LUGGAT
OSMANLICA TÜRKÇE SÖZLÜK

{ lügât . lügat . لغت }

Arapça ve Farsça yazımları, Osmanlıca okunuşları 
ve detaylı açıklamaları ile birlikte.

Arama yapmak istediğiniz kelimeyi girip
karşılığını bulmak istediğiniz "OSMANLICA ARA" ya da "TÜRKÇE ARA" butonlarına tıklayın.
Türkçe - Osmanlıca Sözlük'te Tedbir ifadesini içeren 91 kelime bulundu...

ahvat

  • En ihtiyatlı, tedbirli.

ahzem

  • İşini sıkı tutan, ihtiyatlı, tedbirli.
  • Yüksek yer.
  • Göğsü büyük.

akibet-bini / âkibet-binî

  • Tedbirlilik, neticeyi önceden görüp düşünme. (Farsça)

akıl / âkıl

  • Uyanık. Aklı başında. Tedbirli. Düşüncesi sağlam. Huşyâr.

ayine-i esma-i rabbaniye / âyine-i esmâ-i rabbâniye

  • Bütün varlıkları idare, tedbir ve terbiye eden Allah'ın isimlerinin aynası.

ba-haber / bâ-haber

  • Haberi olan, haberli.
  • Zeki, akıllı.
  • İhtiyatlı, tedbirli.

benin / benîn

  • (Tekili: İbn) Oğullar, erkek çocuklar.
  • Akıllı, temkinli, tedbirli kimse.

beyariş

  • Çare. Tedbir. Deva, derman. İlâç, tiryak. (Farsça)

binende

  • Görücü, gören. (Farsça)
  • Tedbirli, ilerisini düşünen, akıllı. (Farsça)

bişkul

  • Becerikli, çevik. (Farsça)
  • İhtiyatlı, tedbirli. (Farsça)
  • Akıllı. (Farsça)
  • Kuvvet sahibi. (Farsça)

çare / çâre / چاره

  • Neticeye varmak üzere maniaları kaldırmak için tutulması icabeden çıkar yol. Kurtuluş yolu. Tedbir, yardım, yol. (Farsça)
  • Hile. (Farsça)
  • Bir def'a. (Farsça)
  • Ayrılık. (Farsça)
  • Tedbir. (Farsça)
  • Çare. (Farsça)
  • İlaç, derman. (Farsça)

cedgare

  • Reyler, tedbirler, çeşit çeşit yol. (Farsça)

daire-i tasarruf / dâire-i tasarruf

  • Dilediği gibi tasarruf etme, tedbir ve idare etme dâiresi, bütün yaratılmışlar dâiresi olan kâinat.

daire-i tedbir

  • Tedbir, idare ve yönetim dairesi.

dur-endiş

  • Önceden görüp düşünen. Tedbirli. Her şeyin ilerisini evvelden mülâhaza eden. İlerisini düşünen. (Farsça)

emanet-i hilafet / emanet-i hilâfet

  • Peygamberimizin (a.s.m.) vekili olarak Müslümanların din ve dünya işlerinin tedbirini gören genel başkanlık emaneti.

emir-ül mü'minin / emir-ül mü'minîn

  • Müminlerin, İslâmların işlerinde emir ve tedbir eden reis. Halife. İslâm Devlet Reisi.

entrika

  • İtl. Hile, gizli tedbir ve dolap.

esatiz / esatîz

  • (Tekili: Esâtîze) : (Üstaz) Usta başıları. Bir işin tedbirinde, öğretilmesinde önderlik edenler.

fesh

  • Bozmak. Hükümsüz bırakmak. Kaldırmak.
  • Zayıf olmak.
  • Bilmemek. Cehil.
  • Re'y ve tedbiri ifsad eylemek.
  • Zaif-ül akıl. Zaif-ül beden.
  • Tembellik yüzünden gayesine erişemeyen.
  • Unutmak.
  • Tıb: Beden âzalarının mafsallarını yerinden çıkarıp ayırmak

fıtnat

  • Cibillî ve fıtrî ve âni anlamak ve idrak etmek.
  • Hikmet.
  • Zekâvet, basiret, tedbir, fatânet, zeyreklik. Fıtnet diye de okunur. (Zıddı: Gabâvet'tir.)

gabane

  • Kişinin fikir ve tedbirinin zayıf ve eksik olması.

