LUGGAT
OSMANLICA TÜRKÇE SÖZLÜK

{ lügât . lügat . لغت }

Arapça ve Farsça yazımları, Osmanlıca okunuşları 
ve detaylı açıklamaları ile birlikte.

Arama yapmak istediğiniz kelimeyi girip
karşılığını bulmak istediğiniz "OSMANLICA ARA" ya da "TÜRKÇE ARA" butonlarına tıklayın.
Türkçe - Osmanlıca Sözlük'te Topluluk ifadesini içeren 221 kelime bulundu...

abdal / abdâl / آبْدَالْ

  • Bazı manevi işlerde vazifeli olan evliyadan bir topluluk.

abe

  • İşaret, alamet.
  • Cemaat, topluluk.

ahdname / ahdnâme

  • Devlet başkanının emriyle, bâzı devlet, topluluk ve şahıslara özel haklar tanımak maksadıyle hazırlanan belge.

akvam-ı bedevi / akvâm-ı bedevî

  • Bedevî kavimler; çölde yaşayan kavimler, topluluklar.

akvam-ı beşeriye / akvâm-ı beşeriye

  • İnsan kavimleri, toplulukları.

alay

  • (Ask.) 3-4 tabur piyade veya5 bölük süvari askerinden mürekkep kuvvet.
  • Debdebe ve gösterişle yapılan tören, geçit resmi.
  • Cemaat, topluluk, güruh, kalabalık, fevç.
  • Fazla miktar, muhtelif ve müteaddit kişiler veya şeyler.
  • Beş bölük erden oluşan askerî topluluk.

alem-i islam milletleri / âlem-i islâm milletleri

  • İslâm dünyası toplulukları, ülkeleri.

argo

  • Bir meslek veya topluluk sınıfı arasında kullanılan özel söz. (Fransızca)
  • Mc: Serserilerin ve külhanbeylerin kullandığı söz veya deyim. (Fransızca)

asarim

  • (Tekili: Asrâm) Çadır toplulukları. Ayrı ayrı küçük insan grupları.

aşiret / aşîret

  • Dil ve kültürü büyük ölçüde aynı türden olan, birçok boydan oluşan, yapısındaki aileler arasında sosyal, ekonomi, din, kan veya evlilik bağları bulunan göçebe veya yerleşik nitelikteki topluluk; oymak.

asram

  • (Tekili: Sırm) İnsan toplulukları, insan kümeleri.
  • Çadır grupları.

avam / avâm

  • Amme'nin çoğulu, halk, topluluk.
  • Müctehid (âyet ve hadîslerden şer'î yâni dînî hükümler çıkaran İslâm âlimi) olmayan, mukallid (yâni mezhebinin usûl ve kâidelerini anlayıp taklîd eden).
  • Dînî ilimlerden haberi olmayan câhiller.
  • Olgunlaşmamış, irşâda (öğrenip, aydınlanmaya) muht

azamim

  • (Tekili: Izmâme) Desteler, kümeler, topluluklar, zümreler.

bu'bab

  • Cemaat, topluluk.

bühme

  • (Çoğulu: Bühüm) Cemaat, topluluk.
  • Leşker.
  • Bahâdır, kahraman.

bukta

  • Perişan, pejmurde, dağınık, dökük saçık.
  • Cemaat, güruh, topluluk, kalabalık.

camia / câmia / جامعه

  • Topluluk. Birlik. Kütle.
  • Dâr-ül fünûn.
  • Topluluk.
  • Topluluk. (Arapça)

casiye

  • Diz çökmüş.
  • Topluluk, cemaat.
  • Yığın, taş yığını.

ceffet

  • Cemaat, topluluk, çok adet.

cem'iyet / جَمْعِيَتْ

  • Topluluk.

