LUGGAT
OSMANLICA TÜRKÇE SÖZLÜK

{ lügât . lügat . لغت }

Arapça ve Farsça yazımları, Osmanlıca okunuşları 
ve detaylı açıklamaları ile birlikte.

Arama yapmak istediğiniz kelimeyi girip
karşılığını bulmak istediğiniz "OSMANLICA ARA" ya da "TÜRKÇE ARA" butonlarına tıklayın.
Türkçe - Osmanlıca Sözlük'te Tarla ifadesini içeren 122 kelime bulundu...

ablise

  • Tarlaya tohum atan, ekinci. (Farsça)

ahşam

  • (Tekili: Haşem) Bir büyük zâtın yakınları, maiyeti, taraftarları.

akriha

  • (Tekili: Karah) Temiz su.
  • Ağaçsız yer, ağacı olmayan tarla.

alet / âlet

  • Fakir.
  • Dağda ve tarlada yaptıkları künbet.

arazi / arâzî

  • Yerler, topraklar, tarlalar.

arazi-i emiriyye / arâzi-i emiriyye

  • Huk: Beytülmâle mahsus olup devlet tarafından şahıslara dağıtılan yerler. (Tarla, çayır, koru ve emsali gibi.)

ark

  • Tarla ve bostana su akıtmak için açılan yol, cedvel, hark.

arube

  • Fasih, hatasız arabca konuşmak. Bu kelimenin mastarları: Araben, arâbeten, uruben, urubiyyeten diye de okunur.
  • Cuma günü.

arusan-ı bağ / arusân-ı bâğ

  • Tarla çiçekleri.

asef

  • (Asf) Büyük kadeh.
  • Bir şeyi almak.
  • Yoldan çıkmak. Zulüm eylemek. Körü körüne gitmek.
  • Birisini istihdâm eylemek. Irgatlık etmek, tarlada işçilik etmek.
  • Ölüm. (Kamus'tan alınmıştır.)

avene

  • Beraber olanlar. Yardım edenler.
  • Taraftarlar.

azir / azîr

  • Biçilmiş olan ekinin tarlada satılması.

bahs

  • Noksanlık. Azlık. Nâkıs. Az.
  • Akarsu ile sulanmayıp yağmur suyu ile mahsül alınabilen tarla.
  • Zulüm. İşkence.
  • Uzaklık.
  • Gümrük almak.
  • Göz çıkarmak.

barem

  • Devlet memurlarının aylıklarını tasnif ve tanzim eden, miktarlarını gösteren sistem veya cetvel. (Fransızca)

baştina

  • Osmanlı İmparatorluğu zamanında Balkanların bazı yerlerinde devlet arazisinden tapu ve miras suretiyle geçen tarla.

ben-van

  • Harman, tarla, ekin bekçisi. (Farsça)

bend-rug / bend-rûg

  • Tarla ve bostan kenarlarına suyun akıntısını kesip havuz gibi birikmesi için yapılan setli çukur. (Farsça)

benefşe-zar / benefşe-zâr

  • Menekşe tarlası, menekşe bahçesi, menekşelik. (Farsça)

berhun / berhûn

  • Çember, daire, ortası boş olan yuvarlak nesne. (Farsça)
  • Hisar, varoş, duvar veya bostan kenarlarına ve tarla aralarına çalıçırpı ve diken ile yapılan çit. (Farsça)
  • Küçük ev, oda, hücre. (Farsça)

berze-gav

  • Tarla sürecek öküz, çift öküzü. (Farsça)

betain

  • Astarlar.
  • Yatak yüzleri.

beyhuc / beyhûc

  • Höyük. (Tarlada ve bostanda dikerler.)

bum

  • Yer, toprak, zemin, memleket, yurt. (Farsça)
  • Huy, haslet, tabiat. (Farsça)
  • Sürülmemiş tarla, arazi. (Farsça)

bur

  • Hayırsız kişi.
  • Ekine elverişli olmayan tarla.

