LUGGAT
OSMANLICA TÜRKÇE SÖZLÜK

{ lügât . lügat . لغت }

Arapça ve Farsça yazımları, Osmanlıca okunuşları 
ve detaylı açıklamaları ile birlikte.

Arama yapmak istediğiniz kelimeyi girip
karşılığını bulmak istediğiniz "OSMANLICA ARA" ya da "TÜRKÇE ARA" butonlarına tıklayın.
Türkçe - Osmanlıca Sözlük'te Tiren ifadesini içeren 493 kelime bulundu...

a / â / آ

  • Ünlem edatı ey, hey. (Farsça)
  • İki kelimenin arasına girerek, anlamı pekiştiren yeni kelimeler türetmeye yarayan orta ek. (Farsça)

a'sab-ı muharrike / اَعْصَابِ مُحَرِّكَه

  • Hareket ettiren sinirler.

adl-i hakem

  • Haklıyı haksızı ayıran, hükmeden, her hakkı yerine getiren, sonsuz adalet sahibi olan Allah.

afetengiz / âfetengîz / آفت انگيز

  • Afet getiren. (Arapça - Farsça)

afetresan / âfetresân / آفت رسان

  • Bela getiren. (Arapça - Farsça)

afşar

  • Avşar kabilesini meydana getiren Türkmenlerin adı.

akar

  • Zayi etme, kaybetme.
  • Kumlu yer.
  • Para getiren mülk. (Ev, dükkân gibi.)
  • Gelir, gelir getiren gayr-ı menkuller.
  • Gelir getiren mal.

akarat

  • (Tekili: Akar) Gelir getiren yapılar ve mallar.

akise

  • Işığı aksettiren âlet.

akl-ı selim

  • (Hiss-i selim) İyiyi kötüyü farkedip, insana hak ve hakikatı, iman ve İslâmiyeti tâkib ettiren akıl ve düşünüş. Normal ve müsbet düşünce.

akmadde

  • Anatomi: Omuriliğin dış; beynin iç tabakasını meydana getiren sinir lifleri. Beyin hücrelerinin çoğunu, akmadde teşkil eder.

akna'

  • En çok kanaat getiren, en mukni'.

al-i beyt / âl-i beyt

  • Hz. Peygamberin (A.S.M.) sülâle-i tahiresinden yetişenler ve sünnet-i seniyyesinin menbaı ve muhafızı ve bihakkın sünnete ittibâ ve onu idâme ettirenler. Al-i Resul, Al-i Nebi, Al-i Muhammed ve Ehl-i Beyt gibi tâbirlerle de söylenir.

alet / âlet

  • Bir işte veya bir san'atta kullanılan vasıta. Bir makinayı vücuda getiren ve işlemesine yardım eden parçalardan her biri.
  • Sebeb, vesile, vesâit.
  • Edevat. Avadanlık.

anasır-ı garaz / anâsır-ı garaz

  • Hınç ve düşmanca niyeti meydana getiren unsurlar, kin sebepleri.

anatomi

  • Canlıların yapısını ve bu yapıyı meydana getiren uzuvları inceleyen ilim dalı. Tıbtaki önemi çok büyüktür.

arende

  • Birşey getiren kimse. (Farsça)

aşık-ı didar-ı pak / âşık-ı didâr-ı pâk

  • Temiz yüzün âşıkı.
  • Edb: Evvelce ordularda, kışlalarda, köy odalarında ve mahalle kahvelerinde gerek kendinin, gerek başkalarının sözlerini sazla dile getiren kimse; halk şâiri.

asiye / âsiye

  • Kederli, hüzünlü kadın.
  • Sütun, kolon, direk.
  • Hz. Musa'yı (A.S.) Nil nehrinden çıkararak büyütüp yetiştiren kadın. Firavunun zevcesinin ismi.

ayet / âyet

  • Alâmet, işâret, mûcize, ibret.
  • Kur'ân-ı kerîmdeki sûreleri meydana getiren cümle veya cümleciklerden her biri. Çoğulu âyâttır.
  • Allahü teâlânın varlığını, birliğini ve kudretini gösteren alâmet, ibret, işâret.
  • Mûcize.

ayine-i müştak / âyine-i müştâk

  • Allah'ın güzel isimlerini bir ayna gibi üzerinde aksettiren ve Onun sonsuz güzelliğine düşkün olan insan.

azmayiş

  • Deneme, sınama, tecrübe. (Farsça)
  • Tar: Emekdar tirendâzların kullandığı bir çeşit ok. (Farsça)

bais / bâis

  • (Ba's. dan) Gönderen. Sebeb olan. İcab ettiren.
  • Yeniden yaratan. Ölüleri tekrar dirilten.
  • Peygamber gönderen (Allah C.C.)
  • Sebep olan, gerektiren.
  • Gönderen.
  • Yeniden yaratan.

baras

  • Tedavi edilmesi mümkün olmayan ve vücutta beyaz lekeler meydana getiren bir hastalık.

bedi'

  • (Bedia) Eşi, benzeri olmayan. Hayret verici güzellikte olan.
  • Garib. Acib.
  • Benzeri olmayan şeyleri vücuda getiren. Kimseye benzemeyen. İcad edici olan.
  • Hâlık ve Hallak-ı Cihan olan.
  • Beğenilen.
  • Yeni bulunmuş ve görülmedik tarzda olan.
  • Edb: Sözün

berarende

  • Üste getiren, üzerine çıkaran. (Farsça)

berhem-zen

  • Karmakarışık eden, altını üstüne getiren. (Farsça)

beşaret-aver / beşâret-âver

  • Müjdeci, iyi haber getiren.

beşir

  • Müjdeli haber veren. Müjde getiren.
  • Güler yüzlü. Hub. Cemil.
  • Peygamberimiz Hz. Muhammed'in (A.S.M.) bir vasfı.
  • Müjdeci, iyi haber getiren,güleryüzlü.
  • Hıristiyan Araplar'da İncil yazan veya hıristiyanlık akidelerini telkin eden kimse.
  • Peygamberimizin bir vasfı.

beyhaki / beyhakî

  • (Hi: 384-458) Büyük hadis ve fıkıh âlimlerinden olup asıl adı Ebubekir Ahmed bin Hüseyn'dir. İmam-ı Şâfii mezhebinde sözü sened yerine geçen büyük bir hadis âlimidir. Kendisi gibi daha birçok faziletli âlimler yetiştiren Beyhak bölgesinin Hüsrevcurd köyündendir. "Kitab-ün Nusus-uş-Şafiî" ile "Kitab-

bölük

  • Takımlardan oluşan, üçü veya dördü bir tabur meydana getiren askerî birlik.

bukalemun

  • Bulunduğu yerin rengine giren, fare büyüklüğünde, böcek yiyen bir hayvan. (Farsça)
  • Mc: Sık sık fikir ve kanaat veya meslek değiştiren. (Farsça)

bürhan-ı limmi / bürhan-ı limmî

  • Kanunlardan hâdiselerine, sebeblerden neticelerine ve müessirden esere olan istidlâl. Yani eseri meydana getirenden esere olan delil. Kablî delil. Ateşin dumana delil olması gibi.

cadı

  • Avrupa'da putperestlik çağından beri gelen bir inanca göre, şeytanın gücünü kullanarak büyü yolu ile insanlara kötülük eden, felâketler getiren kadın. Bu bâtıl inanç yüzünden birçok yaşlı masum kadın, cadı diye Hristiyanların kurduğu Engizisyon mahkemeleri kararıyla yakılmıştır.

cafi / câfî

  • Cefâ çektiren, eziyet eden.

can-azar

  • Can yakan, can inciten, eziyet veren. Acı çektiren. (Farsça)

cebrail / cebrâil

  • (Cebril, Cibril) Cenab-ı Hakk'ın emirlerini Peygamberlere (A.S.) bildiren büyük melek. Peygamberimiz Resul-i Ekrem'e (A.S.M.) Kur'ân-ı Azimüşşân'ı vahiyle getiren melek (A.S.).
  • Peygamberimize vahiy getiren büyük bir melek.

cem eden

  • Toplayan, bir araya getiren.

cemeden

  • Bir araya getiren, toplayan.

cenabet / cenâbet

  • Cünüplük. Gusül (boy abdesti) almayı gerektiren durum,.
  • Gusül abdesti almayı gerektiren durum.
  • Gusül gerektiği halde henüz gusül yapmamış kimse.

cerrahhane / cerrahhâne

  • Osmanlılarda ordu için cerrah yetiştiren müessese. Yüksek dereceli okul.

cezr

  • Kök, asıl, temel. Bünyâd.
  • Kesmek.
  • Mat: Kendi misline darbolunmakla (çarpılmakla) bir sayı meydana getiren rakam (Kare kök). Üç, dokuzun cezri'dir. Dokuz, üçün meczuru'dur.
  • Derya, deniz.
  • Arı kovanından bal almak.
  • Ay ve güneşin câzibesi te'siri ile deniz

cibril / cibrîl

  • Cebrâil, Ruhül Kudüs. Cenâb-ı Hakdan (C.C.) Peygamberimize (A.S.M.) vahiy getiren melek.

cihan-pesendane / cihan-pesendâne

  • Dünyaya kabul ettiren bir şekilde.

cihanpesend

  • Dünyaya meydan okuyan, hükümlerini dünyaya kabul ettiren.

cihet-ül vahdet-i ittihad

  • Birleşmenin birlik ciheti. Yani birleştiren temel unsur. Birleştiren ve birleşilen esas.

cihetü'l-vahdet-i ittihad

  • Birliğin birlik yönü; birliği bir araya getiren yön.