cem'iyyet / جمعيت

  • (Cemiyet) Topluluk, birlik. Hey'et.
  • Bir yere cem' olma.
  • Mânevi birlik teşkil eden cemaat.
  • Huk: Kazanç paylaşmaktan başka bir maksadla, ikiden ziyade şahsın ilim ve mâlumâtlarını ve faaliyetlerini devamlı bir şekilde birleştirmek suretiyle bir esas nizamnameye müstenid
  • Topluluk. Kalbde hâsıl olan mânevî toparlanma, huzur, Allahü teâlâ ile berâber olma hâli.
  • Cemiyet, dernek. (Arapça)
  • Topluluk. (Arapça)

cemaat / cemâat / جماعت

  • Topluluk, imam arkasında namaz kılan topluluk.
  • Topluluk, grup.
  • Topluluk. Bir yere toplanmış insanlar. Takım, bölük.
  • Fık: Bir imama uyup namaz kılan müslümanların heyeti. Bir mezhebe tâbi bir heyet teşkil eden ahali.
  • Aralarındaki münasebetleri din, örf ve âdetlere göre tanzim eden, akrabalık, komşuluk, hemşehrilik gibi rabıtalarla birbiri
  • Gayeleri bir olan topluluk.
  • Topluluk.
  • İbâdet etmek için bir araya gelen topluluk.
  • Peygamber efendimiz ve Eshâbının bildirdiği hak yol üzere bulunan müslümanlar, Ehl-i sünnet vel-cemâat.
  • Topluluk. (Arapça)
  • Camide ibadet edenler. (Arapça)

cemaat-i azime / cemaat-i azîme / cemâat-i azîme / جَمَاعَتِ عَظ۪يمَه

  • Çok büyük topluluk.
  • Büyük topluluk.

cemaat-i insaniye

  • İnsan toplulukları.

cemaat-i kesire

  • Büyük bir topluluk.

cemaat-i kübra / cemaat-i kübrâ

  • Çok büyük cemaat, topluluk.

cemaat-ı meşhure

  • Meşhur cemaat, topluluk.

cemaat-i mübareke

  • Mübarek topluluk.

cemaat-i müstemia

  • Dinleyen topluluk.

cemaat-i mütesanide / cemaat-i mütesânide

  • Dayanışma içinde olan topluluk.

cemaat-ı muvahhidin ve musallin / cemaat-ı muvahhidîn ve musallîn

  • Cenâb-ı Hakkın birliğine inanıp dua ve niyazda bulunan ve namaz kılan topluluk.

cemaat-i ruhaniye-i mücahidin / cemaat-i ruhâniye-i mücahidîn

  • Allah yolunda cihad eden ruhânîlerin (din adamlarının) oluşturduğu topluluk.

cemaat-i salihin / cemaat-i salihîn

  • Salih insanlar oluşturduğu topluluk.

cemaat-ı uzma / cemaat-ı uzmâ

  • Büyük topluluk.

cemaat-i uzma / cemâat-i uzmâ / جَمَاعَتِ عُظْمَا

  • Büyük cemaat, topluluk.
  • En büyük topluluk.

cemiyet / جمعيت

  • Dernek, topluluk.
  • Topluluk, toplum. (Arapça)

cemiyet ve fırka

  • Siyasî parti, grup ve topluluk.

cemiyet-i azime / cemiyet-i azîme

  • Büyük topluluk.

cemiyet-i milli / cemiyet-i millî

  • Millî cemiyet, topluluk (İttihad Terakki).

cemiyet-i milliye

  • Millî topluluk.

cemiyet-i nakşiye

  • Nakşibendi tarîkatına bağlı topluluk.

cemiyet-i nuraniye

  • Nurlu cemiyet, nurânî topluluk.

cemiyet-i siyasiye

  • Siyasi topluluk, örgüt.

cemiyet-i uzma / cemiyet-i uzmâ

  • Çok büyük cemiyet, topluluk.

cemiyetçi

  • Topluluk teşkil eden, dernek kurucusu.

cüff

  • İçi boş olan şey. Kof.
  • Dimağa işlemiş olan baş yarığı.
  • Hurma çiçeğinin kabuğu.
  • Cemaat, topluluk.
  • Yarısı kesilip kova olmuş olan çürük ve eski kırba.

cumhur / cumhûr / جُمْهُورْ

  • Topluluk.
  • Çoğunluk, topluluk.