cahdem

  • (Çoğulu: Cehâdim) Ekin tarlası.

caliz

  • Sebze bahçesi, bostan. Kavun karpuz tarlası. (Farsça)

cazibe kanunu

  • Madde âleminde geçerli olan Cenab-ı Hakk'ın tekvini bir kanunudur. Bu kanuna göre iki madde birbirini aralarındaki mesafe ile ters orantılı; kütle ve miktarlarıyla orantılı olarak çeker.

cune / cûne

  • (Çoğulu: Cuven) Attarların kutusu ve tablası.

cürez

  • (Çoğulu: Cirzân) Tarla faresi.

cüsal

  • Tarla kuşu.

darbiz / darbîz

  • Rutubetli tarla, sulak yer.

ehl-i i'tizal / ehl-i i'tizâl

  • Mu'tezile mezhebi taraftarları.

ehl-i teşeyyu'

  • Şîa Mezhebi taraftarları.

emval-i gayr-i menkule

  • Bir yerden başka yere taşınamıyan, sabit olan mallar. (Dükkan, ev, tarla...gibi.)

enaniyet-i nev'iye

  • Taraftarlarının enaniyet ve gururu.

esman

  • (Tekili: Sümn-Semen) Her şeyin pahası, tutarları, semenleri.
  • Sekizde birler.

evagi

  • (Tekili: Agıye) Bahçe, tarla ve bostanları sulamak için açılan arklar, su akıtılacak yerler.

fezaa

  • Yolda ve tarlada yapılan ve höyük denilen suret.

filahet

  • Çiftçilik, tarla işleri, rençberlik, çift sürmek.

gayr-ı menkul

  • Naklolunamayan, taşınamayan (tarla,bağ, ev gibi) mallar.

gulşen u gülzar / gulşen u gülzâr

  • Gül bahçesi ve gül tarlası.

gülzar / gülzâr

  • Gül bahçesi. Gül tarlası. (Farsça)
  • Gül tarlası.

hakk-ı şirb

  • İçme, hayvan veya tarla için su olma hakkı.

handek

  • Kale ve tarla gibi yerlerin etrafına kazılan geniş ve derin çukur. Hendek.

haraset

  • Çift sürme.
  • Sürülen yer. Tarla.
  • Ekincilik, çiftçilik.

hars

  • Tarla sürmek.
  • Maarif.
  • Mal toplamak, kazanmak.
  • Teftiş ve tedbir eylemek.
  • Tarla sürmek.
  • Yarmak.
  • Ekin, kültür.

haşem

  • Taraftarlar ve hizmetçiler. Düşmanlarına karşı koruyanlar. Aile.

hasid / hasîd

  • (Çoğulu: Hasâyıd) Tarlada kalan ekin.

hizb-i kur'ani / hizb-i kur'ânî

  • Kur'ân'ın taraftarları, hizmetkârları.

hizbü'ş-şeytan

  • Şeytanın taraftarları.

hizbül-kur'an / hizbül-kur'ân

  • Kur'ân taraftarları, Kur'ân hizmetkârları.

hizbüşşeytan

  • Şeytanın taraftarları.

hüccetü'l-kur'an ala hizbi'ş-şeytan / hüccetü'l-kur'ân alâ hizbi'ş-şeytan

  • Şeytan ve onun taraftarlarına karşı Kur'ân'ın kesin delili.

hüccetü'l-kur'an ale'ş-şeytan ve hizbihi / hüccetü'l-kur'ân ale'ş-şeytan ve hizbihî

  • Şeytan ve onun taraftarlarına karşı Kur'ân'ın delili.

huşeçin / hûşeçîn

  • Başak toplayan; harman sonunda tarlada kalan başakları toplayan.

ihtarat / ihtârât

  • (Tekili: İhtar) İhtarlar, hatırlatmalar.
  • Dikkati çekmeler, tenbihler.
  • İhtarlar, ikazlar, uyarılar.

inzarat

  • (Tekili: İnzar) İhtarlar, tenbihler.

