LUGGAT
OSMANLICA TÜRKÇE SÖZLÜK

{ lügât . lügat . لغت }

Arapça ve Farsça yazımları, Osmanlıca okunuşları 
ve detaylı açıklamaları ile birlikte.

Arama yapmak istediğiniz kelimeyi girip
karşılığını bulmak istediğiniz "OSMANLICA ARA" ya da "TÜRKÇE ARA" butonlarına tıklayın.
Türkçe - Osmanlıca Sözlük'te Temel ifadesini içeren 277 kelime bulundu...

işa-i rabbani / işâ-i rabbânî

  • Hıristiyanların, dinlerinin temel inançlarından biri gibi kabûl ettikleri akşam yemeğinde güyâ Îsâ aleyhisselâmın etini yiyip, kanını içerek onunla birleşeceklerine ve böylece günâhlarının döküleceğine inanmaları.

a'mide

  • (Tekili: Amud) Direkler. Temeller. Sütunlar.
  • Mc: Büyük kimseler. Büyükler.

agvas

  • (Tekili: Gavs) Yardım istemek için bağırmalar. İmdat istemeler.

akaid-i diniye

  • Dinin inanç esasları, temelleri.

amentü / âmentü

  • İslâm dîninde inanılması lâzım olan altı temel esas.

analoji

  • Mant. Benzetme yoluyla sonuç çıkarma. Bilinmeyen bir durum, bir hadise, bir münasebet ve bir varlık hakkında hüküm vermek için bilinen bir benzeri hakkındaki bilgilerden faydalanılarak muhakeme yürütülmesidir. Bu tarz düşünce çok defa düşüneni yanlış sonuca götürür. Muhtemel olanın muhakkak zannedil

anasır / anâsır

  • (Tekili: Unsur) Unsurlar. Bir şeyin meydana gelmesine sebeb olan temel esaslar. Elementler.

anasır-ı asliye / anâsır-ı asliye

  • Temel unsurlar, ana maddeler.

anasır-ı erbaa-i islamiye / anasır-ı erbaa-i islâmiye

  • İslâmî dört temel unsur (kitap, sünnet, icma, kıyas).

anasır-ı esasiye / anâsır-ı esasiye

  • Esas unsurlar, temel konular.

anasır-ıerbe'a / anâsır-ıerbe'a

  • Dört temel unsur. Maddelerin asıllarını teşkil ettiği kabûl edilen dört unsur; toprak, su, hava, ateş.

asal

  • Temel, kök. (Farsça)

asıl

  • Kendisi, temel, kök.

asl

  • Temel, esas, kök. Bidâyet. Mebde', dip, hakikat. Hâlis, sâfi. Haseb ve neseb. Soy sop. Zâten, en ziyâde.
  • Temel.
  • Kök, temel, esas.

asl-ı evvel

  • İlk temel, kaynak.

asl-ı nübüvvet

  • Peygamberliğin aslı, temeli.

asl-ı nur

  • Nurun aslı, temeli.

asla irca etme / asla ircâ etme

  • Temele dayandırma.

asla ve mutlaka zarar iras etmez / asla ve mutlaka zarar îras etmez

  • Bir meselenin temelinde ve özünde olan unsurlara kesinlikle ve hiçbir şekilde zarar vermez.

aslen

  • Kök veya soy bakımından, aslında, esasında; temelden, kökten.

aza-yı esasi / âzâ-yı esasî

  • Temel organlar.

aza-yı esasiye / âzâ-yı esasiye

  • Temel organlar.

baraka

  • İtl. Temelsiz küçük yapı.

bazgeşt / bâzgeşt

  • Nakşibendiyye yolunda on bir temel esastan biri. Sâlik'in (tasavvuf yolcusunun) Kelime-i tevîhdden sonra kalbinden; "İlâhî! Maksûdum Sensin. Matlûbum (maksadım) Senin rızândır."demesi.

benevre

  • Temel, esas, asıl. (Farsça)

bi-bünyad / bî-bünyad

  • Esassız, temelsiz. (Farsça)

bi-namaz / bî-namaz

  • Namaz kılmayan, namazı terkeden, namazsız. Beynamaz. Namaz, İslâmın temel şartlarından biridir. Peygamberimiz (A.S.M.), namaz dinin direğidir demiştir. Namazını terkeden dininin direğini yıkmış olur. Beş vakit namaz için bir saat yetmektedir. İnsan bir günün 24 saatinden bir saatini Allah'ın huzurun (Farsça)

bih

  • Menba, kaynak. (Farsça)
  • Temel, asıl, kök. (Farsça)

bün / بن

  • Temel, esas, kök, netice, son.
  • Kök. (Farsça)
  • Dip. (Farsça)
  • Temel. (Farsça)

bündad

  • Temel. Binanın esası. (Farsça)
  • Destek, payanda. Duvar, set. (Farsça)

bünlad

  • Destek, payanda, duvar, set. (Farsça)
  • Temel. Esas, bina. (Farsça)

bünyad / bünyâd / بنياد

  • Temel, esas. Yapı, binâ. (Farsça)
  • Temel, kök. (Farsça)
  • Yapı, bina. (Farsça)

butlan / butlân

  • Batıllık, temelsizlik, çürüklük.