cumhur-u muhakkıkin / cumhûr-u muhakkıkîn

  • Hakikati araştırıp bulan kişilerden oluşan seçkin topluluk.

dabar

  • (Çoğulu: Debabir) Cemaat, topluluk.

dalalet fırkaları / dalâlet fırkaları

  • Sapkın gruplar, doğru yoldan ayrılan topluluklar.

devlet

  • Ülkeyi yönetmek için örgütlenmiş siyasî topluluk.

ehadis-i meşhure / ehâdis-i meşhure

  • Meşhur hadis-i şerifler, ilk asırda âhâdî hadis iken (yani bir Sahabî tarafından rivayet edilmişken), ikinci asırda meşhur olan ve yalanda birleşmeleri mümkün olmayan topluluk tarafından rivâyet edilen hadisler.

ehl

  • Topluluk, cemaat.

ehl-i sünnet

  • Hz. Muhammed'in sünnetine uyan, onun yolundan giden büyük Müslüman topluluk.

ehl-i sünnet ve cemaat

  • Hz. Muhammed'in sünnetine uyan, onun yolundan giden büyük Müslüman topluluk.

ehl-i sünnet ve'l-cemaat

  • Hz. Muhammed'in sünnetine uyan, onun yolundan giden büyük Müslüman topluluk.

ekseriyet

  • (Ekseriyyet) En büyük kısım, çokluk.
  • Bir topluluk ve hey'etin yarısından fazlası.
  • Bir mecliste üyelerin verdikleri rey'lerin büyük kısmı ve bunların üstünlüğü.

ektad

  • Cemaatler, topluluklar, kalabalıklar, bölükler, takımlar.
  • Misaller, temsiller, örnekler.

emla'

  • (Tekili: Mele') Topluluklar, mele'ler, cemaatler, cemiyetler, bölükler, kalabalıklar.

encümen / انجمن

  • Topluluk. (Farsça)
  • Dernek. (Farsça)
  • Heyet. (Farsça)
  • Komisyon. (Farsça)

enfar

  • (Tekili: Nefir) Cemaatler, topluluklar, cemiyetler. Halk, ahali, kalabalıklar, izdihamlar.

engame

  • Topluluk, cemaat, kalabalık, izdiham. Toplanma yeri, meclis. (Farsça)
  • Muharebe yeri, ceng meydanı. (Farsça)
  • Oyuncular derneği. (Farsça)

eşya' / eşyâ'

  • (Tekili: Şia) Bölükler, bölümler, kısımlar, neviler, fırkalar, tabakalar, cinsler, çeşitler. Cemaatler, cemiyetler, topluluklar.
  • Yardımcılar.

ezamim

  • (Tekili: İzmâme) Cemâatler, topluluklar.

ezfeli / ezfelî

  • Cemaat-ı kalile. Az cemaat. Ufak topluluk.

ezfile

  • Cemaat, topluluk, güruh, bölük.

ferbihi / ferbihî

  • Semizlik, topluluk, etlilik. (Farsça)

ferd-i manevi / ferd-i mânevî

  • Belli bir kişi olmayıp bir topluluktan meydana gelen mânevî kişi, tüzel kişi.

fevc

  • Gurup, topluluk.

fie

  • Kalabalık, topluluk, cemaat.

fırka

  • Cemâat, topluluk, bölük, grup.

fırka-i azime / fırka-i azîme

  • En büyük topluluk.

fırka-i naciye / fırka-i nâciye

  • Kurtuluşa eren cemaat, topluluk; Ehl-i Sünnet ve Cemaat.

fırka-i naciye-i kamile / fırka-i nâciye-i kâmile

  • Kurtuluşa eren kâmil cemaat, topluluk; Ehl-i Sünnet ve Cemaat.

gasire / gasîre

  • Cemaat, topluluk.

gülbank

  • Toplulukça söylenen dua ve tekbir.