islaf

  • Para peşin, mal veresiye olan bir alışveriş.
  • Tarlayı aktarmak.

kafedan

  • Attarların eczâ koydukları kese veya torba.

kanatir

  • (Tekili: Kantar) Kantarlar.
  • (Tekili: Kantara) Taştan yapılan kemerli büyük köprüler. Kantarlar.

katr

  • Damlamak. Damlatmak. Damlayan şey.
  • Develeri katarlamak.
  • Birisini şiddet ve hiddetle yere çalmak.
  • Yağmur.

kemençe

  • Çiftçilerin tarlalara kimyevi gübre atmak için kullandıkları bir nevi âlet. (Farsça)
  • Tırnağı tellerine değdirmekle ses çıkaran kemana benzer küçük bir çalgı âleti. (Farsça)

kılavuz

  • Yol gösteren, rehber.
  • Vapurlara yol gösteren.
  • Bazı hayvan katarlarının önüne düşüp, onları sevkeden hayvan.
  • Eskiden evlenme işlerine vasıtalık eden kadınlar.
  • Düşman hakkında mâlumât edinmek için ordu hizmetinde kullanılan kişiler.
  • Okçuluk müsabakaların

kır'av

  • Çorak tarla.
  • Çorak tarla.

kırav

  • Çorak tarla.

kişt

  • Ekin. (Farsça)
  • Tarla. (Farsça)

kiştzar / كشتزار

  • Ekinlik, ekin tarlası, tarla. (Farsça)
  • Tarla. (Farsça)

küf

  • Yetiştiği satıhta kimyevî değişikliklere sebep olan küçük boylu mantarlara verilen umumi ad.
  • Maddelerin oksitlenme neticesinde dış tarafını kaplayan tabaka. Pas.

küna

  • Arâzi. Tarla. Etrafı çevrilerek ekilen yer. (Farsça)

kürde

  • (Çoğulu: Kürüd) Sürülmüş tarla.

latime / latîme

  • (Çoğulu: Letâyim) Misk.
  • Güzel kokular konulan kap.
  • Attarlar pazarı.
  • Güzel kokulu nesneleri götüren deve.

likat

  • Tarlada kalan başakları toplama.
  • Hizada olma.

mahsud

  • Biçilmiş ekin.
  • Ekini biçilmiş tarla.

mahsulat / mahsulât

  • (Tekili: Mahsul) Mahsuller. Hâsılat. Tarladan, bahçeden veya hayvanlardan elde edilen gıda maddeleri.

makalid

  • (Ka, uzun okunur) Hazineler.
  • Kilitler. Anahtarlar.

maksee

  • Hıyar tarlası.

maksüe

  • Hıyar tarlası.

maktane

  • Pamuk tarlası.

malaz

  • Sürülmüş toprak.
  • Sular altında kalmış tarla.

matbaha-i kudret

  • Cenab-ı Hakk'ın âşikâr kuvvet ve kudreti ile bahçe, bağ, tarla ve bostan gibi yerlerde pişmiş gibi hazır gıda maddelerinin yetiştiği yer. Kudret mutbahı.

med

  • Uzatma, çekme. Yayma ve döşeme.
  • Çoğaltmak.
  • Bir şeye dikkatlice bakmak.
  • Nihayet, son.
  • Sönmek. Bir şeyi söndürmek.
  • Yardım etmek, mühlet vermek.
  • Yâr ve yâver olmak.
  • Tarlaya fışkı ve gübre dökmek.
  • Sel suyu.

mefatih / mefâtih / مفاتيح

  • (Tekili: Miftah) Anahtarlar.
  • Anahtarlar.
  • Anahtarlar. (Arapça)

mekadir / mekâdir

  • Miktarlar, ölçüler.
  • Miktarlar.

meşare

  • Bostan. Tarla.
  • Çiftçiler arasında meşhur olan tahta yer.

mesatır

  • (Tekili: Mistar) Cetveller, mistarlar. Çizgi çizme için kullanılan âletler.