cinayat / cinâyât

  • (Tekili: Cinayet) Büyük cezâları gerektiren suçlar. Cinayetler.
  • Büyük cezaları gerektiren suçlar, cinayetler.

cünah

  • Bir şeyi basıp meylettiren sıklet demek olup, harec, sıkıntı ve alel-ıtlak ism-i vebal mânasına da gelir ki, "günah" kelimesinin aslı budur.

cüz'

  • Bir bütünü meydana getiren parçalardan her biri.

dad-bahş / dâd-bahş

  • Hakkı yerine getiren, adaletli. (Farsça)

dai / dâî

  • Gerektiren sebep.

daraka

  • (Çoğulu: Derk- Edrâk-Dırâk) Deriden yapılmış olan kalkan.
  • Gırtlağın hançereyi meydana getiren kıkırdaklarından kalkan şeklinde olanı.

darende

  • Saklayan, tutan. (Farsça)
  • Ulaştıran, vâsıl eden, kavuşturan, getiren. (Farsça)

derc eden

  • Yerleştiren.

derceden

  • Yerleştiren.

desatir-i rabbaniye / desâtir-i rabbaniye

  • Besleyen, yetiştiren, verdiği nimetlerle varlıkları terbiye eden, idaresi ve tasarrufu altında bulunduran Allah'ın düsturları, prensipleri.

dest-res

  • İsteğine ulaşan, elini yetiştiren. (Farsça)
  • Kudret, zenginlik, iktidar. (Farsça)

deva-i şafi / devâ-i şâfî

  • Şifa veren, iyileştiren ilâç.

devadar

  • Devâlı, devâ verici, iyileştiren. (Farsça)

dinamik

  • yun. Cisimlerin hareketleriyle bunları meydana getiren sebebler arasındaki alâkayı araştıran mekanik ilminin bir kolu.
  • Hareket eden, durup dinlenmek bilmeyen, hareketli.
  • Fls: Sâbitin zıddı olarak bir kuvvet tesiriyle dâim hareket halinde bulunan ve bulunduran, bir değişmesi,

dindar

  • Dinî kaidelere hakkıyla riayet eden, dininin emirlerini yerine getiren, mütedeyyin. (Farsça)

diyet

  • Tar: Almanya'yı meydana getiren devletlerin özel parlamentolarına verilen isim.

doktrin

  • yun. Hatt-ı hareket. Hareket tarzı. Düstur, tarik. Re'y.
  • Fls: Bir sistem meydana getiren fikir ve kanaatlerin hepsi. Bir felsefe veya edebiyat okulunun fikirlerinin tümü.
  • Bir sistem meydana getiren fikirlerin hepsi, öğreti.

ebras

  • İnsanın rengini degiştiren alaca ve miskin eden çok fena bir maddi hastalık ismi.

ecil

  • İşini geriye bırakan, geciktiren.
  • Geciktirilen, geriye bırakılan şey.
  • Bir yerde birikip toplanmış su.

ecza-yı şerife / eczâ-yı şerife

  • Kur'ân-ı Kerim'i meydana getiren otuz cüz.

eda eden / edâ eden

  • Yerine getiren.

edvar-perdaz

  • Devirleri dile getiren. Devirleri terennüm eden.

eflak

  • Osmanlı İmparatorluğu zamanında, Romanya'yı meydana getiren asıl ülke (Merkezi Bükreş'tir.)

ehl-i gıybet

  • Gıybet eden, arkadan çekiştiren kimseler.

ehl-i taat ve ibadet

  • Allah'ın emirlerini yerine getirenler ve ibadete düşkün olanlar.

el-hakem

  • Haklıyı haksızı ayıran, hükmeden, her hakkı yerine getiren hüküm sahibi Allah.

eleman

  • (Lât: Element) Unsur. Bileşik bir şeyi meydana getiren basit şeylerden biri. Bir bütünün parçaları.

elimane / elîmâne

  • Acı çektiren, elem veren.

enduz

  • Kazanan, elde eden, biriktiren, toplıyan mânalarına gelir ve kelimeleri sıfat yapar. (Farsça)

enva-ı salihin / envâ-ı salihîn

  • Dinin emir ve yasaklarını eksiksiz olarak yerine getirenler.

erike-ara / erike-ârâ

  • Tahtı güzelleştiren, süsleyen (Padişah.) (Farsça)

erkan / erkân

  • Bir şeyin bir parçasını veya bütününü meydana getiren şeyler, esaslar. Rüknün çoğuludur.

esbab-ı adavet / esbab-ı adâvet

  • Düşmanlığı gerektiren sebepler.

esbab-ı feshiyye

  • Huk: Bir i'lâmın istinaf suretiyle bozulmasını icabettiren sebepler.

esbab-ı mucibe / esbab-ı mûcibe / esbâb-ı mûcibe

  • Gerektiren sebebler. İcab eden sebepler.
  • Gerektiren sebepler.

esbab-ı muhabbet

  • Sevgiyi gerektiren sebepler.

esbab-ı nakziyye

  • Bir hükmün daha yüksek bir merci tarafından bozulmasını icâb ettiren sebepler. Bozma sebepleri.

esteh

  • Çekirdek. (Farsça)
  • Kemik. Vücud iskeletini meydana getiren nesne. (Farsça)

evrak-ı tevkifiye

  • Tutuklanmayı gerektiren belgeler.

eyke

  • Sık ve birbirine karışmış ağaç.
  • Yumuşak.
  • Ağaç bitiren bataklık.

ezhan

  • Zihinler. Müdrikler. Anlamayı meydana getiren duygular.

fail / fâil

  • İşi yapan. Fiili işleyen.
  • Gr: Masdarın mânasını meydana getirene denir.

faktör

  • Bir neticeyi meydana getiren unsurlardan her birisi. Amil. (Fransızca)

faziha / fazîha

  • (Çoğulu: Fazayıh) Alçaklığı, edebsizliği gerektiren iş veya şey.

ferah-aver

  • Sevinç getiren, sevindiren, ferah getiren. (Farsça)

feryad-bahşa

  • Feryâd ettiren, bağırttıran. (Farsça)

feyc

  • (Çoğulu: Füyuc-Feycân) Haber getiren peyk.

feyz-aver

  • Feyz getiren. Feyiz veren. (Farsça)
  • Bolluk veren. (Farsça)

feyz-resan

  • Bolluk ve bereket getiren, feyiz bahşeden. (Farsça)

feyzaver / feyzâver

  • Feyiz veren, bolluk getiren.

feza

  • (Efzâ) Artıran, ziyadeleştiren, çoğaltan (mânâlarına gelip, kelime sonlarına getirilerek birleşik kelime yapılır.) Meselâ: Can-feza : Can verici. Hayret-feza : Çok hayret verici. Ruh-feza : Ruh verici. (Farsça)

figan-perver / figân-perver

  • Feryad ettiren, bağırtan. (Farsça)

füzud

  • Çoğaltan, ziyadeleştiren, artıran. Muhabbet-füzud : Muhabbet artıran, sevgi artıran. (Farsça)

gangren

  • Bulunduğu organı kullanılmaz hâle getiren bir hastalık.

gazel-sera

  • Nazım şekilleri arasında gazel meydana getiren. (Farsça)

gıbta-aver / gıbta-âver

  • Gıbta ettiren, imrendiren. (Farsça)

girye-perverd

  • Ağlatıcı, gözyaşı döktüren, ağlamayı getiren. (Farsça)

gülhiz / gülhîz

  • Gül yetiştiren. (Farsça)

günah

  • Cezayı gerektiren amel. Dine aykırı iş. Allah'ın emirlerine uymayan hareket. (Farsça)

günahpişe

  • (Çoğulu: Günahpişegân) Günah işlemeyi âdet haline getiren.

günahpişegan / günahpişegân

  • Günah işlemeyi âdet haline getirenler. (Farsça)

habıt

  • Susturucu.
  • Batıl kılan. İptal ettiren.
  • Değersizleşen.

hacce / hâcce

  • (Çoğulu: Havâcc) Hacca giden, usulüne uygun olarak Kâbe'yi ziyaret ederek hac vazifesini yerine getiren kadın veya kız.
  • (Çoğulu: Hâcc) Bir cins diken.

hades

  • Yeni olmak. Eskiden olmayıp sonradan görülmek.
  • Taze. Yiğit. Genç.
  • Fık: Abdest almayı icabettiren hal. Bazı ibadetlerin yapılmasına mâni olan ve necaset-i hükmiye sayılan hal.
  • Pislik.
  • Yeni olma, sonradan olma.
  • Abdesti tazelemeyi gerektiren şey, manevî pislik.

hadi / hâdî

  • Hidayete ermiş. Mürşid. Rehber, delil. Hidayet yolunu gösteren. Hidayete, doğruluğa eriştiren. Önde giden.

hadimü'l-furkan / hâdimü'l-furkan

  • Hak ile batılı, doğru ile yanlışı tam olarak ayıran ve farkettiren Kur'ân'ın hizmetçisi, ilân edicisi.

hadis-i nasih / hadîs-i nâsih

  • Resûlullah sallallahü aleyhi ve sellem efendimizin, son zamanlarında söyleyip, önceki hükümleri değiştiren hadîs-i şerîfleri.

hakaik-ı akaid-i islamiye / hakâik-ı akâid-i islâmiye

  • İslâmın temellerini meydana getiren iman hakikatleri, inanç esasları.

hamele-i mümtesil

  • Aldığı emri yüklenip yerine getiren taşıyıcılar.

hamil-i vahy / hâmil-i vahy

  • Vahyi Peygamberimize (A.S.M.) getiren Cebrail (A.S.)