güruh / gürûh / گروه

  • Grup, topluluk.
  • Topluluk.
  • Cemaat, bölük, takım, topluluk, çete.
  • Topluluk.
  • Topluluk, zümre, bölük. (Farsça)

haber-i mütevatir / haber-i mütevâtir

  • Yalan üzerinde ittifâk etmeleri (birleşmeleri) mümkün olmayan bir cemâat (topluluk) tarafından nakledilen, bildirilen haber, hadîs-i şerîf.

hadd-i tevatür

  • Tevatür derecesinde; yalan üzerine birleşmeleri mümkün olmayan topluluklar tarafından aktarılan en doğru haber seviyesi.

hadire / hadîre

  • Kalabalık olmayan topluluk.
  • Yaranın içinde toplanan kan ve irin.

hariciler / haricîler

  • İslâm tarihindeki asi ve sapık topluluklardan biri.

haşeviyye

  • Allahü teâlâyı mahlûklara,yaratıklarına benzeten, madde, cism diyen bozuk fırka, topluluk.

haşhaş

  • Kapsüllerinden uyuşturucu bir madde olan afyon; tohumlarından da yağı çıkarılan bir bitki.
  • Hazırlıklı.
  • Silâhlı ve zırhlı topluluk.

havze

  • Nâhiye.
  • Cemaat, topluluk.

hazırun / hâzırûn

  • Huzurda olanlar, yakında bulunan topluluk.

hels

  • Cemaat, topluluk.

helsas

  • Cemaat, topluluk.

heltat

  • Cemaat, topluluk.

hey'et / هيئت

  • Ekip. (Arapça)
  • Dış görünüş. (Arapça)
  • Kurul. (Arapça)
  • Topluluk. (Arapça)
  • Astronomi. (Arapça)

heyat / heyât

  • Biçimler, görünüşler, topluluklar.

heyêt

  • Şekil, duruş, görünüş, topluluk, gök ilmi.

heyet / هيئت

  • Topluluk.

heyet-i fa'ale / heyet-i fa'âle

  • Aktif, iş gören topluluk.

heyzale

  • İnsan sesleri.
  • Cemaat, topluluk.
  • Çok asker.
  • Büyük deve.
  • Belinden aşağısı şişman olan kadın.

hınziman

  • Cemaat, topluluk.
  • Taife.

hişamiyye / hişâmiyye

  • Hazret-i Ali'yi sevdiğini iddiâ ederek diğer Eshâb-ı kirâmı (Peygamberimizin arkadaşlarını) kötüleyen şîanın kollarından olan bozuk bir fırka, topluluk.

hizb

  • Parti, topluluk, gurup.

hizb-i makbul / hizb-i makbûl / حِزْبِ مَقْبُولْ

  • Makbûl topluluk.

hizb-üş şeytan / hizb-üş şeytân

  • Şeytânın aldatmalarına kapılan topluluk. Şeytanın taraftarı, şeytana uyanlar.

hizbullah

  • Allah'a bağlı olan topluluk; Kur'ân ve iman hizmetinde bulunanlar.
  • Allaha îman eden topluluk.

hizbüşşeytan

  • Şeytana uyan topluluk.

ibrani / ibrânî

  • Eski yahûdî sülâlesi veya o soydan olan. Yahûdî topluluklarından birine mensûb kimse.

icma'

  • Toplanma. Dağınık şeyleri toplamak.
  • Hazırlamak.
  • Azm ve kasdeylemek.
  • Topluluk. Fikir birliği. Bir mes'eleden âlimlerin ittihad etmesi.
  • Fık: Sahabe-i Güzin Hazretlerinin (R.A.) ittifakları üzere akaid hükmüne geçmiş umur-u diniyenin tamamı.

içtimaat-ı beşeriye / içtimâat-ı beşeriye

  • İnsan toplulukları ve sosyal yapıları.

ictimaiyyat

  • İçtimaî ilimler. Topluluk hayatına dair ilimler. Sosyoloji.

ıdmame

  • (Çoğulu: Ezâmim) Cemaat, topluluk.

ifsad komitesi

  • Bozgunculuk çıkaran topluluk.

ihbar-ı evvelin / ihbar-ı evvelîn

  • Geçmişte yaşamış topluluklar hakkında haber verme.

ırv

  • (Çoğulu: Arâ) Cemaat, topluluk.