gaben

  • Rey ve tedbirin zayıf ve eksik olması.

hafender

  • Malını güzel tedbirlerle çoğaltan mal sahibi.

hakikat-i rahimane-i müdebbirane / hakikat-i rahîmâne-i müdebbirâne

  • Merhamet ve tedbirle iş gören bir zâta yakışan hakikat.

hars

  • Tarla sürmek.
  • Maarif.
  • Mal toplamak, kazanmak.
  • Teftiş ve tedbir eylemek.

hasbe

  • Re'y. Tedbir. (Aslı: Ecir ve sevab mânasına gelen "hisbe" dir)

hatır

  • Zihin. Fikir. Gönül. Kalb. Hal. Tedbir. Vesvese.

hazim

  • Basiretli, tedbirli.
  • Göğüs. Göğüs ortası.

hazimane

  • Tedbirli ve basiretli hareket eden. (Farsça)

hıfzıssıhha

  • (Hıfz-üs sıhha) Sağlıklı yaşamak için doğrudan doğruya kişi ve içinde bulunan çevrenin sağlıkla alâkalı şartlarını tetkik edip inceleyen, gerekli tedbirleri olan ve bu çeşit çalışmalardan bahseden hekimlik kolu veya sağlık bilgisi.
  • Sıhhatini korumak. Sağlığını muhafaza etmek.

hile

  • Sed. Hâil.
  • Çare.
  • Maslahat ve hayırlı işlerde tedbirli ve tecrübeli olmak.
  • Aldatacak tarz ve tedbir. Fend. Mekir. Dabara.
  • Zeval ve intikal.
  • Sahtekârlık, yalancılık, düzenbazlık.

i'tidal-i dem

  • Soğukkanlı davranış. Heyecanlanmadan, acele etmeden, düşüne düşüne ve tedbirli hareket.

ihtiyat / ihtiyât / احتياط / اِحْتِيَاطْ

  • Önlem alma, tedbirli hareket etme.
  • Sakınmak. İşleri iyi düşünmek. Tedbirlilik. İşlerde basiret üzere bulunmak. Yedek.
  • Dîne uygun olmayan bir işi yapma şüphesinden kurtulmak için, tedbirli hareket etme.
  • Tedbirli olma.
  • Tedbirli davranış. (Arapça)
  • Yedek. (Arapça)
  • Tedbîrli olma.

ihtiyat akçesi / اِحْتِيَاطْ آقْچَه سِي

  • Tedbir akçesi, yedek para.
  • Tedbir için biriktirilen para.

ihtiyat etme

  • Önlem alma, tedbirli hareket etme.

ihtiyaten / ihtiyâten / احتياطا / اِحْتِيَاطًا

  • Tedbir, önlem olarak.
  • Tedbirli davranarak, ihtiyatlı olarak. (Arapça)
  • Tedbîrli olarak.

ihtiyati / ihtiyatî

  • Tedbirli, yedek.

ihtiyatkar / ihtiyatkâr / احتياط كار / ihtiyâtkâr / اِحْتِيَاطْكَارْ

  • Tedbirli.
  • Tedbirli, ihtiyatlı. (Arapça - Farsça)
  • Tedbîrli.

ihtiyatkarane / ihtiyatkârâne

  • Önlem alarak, tedbirli hareket ederek.

ihtiyatlı

  • Tedbirli.

ihtiyatsız

  • Tedbirsiz.

ihtiyatsızlık

  • Tedbirsizlik, önlem almama.

ilac

  • Derde devâ olan şey. Hastayı veya yaralıyı iyi etmek için içmek veya sürmek üzere verilen şey.
  • Devâ, mualece.
  • Mc: Tedbir, çare, tavsiye, derman.
  • Hastaya bakma, iyi olmasına çalışma.

istisbat

  • (Sebt. den) Acele etmeyip tedbirli ve hesaplı davranma.