harf

  • Ağızdan çıkan her bir sese âit verilen işaret. Alfabeyi meydana getiren şekilli çizgilerden herbiri.
  • Müstakil bir mânâya değil de başka harflerle birleşerek, başka muayyen ve müstakil çok mânaların ifadesi için kullanılan şekil. Başkasının mânalarını gösteren işaret.
  • Vecih, ü

haşir / hâşir

  • Toplayan, bir araya getiren.

haşv-i müfsid

  • Edb: İbarede yalnız kalabalık etmekle kalmayıp mânâyı da anlaşılmaz hale getiren söz.

hatim / hâtim

  • Hitâma erdiren. Bitiren.
  • Mühür basan.
  • Mühürleyen, mühürleyici.
  • Bitiren, sona erdiren.

hatime-keş

  • Son veren, hâtime çeken, bitiren, sona erdiren. (Farsça)

hatt-ı vasıt / hatt-ı vâsıt

  • Geo: Kenarortay. Üçgenin köşelerinin her birini karşı kenarın orta noktasına birleştiren doğru parçaları.

hayal-i fener

  • Sihirbaz feneri denilen ve resimli camları olan ve bu resimleri duvara aksettiren fenere benzer bir âlet.
  • Mc: Son derece vücutça zayıf olan kimseler için kullanılır.

hayreti mucip

  • Hayret ettiren.

hayretimi mucib

  • Hayret ettiren, ilginç.

hayt-ı ittisal

  • Bağlayan, birleştiren bağ.

hayy-u kayyum / hayy-u kayyûm

  • Her an diri olan ve herşeyi ayakta tutup varlığını devam ettiren Allah.

hayyal

  • (Hayl. den) At terbiyecisi, at yetiştiren.

hazim

  • Sür'atle kesen.
  • Çok çabuk yeyip bitiren.
  • Düşmanı hezimete uğratan.

hazin / hazîn

  • Hüzünlü. Keder meydana getiren. Acı uyandıran.

hevl-aver / hevl-âver

  • Korkunç, korku getiren, korku veren. (Farsça)

heyban

  • Korkunç, korku getiren.
  • Çok utangaç çekingen.
  • Korkak.
  • Çoban.

hidayet edici / hidâyet edici

  • Doğru yola eriştiren.

hikmet-i amme / hikmet-i âmme

  • Her şeyin alakâlı olduğu İlâhî gaye. Her şeyi kanun ve nizamına itaat ettiren umumi faydalar. Yaratılıştaki, kâinattaki umumi ve ilâhi gaye.

hikmetin desatiri / hikmetin desâtiri

  • Herbir şeyi belirli gaye ve faydalara yönelik olarak tam yerli yerine yerleştiren ilmin kanunları, düsturları.

hirba

  • Bukalemun denen bir hayvan.
  • Mc: Devamlı fikir değiştiren kimse.

hümam

  • Himmetli. Bir işe sıkı sıkıya sarılıp o işi bitiren. Sahi ve civanmerd.
  • Aslan.
  • Büyük ve sağlam.

i'tikad

  • İnanmak. İnanç. Sıdk ve doğruluğuna kalben kararlı olmak. Gönülden tasdik ederek inanmak. Dinin temelini meydana getiren şeylere inanmak.

ibarat

  • (Tekili: İbare) İbareler. Bir ifadeyi meydana getiren kelime ve cümleler.

ibda'kar / ibdâ'kâr / ابداعكار

  • Yaratıcı, yenilik getiren. (Arapça - Farsça)

ibrahim

  • İbrahim kelimesi, İbranicede baba anlamına gelen "eb"; ve cumhur demek olan "reham" kelimelerinden meydana gelmiştir. "Ebu-l cumhur" ise; cumhurun babası demektir. Bu ismi meydana getiren kelimelerin ikisinin de hareke veya telaffuzlarını az bir değişiklik yapmakla yine bu mânalar Arapçada vardır. B

icazet vermek

  • Medrese usulüne göre okuttuğu dersi bitiren talebeye hocası tarafından izin verilmesi. Bu tasdikan verilen mühürlü kâğıda "icazetname", icazet vermiş olan müderrise de "muciz" denilirdi.

idame eden / idâme eden

  • Devam ettiren.

idame ettiren

  • Devam ettiren.

ifa eden / ifâ eden

  • Yerine getiren.

ihsas eden / ihsâs eden

  • Hissettiren.

ikrah-ı gayr-i mülci / ikrah-ı gayr-i mülcî

  • Huk: Eskiden döğme ve hapis gibi yalnız keder ve elemi icab ettiren şeylerle vuku bulan ikrah.

ikrah-ı nakıs / ikrah-ı nâkıs

  • Huk: Dayak ve hapis gibi keder ve elemi gerektiren şeylerden meydana gelen mecburiyet.

iktiza eden / iktizâ eden

  • Gerektiren.

ilham eden / ilhâm eden

  • Kalbe getiren, gönle doğuran.

ilmühaber

  • (İlm-i haber) Resmi bir daireye verilmek üzere hazırlanan ve bir adamın ahvâli hakkında bilgileri ihtiva eden kâğıt. Resmi vesika.
  • Para, evrak vs. teslim olunduğunu gösteren ve bunları getiren adamın eline verilen pusula.

iltizam

  • Kendine lâzım kılma. İcrasına cehdettiği şeyi kendi üzerine vâcib kılma. Mülâzemet etme. Gerekli bulma.
  • Tarafgirlik etme, birinin tarafını tutma.
  • Onyedinci y.y. dan itibâren devlete gelir getiren kaynaklar, yavaş yavaş belirli bedel karşılığında şahıslara verilmeğe başlandı.

iman-ı hayret

  • Hayret veren, hayret ettiren.

infaz eden

  • Bir hükmü yerine getiren.

isa aleyhisselam / îsâ aleyhisselâm

  • İsrâiloğullarına gönderilen peygamberlerden. Yeni bir din getiren peygamber olup, kendisine dört büyük kitaptan biri olan İncîl verildi. Annesinin adı Meryem'dir. Allahü teâlâ onu babasız yarattı.

işkembe

  • Geviş getiren hayvanların midesinin en büyük kısmı. (Farsça)
  • Karın. (Farsça)

ıslah eden

  • Düzelten, iyileştiren.

ism-i hayy ve kayyum / ism-i hayy ve kayyûm

  • Gerçek hayat sahibi olan, her canlıya hayat veren, her şeyi Kendi varlığıyla ayakta tutan ve varlıklarını devam ettiren Allah'ın ismi.

ism-i mevsule

  • O şey ki, o kimse ki, mânâlarının yerine kullanılan, "Mâ, Men, Ellezi" gibi kelimelerdir. İki kelimeyi veya mânâyı birbirine birleştiren, mânâsı kendinden sonra gelen bir cümle ile tamamlanın bir kelimedir.

işmam eden

  • Hissettiren.

isparçene

  • İtl. Halatın üzerine sarılan kendir ve ip.
  • Halatı meydana getiren üç boy bükmenin beheri.

istifham-ı inkari / istifham-ı inkârî

  • Olumsuzu pekiştiren soru şekli. "Hiç yapar mı?" ifadesindeki gibi.

ıztırab-aver / ıztırab-âver

  • Iztırab veren, elem çektiren. (Farsça)

kaba necaset / kaba necâset

  • İnsandan çıkınca abdesti veya guslü gerektiren her şey, eti yenmeyen hayvanların, (yarasa hâriç) ve yavrularının yüzülmüş, dabağlanmamış derisi, eti, pisliği ve bevli ile süt çocuğunun pisliği, bevli ve ağız dolusu kusmuğu, insanın ve bütün hayvanlar ın kanı ile şarab, leş, domuz eti ve kümes ve yük

kadi-ül hacat / kadî-ül hâcât

  • Bütün ihtiyaçları yerine getiren Hâkim. Allah (C.C.)

kadir-endaz

  • İyi ok atan ve attığı her oku hedefe isâbet ettiren kimse. (Farsça)

kalb eden

  • Dönüştüren; değiştiren.

kalbeden

  • Değiştiren, çeviren.

kalib / kâlib

  • İt tutan kimse. Köpeğe av tâlim ettiren kimse.

kambahş / kâmbahş

  • Herkesin isteğini yerine getiren. (Farsça)
  • Bağışçı, ihsan edici. (Farsça)

kanun-u mübin-i rabbani / kanun-u mübîn-i rabbânî

  • Besleyen, yetiştiren, verdiği nimetlerle varlıkları terbiye eden, idaresi ve egemenliği altında bulunduran Allah'ın apaçık kanunu.

karine-i mecaz

  • Mecaza ait işaret. Kelimenin mecaz olmasını gerektiren, hakiki mânasında alınmasına mâni olan kayıt. Buna Karine-i mânia da denir.

karun

  • İki şeyi bir araya getiren.
  • Tez terleyen hayvan.
  • Arka ayaklarının tırnağı ön ayağının tırnağı yerine vâki olan hayvan.
  • İleride olan memeleri geride olan memelerine pek yakın olan dişi deve.

kavadih

  • (Tekili: Kadiha) Çekiştirenler, zemmediciler, kötüleyiciler.
  • Çekiştirilecek ve zemmedilecek şeyler.

kaviyy

  • Allahü teâlânın Esma-i hüsnâsından (güzel isimlerinden). Her şeyi tam olarak yaratmakta kuvvet sâhibi olan, her şeyi yaratıp, varlıkta devâm ettiren; dilediğini yapmak kendisine zor gelmeyen.

kayd

  • Bir sözün bütününü meydana getiren harf, kelime gibi her bir parçası.