ısabe

  • (Çoğulu: Asâib) Cemaat, topluluk.
  • Tıb: Yaraları sarmakta kullanılan bağ, yara bantı.
  • Başa sarılan ve şeâir-i İslâmiyeden olan sarık.

isase

  • Zenginlik, servet.
  • Göz ucuyla bakma.
  • Cemiyet, topluluk.

ittihad-ı islam cemiyet-i kudsiyesi / ittihad-ı islâm cemiyet-i kudsiyesi

  • Bütün Müslümanların birliğini sağlama gibi mukaddes bir hedef için faaliyet gösteren bir topluluk.

ızmame

  • (Çoğulu: Ezâmim) Cemaat, topluluk.

kabile

  • Topluluk, toplum.

kafile

  • Yolculuk eden topluluk.
  • Topluluk.

kàfile

  • Grup, topluluk.

kafile / kâfile / قافله

  • Grup, topluluk.
  • Kervan. (Arapça)
  • Topluluk, kafile. (Arapça)

kafile-i ahbab

  • Dostların oluşturduğu topluluk.

kafile-i enbiya

  • Peygamberlerin oluşturduğu topluluk.

kàfile-i nuraniye

  • Nurlu topluluk.

kafile-i sıddıkin / kafile-i sıddıkîn

  • Daima doğruluk üzere Allah'a ve peygambere çok sâdık olanların oluşturduğu topluluk.

kàfile-i uzma / kàfile-i uzmâ

  • Muazzam, büyük topluluk.

kavafil

  • (Tekili: Kafile) Kafileler. Birlikte yolculuk eden topluluklar.
  • Sıra sıra ve takım takım gönderilen şeyler.

kavim / قوم

  • Aynı ırka mensub olanların oluşturduğu topluluk.
  • Topluluk.
  • Topluluk, ulus. (Arapça)

kavm / قوم

  • (Kavim) Bir peygambere tâbi ve bağlı insan topluluğu. Aralarında dil, âdet, örf, kültür birliği olan cemâat, topluluk. Millet. Bir işe başlamak.
  • Pazar kurmak.
  • Müşteri ile anlaşmak.
  • İnsan topluluğu.
  • Bir peygamberin gönderildiği topluluk.
  • Kavim, aynı ırka mensub olanların oluşturduğu topluluk.
  • Kavim, topluluk. (Arapça)

kaziz

  • Ufak taşlar, taş parçaları.
  • Topluluk, cemaat.

kazz

  • Büyük taş.
  • Topraklı olan.
  • Topluluk, cemaat.

kerş

  • Karın.
  • İşkembe.
  • Topluluk, cemaat.
  • Kişinin çoluk çocuğu veya küçük evlâdı.

kımme

  • (Çoğulu: Kumem) Boy, kamet.
  • Beden.
  • Başın tepesi.
  • Dağ tepesi.
  • Her şeyin yükseği.
  • İnsan cemaati, topluluk.

kitle

  • Topluluk.

komitacı

  • Siyasi bir gayeye ulaşmak için, silâhlı mücadele yapan gizli bir topluluk veya teşkilâtın mensubu olan kimse.

komite / قُومِيتَه

  • Belli bir amaç için bir araya gelen ve faaliyet gösteren topluluk.
  • Hususî bir iş için kurulan topluluk.

küllü vahid / küllü vâhid

  • Bir topluluktaki her bir kişi.

kumame

  • (Çoğulu: Kumâm) Cemaat, topluluk.
  • Süprüntü.

kütle-i azim / kütle-i azîm

  • Büyük kütle (yani, büyük halk kitlelerinden meydana gelen topluluk).

lecem

  • Cemaat, topluluk.

levise / levîse

  • Çeşitli topluluklardan bir yere toplanmış olan kimseler.

lücec

  • (Tekili: Lücce) Engin denizler.
  • Kalabalık topluluklar, cemaatler.

ma'şer

  • Cemâat, müttehid cemâat. Birinin ehil veya iyâli. İns ve cin cemaatı.
  • Bölük, topluluk.