çekirdek-i esasiye

  • Temel çekirdek.

cevheri / cevherî

  • Asıl, temel, öz.

cezr

  • Kök, asıl, temel. Bünyâd.
  • Kesmek.
  • Mat: Kendi misline darbolunmakla (çarpılmakla) bir sayı meydana getiren rakam (Kare kök). Üç, dokuzun cezri'dir. Dokuz, üçün meczuru'dur.
  • Derya, deniz.
  • Arı kovanından bal almak.
  • Ay ve güneşin câzibesi te'siri ile deniz

cihet-ül vahdet-i ittihad

  • Birleşmenin birlik ciheti. Yani birleştiren temel unsur. Birleştiren ve birleşilen esas.

cirm-i şems

  • Güneşin temel yapısı.

cirs

  • Temel, kök, menşe, kaynak, menba.

cürsume

  • (Cürsâm) Kök, asıl, temel. Bir tohumun özü. İlk hücrelik.
  • Gırtlak kapağı.
  • Karınca yuvası.

cüz-ü tamm

  • Bütün. Bir şeyin, temel vasıflarının tamamını toplayan parçası. Parçalandığı vakit ana vasfını ve asliyetini kaybeden şey.

dimne

  • (Çoğulu: Dimen) Ters.
  • Duvar temeli.
  • Kin, düşmanlık.
  • Süprüntülük.

dıms

  • Duvar temeli.

düstur-u cifri / düstur-u cifrî

  • Cifir ilminin üzerine kurulu olduğu temel kural.

düstur-u esas

  • Temel kanun, anayasa.

düstur-u esasi / düstur-u esasî

  • Temel düstur, esas prensip.

düstur-u esasiye

  • Esas düstur, temel prensip.

ecza-i asliye / eczâ-i asliye

  • Vücudda temel teşkil eden parçalar ve kısımlar, unsurlar.

ekser-i hükema

  • Aklı temel alan bilginlerin, filozofların çoğunluğu.

emel-i vehmi / emel-i vehmî

  • Temelsiz ümit, kuruntuya dayalı beklenti.

erkan / erkân / اركان / اَرْكَانْ

  • (Tekili: Rükn) Rükünler. Esaslar. Temeller. İleri gelen kimseler.
  • Temel unsurlar, ileri gelenler.
  • Direkler. (Arapça)
  • Temeller, esaslar. (Arapça)
  • İleri gelenler, üst düzeyde bulunanlar. (Arapça)
  • Önderler. (Arapça)
  • İleri gelenler, temel esaslar.

erkan ve ahkam-ı zaruriye / erkân ve ahkâm-ı zaruriye

  • İslâmın yerine getirilmesi zorunlu temel esasları ve hükümleri.

erkan-ı alem / erkân-ı âlem / اَرْكَانِ عَالَمْ

  • Maddî âlemin temel unsurları.
  • Âlemin temel esasları.

erkan-ı azime-i kainat / erkân-ı azîme-i kâinat

  • Kâinattaki büyük temel unsurlar, varlıklar.

erkan-ı islamiye / erkân-ı islâmiye

  • İslâmiyetin esasları, temelleri, rükünleri. (Şehâdet getirmek, Namaz kılmak, Oruç tutmak, Zekât vermek ve Hacca gitmek.)

erkan-ı kainat / erkân-ı kâinat

  • Kâinatı oluşturan temel unsurlar.

erkan-ı seb'a / erkân-ı seb'a

  • Yedi temel.

es'ile

  • (Tekili: Sual) Sualler. Bir şey istemeler. Sorular.

esas / اساس / esâs

  • Temel. Kök. Rükün. şart. Hakikat ve mahiyetler.
  • Temel.
  • Temel, kök.
  • Temel.
  • Asıl, kök, temel. (Arapça)

esas ittihaz etmek

  • Temel kabul etme.

esas tutmak

  • Temel almak, temel kabul etmek.

esas-ı azimet

  • Azimetin (en üstün hükmün) esası, temeli.

esas-ı din

  • Dinin esası, temeli.

esas-ı faside

  • Bozuk esas, çürük temel.

esas-ı fikirleri

  • Düşüncelerinin temeli, aslı esası.

esas-ı insaniyet / esâs-ı insâniyet

  • İnsaniyetin aslı, temeli.

esas-ı kafi / esâs-ı kâfi

  • Yeterli esas, yeterli temel taşı.

esas-ı lazım ve metin / esas-ı lâzım ve metin

  • Gerekli ve sarsılmaz esas, temel kural.

esas-ı meslek

  • Bir meslek ve metodun üzerine bina edildiği temel.

esas-ı mezhep

  • Mezhebin temeli.

esas-ı müselleme

  • Doğruluğu şeksiz, şüphesiz kabul edilen temel esas.

esas-ı takva / esas-ı takvâ

  • Takvânın esası, temeli.

esas-ı tarikat

  • Tarikatın temeli, kökü.

esas-ı velayet / esas-ı velâyet

  • Veliliğin esası, temeli.

esasat / esasât / esâsât

  • Temel malzemeler, mobilya, dekorasyon, döşeme gibi ev eşyaları.
  • (Tekili: Esas) Esaslar. Temeller, kökler.
  • Temeller, esaslar.
  • Esaslar, temeller.

esasat-ı aza / esasat-ı âzâ

  • Temel organlar.

esasat-ı batıla / esasat-ı bâtıla

  • Batıl temeller.

esasat-ı diniye / esâsât-ı diniye

  • Dinin esasları, temelleri.