kayyum / kayyûm

  • Herşeyi kendi varlığıyla ayakta tutan ve varlıklarını devam ettiren.
  • Herşeyi Kendi varlığıyla ayakta tutan ve varlıklarını devam ettiren Allah.

kayyum-u zülcelal / kayyûm-u zülcelâl

  • Herşeyi kendi varlığıyla ayakta tutan ve varlıklarını devam ettiren, büyüklük ve yücelik sahibi Allah.

kazi

  • (A, uzun okunur) Dâvalara hüküm ve kaza eden. Şeriat kanunlarına göre dâvalara bakan hâkim. Kadı.
  • Yapan, yerine getiren.

kazi-yül hacat / kazi-yül hâcât

  • Bütün ihtiyaçları yerine getiren Allah (C.C.)

kebuter-baz / kebuter-bâz

  • Güvercin besleyen, yetiştiren, satan kimse. (Farsça)

kederengiz

  • Üzüntü, keder ve sıkıntı meydana getiren. (Farsça)

keffaret-i halk

  • Hac için ihrama girip de bir özre mebni saçlarını vaktinden evvel traş ettiren kimsenin tutacağı üç günlük oruçtan ibârettir.

kehf-misal

  • Mağaraya benzer şekilde, mağara gibi sesi aksettiren.

kelal-bahş / kelâl-bahş

  • Sıkıcı, yorucu. Yorgunluk getiren. (Farsça)

kelamın kuyudat ve keyfiyatı / kelâmın kuyudat ve keyfiyatı

  • Kelâmın küllünü meydana getiren harf, kelime gibi parçalarıyla, bunların sarf ve nahiv yönünden hususiyetleri. Meselâ: Müzekkerlik - müenneslik, mârifelik - nekrelik, mübtedâ - haber, sıfat - mevsuf gibi.

kelbiyyun

  • Kalenderane yaşamayı alışkanlık haline getiren meşhur Diyojenin de içinde bulunduğu bir fırka. Bunlara Kelbiye tâifesi veya Melâmiyyun da denir.

kelime-i sübhani / kelime-i sübhânî

  • Allah'ın her türlü noksanlıktan uzak olduğunu dile getiren kelime.

kerim / kerîm

  • Allahü teâlânın Esmâ-i hüsnâsından (güzel isimlerinden). Kudreti (gücü) var iken affeden, vâd ettiğini yapan, vermesi ve ihsânı (lütfu) bol olan, ümîd edilenin üstünde olan, ne kadar verdiğini ve kime verdiğini hesâb etmeyen, kendisine sığınanı ko ruyan ve isteyeni zenginleştiren.
  • Mu

ketibeperver

  • Askeri koruyan ve seven. Asker yetiştiren. (Farsça)

kırkbayır

  • Geviş getiren hayvanların midelerinin bir bölümü.

kirş

  • İşkembe. Geviş getiren hayvanların midesi.
  • Karın, mide.

kötü arkadaş

  • İnsanın dînini, îmânını, edebini, hayâsını ahlâkını bozan, dünyâ ve âhiret seâdetini kaybettiren arkadaş.

ku'bere

  • Bileği meydana getiren iki kemiğin küçüğü.

kuddus / kuddûs

  • Allahü teâlânın Esmâ-i hüsnâsından (güzel isimlerinden). Azamet ve celâline, büyüklüğüne lâyık olmayan, noksanlık ve eksiklik getiren şeylerden, his organlarının anladığı, hayâl gücünün hayâl ettiği, hâtıra gelen ve düşünülebilen her türlü vasıftan ve özellikten münezzeh, pâk ve temiz olan.

küfr-i mutlak

  • Hiç bir imâni hükmü olmamak, dine âit hiç bir hakikatı, Allah'ın varlığına âit hiç bir delili kabul etmemek. İhsan ve inayet-i İlâhiyyeye karşı şükür etmiyerek fiilen ve kavlen inkâr etmek. ("Neuzü billâh" dine söğmek gibi) Küfr-ü icabettiren bazı çirkin sözlere de "küfür" denilmiştir.

kutb

  • (Kutub) Dünyanın şimâl veya cenub uçları. (Güney ve kuzey taraflarının son kısımları.)
  • Elektrik cereyânını meydana getiren veya mıknatısın uçlarından her biri.
  • Dini bir meslek veya grubun başı. Bir çok müslümanların kendisine bağlandıkları azim ve büyük evliyaullahtan zamanın

kutne

  • Geviş getiren hayvanların midelerinin bir bölümü. Şirden.

kuyud ve hey'at / kuyud ve hey'ât

  • Bir sözün bütününü meydana getiren harf, kelime gibi parçalarıyla bunların sarf ve nahiv (dilbilgisi) yönünden özellikleri; meselâ, erkeklik-dişilik, belirlilik-belirsizlik, isim-sıfat gibi.

kuyudat / kuyûdât

  • Kayıtlar; bir sözün bütününü meydana getiren harf, kelime gibi parçaları, bütün unsurları.
  • Kayıtlar; bir sözün bütününü meydana getiren harf, kelime gibi parçalarıyla bunların sarf ve nahiv (dilbilgisi) yönünden özellikleri; meselâ, erkeklik-dişilik, belirlilik-belirsizlik, isim-sıfat gibi.

kuyudat-ı kelam / kuyûdât-ı kelâm

  • Sözün kayıtları; bir sözün bütününü meydana getiren harf, kelime gibi parçalarıyla bunların sarf ve nahiv (dilbilgisi) yönünden özellikleri; meselâ, erkeklik-dişilik, belirlilik-belirsizlik, isim-sıfat gibi.

laim / lâim

  • (Lâime) Çekiştiren. Levmeden. Başkasını kötüleyen.

lam-ı istiğrak / lâm-ı istiğrak

  • Arapça, başına geldiği kelimeyi umûmileştiren "lâm".

levvam

  • (Levvâme) Levm ve itâbedici. Zemmeden, çekiştiren, dedikodu yapan. Serzenişte bulunan. Başa kakan, paylayan.

madde

  • Zahir duygularla hissedilen, ruhâni olmayıp, ağırlığı olan, cismâni bulunan.
  • Asıl, esas, cevher, mâye.
  • Bend, fıkra, kısım.
  • İlm-i Kelâmda: His âzâmız üzerine bir takım muayyen ihtisâsât husule getiren veya getirebilen, her şey.
  • Tıb: Çıbanın içinde hasıl olan ya

magzebe

  • Hiddetlenme, öfkelenme, kızma.
  • Hiddet ve gazabı icâb ettiren şey.

mahluk-u musahhar / mahlûk-u musahhar

  • Emir altında bulunan ve kendinden istenilen şeyleri yerine getiren yaratık, varlık.

mattal

  • (Mattâle) Devamlı olarak borcunu ileri atıp geciktiren.

mavna

  • Limanlarda, şamandıralara bağlı olarak yükleme ve boşaltma yapan gemilerden, kıyılara römorkör yedeğinde yük götürüp getiren tekne.

mazhar kılan

  • Eriştiren, kavuşturan.

medar-ı ahkam / medâr-ı ahkâm

  • Hükümlerin konmasına sebep olan, hükümleri getiren.

medar-ı gayret

  • Gayrete getiren sebep, vesile.

medar-ı tedkik / medâr-ı tedkik

  • Araştırmayı, incelemeyi gerektiren sebep.

medresetü'l-vaizin / medresetü'l-vâizîn

  • Vaiz yetiştiren eğitim kurumu.

mercan

  • Denizde geniş resif meydana getiren ve mercanlar takımının örneği olan hayvan ve bunun kalkerli yatağından çıkarılan çoğu kırmızı renkte ve ince dal şeklinde bir madde. Bu madde boncuk gibi süs eşyası olarak kullanılır. Mercanlar ancak 40 metre kadar derinlikte yaşayabilirler.

mersiye

  • Birisinin ölümü hakkında yazılan, üzüntüyü dile getiren manzume, ağıt.

meserretaver / meserretâver

  • Sevinç ve meserret getiren. Sürurlandıran. Sevindiren. Sevindirici. (Farsça)

meserretengiz

  • Sevindiren. Meserret meydana getiren. (Farsça)

mıknatıs

  • yun. Demir ve benzeri mâdenleri kendine çekici hususiyeti bulunan câzibe.
  • Başka te'sir altında kalmadan kuzey ve güney kutuplarına doğru yönünü değiştiren demir çubuk. (İki kutbu bulunan bu mıknatıslı çubuğun şimale bakan kısmına şimal (kuzey) ucu, cenuba çekilen ucuna da cenub (güne

mizvac

  • Çok koca değiştiren kadın. Çok kocalı kadın.

mu'dem

  • Bir şeyi yitiren, kaybeden.

muaddıl

  • (Muazzıl) Güçleştiren, güç duruma sokan, daraltan.

muaddil

  • Tadil eden.
  • Düzelten. Müsâvi ve beraber kılan. Denkleştiren.

muahid

  • Antlaşma yapanlardan her biri.
  • İslâm hükümetine bir para ödeyerek kendini himaye ettiren hıristiyan veya bir başka dinden kimse.
  • Andlaşma yapanlardan her biri. Yeminli ve anlaşmalı olanlardan her biri.
  • İslâm hükümetine vergi ödeyerek kendini himâye ettiren gayr-ı müslim.

muahiz

  • (Ahz. den) Çekiştiren, muâheze eden. Tenkid edip itiraz eden.

muattıl

  • Atıl bırakan. İşsiz eden. İşe yaramaz hâle getiren.

mübdi / مبدع

  • Yenilik getiren, yeni bir şey bulan. (Arapça)

mübeddil

  • Değiştiren. Tebdil eden.
  • Taklid edici olan.
  • Değiştiren.