maaşir-i beşer

  • İnsanoğlunun toplulukları; gelmiş geçmiş tüm insanların bulunduğu dev topluluklar.

maaşir-i mevcudat

  • Bütün varlıklardan meydana gelen topluluk.

mahşer-i mev'ud

  • Büyük kalabalık, topluluk.

makamat

  • (Tekili: Makam ve makame) Makamlar, mertebeler.
  • Cemaatler, cemiyetler, kalabalıklar, topluluklar.

makame

  • (Çoğulu: Makamât) Meclis.
  • Topluluk, cemaat, cemiyet, kalabalık.
  • Nutuk tarzında söylenen sözler.

manevi şahsiyet / mânevî şahsiyet

  • Belli bir kişi olmayıp bir topluluktan meydana gelen mânevî kişi, topluluk, tüzel kişilik.

maşer / mâşer

  • Topluluk.

mecami-i ahlak-ı mütezahime / mecâmi-i ahlâk-ı mütezahime

  • Hepsi de birbiriyle üstünlük yarışında olan ahlâkî vasıf mecmuaları, toplulukları.

meclis

  • Topluluk.

meclis-i nurani / meclis-i nurânî

  • Nurânî meclis, nurlu topluluk.

mecma-ı azim / mecma-ı azîm

  • Büyük, kalabalık topluluk.

mecmuiyyet

  • Topluluk. Bütünlük. Tamlık.

medeni / medenî

  • Topluluk hâlinde yardımlaşarak yaşayan, kibâr, nâzik, terbiyeli, görgülü kimse.
  • Medîne'de nâzil olan âyet-i kerîmeler ve sûreler.

mele'

  • (Çoğulu: Emlâ) Bir cemâatin ileri gelenleri.
  • Hırs, tama'.
  • Zan.
  • Güzellik.
  • Fls: Kâinatta hiçlik şeklinde boşluk olmadığını, her yerin dolu olduğunu ifade eden bir tabirdir.
  • Dolu mekân.
  • Kalabalık, güruh, cemaat, topluluk. Halk.
  • Doldurma, dolma, doluluk.
  • Kalabalık, topluluk.

mele-i a'la / mele-i a'lâ

  • En yüksek topluluk, meleklerden veya onların büyüklerinden meydana gelen cemâat, topluluk. Melekler âlemi.

meşhur hadis

  • İlk asırda âhâdî (bir Sahabî tarafından rivayet edilmiş) iken, ikinci asırda meşhur olan ve yalanda birleşmeleri mümkün olmayan topluluk tarafından rivâyet edilen hadis.

mevakib

  • (Tekili: Mevkib) Cemaatler, kalabalıklar, güruhlar, topluluklar.

mevkib

  • Kafile, topluluk.

mevkib-i ikbal / mevkib-i ikbâl

  • Talihli kâfile, gelmesi arzu edilen topluluk.

milel

  • (Tekili: Millet) Milletler. Bir millet sayılan topluluklar.
  • Bir din veya mezhebde olan topluluklar.
  • Milletler, uluslar.
  • Bir dinde veya mezhebde olan topluluklar.

millet

  • Bir dinden olanların topluluğu. Din, dil ve târih beraberliği bulunan insan cemaatı. Sınıf. Topluluk.
  • Bir sülâleden gelenlerin hepsi.
  • Maddi, mânevi bir unsurdan sayılıp beraber yaşayanların hepsi.

milliyet

  • Ümmet. Aralarında din, dil ve tarih birliği olan topluluktaki hâl. Millet olma. Aralarında maddi mânevi birlik ve beraberlik râbıtaları bulunan topluluktaki vasıf.

mu'attala

  • Allahü teâlânın sıfatlarını inkâr eden bozuk bir fırka, topluluk.

mu'cize-i mütevatire

  • Yalan üzerine birleşmeleri mümkün olmayan bir topluluk tarafından aktarılan mu'cize.

mürcie

  • Sapık bir topluluk.

mütevatir / mütevâtir

  • Yalanda birleşmeleri mümkün olmayan toplulukların birbirinden aktardığı haber veya hadis.

