LUGGAT
OSMANLICA TÜRKÇE SÖZLÜK

{ lügât . lügat . لغت }

Arapça ve Farsça yazımları, Osmanlıca okunuşları 
ve detaylı açıklamaları ile birlikte.

Arama yapmak istediğiniz kelimeyi girip
karşılığını bulmak istediğiniz "OSMANLICA ARA" ya da "TÜRKÇE ARA" butonlarına tıklayın.
Türkçe - Osmanlıca Sözlük'te Tema ifadesini içeren 90 kelime bulundu...

abçin / âbçîn / آبچين

  • Peştemal. (Farsça)

abese irca

  • Mantık ve matematikte bir isbat şeklidir. Bir hükmün doğruluğunu isbat için, bu hükmü inkâr eden diğer hükmün yanlışlığı isbatlanır. Meselâ: Allah'ın varlığının inkâr edilmesinin imkânsızlığını veya abesiyetini göstermek, Allah'ın varlığını isbat yollarından biridir. Bu, "Abese irca" yolu ile isbat

akıntı

  • Bir sıvı cismin mütemadiyen hareketi, akış.
  • Nehir veya deniz suyunun bir tarafa doğru cereyanı.
  • Bazı hastalıklarda vücuttaki bir delikten cerahat akması.

be-nam

  • Meşhur. Namlı. Mütemayiz. Seçkin. Mâlum bir isimle tesmiye edilen. (Farsça)

cemal-i hak / cemâl-i hak

  • Allah'ın güzelliği ki, müminler cennette onu temaşa edeceklerdir.

çerb

  • Besili, semiz, yağlı. (Farsça)
  • Muvafık, münasib, uygun. (Farsça)
  • Temayüz, imtiyaz. Diğerlerinden fazla ve üstün olma. (Farsça)

determinant

  • Denklemlerin çözümlerini rahatlıkla bulmaya yarayan matematiksel tablo. (Fransızca)

düstur-u riyazi / düstur-u riyazî

  • Matematiksel kaide.

ehl-i sekir

  • Tasavvuf yoluyla mânevî âlemleri temaşa edip aldıkları ruhî lezzetle kendinden geçenler.

emess

  • Çok fazla temâs eden, dokunan. En çok messeden.

fahreddin-i razi / fahreddin-i razî

  • (Milâdi 1149-1209) Büyük bir müfessir-i Kur'andır. Fizik, matematik ve tıb hakkında eserleri de vardır.

fenn

  • Hüner. Mârifet.
  • San'at.
  • Tecrübe.
  • İlim.
  • Nevi, sınıf, çeşit, tabaka.
  • Türlü.
  • Fizik, kimya, biyoloji, matematik ilimlerinin umumi adı.
  • Tatbikat ve isbat ile meydana gelen ilim.
  • Birisini muamelede aldatmak.
  • Fend.
  • Borç

futa

  • Hamamlarda kullanılan bir kumaş cinsi. (Farsça)
  • Peştemal. Havlu. (Farsça)

hendese

  • Geo: şekil bilgisi.
  • Mat: Çizgi, yüzey ve hacim olarak bu üç şeklin özelliklerini ve ölçülerini inceleyen matematik kolu.

hesab-ı cifri ve ebcedi ve riyazi / hesab-ı cifrî ve ebcedî ve riyazî

  • Cifir, ebced ve matematiksel hesap.

hesabi rakamlar / hesabî rakamlar

  • Matematiksel rakamlar.

iffet

  • Namus. Temizlik. Perhizkârlık. Nefsi behimî temayüllerden men etmek. Helâla razı olup haramdan kaçınmak.

ihram / ihrâm

  • Mîkât denilen mahalde (yerde) hacca veya umreye niyet ederek, peştemal gibi dikişsiz iki parça örtüyü giymek ve telbiye getirmek sûretiyle, daha önce mubah (serbest) olan bâzı şeyleri kendine haram kılmak yâni bunları yapmaktan sakınmak. İhrâmlı kims eye muhrim denir. İhrâm elbisesinin belden aşağı

ilm-i hesab

  • Hesap bilgisi, aritmetik, matematik.

in'itaf

  • İki kat olma, bükülme, katlanma.
  • Bir tarafa dönme, temâyül. Meyletme.

işarat-ı riyaziye / işarât-ı riyaziye

  • Matematiksel işaretler.

istiva

  • Müsavi oluş. Temasül.
  • İ'tidal, istikamet ve karar.
  • Kemalin sâbit olması.
  • Kaba kuşluk zamanı.
  • Yükselmek, yüksek olmak. Üstün olmak.
  • İstila eylemek.