mübehhic

  • Güzelleştiren.

mübeşşirin / mübeşşirîn

  • Müjdeciler.
  • Müjde verenler. hayırlı haber getirenler.
  • Peygamberlerin (A.S.) bir vasfı.
  • Çok müjde verici.

mübeyyin

  • Açıklayan, açıklık getiren.

mübtedi'

  • Bid'at sâhibi. Dinde değişiklik meydana getiren, dinde olmayan bir şeyi varmış gibi gösteren, dinde eksiklik ve fazlalık olduğunu söyleyerek değişiklik yapan. Ehl-i bid'at.

mübtil

  • İptal eden. Hükümsüz eden. Battal edici. Faydasız hale getiren.
  • Hakkı bâtıl gören.

mücemmil

  • Güzel yaratan. Güzelleştiren. (Esmâ-i İlâhiyedendir)
  • Güzelleştiren, güzel yaratan, Allah.

mucib / mûcib / مُوجِبْ

  • (Mucibe) İcâb eden, lâzım gelen.
  • Bir şeyin peydâ olmasına vesile ve sebep olan. Gereken. Gerektiren, lâzım gelen.
  • İcap ettiren, gerektiren.
  • Gereken, gerektiren.
  • Gerektiren.

mucib-i ceza / mûcib-i ceza / mûcib-i cezâ / مُوجِبِ جَزَا

  • Ceza gerektiren.
  • Cezâyı gerektiren.

mucib-i endişe

  • Endişeyi gerektiren.

mucib-i hayret / mûcib-i hayret

  • Hayret etmeyi gerektiren.

mucib-i istikrah / mûcib-i istikrâh / مُوجِبِ اِسْتِكْرَاهْ

  • Tiksintiyi gerektiren.
  • Tiksinmeyi gerektiren.

mucib-i mes'uliyet / mûcib-i mes'uliyet

  • Sorumluluk gerektiren.
  • Sorumluluk gerektiren.

mucib-i muaheze / mûcib-i muâheze / مُوجِبِ مُؤَاخَذَه

  • Sorgulama gerektiren.

mucib-i şükran / mûcib-i şükran

  • Şükür gerektiren.

mucib-i telaş / mucib-i telâş

  • Telâşı gerektiren.

mucib-i teyakkuz

  • Teyakkuzu, yâni uyanıklığı icâb ettiren.

mucibe / mûcibe

  • Hüküm, gerektiren.

mucid

  • İcat eden, yeni bir şey meydana getiren, fikir ve mânâ yaratan.
  • Yeni bir şey icad eden, meydana getiren, bulan.
  • Yaratan. Yoktan var eden.

mucip

  • Gerektiren.

mücterr

  • Geviş getiren. İctirar eden.

mücterre

  • Geviş getirenler.

müddahir

  • Biriktiren. Toplayıp saklayan.

müellif

  • (Ülfet. den) Te'lif eden. Kitab tertib eden, kitab yazan. Kitab meydana getiren.
  • İmtizac ettiren.
  • Telif eden, kitap yazan.
  • İmtizaç ettiren, kaynaştıran.

müessif

  • (Müessife) Esef edilen ve ettiren. Keder veren. Acı ve acınacak haller.

müessis

  • Kurucu, te'sis edici. Te'sis eden, kuran, temel atan.
  • Kanun ve usul gibi şeyleri vaz'edip temelleştiren.

müessisin / müessisîn

  • (Tekili: Müessis) (Esas. dan) Meydana getirenler, tesis edenler. Kurucular, kuranlar.

müezzi

  • (Ezâ. dan) Eziyet veren. Ezâ çektiren.

müfehhim

  • Tefhim eden. Anlatan, idrak ettiren.

müfettin

  • (Fitne. den) Meftun ve hayran eden. Şaşkın bir hâle getiren.
  • Fitneye düşüren.

mufi / mufî

  • İfa eden, ödeyen, yerine getiren.

müfkir

  • (Fakr. dan) Fakirleştiren.

müfredat

  • Bir bütünü meydana getiren şeylerin her biri.
  • Bir şeyin içindekiler.
  • Basit ve gayr-i mürekkeb şeyler.
  • Toptan mâlum olan şeylerin tafsilâtı, birer birer zikrolunmuşları.
  • Edb: Tek tek ve ayrı ayrı beyitler.
  • Gr: Bir ibareyi meydana getiren kelimelerin her

müfzi / müfzî

  • Yetiştiren, ulaştıran, vâsıl eden.

mugayyir

  • Tağyir eden, değiştiren.

mugzib

  • (Gazab. dan) Gazaba getiren, kızdıran.

muhallid

  • (Huld. den) Ebedîleştiren. Devamlı, sürekli ve ebedî kılan.

muhallil

  • (Hall. den) Eriten. Analiz yapan, tahlil eden.
  • Fık: Üç talakla boşanan ve iddetini bitiren bir kadınla evlenen erkek. (Karıyı boşayan birinci kocaya: Muhallelün leh denir.)
  • Tıb: Şişlere, iltihablara yarıyan ilaç.

muharrif

  • Değiştiren, bozan.

muharrik / مُحَرِّكْ

  • Hareket ettiren.
  • Harekete getiren. Hareket veren. Tahrik eden. Teşvik eden. Ayaklandıran.
  • Harekete getiren.

muhassıl

  • Husule getiren. Hâsıl eden. Meydana getiren.

muhassin

  • (Hasen. den) Güzelleştiren, güzellik veren.

muhassıs

  • Hususileştiren, ayıran.

muhassis

  • Tahsis eden. Has kılan. Hususileştiren.

muhavvil

  • Başka hâle koyan. Değiştiren. Tahvil eden.
  • Değiştiren.

muhavvil-ül havli ve-l ahval / muhavvil-ül havli ve-l ahvâl

  • Havli, kuvveti ve hâlleri değiştiren, başka şekle sokan Cenâb-ı Hak (C.C.)

muhayyir

  • Hayret ettiren.

mühdi / mühdî

  • Hediye veren. Hediye gönderen. İhda eden.
  • Hidayete getiren. Hidayete vesile olan.
  • Mürşid, muvaffak.
  • Risalet ve nübüvveti bütün âlemlere rahmet ve saadet sebebi olduğundan, Cenab-ı Hakk'ın bütün âlemlere hediye ve atiyyesi mânasında Resul-i Ekrem'in (A.S.M.) mübarek bi
  • Hidayete getiren.

muhdis

  • Bütün varlıkları yok iken var eden, meydana getiren, yaratan Allah.

mühezzib

  • Temizleyen. Islah eden. Safileştiren.

muhıkk

  • (Muhik) Haklı. Hakkı yerine getiren. Haklı olan.

muhiss

  • (Hiss. den) Hissettiren, duyuran.

muhkim

  • Kuvvetleştiren, sağlam kılan, ihkâm eden.

muhteri

  • İcad eden, yeni bir şey meydana getiren.

muhteri'

  • Misli görülmedik bir şey icâd eden. İcâd eden. Yeni bir şey bulan. Yeni bir şey meydana getiren.
  • Uydurma şeyler ortaya atan. Müfteri.

muhtır

  • (Hatır. dan) Hatıra getiren, hatırlatan.

muid / muîd

  • Yardımcı. Mubassır.
  • Dersi iade eden, tekrar ettiren. Muallim yardımcısı.
  • Geri çevirtici.
  • Bir şeyi âdet edinmiş olan.
  • Tecrübeli. Hâzık.
  • Güçlü. Kuvvetli.
  • Arslan.
  • Gazâ ve cihad eden kimse.

müjde-aver / müjde-âver

  • Müjde getiren. (Farsça)

müjde-res

  • Müjde veren, müjde getiren. (Farsça)

müjde-resan

  • Müjdeleyen, müjde getiren, müjde veren. (Farsça)

mukallib

  • (Kalb. den) Başka tavra geçiren. Başka hâle değiştiren. Bir başka tarafa döndüren.

mukarrir

  • (Karar. dan) Yerleştiren. Takrir eden. Sabit kılan.
  • Tekrar eden. Dersi tekrar ederek anlatan müderris.

mukavemetsuz / mukavemetsûz

  • Mukavemeti yok eden, dayanılmaz hâle getiren.
  • Dayanma gücünü bitiren.

mukavvim

  • Kıvama getiren. Biçimine koyan. Tesviye ve tanzim edici. Eğriyi doğrultucu.

mukayyi

  • Kay ettiren, kusturan.

mükebbir / مُكَبِّرْ

  • Tekbir getiren, "Allahü ekber" diyen.
  • Tekbir getiren, "Allahü ekber" diyen.
  • Tekbir getiren, "Allahuekber" diyen.
  • Tekbîr getiren.

mükemmil

  • Olgunlaştıran, yetiştiren.

mükessif

  • (Kesâfet. den) Koyulaştıran, kesif hâle getiren.

mukim / mukîm

  • İkamet eden. Ayakta duran.
  • Okuyan.
  • Bir memlekette devamlı duran.
  • Fık: Vatanında veya vatanı sayılan bir yerde onbeş günden fazla kalan kimse. (18 saatlik uzağa gidene "Misâfir" denir.)
  • Esmâ-i İlâhiyyeden olup "Her şeyi ayakta tutan, devam ettiren ve kayyumiyet

muktazi / muktazî

  • Gerekçe, gerektiren.
  • Gerektiren.

muktezi / muktezî

  • Gerektiren, gerekçe.

mukteziyat / muktezîyât

  • Gerektirenler, gerekçeler.

mülk / ملك

  • Yurt. (Arapça)
  • Kazanç getiren taşınmaz. (Arapça)

mülzim

  • İlzam eden, susturucu.
  • Lüzumlu gören. Gerektiren.
  • Verilen hükmün mutlak yerine getirilmesindeki mecburiyet.

