uhbuşe

  • Türlü kabilelerden meydana gelen topluluk.

vahdet-i cinsiye

  • Tür birliği.

vahdet-i nev

  • Tür birliği.

vahdet-i nev'i

  • Tür birliği.

vahdet-i nev'iye / وَحْدَتِ نَوْعِيَه

  • Türde birlik.

yafuf

  • Turaç kuşunun yavrusu.

 

Bağış Yapmak İçin Tıklayın