LUGGAT
OSMANLICA TÜRKÇE SÖZLÜK

{ lügât . lügat . لغت }

Arapça ve Farsça yazımları, Osmanlıca okunuşları 
ve detaylı açıklamaları ile birlikte.

Arama yapmak istediğiniz kelimeyi girip
karşılığını bulmak istediğiniz "OSMANLICA ARA" ya da "TÜRKÇE ARA" butonlarına tıklayın.
Türkçe - Osmanlıca Sözlük'te Tavir ifadesini içeren 56 kelime bulundu...

ademiyyet / âdemiyyet

  • İnsanlık. Namuslu bir insana yakışır hâl ve tavır.

ahlak-ı ahmediye / ahlâk-ı ahmediye

  • Hz. Muhammed'in (a.s.m.) ahlâkı; hareket, tavır, söz ve danışlarından ortaya çıkan örnek hareket ve davranış tarzı.

ahval ve etvar / ahvâl ve etvar

  • Hâl ve tavırlar.

areng

  • Dirsek. (Farsça)
  • Dert, keder. (Farsça)
  • Hile, dubârâ. (Farsça)
  • Tarz, tavır, üslüb. (Farsça)
  • Vali, hakim. (Farsça)
  • Zannolunur ki, galiba, öyledir, benzer gibi bir yakınlık ve benzerlik ifâde eder. (Farsça)

arz-ı tazimat / arz-ı tâzimât

  • Karşısındakine büyük bir hürmetle takınılan tavır ve hareket.

çalım

  • Tavır, eda.
  • Kılıcın keskin tarafı, ağzı.

eda / edâ / ادا

  • Ödeme. (Arapça)
  • Yapma, yerine getirme. (Arapça)
  • Tarz, tavır. (Arapça)
  • Çalım. (Arapça)

etvar / etvâr / اطوار

  • (Tekili: Tavır) Tavırlar, haller, davranışlar.
  • Tavırlar, hâller.
  • Tavırlar, davranışlar.
  • Tavırlar.
  • Tavırlar. (Arapça)

etvar-ı hayat / etvâr-ı hayat

  • Hayatın durumları, tavırları.

etvar-ı müdakkikane

  • İnceden inceye araştıran tavırları, davranışları.

gerdide / gerdîde

  • Tavır ve hâlleri değişmiş. (Farsça)

güllabici

  • Tar: Akıl hastahanelerindeki gardiyanlar. Bunlar ellerinde kamçı olduğu halde deliler arasında dolaşıp azgın delileri döverek uslandırmak vazifesiyle mükellef olduklarından, dışarda bu türlü tavır takınanlara da mecaz yoliyle güllâbici denilirdi.

hal / hâl

  • Durum, vaziyet. Görünüş. Tavır. Suret. Keyfiyet.
  • Cezbe.
  • Dert, keder, elem.
  • Mecâl. Kuvvet.
  • Gr: Fâili, mef'ulü veya her ikisinin durumunu bildiren sözdür. Halin sâhibine zi-l hâl denir.Meselâ : Reeytuhu mâşiyen: (Onu yürürken gördüm) cümlesinde Mâşiyen (yürürken
  • Durum, vaziyet, tavır. Tasavvuf yolunda bulunan kimsenin kalbine gelen sevinç, hüzün, darlık, genişlik, arzu ve korku gibi mânâlar. Bunlar kulun gayreti ve çalışması olmadan kalbe gelir. Bu yönden makam ile arasında fark vardır. Makam, tasavvuf yolun da bulunan kimsenin çalışmakla kazandığı mânevî d

harisane / harîsane

  • Hırslıcasına. Çok haris olarak. Hırslılara mahsus bir tavırla. (Farsça)

heyet-i etvar

  • Tavırların, davranışların durumu, yapısı.

işve

  • Güzellerin gönül çeken naz ve edâsı. Gönül çekici tavır.

keyfiyet-i muamele

  • Davranış ve tavırların niceliği, temel özelliği.

lahn / لحن

  • Uyum. (Arapça)
  • Tavır. (Arapça)
  • Dil. (Arapça)

mahasin

  • (Mehâsin) İyilikler. İyi ahlâklar.
  • İnsanın vücudunda hüsün ve cemal yerleri.
  • Güzel tavırlar.
  • İnsanın yüzüne güzellik veren bıyık ve sakal.

mısdak

  • (Sıdk. dan) Bir şeyin doğru olduğunu isbata yarayan şey. Tasdik âleti.
  • Alâmet. Tavır. Tarz. Düstur.
  • Değer ölçüsü.

mişvar

  • Tarz, tavır, gidiş, gidişât.
  • Gümeçten bal peteği sağılan âlet.
  • Davar satılacak yer.

muarız kalma

  • Karşı gelme, aykırı tavır sergileme.