esasat-ı faside / esâsât-ı fâside

  • Bozuk esaslar, çürük temeller.

esasat-ı kur'aniye / esâsât-ı kur'âniye

  • Kur'ân'ın esasları, temel kuralları.

esasat-ı sadıka / esâsât-ı sâdıka

  • Doğru esaslar, sağlam temeller.

esasat-ı şeriat / esâsât-ı şeriat

  • Şeriatın, dînin esasları, temelleri.

esasat-ı sünnet-i seniye / esâsât-ı sünnet-i seniye

  • Sünnet-i Seniye'nin esasları, temelleri.

esasen

  • Kendiliğinden, aslından, temelinden.
  • Temel olarak.

esasıyla

  • Temelinden.

esasiyle / esâsiyle

  • Köküne kadar, ta temelinden.

esasiyye

  • Asılla temelle alâkalı. Esasa ait ve müteallik.

esaslar

  • Temeller.

esassız

  • Temelsiz.

eshab-ı temyiz / eshâb-ı temyîz

  • Hanefî mezhebinde, fıkıh âlimlerinin altıncı tabakası. Bunlar kuvvetli hükümleri zayıf olanlardan, zâhir haberleri (İmâm-ı Muhammed'in Hanefî mezhebinin temeli olan meşhûr altı kitâbında bildirdiği haberleri), nâdir haberlerden (İmâm-ı Muhammed'in, İmâm-ı a'zâm ve talebelerinin diğer kitâblarda bild

fakir

  • Aslî (temel) ihtiyâçlarından başka nisâb miktârı (dînen zengin sayılacak kadar) malı olmayan.
  • Tasavvufta fakir: Derviş. Her zaman her işte yalnız Allahü teâlâya muhtaç olduğunu bilen, bütün ihtiyaçlarını hep Allahü teâlâya arz eden.

faraziye

  • (Hipotez) Var sayma, kabul. Bir hâdiseyi, bir olayı açıklamak, bir düşünceyi isbat etmek için isbatı yapılmamış başka düşünceleri dayanak olarak alma. Müsbet ilimlerde araştırmanın bir merhalesini meydana getirir. İncelenen hâdiseyi açıklaması muhtemel olan faraziyeler düşünülür. Faraziyenin doğrulu

faridat-ı adile / farîdât-ı âdile

  • Dînimizin dört temel kaynağından icmâ' ve kıyâs.

fark-ı esasi / fark-ı esasî

  • Esastaki fark, temeldeki farklılık, ayrılık.

fazl-ı azim / fazl-ı azîm

  • Büyük değer, temelde var olan büyük meziyet.

fer'i hüküm / fer'î hüküm

  • Temele ait olmayan hüküm, dallara ait hüküm.

ferman-ı esasi / fermân-ı esasî

  • Asıl, temel ferman, buyruk.

firaş-ı sahih

  • Fık: Nikâh ve mülk-i yemine müstenid bulunan istifraş. Mülk-i yemin, bir kimsenin temellükünde bulunan cariye demektir. Binaenaleyh bu iki şarta dayanan istifraştan, meydana gelecek çocuk, varis addolunur. Ancak, cariyeyi istifraşta husule gelen çocuğun kendisinden olduğunu müstefrişin söylemesi lâz

füruat-ı şeriat

  • Dinin temel meselelerinden ayrılan dalları, alt bölümleri.

gavr

  • Bir şeyin dibi. Çukur.
  • Batmak.
  • Derinlik, nihayet. Kök, esas, temel.
  • Tefekkür, teemmül.
  • Dolanmak.
  • Hakikat.

hacat-ı zaruriye / hâcât-ı zaruriye

  • Zorunlu temel ihtiyaçlar, yiyecek ve içecek gibi.

hak tarikatler / hak tarîkatler

  • Ehl-i sünnet anlayışını benimseyen, İslam'ın temel esaslarını uygulayan ve mânevî bir silsileye sahip mürşidler tarafından temsil edilen tarîkatler.

hakaik-ı akaid-i islamiye / hakâik-ı akâid-i islâmiye

  • İslâmın temellerini meydana getiren iman hakikatleri, inanç esasları.

hakaik-i esasiye

  • Temel, esas gerçekler.

hakaik-ı esasiye-i imaniye ve kur'aniye / hakâik-ı esâsiye-i imâniye ve kur'âniye

  • İmanın ve Kur'ân'ın temel gerçekleri.

hakaik-i esasiye-i kur'aniye ve imaniye / hakaik-i esasiye-i kur'âniye ve imaniye

  • Kur'ân ve imânın temel hakikatleri.

hakikat-i nev'iye

  • Türün temel özelliği, hakikati.

hassa / hâssa

  • Temel özellik.

hassa-i zatiye / hâssa-i zâtiye

  • Birşeyin bizzat kendinde bulunan temel nitelik.

hasse-i zatiye / hâsse-i zâtiye

  • Bir şeyin zâtına, kendine ait temel özellik.

havaic-i zaruriye / havâic-i zaruriye

  • Gerekli ihtiyaçlar, giderilmesi lüzumlu olan ihtiyaçlar; yeme içme, ev ve binek gibi temel ihtiyaçlar.

havass-ı mümeyyize / havâss-ı mümeyyize

  • Birşeyi diğerinden ayıran temel özellikler.