mütevatir hadis / mütevatir hadîs

  • Yalanda birleşmeleri mümkün olmayan toplulukların birbirinden ve ilk topluluğun da Peygamber Efendimizden (a.s.m.) aktardığı hadîs.

mütevatir-i bilmana / mütevatir-i bilmânâ

  • Nakledilen bir haberin başka ifade ve kelimelerle, başka başka şekilde ifade edilerek tevatür hâle gelmesi. Mânaların çok insanlarca başka başka kelimelerle nakledilmesi. Bir haberin veya hâdisenin farklı ifadelerle, başka başka şahıs veya topluluklar tarafından nakledilmiş olması.

mütevatirat

  • Mütevatir olanlar. Çoklarının bildiği ve duyduğu haberler, hususlar.
  • Man: Kizb üzerine ittifakları aklen muhal olan bir topluluk tarafından verilen haberle hüküm ve tasdik olunan kaziyeler.

nefir / nefîr

  • Cemaat, topluluk.
  • Harp için seferber olan cemaat.
  • Topluluk, cemaat, savaş için seferber olan topluluk.

nemat

  • (Çoğulu: Enmut-Nimât) Usul, tarz.
  • Yol, tarik.
  • Örtü, ihram.
  • Topluluk, insan cemaati.
  • Döşek yüzü, yatak yüzü.

nüceba / nücebâ

  • Allahü teâlânın tanınıp bilinmeyen velî kullarından bir topluluk.

oba

  • Ev biçimi, birkaç direkli, uzun bölüntülü keçeden yapılmış göçebe çadırı.
  • Çadırlardan müteşekkil küçük topluluk.
  • Göçebe ailesi. Çadır halkı.

ordu

  • Askerlerden meydana gelen düzenli topluluk.

rahile

  • Yük hayvanı.
  • Yük getiren deve.
  • Topluluk, kafile.
  • Üzerine binilen deve.

resel

  • (Çoğulu: Ersâl) Deve ve koyun sürüsü. Topluluk, cemaat.

revaid

  • Göçebe topluluk.

ribbiyyun

  • (Rabb. dan) Âlimler, fakihler.
  • Büyük topluluk.

rizam

  • Kabile, kavim, topluluk.

şahsiyet-i manevi / şahsiyet-i mânevî

  • Tüzel kişilik; belli bir kişi olmayıp bir topluluktan meydana gelen mânevî kişilik.

şahsiyet-i maneviye / şahsiyet-i mâneviye

  • Belli bir kişi olmayıp bir topluluktan meydana gelen mânevî kişilik; Sahabe mânâsını oluşturan ortak kimlik, ortak mânâ.

şakk-ı asa / şakk-ı asâ

  • Değneği kırmak. (Farsça)
  • Mc: İhtilâfa sebeb olmak, topluluktan ayrılmak. (Farsça)

samsame

  • Cemaat, topluluk.
  • Bölük.

sare

  • Cemaat, topluluk.

satit

  • Ses.
  • Topluluk, cemaat.

satt

  • Cemaat, topluluk.
  • Cesediyle tokuşmak.
  • Kovmak, def'etmek.
  • Zor bir işe giriftar etmek.

şebeke

  • Balık ağı.
  • Kötü niyetle çalışan gizli topluluk.
  • Kafes şeklinde olan yer.
  • Hüviyet sureti.
  • Ağ gibi yapılmış ve gerilmiş hat ve yolların tamamı.
  • Ağ şeklinde olan nesiçler, dokular.

şebike

  • Kötü niyetle çalışan gizli topluluk. (Farsça)
  • Balık ağı. (Farsça)
  • Batı taraflarında Arapların kullandıkları hasırdan örülmüş bir cins başlık. (Farsça)

şeml

  • Az şey. Perâkendelik.
  • Örtmek, bürünmek, toplanmak.
  • Topluluk, cemaat, insan yığını.