mumil / mumîl

  • Bir tarafa doğru eğen. Meylettiren.

mümtesil

  • İmtisal eden, sıkı sıkıya bağlanan ve yerine getiren.

münbit

  • Verimli, verimi bol. İnbat eden, ekini güzel yetiştiren.

münciz

  • Verdiği sözü yerine getiren. Ahdini yapan. İncâz eden.

müneffis

  • Nefes verdiren, rahat ettiren.

münekkid

  • Tenkid eden, eleştiren, değerlendiren.

münhi / münhî

  • (Çoğulu: Münhiyân) (Nehy. den) Haberci. Haber getiren.

münhiyan

  • (Tekili: Münhi) Haberciler. Haber getirenler.

müntic

  • İntâc eden, netice veren. Sebebiyet veren, meydana getiren. Bir şeyin neticelenmesine sebep olan.

müptezel

  • çokluğu dolayısıyla değerini yitiren, değersiz.

mürebbi / mürebbî

  • Terbiyeci, terbiye eden, yetiştiren, ders veren. Pedagog.
  • Besleyen.
  • Terbiye eden, eğiten, yetiştiren.
  • Herşeyi terbiye ve idare eden, besleyip büyüten Allah.

müreccih

  • Tercih eden, üstün tutan, bir şeyi daha iyi ve mühim gören.
  • Tercih ettiren sebep.
  • Meyilli ve sakil, ağır şey.
  • Tercih eden, tercih ettiren sebep.

mürekkib

  • (Rükub. dan) Terkib eden. Bir birleşiği meydana getiren.

mürevvah

  • İyi edici, iyileştiren.

mürgbaz

  • Kuşçu. Kuş yetiştiren. (Farsça)

muris

  • Getiren. Veren. Kazandıran.
  • Fık: Miras bırakan.

mürşid-i kamil / mürşîd-i kâmil

  • Tasavvufta kemâle gelmiş, olgunlaşmış, evliyâlık mertebelerinin sonuna ulaşmış, kâbiliyeti olanları bu yolda yetiştiren rehber zât.

mürted

  • Din değiştiren, İslâm dinini bırakarak eski dinine veya başka bir dine geçmiş olan.

musaffi / musaffî

  • Safileştiren, arıtan.
  • Sâfileştiren. Temizleyen. Süzen. Tasfiye eden.
  • Safileştiren, temizleyen.

müsahhir

  • Teshir eden, zapteden. İstediği gibi hareket ettiren ve kullanan.

müsahhirü'ş-şemsi ve'l-kamer

  • Ayı ve Güneşi itaat ettiren, boyun eğdiren, Allah.

müsaif

  • İş bitiren, uygunluk gösteren.

müsebbib

  • Sebep, vesile ve mucib olan. Vücuda getiren, kuran.

müsebbib-ül esbab

  • Bütün sebeplere sâhip olan, hakiki müsebbib (Cenab-ı Hak). Bütün sebepleri meydana getiren, Allah (C.C.)

müsekkin / مُسَكِّنْ

  • Sâkinleştiren, uyuşturan.

müşerri'

  • Teşri' eden. Şeriatın kurucusu. Şeriat kanununu meydana getiren.

müsevvif

  • (Çoğulu: Müsevvifin) (Sevf. den) Geciktiren, atlatan.
  • Hayırlı işleri sonraya bırakan, sonra yaparım diyen, iyi işleri geciktiren, bugünün işini yarına bırakan kimse.

müsevvifin / müsevvifîn

  • (Müsevvifûn) Atlatanlar, geciktirenler, müsevvifler.

müşevvik

  • İsteğini arttıran. Gayrete getiren, şevk veren, teşvik eden.

müşhid

  • (Şehadet. den) Şâhid getiren. İşhad eden.

musil

  • (Vusul. dan) Yetiştiren, ulaştıran, vardıran.

müskir

  • (Sekr. den) Sarhoşluk veren, şuuru kaybettiren, kullanılması ve içilmesi haram olan zararlı madde.
  • Sarhoşluk veren, şuuru kaybettiren, aklı gideren ve keyf veren madde.

muslih

  • Islah eden. İyileştiren. Terbiye edici.
  • Islah eden, iyileştiren, düzelten.

muslihun / muslihûn

  • (Muslihîn) Islah edenler. Düzeltip iyileştirenler. Terbiyeciler.

müslim

  • Mûteber ve güvenilir olduğu bütün İslâm âlimleri tarafından kabul edilen, Kütüb-i sitte denilen altı hadîs kitâbının ikincisi.
  • Allahü teâlânın, peygamberi Muhammed aleyhisselâm vâsıtasıyla gönderdiklerine îmân edip, O'nun emirlerini yerine getiren, yasaklarından kaçan kimse.

müsliman

  • Allahü teâlânın, peygamberleri vâsıtasıyla gönderdiklerine ve Muhammed aleyhisselâma îmân edip, Allahü teâlânın emirlerini yerine getiren, yasaklarından kaçan kimse.

müsmi / müsmî

  • İşittiren.

müsmi'

  • İşittiren, sesi duyuran.

müsri'

  • Tesr'i eden. Sür'at ve hız veren, acele ettiren, çabuk gider olan.

müsta'bid

  • (Abd. dan) Kul veya köle edinen.
  • Kendine ibadet ettiren.

müsta'bir

  • (Çoğulu: Müsta'birîn) Rüya tabir ettiren.

müsta'birin / müsta'birîn

  • (Tekili: Müsta'bir) Rüyâ tabir ettiren kimseler.

müsta'mir

  • İsti'mar eden, bir yere muhacir yerleştirerek orasını mâmur hâle getiren.
  • Müstemlekeci. Sömürgeci.

müstahsil

  • Yetiştiren, yetiştirici, üretici.
  • (Hâsıl. dan) Yetiştiren, hâsıl eden, husule getiren, elde eden. Üretici.

müstahsilin / müstahsilîn

  • (Tekili: Müstahsil) Yetiştirenler, müstahsiller, üreticiler.

müstahzır

  • (Huzur. dan) Hazırlıyan.
  • Huzura getiren.

müştak ayinedar / müştak âyinedar

  • Allah'ın güzel isimlerini bir ayna gibi üzerinde aksettiren ve Onun sonsuz güzelliğine düşkün olan insan.

müstebdil

  • (Bedel. den) Değiştiren, istibdal eden.

müşteha

  • İştiha veren, iştiha getiren. Şehvet veren.

müstekmil

  • (Kemâl. den) Tam ve olgun bir hâle getiren. Eksiksiz olarak bitiren.

müstelzim

  • Lüzumlu, gerektiren. Mucib ve sebep. Bais olan. Bir şeyin lüzumunu deruhde eden.
  • Gerektiren, lüzumlu kılan.
  • Gerektiren.

mütecessis

  • Meraklı, gizli şeyleri öğrenmeğe çalışan.
  • Casusluk eden, yoklayıp haber eriştiren.

mütedeyyin

  • Din sahibi; dinin emirlerini yerine getiren, dindar.

mütehattır

  • (Hutur. dan) Hatırlayan, hatırına getiren, tahattur eden.

mütelevvin

  • Renk değiştiren.

mütemmim

  • Tamamlayan, bitiren.

mütenekkir

  • Bilinmeyecek, tanınmayacak surete giren. Kıyafet değiştiren.

mütevaggil

  • Bir şeyin çok derinliğine giren, meşguliyetini derinleştiren. Usanmayıp, yorulmayıp gayret ve devam eden.

muvahhiş

  • Vahşet veren. Vahşileştiren. Korkutan. Korkutup ürküten.

muvakkıf

  • Durduran. Tevkif eden. Alıkoyan. Vakf ettiren.

müvellid

  • Tevlid eden, husule getiren, doğuran. Doğurtan kimse. Meydana getiren.
  • Meydana getiren, doğurtan.

müvellid-ül humuza

  • Ekşilik, oksitlenme meydana getiren. Oksijen.

müvellide

  • Doğuran, meydana getiren.
  • Husule getiren, tevlid eden. Doğurtan. Ebe.

müvessi / müvessî

  • Genişlettiren.

müvessi'

  • Genişlettiren.

müzekkir

  • Andıran, hatıra getiren, yâd ettiren, zikrettiren, hatırda tutturan.
  • Zikreden, ibâdet eden.
  • Resul-i Ekrem (A.S.M.) mü'minleri ve bütün beşeriyeti tehlikeli şeylerden halâs edip iki cihan saadetine nâil olma yolunu tâlim ettiğinden, Kur'an-ı Kerim'de müzekkir diye isimlendiril

müzellil

  • Zelil eden, zelil kılan, alçaltıcı, hakirleştiren.

müzeyyin

  • Herşeyi eşsiz sanatıyla süsleyen, güzelleştiren Allah.

muzill

  • Zelil kılan. Zillete düşüren.
  • Adileştiren.

naip / nâip

  • Başkasının yerine geçip onun işini yürüten, yerine getiren.

name-res

  • Mektup ulaştıran, mektup eriştiren. (Farsça)

namus-ı ekber / nâmus-ı ekber

  • Peygamber efendimize vahy getiren ve dört büyük melekten biri olan Cebrâil aleyhisselâm, Cibril.

nasih / nâsih

  • Değiştiren, bir hükmü ortadan kaldıran.

nebe'-aver

  • Haber getiren. (Farsça)

nebi

  • Haber getiren. Peygamber. Yeni bir kitap ve şeriatla gelmeyip kendinden evvelki Resülün getirdiği kitap ve şeriatı devam ettiren Peygamber.