havayic-i asliyye / havâyic-i asliyye

  • İhtiyaç eşyâları. Temel ihtiyâçlar. Bir kimsenin yiyecek giyecek ve ev gibi ihtiyaç duyduğu lüzumlu maddeler ve evde kullanılan eşyâ ve âletler, hizmetçiler, binecek vâsıtası, meslek kitapları (din kitapları) ve ödeyeceği borçları.

hayati / hayatî

  • Hayata ve yaşamağa ait. Hayatla alâkalı. Hayat için mecburi olan.
  • Mc: Çok önemli bir şeyin bağlı bulunduğu başka bir şey. Temel.

hikmet-i esasiye

  • Temel hikmet.

him

  • Deveye ârız olan susuzluk hastalığı.
  • Kürtçede: Temel, esas.

hukuk-u medeni / hukuk-u medenî

  • Umumi mânada: Temel hak ve hürriyetler ve medeni haklar. Avrupaî mânada ise: Lâik hukuk sistemi, medeni hukuk.

i'tikad

  • İnanmak. İnanç. Sıdk ve doğruluğuna kalben kararlı olmak. Gönülden tasdik ederek inanmak. Dinin temelini meydana getiren şeylere inanmak.

idealizm

  • Bilgide temel olarak düşünceyi alan ve eşyanın müstakil mevcudiyetlerini inkâr edip fikren mevcudiyetlerini kabul eden yanlış bir felsefe doktrini. (Fransızca)

ihtimal ki / احتمال كه

  • Belki de, muhtemelen. (Arapça - Farsça)

ilel

  • (Tekili: İllet) İlletler. Esaslar. Temeller. Sebebler.
  • Sakatlıklar. Hastalıklar.

ille-i gaye

  • Esas gaye, temel amaç.

illet-i hüküm

  • Hükmün illeti, sebebi; bir hükmün, üzerine bina edildiği temel sebebi, gerekçesi.

ilm-i hal / ilm-i hâl

  • İslâm dininin her müslüman için bilinmesi gereken temel bilgileri.

ilm-i kelam / ilm-i kelâm

  • Kelime-i şehâdeti ve buna bağlı olan îmânın altı temel bilgisini öğreten ilim.

ilm-i usuliddin / ilm-i usûliddin

  • Dinin temel meselelerini ve gayelerini araştıran metod ilmi; metodoloji.

imad

  • Direk, kolon.
  • Temel, esas.
  • Kuvvet.
  • Bir kavmin reisi ve başta geleni.
  • Yüksek bina.

iradat

  • (Tekili: İrade) İstemeler, buyruklar, iradeler, emirler, fermanlar.

israiliyat

  • İsrailoğullarına ait bilgiler, bir temele dayanmayan gerçek dışı anlatımlar.

isti'naf

  • Önceki cümlelere bağlı olmayıp ilerdeki muhtemel sorulara cevap teşkil etme.

istianat / istiânât

  • Yardım istemeler.

istiare-i mekniye

  • (Kapalı istiare) Teşbihin temel unsurlarından yalnız benzetilenle yapılan istiare. Meselâ: Merhum Mehmed Akif'in:Şu karşımızda mahşer kudursa, çıldırsa,Denizler ordu, bulutlar donanma yağdırsa,Değil mi ortada bir sine çarpıyor, yılmaz.Cihan yıkılsa, emin ol bu cephe sarsılmaz...beyitlerinde düşman k

istiare-i musarraha

  • (Açık istiare) Teşbihin iki temel unsurundan yalnız kendisine benzetilen ile yapılan istiare.Meselâ: Büyük âlimlere; ayaklı kütüphane veya yaşlı kimselere hayatının son baharında denilmesi gibi.

istiş'arat

  • (Tekili: İstiş'ar) Yazı ile bildirilmesini istemeler.

kaide / kâide / قاعده

  • Esas. Temel. Düstur. Nizam. Yol. Ayaklık.
  • Dip taraf.
  • Bir şeyin meydana gelmesine şart ve düstur olan husus.
  • Bir ilim ve fennin düsturlarından her biri.
  • Fık: Hayızdan ve çocuktan kesilmiş kadın.
  • Esas, temel.
  • Usul, nizam, kural.
  • Taban.
  • Ayaklık.
  • Yaprakların köke birleştiği yer.
  • Kural. (Arapça)
  • Temel, esas. (Arapça)

kaide-i esasi / kaide-i esâsi

  • Temel kural.

kaide-i esasiye

  • Esas kaide, temel kural.

kal'

  • Koparma, koparılma, sökme, sökülme, çıkarılma, temelinden çekip atma.

kamed

  • Binanın temeli.

kanun-u esasi / kanun-u esasî

  • Temel kanun. Temel ve esasa ait kanun. Bir bünyenin aslını ve mahiyetini teşkil eden kanun.

kanun-u esasi-yi beşeriye / kanun-u esasî-yi beşeriye

  • İnsanların temel kanunu, anayasası.

kanun-u esasiye

  • Temel kanun, anayasa.

kanun-u esasiye-i kur'aniye / kanun-u esasiye-i kur'âniye

  • Kur'ân'ın temel kanunu, hükmü.

karakter

  • Temel özellik.
  • yun. Huy. Mizac. Seciye. Bir şeyi benzerlerinden ayırdetmeğe yarayan temel hususiyet.

karbon

  • Lât. Basit olup kömürleşmiş hâlde bulunan bir temel unsur. Kömür. Billurlaşmış halde kömürleşmiş cisim.