izar / izâr / ازار

  • Peştemal. Futa. Göğüsten aşağı örtülen elbiseler.
  • İsmet, iffet.
  • Zevce.
  • Belden yukarıya mahsus örtü, peştemal, futa.
  • Peştemal. (Arapça)

keşt

  • Seyir ve temâşâ etmek. Gezmek.
  • Hanzale.

lamis / lâmis

  • El ile tutup yoklayan. Dokunan. Temas eden.

lazım-ı mezhep / lâzım-ı mezhep

  • Mezhebe zorunlu olarak lâzım olan ve ondan ayrılması düşünülemeyen şey (meselâ, iktisat ilmi bir mezhepse, onun lâzımı matematik ilmidir. Çünkü matematik ilmi olmadan iktisat hesaplanamaz).

mayın

  • ing. Karada ve denizde, daha çok gizlendirilerek konulan ve temas edilince patlayan bomba.

meazir

  • (Tekili: Mi'zer) Peştemallar.

melmusat

  • (Tekili: Melmus) El ile dokunmalar. El ile temas etmeler.

memil / memîl

  • Meyletme, bir yana eğilme, temâyül etme.

memsuh

  • El ile sıvanmış, mesh olunmuş. Temas edilmiş.

meyelan / meyelân

  • Eğilim; bir tarafa eğilme, eğilim gösterme; temayül.

meyzer

  • (Çoğulu: Meyâzir) Peştemal.

mi'zer

  • (Çoğulu: Meâzir) Peştemal.

mıkrame

  • Nakışlı eşarp. Mendil. Havlu. Peştemal.

mübaşeret / mübâşeret / مُبَاشَرَتْ

  • Bir işe girişmek. Bir işe başlamak.
  • Karşılaşmak.
  • Başlamak ve devam etmek.
  • Temas etmek, dokunmak.
  • İnsanın derisinin, başkasının derisine dokunması.
  • Temas etme, bizzat ilgili olma, ilgilenme.
  • Temas etme.

mübaşeret-i cüz'iye / mübâşeret-i cüz'iye / مُبَاشَرَتِ جُزْئِيَه

  • Sınırlı temas.
  • Hususî temas etme.

mübaşeret-i hususiye

  • Özel temas, girişim.

mübaşeretsiz

  • Temas etmeden.

mübaşir

  • Temas eden, dokunan.

müdam

  • Devam eden. Sürekli. Dâim ve bâki olan.
  • Mübtelâ olan. (Her nefeste Allah adın de müdamAllah adı ile olur her iş temamSüleyman Çelebi)

mufaddel

  • Faziletlendirilmiş, diğerlerinden ayrıca fazilet itibarıyla temayüz etmiş, yükselmiş.

mülamese

  • (Lems. den) Birbirine dokunma, değme, el ile tutma, temas etme.
  • Yapışmak.

mümas

  • Temas eden, dokunan.
  • Temas eden, dokunan, ilişen.
  • Temas eden, dokunan.

mümass

  • Temas eden, dokunan.

mümasse

  • Birbirine değme. Dokunma, temâs etme.

mün'atıf

  • Bir tarafa doğru teveccüh etmiş. Meyillenen, bir tarafa yönelen. Mütemâyil, meyledici.

müsbet ilimler

  • Pozitif ilimler, fizik, kimya, matematik gibi.

müspet ilimler

  • Pozitif ilimler, fizik, kimya, matematik gibi.

mütemadiyet

  • Devamlılık, mütemadilik.

mütemahhız

  • (Çoğulu: Mütemahhızîn) Candan ve gönülden inanarak çalışan.

mütemarızin / mütemârızîn

  • (Tekili: Mütemârız) Hasta gibi görünenler, yalandan hasta olanlar.

mütemass

  • Temas eden, dokunan, değen.

mütemayil

  • Taraftar görünen, temayül eden, meyillenen.

mütemayilane / mütemayilâne

  • Mütemayil olarak. Temayül ederek. Taraftarcasına. (Farsça)

mütemayiz

  • Temayüz etmiş, ayrılmış olan.
  • İyiliğinden dolayı başkalarından ayrı olan.

nitak

  • Kemer, kuşak.
  • Kuşak yeri.
  • Peştemal.

nokta-i temas

  • Değme noktası. Temas etme noktası.

pervas

  • El ile dokunup temas etme, eli ile yoklama. (Farsça)

peştemal / پشتمال

  • Peştemal, hamam havlusu. (Farsça)

pozitif ilimler

  • Deneye dayanan matematik, fizik gibi fen ilimleri.