mücerreb

  • Tecrübe olunmuş. Sınanmış. Denemesi yapılmış. Ahvâl ve tavırları tecrübe edilmiş.
  • Makbul.

mukadderat-ı hayatiye

  • Bütün canlıların hayatları müddetince geçirdikleri ve geçirecekleri tavır, hareket, şekil ve amelleri gibi hususiyetleri.

münafıkane / münâfıkane

  • Münâfıkça, iki yüzlü bir tavırla.

müsavat ve müvazene-i etvar

  • Bir kimsenin tavır ve hareketlerinin ölçülü ve dengeli olması.

müsavat ve muvazenet-i etvar / müsâvat ve muvazenet-i etvar

  • Tavır ve davranışlarda sürekli denge ve aynı seviyede olma.

müşirane

  • Müşire yakışır surette. Mareşala has bir tavırla. (Farsça)

mütesabbi

  • Çocuklaşan, çocuk tavırları takınan.

mütesabbiyane / mütesabbiyâne

  • Çocuklaşarak. Çocuk tavırları takınarak. (Farsça)

mütezenbir

  • Kibirlenen, gururlanan, büyüklenen. Mütekebbir.
  • Can sıkıcı bir hal ve tavır takınan.

nazik-eda / nâzik-edâ

  • Nâzik tavırlı, kibar. (Farsça)

poz

  • Fotoğraf alınırken kendine düzen vermek, tavır takınmak. Kımıldamadan durduğu halde kalmak. (Fransızca)

resm

  • (Resim) Yazma, çizme, desen.
  • Eser, iz, nişan, alâmet.
  • Suret.
  • Tertib. Tarz, üslub.
  • Fotoğraf resmi.
  • Âdet, usul, tavır, davranış.
  • Alay, merâsim.
  • Man: Bir şeyi başkalarından ayırdeden tarif.

reviş

  • Gidiş, hal, tavır. (Farsça)
  • Tutum, yol. (Farsça)

sahtevekar

  • Yapmacık tavırlar takınan, kendini satmaya çalışan. (Farsça)

salabet / salâbet

  • Katılık, sağlamlık, merdane tavır.

şe'n

  • İş, yeni olan hal.
  • Şan.
  • Tavır.
  • Hâdise.
  • Vâkıa.
  • Kasdetmek.
  • Emr ü hal.
  • Tıb: Baştan göze gelen kan damarı. Baştan kaşa, kaştdan göze kan getiren iki damar ismi.
  • Fls: Bir şeyin hususiyetinin fiilî tezâhürü, neticesi ve eseri.

şemail / şemâil / شمائل

  • Huylar, tavırlar. (Arapça)

şên

  • İş, hâl, tavır, hâdise.

siret / sîret

  • Ahlâk, gidişât, hal, hareket, tavır, yaşayış.

siyasetvari / siyasetvâri

  • Politika yaparak; siyasî bir ifâde ve tavırla.

su'-i ef'al / sû'-i ef'âl

  • Kötü davranışlar, tavır ve işler. Ma'sûn et (koru) sû'-i ef'âlden ilâhî, Nasîb et râzı olduğun râhı (yolu).

sünnet-i ahmediye

  • Hz. Muhammed'in (a.s.m.) sünneti, hal, söz, tavır ve tasdikleri.

sünnet-i seniyye

  • Hz. Peygamber'in (A.S.M.) sözlerine, emirlerine ve harekâtına dâir en yüksek ve kıymetli hâller, tavırlar, hareket düsturları.

ta'zim

  • Hürmet. Riayet. İkramda bulunmak. Bir zât hakkında büyük sayıldığına delâlet edecek surette güzel muâmelede ve hürmet ifade eden tavırda bulunmak.

tasarrufat-ı beşeriye / tasarrufât-ı beşeriye

  • İnsanların gerçekleştirdikleri tavır, davranış, faaliyet ve uygulamalar.

tavr / طور

  • (Bak: Tavır)
  • Tavır, davranış.
  • Tavır. (Arapça)

tavr-ı acib / tavr-ı acîb

  • Acayip tavır, davranış.

tavr-ı batıl / tavr-ı bâtıl

  • Bâtıl, hak olmayan tavır.

tavr-ı esasi / tavr-ı esâsi

  • Esas tavır.

tavr-ı nebevi / tavr-ı nebevî

  • Peygamber Efendimizin (a.s.m.) tavır ve davranışları.

tavr-ı ubudiyetkarane / tavr-ı ubûdiyetkârâne

  • Kulluğa yakışır tavır, hareket.

tavren

  • Tavırla, davranış olarak.
  • Tavırla.

tehekkümat / tehekkümât

  • (Tekili: Tehekküm) Ciddi tavır takınarak eğlenmeler.

zarif

  • Zarafetli. İnce ve nâzik tavırlı. Güzel. Şık. İnce nükteli.
  • İnce nükteli ve güzel tâbirlerle konuşan.