kasr-ı meşid-i nurani / kasr-ı meşîd-i nuranî

  • Temelleri sağlam ve etrafına aydınlık saçan saray.

kavaid-i esasiye

  • Temel kurallar, prensipler.
  • Esası teşkil eden temel kaideler.

keyfiyet-i muamele

  • Davranış ve tavırların niceliği, temel özelliği.

kıvam

  • Dayanak, direk, temel.

kudret-i zatiye / kudret-i zâtiye

  • İktidar; temel, öznel kudret.

künh

  • Bir şeyin aslı, temeli, dip, kök, öz.

kütüb-ü imaniye ve islamiye / kütüb-ü imaniye ve islâmiye

  • İman hakikatlerini ve İslâmın temel özelliklerini anlatan kitaplar.

laik

  • Dine istinad etmeyen. Ruhanî olmayan kimse. Dini olmayan şey. Dinî olmayan fikir, dinî olmayan müessese, sistem veya prensip. Devleti dinî esas ve hükümler ile idare etmeyen sistem. Temel esasların ve kanunların menşeini ve teşri'de (kanun yapmakta) hareket noktasını ve değer ölçüsünü dine isnad etm (Fransızca)

letafet-i asliye / letâfet-i asliye

  • Bir şeyin aslında ve temelinde bulunan tatlılık, hoşluk.

li

  • Gr: Lâm harfinin esre ile okunuşu. Bir kelimenin başına geldiğinde, "için, dolayı, ötürü, yüzünden, sebebinden" gibi mânâlara gelir. Kendinden sonraki isimleri cerreder. Yerine göre muhtelif isimler alır. Lâm-üt-tahsis ve temellük gibi.

lüzum-u zati / lüzum-u zâtî

  • Varlığının zorunlu şartı ve ayrılmaz temel özelliği.

maariz-ül kelam / maarîz-ül kelâm

  • Kelâmda irad olunan kapalı mânâlar. Bir sözün asıl mânâsından başka mânâyı istemeler.

madde-i esasiye

  • Temel madde.

madde-i unsuriye

  • Bir varlığı oluşturan temel madde, element.

mahiyat-ı eşya / mâhiyât-ı eşya

  • Kâinattaki eşya ve varlıkların mâhiyetleri, temel özellikleri ve asıl yapıları.

mahiyat-ı mümkinat / mâhiyât-ı mümkinât

  • Kâinattaki varlıkların mâhiyetleri; varlığıyla yokluğu eşit olan ve varlığı Cenâb-ı Hakkın var etmesine bağlı olan varlıkların temel özellikleri, asıl yapıları.

mahiyat-ı mümkine

  • Mümkin olan mâhiyetler; varlığı da yokluğu da eşit olan varlıkların temel özellikleri.

mahiyat-ı mümkünat / mahiyât-ı mümkünat

  • Yaratılmışların mahiyetleri, temel yapıları.

mahiyet-i beşeriye

  • İnsanların yapısında bulunan temel özellik.

mahiyet-i eşya

  • Varlıkların mahiyeti, temel özelliği.

mahiyet-i insaniye / mâhiyet-i insaniye

  • İnsana ait temel özellik, insanın içyapısı.

mahiyet-i muhammediye

  • Hz. Muhammed'e ait temel özellik.

mahiyet-i nev'iyesi

  • Türünün niteliği, temel özelliği.

mahmil

  • Bir söze yüklenen muhtemel mânâlardan her birisi.

mak'ad

  • Oturulacak yer. Minder.
  • Oturulduğunda bedene temel olan âzâ. Kıç.

makasıd-ı erbaa

  • Dört maksat ve gaye; tevhid, nübüvvet, haşir ve adalet olmak üzere Kur'ân'ın gözettiği dört temel maksat.

maksad-ı asli / maksad-ı aslî

  • Asıl maksat, temel gaye.

maksad-ı asliye / maksad-ı aslîye

  • Asıl maksad, temel gaye.

masdar

  • Bir şeyin çıktığı yer, temel, kaynak.
  • Fiil kökü.

matruh

  • Tarh edilmiş, çıkarılmış.
  • Belirtilmiş, konulmuş (vergi)
  • Temeli atılmış (Binâ).

maya

  • Esas, temel.

maye / mâye

  • Damızlık.
  • Esas. Temel.
  • Bir şeyin mayalanması ve ekşimesi (tahammürü) için konulan madde.
  • Para, mal. İktidar. Güç.
  • İlim.
  • Dişi deve.
  • Esas, temel; maya.

mebadi / mebâdi

  • Başlangıçlar; temel prensipler.

mebadi-i ulum / mebâdi-i ulûm

  • İlimlerin altyapıları, temel yasaları, başlangıcı.

mebani / mebanî / mebânî / مبانى

  • Temeller. Esaslar.
  • Yapılar. Binâlar.
  • Yapılar, binalar, temeller.
  • Temeller. (Arapça)
  • Yapılar, binalar. (Arapça)

mebde'

  • Temel, başlangıç.
  • Baş taraf. Başlangıç. Başlama.
  • Kaynak. Kök. Temel. Esas.

mebna

  • Temel. Yapı yeri.
  • Üss-ül esas. Asıl ve esas.