şerazim

  • (Tekili: Şirzime) Küçük ve az olan topluluklar. Küçük cemaatler.

sılame

  • (Çoğulu: Sılâmât) Bölük, cemaat, topluluk, fırka.

sırr-ı tevatür

  • Tevatür sırrı; bir sözün nesilden nesile, sözüne inanılır büyük topluluklar tarafından nakledilmesi sırrı, hikmeti.

sôfistaiyye / sôfistâiyye

  • Mîlâddan önce beşinci asırda Yunanistan'da ortaya çıkan felsefî bozuk bir fırka, topluluk.

sülek

  • Cemaat, topluluk.

sülle

  • Cemaat, topluluk, çok cemaat.
  • Çok para.

tabak

  • (Çoğulu: Etbâk) Örtü.
  • Hâl.
  • Cemaat, topluluk.
  • Kabile.

tabaka

  • Kat. Katmer.
  • Sınıf, topluluk.
  • Sigara paketi.
  • Bir veya iki yapraklı kâğıt.

tahazzüb

  • (Hizb. den) Toplanma, birikme. Küçük topluluk meydana getirme.

tahme

  • İnsan cemaatı, topluluk.
  • Büyük sel.

taife / tâife / طَائِفَه

  • Grup, topluluk.
  • Hususî topluluk.

taife-i askeriye / tâife-i askeriye

  • Askerî topluluk.

taife-i azim / taife-i azîm

  • Büyük topluluk, grup.

taife-i azime / taife-i azîme

  • Büyük topluluk, grup.

taife-i beşeriye

  • İnsanlardan oluşan topluluk.

taife-i enbiya

  • Peygamberlerin oluşturduğu topluluk.

taife-i mahsusa

  • Özel topluluk.

taife-i sıddıkin / taife-i sıddıkîn

  • Daima doğruluk üzere, Allah'a ve peygambere çok sâdık olanların oluşturduğu topluluk.

takım

  • En küçük askerî topluluk.

taraf

  • Yan, yön.
  • Yer, memleket, ülke. Kıt'a.
  • Taraftarlık, sahip çıkmak, korumak.
  • Aralarında anlaşmazlık bulunan iki kişiden veya iki topluluktan her biri.

tevahuk

  • Cemaat olup gitmek. Topluluk hâlinde gitmek.

tevatür

  • Yalan üzerine birleşmeleri mümkün olmayan bir topluluk tarafından bir hadis-i şerifin aktarılması.

ubab

  • Her nesnenin muazzamı, her şeyin büyüğü.
  • Cemaat, topluluk.
  • Taşkın sel suyu.
  • Pek taşkın, coşkun.

uhbuşe

  • Türlü kabilelerden meydana gelen topluluk.

ümmet

  • Topluluk, cemâat. Bir peygambere inanan tâbi olan insanlar. Bir dîne bağlı topluluğun tamâmı.
  • Bir peygambere inanan topluluk.

ümmet-i azime / ümmet-i azîme

  • Büyük millet, topluluk.

unsur / عنصر

  • Eleman.madde. (Arapça)
  • Topluluk. (Arapça)

üsre

  • Cemaat, topluluk.

variş

  • Bir topluluk yemek yerken davetsiz olarak yemeğe katılan kimse.

vesika

  • Cemaat, topluluk.

vez'

  • (Çoğulu: Evzâ) Hapsetmek.
  • Engel olmak, men'etmek.
  • Islah etmek, yerli yerince etmek, düzeltmek.
  • Topluluk, cemaat.

yahudiler / yahûdîler

  • Ehl-i kitabdan birisi olan kavim, topluluk. Yâkûb aleyhisselâmın on iki oğlundan gelenler. Bunlara daha önce Benî İsrâil yâni İsrâiloğulları denildi.

ye'cüc ve me'cüc

  • Kur'ân-ı Kerimde bahsi geçen ve ortalığı fitne, fesat ve anarşiye boğacak olan kavimler, anarşist topluluk.

 

Luggat Yazarları

Luggat.com Yazarlarını Belirliyor

Luggat.com'da "yazar" olarak görev almak ister misiniz?
Hazırlıkları devam eden Luggat Blog'da yazılarınız yayınlanabilir, milyonlara Luggat.com üzerinden sesinizi duyurabilirsiniz.

HEMEN BAŞVUR