karantina

  • İtl. Bulaşıcı bir hastalığın yaygın olduğu bir ülkeden gelen kişileri, gemileri veya malları geçici olarak tecrit etme şeklinde alınan tedbir.
  • Hastahanede yatması gereken hastaların kayıt ve kabul işlerinin yapıldığı yer.
  • Bir bulaşıcı hastalığın yayılmasını önlemek üzere hast

kusur

  • Noksanlık. Eksiklik. Noksan ve âcizlik. İhmal. Tedbirsizlik.
  • Cem' olmalar.
  • Pahalanmak.
  • Eksilmek.
  • Şiddetli olan şeyin yavaşlayıp sâkin olması.
  • Bereketlenmek.
  • İmtina', âciz olmak.
  • Bir hesabın üstü. Artan kısım.
  • (Tekili: Kasr) Kası

kuyud-u ihtiraziye / kuyûd-u ihtiraziye

  • Koruyucu tedbirler, bazı hakları kullanabilme şartları, çekince şartları.
  • Bazı hakların kullanılabilmesi için öne sürülen şartlar ve çekinceler; tedbir ve çekince kayıtları.

kuyud-u ihtiraziyye

  • Korunmak için ilerisine âid tedbir kayıtları. Bazı hakları kullanabilme şartı.

mahale

  • Çare, tedbir.
  • Hile.

mana-yı hilafet / mânâ-yı hilâfet

  • Hilâfetin anlamı; Peygamberimizin vekili olarak Müslümanların din ve dünya işlerinin tedbirini gören genel başkanlık makamının anlamı.

mehanet

  • Küçültme. Küçük görülme.
  • Hor ve zelil olmak. Zayıf ve zebun olmak.
  • Tedbiri azca olmak.

mehin / mehîn

  • Hor ve hakir. Zayıf. Zebun.
  • Az şey.
  • Rey', fikir ve tedbirde temyizi zayıf, ahmak.

mertebe-i tevhid-i rububiyet / mertebe-i tevhîd-i rubûbiyet

  • Varlık âleminin terbiye, tedbir ve idaresindeki birlik ve bu birliğin bir olan Allah'tan gelmesini bilme mertebesi.

mubid

  • Zerdüşt. Mecusi din adamı.
  • Tedbirli, akıllı adam.

müdebbir / مُدَبِّرْ

  • Evvelden düşünüp işleri ona göre ayarlayan. Her şeyin evvelden tedbirini yapan, gören.
  • İlmi ile her şeyin akibetini ihâta edip ona göre hikmetle iş yapan Allah (C.C.).
  • Sonunu görerek tedbîr alan.

müdebbir-i hakim / müdebbir-i hakîm

  • Hikmetle tedbir eden. Her işini çok hikmet ve tedbirle yapan. Cenab-ı Hak.

müdebbirane / müdebbirâne

  • Müdebbir olana yakışır şekilde. Tedbirlice. Her işi önceden ayarlayarak, dikkatlice geleceği düşünerek. (Farsça)
  • Tedbirli bir şekilde, herşeyi önceden düşünerek.

müdebbirat / müdebbirât

  • Müdebbirler, tedbir ve idarede vazifeli olanlar.
  • Melekler.

müdebbirin / müdebbirîn

  • (Tekili: Müdebbir) (Dübur. dan) Tedbirli ve düşünceli olan kimseler.

mukabele

  • Karşılık, karşılamak.
  • Mücadele.
  • Karşılaştırmak. Karşılıklı yapılan iş, karşılıklı yapılan okuma.
  • Camide Kur'ân-ı Kerimi okuyup halka dinletmek.
  • Yüz yüze olmak.
  • Düşmanın şerrinden kurtulmak ve onun şiddetini kaldırmak için onu yıldıracak tedbirde bulunm

müraat-ı esbab / müraât-ı esbab

  • Sebeplere uymak, tedbir almak.

mütedebbir

  • İleriyi gören, tedbirli ve ölçülü hareket eden.

mütedebbirane / mütedebbirâne

  • İlerisini görerek. Tedbirli ve ölçülü olarak. (Farsça)

nokta-i hilafet / nokta-i hilâfet

  • Peygamberimizin (a.s.m.) vekili olarak Müslümanların din ve dünya işlerinin tedbirini gören genel başkanlık noktası.

rabb-ül alemin / rabb-ül âlemîn

  • Bütün âlemlerin Rabbi. Her âlemi doğrudan doğruya Rububiyyeti ile tâlim, terbiye, tedbir ve idâre eden Cenab-ı Hak.

rububiyet

  • Cenab-ı Hakk'ın her zaman her yerde her mahluka, muhtaç olduğu şeyleri vermesi, terbiye ve tedbir etmesi ve mâlikiyyeti ve besleyiciliği keyfiyyeti.
  • Artırmak. Ziyade kılmak.

rububiyetinin saltanatı

  • Allah'ın kâinatı tedbir, terbiye ve idaresindeki egemenlik ve otoritesi.