mezheb

  • Yol. Gidilen yol. Tutulan çığır.
  • Dinin esaslarında ve esas temel mes'elelerde bir olmakla beraber, teferruatta bazı muhtelif mes'eleler olması sebebiyle birbirinden az farklı müctehidlerin yolları. Müctehidlerden, kendilerine tâbi olunanların seçtikleri meslekleri. Füruatta Hanefi ve

muamele-i imani / muamele-i imanî

  • İmânı temel alarak yapılan uygulama.

mübayenet-i mahiyet

  • Temel yapıdaki farklılık, farklı özelliklere sahip olma.

müesses

  • Tesis olunmuş, temeli atılmış, bina edilmiş.

müessis

  • Kurucu, te'sis edici. Te'sis eden, kuran, temel atan.
  • Kanun ve usul gibi şeyleri vaz'edip temelleştiren.

muhkemat-ı kur'aniyye

  • Mânası açık ve te'vile ihtiyacı olmayan âyetler. Başka bir mânaya ihtimali olmayıp sarih emir ve nehiyleri müştemil olan âyetler. Bu âyetler mensuh veya anlaşılmayan şekilde müteşabih ve muhtemel olmayıp muhkem ve mübeyyin olmakla aslâ te'vile muhtaç olmazlar. Bâzı şeylerin haram olması veya enbiya

muhtemelat

  • (Tekili: Muhtemel) Olabilir ve umulur şeyler. İhtimâl dahilindeki şeyler.

mukadder sualler

  • Gelmesi beklenen, muhtemel sorular.

müsavat-ı esasiye / müsâvat-ı esasiye

  • Temel eşitlik, mutlak eşitlik.

müsellemat-ı diniye / müsellemât-ı diniye

  • Dinin kabul görmüş ve uygulanması zorunlu kaideleri, temelleri.

müste'nife

  • Yeni başlayan; önceki cümlelere bağlı olmayıp ilerideki muhtemel, sorulara cevap teşkil eden cümle.

müştemilat / müştemilât

  • (Bak: Müştemelât)

müstenedün ileyh

  • Kendine dayanılan, temel.

mütemellik

  • (Mülk. den) Mülk edinen, temellük eden. Malın sâhibi olan.

mutezile / mûtezile

  • Kendi akıllarını temel unsur kabul edip, Kur'ân ve sünneti ona uydurmaya çalışan Ehl-i Sünnet dışı bâtıl bir mezhep.

nass-ı hadis

  • Hadisin açık, gerçek ifadesi. Muhtemeli olmayan sağlam mânaya delâlet eden lâfız. Delil mânâsına olan "Nass-ül fukaha" bundan alınmıştır.

nazar ber kadem

  • Nakşibendiyye yolunun temel bilgilerinden birisi olup, tasavvuf yolculuğunda adımdan ileriye bakmak ve adımını baktığı yere atmak.

nefsü'l-emr

  • İşin temeli, esası.

nesf

  • Bir yapıyı temelinden yıkma.

nevamis-i fıtrat / nevâmis-i fıtrat

  • Yaratılışa Allah tarafından konulan temel kanunlar, anayasa kanunları.

nokta-i esasiye

  • Temel nokta.

nüve-i imtisal

  • Emre uymayı sağlayan eşyanın mahiyetindeki temel çekirdek, özellik.

paderhava

  • (Pâ-der-hava) Ayağı havada. (Farsça)
  • Mc: Temelsiz, çürük. (Farsça)

pay-der-hava

  • Ayağı havada. (Farsça)
  • Mc: Temelsiz, çürük. (Farsça)

pişnihad

  • Usûl, kanun. (Farsça)
  • Temel, esas. (Farsça)

prensip

  • Umde. İlk unsur. Temel kanaat, temel düşünce. Temel bilgi (Fransızca)
  • Man: Her çeşit münakaşanın dışında olan. (Fransızca)

rasif

  • Dayanıklı, sağlam, muhkem.
  • Taş temel, rıhtım.
  • Denizin yüzüne çıkmış kayalar.

rasih / râsih / راسخ

  • (Çoğulu: Râsihîn-Râsihûn) (Rüsuh. dan) Temeli kuvvetli, sağlam.
  • Bilgisi, bilhassa dinî bilgileri çok geniş olan.
  • İyice oturmuş, dem ve damarlarına yerleşmiş, temeli sağlam ve kuvvetli olan.
  • Derin din bilgisi olan. (Arapça)
  • Temeli sağlam olan. (Arapça)

rasihun

  • (Tekili: Rasihîn) (Râsih) Âlimler, din bilgisi çok sağlam ve derin olan büyük zatlar.
  • Temeli kuvvetli ve sağlam olanlar.

rükn

  • Direk. Esas.
  • Kuvvet.
  • Bir şeyin en fazla sağlam olan tarafı veya köşesi veya temeli.
  • Bir cemaatin ileri gelenlerinden olan.
  • Nüfuzlu, kuvvetli ve ehemmiyetli kimse.
  • Bir şeyin en sağlam tarafı, temeli, direği.
  • Kolon, direk.
  • Önemli kimse.

safvet-i asliye

  • Temelden gelen saflık.