neşat-aver / neşat-âver

  • Sevinç ve sürur getiren. (Farsça)

nevheves

  • (Çoğulu: Nevhevesân) Bir işe yeni olarak ve büyük bir hevesle başlayan. (Farsça)
  • Sık sık iş değiştiren. Hevesi çabuk geçen. (Farsça)

nimet-i hayatiye

  • Hayatı devam ettiren nimet.

nur-u baki / nur-u bâkî

  • Kendi varlığı sonsuza kadar devam eden ve dilediği varlığa bekâ veren, onları sonsuz ve kalıcı hale getiren Allah'ın nuru.

nur-u hidayet / nûr-u hidayet

  • Doğru yola eriştiren hidayet nuru.

objektif

  • Hakikatı olduğu gibi aksettiren. (Fransızca)
  • Fotoğraf makinası ve dürbün gibi cihazlardaki mercekler. (Fransızca)
  • Gaye. (Fransızca)
  • Fls: Varlıkla alâkalı. (Fransızca)

örfi idare / örfî idare

  • (İdare-i örfî) Askerî kuvvete ihtiyacı gerektiren ve cemiyet hayatında zuhur eden müşkil hallerde vaktin icablarına göre ve vaziyet düzelinceye kadar sivil idare yerine askeri idare konması. Sıkı yönetim.

orhan gazi

  • (Mi: 1288 - 1359) Osmanlı Devletinin kurucusu olan Babası Osman Gazi vefat edince (1326) Onun yerine tahta geçti. Onu yetiştiren, Hocası Şeyh Edebâli idi. Genç yaşta gazi akıncılar arasına karıştı, çok cesur ve atılgandı. Akıncı Gaziler onun oğlu Süleyman Paşa kumandasında Rumeli'ye geçtiler. Türbes

perde

  • Kapı, pencere gibi yerlere asılan veya iki yeri birbirinden ayıran, görünmeğe mâni olan şey. (Farsça)
  • Mc: Irz, namus, iffet. (Farsça)
  • Bir müzik parçasını meydana getiren seslerden herbirinin kalınlık veya incelik derecesi. (Farsça)
  • Bir sahne eserinin büyük bölümlerinden her biri. (Farsça)
  • Ekran, (Farsça)

perver / پرور

  • (Pervar) "Besleyen, yetiştiren, velinimet, koruyan" mânâsında birleşik kelimeler yapılır. (Farsça)
  • Yetiştiren, eğiten, büyüten, besleyen. (Farsça)

perveran / perverân

  • (Tekili: Perver) Yetiştirenler, besleyenler, koruyup terbiye eden kimseler. (Farsça)

peyam-aver / peyam-âver

  • (Çoğulu: Peyamâverân) Haber getiren. (Farsça)

peyam-ber

  • Haber getiren. Peygamber. (Farsça)

peyemres

  • Haber getiren, haber ulaştıran, haberci. (Farsça)

peygamaver

  • (Peygam-âver) Haber getiren, haberci. (Farsça)

peygamber

  • (Peyamber) Allah'tan haber getiren. Allah'ı, âhireti, zararlı ve faydalı şeyleri tanıtan. Nebi. (Farsça)

rabb

  • Sâhib, mâlik, seyyid. Cenab-ı Hak (C.C.)
  • Besleyen, yetiştiren, terbiye eden. Müstahik. Hüdâvend.

rabıta

  • Rabteden, bağlayan, bitiştiren.
  • Münasebet, alâka, bağlılık, yakınlık. İki şeyi birbirine bağlayan tertip.
  • Nefsini dünyadan men edip âhirete, Allah'a (C.C.) bağlanmak.
  • Tertip, sıra, düzen, usûl.

rahile

  • Yük hayvanı.
  • Yük getiren deve.
  • Topluluk, kafile.
  • Üzerine binilen deve.

ratık

  • Bir şeyin yarığını bitiştiren, yırtığını kavuşturup birleştiren.

rejim-i bid'akarane / rejim-i bid'akârâne

  • Bid'aları, dinin aslından olmayan zararlı âdet ve uygulamaları getiren rejim.

resa

  • Yetişen, erişen. Yetiştiren. (Farsça)

resan

  • (Residen mastarından) "Yetişenler, ulaşanlar, getirenler" mânalarına gelerek birleşik kelimeler yapılır. (Farsça)
  • "Yetişen, getiren" mânâsında son ek.

reşid / reşîd

  • Allahü teâlânın Esmâ-i hüsnâsından (güzel isimlerinden). Mahlûkâta (yarattıklarına) doğru yolu gösterip, dilediğini bu yolda bulunduran.
  • Rüşd sâhibi yâni, dînî vazîfelerini yerine getiren ve malını tasarruf edebilen, âkıl bâliğ olan, aklını ve malını yerinde kullanan.

reşk-saz

  • Gıpta ettiren, imrendiren. (Farsça)

revabıt-ı içtima / revâbıt-ı içtimâ

  • Bir araya getiren bağlar.

revnak-efza

  • Bir şeyin parlaklığını artıran. Güzelleştiren. (Farsça)

rübai / rübaî

  • Dörtlük olan. Dörtle ilgili.
  • Edb: Dört mısralık belli vezinlerle yazılmış manzume. Aynı esasta 24 şekilli vezinle yazılan 4 mısralık şiir.
  • Gr: Mastarını meydana getiren dört harften hepsi de aslî olan kelimeler.

ruh-u cemaat

  • Cemaat ruhu; toplumu meydana getiren ruh.

rükn

  • Bir şeyin bir parçasını veya bütününü meydana getiren şey.
  • Namazın içindeki farz.
  • Kâbe'nin dört köşesinden her birine verilen isim.

ruziresan

  • Rızık yetiştiren, rızık ulaştıran, Allah (C.C.) (Farsça)

sa'd

  • Uğur, uğur getiren şey, iyilik, mübareklik, kuvvetlilik.
  • Kutlu, uğurlu.

sadık-ul va'd

  • Va'dinde duran, söz verdiği şeyi yerine getiren, ahdine sâdık olan. Cenab-ı Hak.

şafi / şâfî

  • Yarattıklarına şifa verip iyileştiren, sağlık ihsan eden Allah.

şafi-i hakiki / şâfî-i hakikî

  • Hastalıkları iyileştiren, gerçek şifâ verici olan Allah.

şagil

  • İşgal eden, tutan.
  • Meşgul eden, meşgul edici.
  • Meşgul olmayı gerektiren.
  • Bir mülkte oturan.

sai

  • Çalışan.
  • Devletçe posta idaresinin kurulmasından evvel mektup ve emanet götürüp getiren kimseler.
  • Bir yere vâli olan.
  • Cemaat başı.
  • Yan yan giden.
  • Hızlı yürüyen.
  • Koğuculuk yapan.

saib

  • Yağmur getiren bora.

sani' / sâni'

  • (Sun'. dan) Sanatkârca yapan. Yaratan. San'at eseri olarak meydana getiren. İşleyen, yapan. (Allah)
  • Sanatkârca yapan, yaratan, sanat eseri olarak meydana getiren. (Allah)

sarf

  • (Çoğulu: Süruf) Harcama, masraf, gider.
  • Fazl.
  • Hile.
  • Men etme. Bir kimseyi yolundan ve işinden ayırıp başka tarafa yöneltme.
  • Farz.
  • Gr: Bir lisanı meydana getiren kelimelerin değişmesinden, birbirinden türemesinden bahseden ilim şubesi. Kelime bilgisi. K

sarif

  • (Sarf. dan) Değiştiren.
  • Harcayan, sarf eden.

se'ir / se'îr

  • Cehennem'i meydana getiren tabakaların ikincisi. Burada Tevrât'ı değiştirenler yanacaktır.

şe'n

  • İş, yeni olan hal.
  • Şan.
  • Tavır.
  • Hâdise.
  • Vâkıa.
  • Kasdetmek.
  • Emr ü hal.
  • Tıb: Baştan göze gelen kan damarı. Baştan kaşa, kaştdan göze kan getiren iki damar ismi.
  • Fls: Bir şeyin hususiyetinin fiilî tezâhürü, neticesi ve eseri.

sebeb

  • Vâsıta. Bir işte te'siri olmayan fakat o işin yapılmasını, vücûdunu, var olmasını îcâb ettiren şey.

sekar

  • Cehennem'i meydana getiren tabakalardan üçüncüsü. Burada İncîl'i değiştirenler azâb görecektir.

sema' / semâ'

  • Bir veya birkaç kişinin çalgısız, âletsiz okudukları, dîni, îmânı kuvvetlendiren ve ahlâkı güzelleştiren ilâhî, mevlid, kasîde ve şiirleri dinlemek.

şerait-i sulhiye / şerâit-i sulhiye

  • Barışı ve barış ortamını meydana getiren şartlar.

şeref-resan

  • Şeref ulaştıran, şeref eriştiren.

şevk-aver / şevk-âver

  • Neşe veren, neşe getiren, şevklendiren. (Farsça)

şevk-engiz

  • Şevke getiren.

seyyal

  • Akıcı şey, su gibi sıvı olup akan. Çokça akan su.
  • Yer değiştiren her şey.

seyyar

  • Bir yerde durmayıp yer değiştiren.
  • Gökte veyâ güneş etrâfında dolaşan yıldız. Gezegen.
  • Kervan, kafile.
  • Otomobil.

şifa-bahş

  • Şifa veren, iyilik veren, iyileştiren. (Farsça)

şifa-resan

  • Şifa veren, şifa yetiştiren.