rüşd

  • Doğru yol bulup bağlanmak. Hak yolunda salabet, metanet ve kemal-i isabetle dosdoğru gitmek.
  • Hayra isabet etmek.
  • Büluğa ermek.
  • İstikamette olmak. Dinine ve malına zarar gelecek şeyi bilmek, doğru düşünmek.
  • Kişinin akıl ve idraki kavi ve tedbiri metin olmak.

sinema-i rabbaniye / sinema-i rabbâniye

  • Rabbâni sinema; Cenâb-ı Hakkın tedbir ve irâdesiyle, bütün faaliyetlerinin âdeta sinema perdeleri ve levhaları gibi gösterildiği âlem.

su-i tedbir

  • Yanlış tedbir. Kötü yol. Tam düşünüşle, akıllıca hareket etmeyiş.

ta'biye

  • Askerleri bir arazide düşmana karşı tam tedbir ve nizam üzere yerleştirme.
  • Muharebe toplarının yeri, istihkâm parçası.
  • Muvaffakiyet için kullanılan vâsıtalar. ("Tabya" yanlıştır)

tedabir / tedâbir / تدابير

  • (Tekili: Tedbir) Tedbirler, çareler.
  • Tedbirler, önlemler.
  • Tedbirler, önlemler.
  • Çareler, tedbirler. (Arapça)

tedbir-i hükumet / tedbir-i hükûmet

  • Hükûmetin tedbiri, işleri önceden planlayarak idare etmesi.

tedbir-i maddiye

  • Maddeten alınan tedbirler.

tedbir-i mücessem

  • Somut hâle gelmiş tedbir ve idare.

tedbir-i uluhiyet / tedbir-i ulûhiyet

  • Cenâb-ı Allah'ın ilâhlığıyla bütün varlık âlemini tedbiri, idaresi.

tedebbür

  • Bir şeyin sonunu düşünmek, tefekkür etmek. Müdebbir olmak, tedbirli olmak.
  • Arkasını dönmek.

temkin

  • Ağır başlılık, usluluk.
  • Ölçülü hareket sâhibi.
  • Vakar, izzet. İktidar, kudret.
  • Birini bir şeye muktedir kılmak.
  • Kararsızlıktan kurtulup huzur ve sükuna mazhar olmak.
  • Tedbir, ihtiyat.

tesadüf

  • Rastgelme. Bir şey kendiliğinden olma. Tedbirsiz meydana gelme.

tesadüfi / tesadüfî

  • Rastgele. Tesadüf olarak. Tedbirsiz meydana gelmek suretiyle.

tevhid-i rububiyet

  • Rab olarak sadece bir olan Allah'ı kabul etme ve kâinatın idare ve tedbiri hususunda hiçbirşeyi Ona ortak koşmama.

teyakkuz

  • Uyanıklık, tedbir.

tirere'y

  • (Tire-re'y) Tedbirsiz. (Farsça)

vahdet-i mevcud

  • Bütün varlıkların bir elden tedbir ve idare edilmesi ve sahiplerinin bir olması.

vaki / vâkî

  • (Vikaye. den) Saklayan, koruyan, vikaye eden, esirgeyen.
  • Önleyici tedbir veya ilaç.

vakurane

  • Ağırbaşlılıkla. Düşünce ve tedbirlilikle. Temkinle. (Farsça)

vezir

  • Osmanlı Devleti zamanında en yüksek mülkiye rütbelerine ulaşmış paşa. Hükümdar vekili. Pâdişahın yakınlarından ve onun yükünü üzerine alanlardan, mülkün idaresinde fikir ve tedbir ile meded ve yardım eden. Bu tabir "Vizr" kelimesinden gelir. "Vezr" kelimesinden alınsa; "halkın sığınağı" demek olur.

vikaye

  • Koruma. Koruyuculuk. Sahib olma. Arka çıkma. Kayırma.
  • Tıb: Herhangi bir hastalık için önleyici tedbir alma.

zabt u rabt

  • Disiplin, âsâyiş, düzen.
  • Hüsn-ü tedbir ve basiret ile muhâfaza.

zanun / zanûn

  • Düşünce ve tedbiri kıt olan adam.
  • Suyu olup olmadığı bilinmeyen kuyu.
  • Suyu az olan kuyu.

 

Bağış Yapmak İçin Tıklayın