şakile

  • Yol. Tarik. Meslek.
  • Yaradılış. Tıynet. Seciye. Mizac. Bir kimsenin yaratılışının temel hususiyeti.

salat / salât

  • Allahü teâlâdan rahmet, meleklerden istiğfâr, mü'minlerden duâ.
  • İslâm'ın beş esâsından (temelinden) birisi olan namaz.
  • Peygamber efendimizin ism-i şerîfleri anıldığında, işitildiğinde veya yazıldığında söylenen ve yazılan "sallallahü aleyhi ve sellem". sözü ve benzerleri. Çoğ

seciye-i islamiye / seciye-i islâmiye

  • İslâmın temel özellikleri.

sefer der vatan

  • Nakşibendiyye yolunun on bir temel esâsından biri. Sâlikin (tasavvuf yolunda bulunan kimsenin) kötü ahlâk, beşer (insan) tabiatının sıfatlarından kurtulması, beşerî sıfatlardan meleklere âit sıfatlara, kötü, çirkin vasıflardan, iyi, güzel ahlâka geçm esi.

şer'

  • Emir ve nehy gibi hükümleri vaz' etmek.
  • Bir işe başlamak.
  • Dalmak.
  • Girmek.
  • Zâhir etmek, göstermek.
  • Cenab-ı Hakk'ın emri. Âyet, hadis, icma-i ümmetle ve kıyas-ı fukaha ile sâbit olan dinin temelleri, şeriat.

sualat / sualât

  • (Tekili: Suâl) Suâller, sorular. İstemeler, istekler.

şümus-u kur'an / şümus-u kur'ân

  • Kur'ân-ı Kerimin içinde bulunan ve her birisi güneş gibi iman hakikatlerini açıkça gösteren temel özellikleri.

sünnet

  • Yol, kânun, âdet.
  • Peygamber efendimizin mübârek sözleri, işleri ve görüp de mâni olmadığı şeyler.
  • Din bilgilerinde senet, kaynak olan dört temel delîlden biri. Hadîs-i şerîfler.
  • Şerîat yâni İslâm dîni.

şurut

  • (Tekili: Şart) Şartlar. Bir şeyde bulunması lâzım gelen esaslar, temeller.

şuunat-ı rububiyet / şuûnât-ı rububiyet

  • İdare ve terbiye edici Rabbimizin zâtına mahsus kutsal özellikler, temel nitelikler.

ta'riş

  • Üzüm çubuğuna çardak yapmak.
  • Temel yapmak.

taayyünat-ı itibariye / taayyünât-ı itibariye

  • Farazî taayyünler; muhtemel şekil ve keyfiyetler.

tabayi

  • Tabiatlar, temel özellikler.

tabayi'-i esasiye

  • Temel ve esas olan tabiatlar, karakterler, yaradılışlar.
  • Toprak, su, hava gibi veya oksijen, hidrojen karbon, azot gibi unsurların hususiyetleri.

tabiat

  • Yaradılıştan gelen temel özellik, yaradılış, huy, ilâhî kanunlar.

tabiat-ı masiyet / tabiat-ı mâsiyet

  • Günahın tabiatı, doğası; Allah'a karşı yapılan isyankârlığın ve günahın temel özellikleri, yapısı.

tadil-i erkan / tâdil-i erkân

  • Namazı şartlarına uygun şekilde kılma ve rüku ve secde gibi temel esasların arasında biraz bekleme.

talel

  • (Çoğulu: Tulul-Atlâl) Yıkılmış binada kalan duvar temeli.

tansis

  • Dinî temellere dayandırarak hüküm verme.

tarh

  • Uzaklaştırmak.
  • Vaz' etmek.
  • İndirmek.
  • Bırakmak, elinden atmak.
  • Yerleştirmek.
  • Temel bırakmak.
  • Mat: Çıkarma.

tarh-efgen

  • Düzenleyen, kuran, tertib eden. (Farsça)
  • Temel kuran, bina yapan. (Farsça)

tarh-endaz

  • Temel atan. Düzenleyen, tertib eden. (Farsça)

tarh-ı esas

  • Temel atmak.

te'minat / te'minât

  • (Tekili: Te'min) İnandırmak ve emniyet vermek için veya muhtemel zararı ödemek için verilen söz veya para, gösterilen kefil.

te'sis / te'sîs / تأسيس

  • Kurma, meydana getirme, temel atma.
  • Kurma, temelleştirme, esaslar koyma.
  • Esas koymakla sâbit, sağlam ve kararlı kılmak.
  • Kurma. (Arapça)
  • Temel atma. (Arapça)
  • Kuruluş. (Arapça)
  • Te'sîs edilmek: Kurulmak. (Arapça)
  • Te'sîs etmek: Kurmak. (Arapça)

te'sisat

  • (Tekili: Te'sis) Te'sisler, kuruluşlar. Kurulup temelleştirilen şeyler.

teessüs

  • Temelleşmek. Yerleşmek. Kurulmak. Teşekkül.

tekaddüm

  • Geçmiş bulunma.
  • Öne geçme. İlerleme.
  • Birine gelmesi muhtemel bir zararın def'i için evvelceden iş'ar ve tenbih eylemek.
  • Fık: Mürur-u zaman olmak. Zamanı geçmiş bulunmak.

tekemmül-ü mebadi / tekemmül-ü mebâdî

  • Alt yapının gelişmesi; bir şeyin başlangıç prensiplerinin ve temellerinin zaman içinde gelişmesi, mükemmeleşmesi.

temellük / تملك

  • Mülk edinme. (Arapça)
  • Temellük etmek: Mülk edinmek. (Arapça)

terbiye-i esasiye

  • Esas terbiye, temel eğitim.