şifakar / şifakâr / شفاكار

  • Şifa veren, iyileştiren. (Arapça - Farsça)

şifaresan / şifâresân / شفارسان

  • Şifa veren, iyileştiren. (Arapça - Farsça)

sıla

  • Fıkıh ve tasavvufu (kalb bilgilerini) meczeden, birleştiren mânâsına İmâm-ı Rabbânî hazretlerinin lakabı.

silsile

  • Birbirine bağlanan, bir sıra meydana getiren şey. Zincir. Zincir gibi birbirine ekli ve bitişik olan.
  • Soy, sop.
  • Sıradağ.
  • Seri. Dizi.
  • Ard arda gelen şeylerin meydana getirdiği sıra.

sima' / simâ'

  • Bir kişinin veya birkaç kişinin çalgısız, âletsiz ve müzik perdelerine uydurmadan okudukları dîni, îmânı kuvvetlendiren ve ahlâkı güzelleştiren şiirleri, kasîdeleri, ilâhileri ve mevlidleri dinlemek.

ta'an

  • (Ta'n. dan) Çok zemmedip yeren. Çekiştiren.

ta'ne-zen

  • Söven, zemmeden, hicveden, yeren, çekiştiren. (Farsça)

taaccübü mucip

  • Şaşkınlığı, gerektiren, hayret sebebi.

tabaka-i havass / tabaka-i havâss

  • Toplumun üst seviyesini meydana getiren seçkinler tabakası.

tabiat bataklığı

  • Materyalist düşünce; tabiat için, "insan faaliyetlerinin dışında kendi kendini sürekli olarak yeniden yaratan ve değiştiren güç" düşüncesi.

tabiat dalaleti / tabiat dalâleti

  • Materyalist düşünce; tabiat için, "insan faaliyetlerinin dışında kendi kendini sürekli olarak yeniden yaratan ve değiştiren güç" düşüncesi.

tabiat fikri

  • Materyalist düşünce; tabiat için söylenen, "insan faaliyetlerinin dışında kendi kendini sürekli olarak yeniden yaratan ve değiştiren güç" düşüncesi.

tağyir eden

  • Değiştiren.

taife

  • Hususi bir sınıf meydana getiren insanlar. Kavim, kabile. Takım.

takdir

  • Beğeniyi dile getiren ifade.

takdir eden

  • Beğendiğini dile getiren.

tebah-kar / tebah-kâr

  • (Çoğulu: Tebâhkârân) Mahveden, harab eden, bitiren. (Farsça)

tebehkar

  • (Çoğulu: Tebehkâran) Mahveden, harab eden. Bitiren. (Farsça)

tecdid-i iman / tecdîd-i îmân

  • Bilerek veya bilmeyerek küfrü gerektiren (îmânı gideren) bir sözü söylemek veya bir işi yapmak yâhut böyle bir şeyi yapmış olma ihtimâli üzerine, Lâ ilâhe illallah Muhammedün Resûlullah sözünü; mânâsını bilerek ve inanarak söyleyip, îmânını yenileme, tâzeleme.

tefil / tefîl

  • Fiilleri etken hâle getiren kalıp.

teharüc

  • Çıkışmak.
  • Tevzi etmek, dağıtmak.
  • Fık: Ortakların bir kısmı akar (para getiren mülk), bir kısmı arazi, bazısı da para üzerine yaptıkları anlaşma.

tekbirhan / tekbirhân

  • Tekbir getiren. (Farsça)

tekvin eden

  • Meydana getiren.

tenkit eden

  • Eleştiren.

tenkitkar / tenkitkâr

  • Tenkit eden, eleştiren.

tenvin

  • Kelime sonunu "nun" ile bitiren işaret.

terbiye eden

  • Belli bir amaca erişecek şekilde geliştiren, olgunlaştıran.

tercüman / ترجمان

  • Çevirmen. (Arapça)
  • Duyguları, görüşleri dile getiren. (Arapça)

terennüm eden

  • Dile getiren.

terettüb eden

  • Sıralayan, gerektiren.

tesis eden

  • Kuran, yerleştiren.

teşkil eyleyen

  • Oluşturan, meydana getiren.

tesniye

  • Vasıflandırma.
  • Gr: Arapçada bir kelimenin iki şeye delâlet etmesi hâli, kelimeyi iki şeye delâlet ettiren siga. Bu şekil kelimenin sonuna "elif-nun" veya "ye-nun" getirilerek yapılır. Meselâ: Recul: Adam. İki adam demek için: Reculân () veya Reculeyn () denir.

teşyici / teşyîci

  • Cenazeyi kabre getiren.

tevhid-i kayyumiyet / tevhid-i kayyûmiyet

  • Allah'tan başka varlıkları ayakta tutup varlıklarını devam ettiren kuvvet ve kudretin olmaması.

ukad-ı hayatiye

  • Can alıcı noktalar, hayat düğümleri. Bir şeyi meydana getiren aslî rükünler.

ülü'l-azm

  • Şerîat sâhibi, yeni din getiren peygamberlerden altı tânesine ve en büyüklerine verilen ad. Bunlar; Âdem, Nûh, İbrâhim, Mûsâ, Îsâ ve Muhammed aleyhimüsselâmdır. Allahü teâlânın emir ve yasaklarını insanlara anlatırken çok sıkıntı çektikleri ve bu sık ıntılara sabr ettikleri için kendilerine bu isim

uzv

  • Canlıyı meydana getiren parçaların her biri, organ.

va'd

  • Söz verme, söz verilen şey.
  • Allahü teâlânın; emirlerini yerine getirenleri çeşitli nîmetlerle mükâfâtlandıracağını, karşı gelenleri ise, azâb ile cezâlandıracağını bildirmesi, söz vermesi. Buna va'd-ı ilâhî de denir.
  • Bir kimsenin, başka birisine bir husûsta söz vermesi.

vacid / vâcid / واجد

  • Vücuda getiren.
  • Varlıklı. Fâtır. Gani ve zengin.
  • Mevcud olan.
  • Var eden, vücuda getiren.
  • Tanrı. (Arapça)
  • Meydana getiren. (Arapça)

vafi / vâfi

  • (Vefâ. dan) Tam, elverişli, kâfi, yeter.
  • Sözünün eri.
  • Va'dini mutlak yerine getiren Cenab-ı Hak.

vassal

  • Ulaştıran, vasleden. Birleştiren.

vaz eden

  • Koyan, yerleştiren.

vaz' eden

  • Koyan, yerleştiren.

vazı / vâzı

  • Bir tarif, sistem vs. koyan, yerleştiren.

vazı' / vâzı'

  • Koyan, yerleştiren.
  • (Vazıa) Koyan. Yerleştiren. Vaz' eden.

vazı-ı esaret / vâzı-ı esaret

  • Kölelik koyan, esaret getiren.

vazı-ı kanun / vâzı-ı kanun

  • Kanun koyan. Kanun yerleştiren. Kanun hazırlayan.

vekil / vekîl

  • Allahü teâlânın Esmâ-i hüsnâsından (güzel isimlerinden). Mahlûkâtın dünyâda ve âhirette işlerini hakkıyla yerine getiren, rızkları veren, tevekkül etmeye (kendisine güvenilmeye) lâyık olan.
  • Bir kimsenin, bir işi yapmak için kendi yerine koyduğu, işini havâle ettiği kimse.

veli / velî

  • Allahü teâlânın Esmâ-i hüsnâsından (güzel isimlerinden). Mü'minleri seven, onlara yardım eden, işlerini bitiren, sevdiklerini sevmediklerine gâlib, üstün kılan, kâfirleri sevmeyen.
  • Bir çocuğun veya kadının babası yoksa baba tarafından dedesi, yoksa kâdı veya bunların vasî tâyin ettik

velvele-i teşhir ve takdis

  • Güzellikleri sergilemek ve bütün eksikliklerden uzak görmeyi dile getiren sesler.

veter

  • Yayın çilesi. İp ve kiriş.
  • Bir kavsın iki ucu arasına çekilen doğru çizgi.
  • Kasları hareket ettiren kalın sinir.

vusla

  • Bir şeyi başka bir şeye ekleyen, bitiştiren şey.

vuslat

  • Visal. Sevdiğine kavuşma, ulaşma, bitişme. Bitiştiren.

za

  • (-Zây) " Doğuran" anlamına gelir ve birleşik kelimeler yapılır. Meselâ: Nâdire-zâ : Nâdir şeyler yapan, bulunmaz şey meydana getiren. (Farsça)

zakire / zâkire

  • Andıran, hatırlatan, hatıra getiren şey.

zat-ı baki / zât-ı bâkî

  • Kendi varlığı sonsuza kadar devam eden ve dilediği varlığa bekâ veren, onları sonsuz ve kalıcı hale getiren Zât; Allah.

zat-ı kayyum / zât-ı kayyûm

  • Herşeyi kendi varlığıyla ayakta tutan ve varlıklarını devam ettiren Zât, Allah.

zat-ı kayyum-u ezeli / zât-ı kayyûm-u ezelî

  • Herşeyi kendi varlığıyla ayakta tutan ve varlıklarını devam ettiren, kendi varlığının da başlangıcı olmayıp sürekli var olan Zât, Allah.

zat-ı kayyum-u zülcelal / zât-ı kayyûm-u zülcelâl

  • Herşeyi kendi varlığıyla ayakta tutan ve varlıklarını devam ettiren, büyüklük ve haşmet sahibi Allah.

zeban-aver / zeban-âver

  • Düzgün konuşan, düzgün söz veya şiir söyleyen. (Farsça)
  • Dile getiren. (Farsça)

zerrat-ı zücaciye

  • Cam zerreleri, camı meydana getiren atomlar.

 

Bağış Yapmak İçin Tıklayın