püştmal

  • Peştemal. (Farsça)

rabıta / râbıta / رابظه

  • Bağ, ilişki, temas. (Arapça)
  • Sıra, düzen. (Arapça)

riyazi / riyazî / riyâzî / رِيَاض۪ي / ریاضى

  • Hesap ve hendeseye dair. Matematiğe dair.
  • Hesap ve matematikle ilgili.
  • Matematikle ilgili.
  • Matematikle alâkalı.
  • Matematikçi. (Arapça)
  • Matematiksel. (Arapça)

riyazi kat'iyyet / riyâzî kat'iyyet

  • Matematiksel kesinlik.

riyazi-riyaziyye

  • Matematikle ilgili.

riyaziyat / riyâziyat / ریاضيات

  • Matematik ilmi.
  • Matematik ilimlerine verilen ortak ad.
  • Matematik ilmi, hesap-hendese ilmi. Aritmetik-geometri.
  • Matematik. (Arapça)

riyaziyat-ı aliye / riyaziyat-ı âliye

  • Yüksek matematik.

riyaziyatçı / riyâziyatçı

  • Matematikçi. (Arapça - Türkçe)

riyaziye

  • Hesap ilmi. Matematik bilgisi. Hesapla alâkalı.
  • Bir yazı çeşidi.
  • Hesap ilmi, matematik.
  • Matematik.

riyaziyyat

  • Matematik bilgisi.

riyaziyyun / riyâziyyûn / ریاضيون

  • (Tekili: Riyazî) Matematik âlimleri.
  • Matematikçiler. (Arapça)

savm-ı dehr

  • Aralıksız, bir sene mütemadiyen nehyedilen bayram günlerinde dahi iftar edilmeksizin oruç tutmağa denir. Bu nevi oruç bayram günleri tutulmazsa câizdir.

teknik

  • Fizik, Kimya ve Matematikten elde edilen bilgilerin tatbik edilmesi. (Fransızca)

teknoloji

  • Teknik bilgiler. Matematik, Kimya ve Fizik ilminden elde edilen bilgiler. (Fransızca)

temadi / temâdî / تمادی

  • Uzama, sürme. (Arapça)
  • Temâdî etmek: Uzamak, sürmek, devam etmek. (Arapça)

temahhuz

  • (Temahhud) Doğum sancısı çekmek.
  • Hayvanın gebe oluşu.
  • Süt yayıkta yayılarak yağı alınıp safileştirilmesi.
  • Fitne çıkarma.

temas / temâs / تماس

  • (Bak: Temass)
  • Dokunma. (Arapça)
  • Temâs etmek: Dokunmak. (Arapça)

temaşa / temâşâ / تماشا

  • Seyretme. (Farsça)
  • Temâşâ etmek: Seyretmek. (Farsça)

temaşager

  • (Temaşakâr) Seyirci. İbretle etrafı temaşaya çıkmış olan. (Farsça)

temaşageran / temaşagerân

  • (Tekili: Temaşager) Seyirciler. Temaşa edenler.

temaşahane / temaşahâne

  • Temaşa edecek yer. (Farsça)
  • Mc: Dünya. (Farsça)

temayül

  • (Çoğulu: Temayülât) Meyletmek. Bir cihete iltifat etmek. Bir tarafa eğilmek.
  • Bir yana çarpılmak.
  • Bir yana veya bir kimseye fazla taraftarlık ve sevgi göstermek.

temayülat / temayülât / temâyülât

  • (Tekili: Temayül) Meyiller, sevgiler, muhabbetler.
  • Temayüller, eğilimler meyiller.

temayüz / temâyüz / تمایز

  • Seçkinlik, üstünlük, ayrıcalık. (Arapça)
  • Temayüz etmek: Seçkinlik kazanmak, ayrıcalık kazanmak, dikkat çekmek. (Arapça)

temayüzat

  • (Tekili: Temayüz) Üstün olmalar, temayüzler, yükselmeler.

temime

  • (Çoğulu: Temâyim) Heykel.

timrad

  • (Çoğulu: Temârid). Güvercin yuvası.

ulum-u riyaziye / ulûm-u riyaziye

  • Matematikle bağlantılı ilimler.

zahiri ilimler / zâhirî ilimler

  • Okuyarak, çalışarak ve araştırarak elde edilen, öğrenilen ilimler. Kelâm, tefsîr, fıkıh gibi din bilgileriyle; mantık, matematik, fizik, kimyâ, biyoloji, geometri gibi fen bilgileri.

 

Luggat Yazarları

Luggat.com Yazarlarını Belirliyor

Luggat.com'da "yazar" olarak görev almak ister misiniz?
Hazırlıkları devam eden Luggat Blog'da yazılarınız yayınlanabilir, milyonlara Luggat.com üzerinden sesinizi duyurabilirsiniz.

HEMEN BAŞVUR