teşkilat-ı esasiye / teşkilât-ı esasiye

  • Anayasa. Kanun-u esasî. Devletin temel kuruluş şeklini tayin eden ve teşrinin yani meclisin, hükümetin ve mahkemelerin salâhiyetleri nasıl kullanılacağını; vatandaşların umumi hak ve hürriyetlerini gösteren temel kanunlardır.

ulum-i nakliyye / ulûm-i nakliyye

  • Din bilgileri; edille-i şer'iyye denilen dînin dört temel kaynağından yâni Kur'ân-ı kerîmden, hadîs-i şerîflerden, icmâ-ı ümmet, kıyâs-ı fukahâdan elde edilen bilgiler, ilimler.

ulum-u esasiye / ulûm-u esasiye

  • Temel ilimler.

umde

  • İnanılacak şey.
  • Prensip, temel fikir.
  • Dostluk. Güvenilecek yer veya kimse.
  • Kavim veya kabilenin muteber ve mu'temedi olan. Reis. Serasker.
  • İlke, temel fikir.

ümmehat / ümmehât / امهات

  • Anneler. (Arapça)
  • Temeller, esaslar. (Arapça)

unsur / عنصر

  • Temel madde.

unsur-u esasi / unsur-u esasî

  • Temel unsur, temel madde.

unsur-u esasiye

  • Temel unsur, ana maksat.

üss

  • Esas, asıl. Kök, temel.
  • Askerlikte herhangi bir düşman hücumuna karşı esas dayanak olmak üzere önceden hazırlanmış yer.
  • Harb gemilerinin, noksanlıklarını tamamladıkları yer.
  • Mat: Bir sayının hangi kuvvete çıkarıldığını gösteren sayı.
  • Esas, kök, temel.

üss-ül esas

  • Hakiki sağlam temel.

üssü'l-esas

  • Temel esas.

üssü'l-esas-ı islamiyet / üssü'l-esas-ı islâmiyet

  • İslâmiyetin en önemli temeli.

üssü'l-esas-ı meslek

  • Gidilen, sülûk edilen yolun temel prensibi.

üssü'l-esas-ı siyaset

  • Siyasetin gerçek temeli.

üssül'esas

  • Temel esas.

üssülesas / üssülesâs / اس الاساس

  • Asıl, temel. (Arapça)

usul / usûl

  • (Tekili: Asıl) Ana, baba. Cedler.
  • İstinadgâh.
  • Râcih delil, kaide. Asıllar, kökler, temeller. Bir ilmin asıl mevzuundan önce öğrenilmesi lâzım gelen esaslar. Bir hedefe ulaşmak için tutulan düzenli yol.
  • Tarz, metod, tertip.
  • Temel prensip.
  • Tarz, metod, yol, düzen, temel, asıl, esas.
  • Temel prensipler, bir şeyin aslını, dayandığı noktayı gösteren kurallar.
  • Asıllar, kökler, temeller. Asl kelimesinin çokluk şeklidir.

usul ve erkan-ı imaniye / usul ve erkân-ı imaniye

  • İmanın esasları ve temelleri.

usul-i din

  • Dinin temel prensipleri.

usul-i şeriat

  • İslâm şeriatının temel usulü, kuralı.

usul-ü arabiye

  • Arapça gramerinde geçerli olan temel kurallar.

usul-ü islamiye / usul-ü islâmiye

  • İslâm'ın esasları, temelleri.

usulü'd-din düsturları / usûlü'd-din düsturları

  • İslâmî esaslar, dinin temel prensipleri.

usulüddin / usûlüddin

  • Dinin temelleri.

vasfiyet-i asliye

  • Asıl vasıf, temel özellik.

vasl

  • Kavuşma. Allahü teâlâya kavuşma; velî olma. Vasl olanlar reisidir, o hocasının pîridir. Mektûbât ki eseridir, câna can katar efendim.
  • Birleştirme. İlm ile, irfân ile, sâhib olan Sıla'ya İki temel bilgiyi vasl eden bir araya Dalıp uçsuz bucaksız, o muazzam deryâya Ve bu zikr deryâsınd

vaziyet-i muhtemel

  • Muhtemel durum, olasılık hesabı.

vukuf-i adedi / vukûf-i adedî

  • Nakşibendiyye yolunun on temel esâsından biri. Tasavvuf yolunda ilerlemek ve yükselip olgunlaşmak için yapılan zikri, bildirilen adede (sayıya) göre yapmak. Meselâ bir nefeste 1, 3, 5, 7, 11 kerre Allah demek gibi teke riâyet ederek zikretmek.

yad-ı daşt / yâd-ı daşt

  • Nakşibendiyye yolundaki on temel esastan biri. Zikrin, Allahü teâlâyı anmanın ve hatırlamanın kalbe yerleşmesi, meleke hâline gelmesi.

yad-ı gird / yâd-ı gird

  • Hatırlamak; Nakşibendiyye yolundaki on temel esastan biri. Her an Allahü teâlâyı anıp hatırlamaya çalışmak.

zerrat-ı asliye / zerrât-ı asliye

  • Temel zerreler.

zerrat-ı asliye ve esasiye

  • Asıl ve temel zerreler, hücreler, atomlar.

zerrat-ı esasiye / zerrât-ı esasiye

  • Temel zerreler.

 

Bağış Yapmak İçin Tıklayın