mezari / mezâri / مزارع

  • Tarlalar. (Arapça)

mezari'

  • (Tekili: Mezru) Sürülüp tohum atılmış ve zirâat olunmuş yerler, tarlalar.
  • (Tekili: Mezraa) Tarlalar, bostanlar. Zirâat olunacak yerler.

mezari-i münbite

  • Münbit ve verimli tarlalar.

mezra / مزرع

  • Tarla.
  • Tarla. (Arapça)

mezra'a / مزرعه

  • Tarla. (Arapça)

mezraa / مَزْرَعَه

  • Tarla.
  • Tarla.
  • Ziraat olunacak, ekilecek tarla, yer, çiftlik.
  • Tarla. Ekilip mahsul alınan mülk, yer.
  • Tarla.

mezraa-i ahiret / mezraa-i âhiret / مَزْرَعَه

  • Âhiretin tarlası.
  • Ahiret tarlası.

mezraa-i dünya / مَزْرَعَۀِ دُنْيَا / mezraa-i dünyâ

  • Dünya tarlası.
  • Dünya tarlası.
  • Dünya tarlası.

mezraa-i hububat

  • Tohumların ekildiği tarla.

mezraa-i masnuat / mezraa-i masnûât / مَزْرَعَۀِ مَصْنُوعَاتْ

  • San'at eseri varlıkların tarlası.
  • San'atla yapılan şeylerin tarlası.

mezraa-i semaviye / mezraa-i semâviye / مَزْرَعَۀِ سَمَاوِيَه

  • Semâvi tarla.
  • Semâya âit tarla.

mezruat / mezrûât

  • Tarlaya ekilen tohumlar.

muhteşem

  • Büyük, debdebeli, tantanalı.
  • Etraflı ve taraftarlarının çokluğu ile büyük.

mukaddiru'n-nur

  • Bütün nurların miktarlarını takdir eden Nurların Mukaddiri, Allah.

muvakere

  • Tarladan çıkan mahsulden bir kısmını almak şartıyla birlikte ekme.

müzarea şirketi / müzârea şirketi

  • Zirâat ortaklığı. Harman yapılan ürünleri yetiştirmek için, tarla yâni toprak birinden, çalışma, işçilik diğerinden olmak ve mahsûlü sözleşilen nisbette (miktârda) aralarında paylaşmak üzere, kurulan şirket.

nadas

  • Tarlayı temizleyip otlarını kurutmak için önceden sürüp hazırlama.

nafıka

  • (Çoğulu: Nevâfık- Nüfeka) Arab tavşanının (diğer adı; tarla fâresi dedikleri hayvanın) iki yuvasından gizli olanın adıdır. Bu hayvan, bunun tavanını yeryüzüne çok yakın yapar. Belirli olan kasia dedikleri yuvasında tehlike hissederse hemen nâfıkanın tavanını delerek kaçar. Münafıklar buna benzediği

nassiye

  • (yun: Dogmatizm) Fls: Bir görüşün doğruluğuna peşin olarak inanan ve bu inanışlarını tenkide tabi tutmayanların düşünüş tarzı. Son heceleri .. izm ile biten görüşler, taraftarlarınca peşin olarak kabul edildiklerinden birer dogmatik görüş örneğidir. Meselâ; komünizm, materyalizm, darvinizim, birer d

penbezar / penbezâr

  • Pamuk tarlası. (Farsça)

piyango

  • Bir kumar çeşidi. Mülk sâhiblerinin haklarının miktarlarını değiştirmek veya ortaklardan birinin hakkını yok etmek, yâhut hakkı olmayana pay vermek için yapılan kur'a.

puzen

  • Nadas edilmiş, sürülmüş tarla. (Farsça)

rab'at

  • (Çoğulu: Rabeât) Attarların dağarcığı ve kutusu.
  • Orta boylu kimse.

renc-ber

  • (Renc; sıkıntı, zahmet. Ber; çeken) Tarla ve bahçede yahut başka işlerde kazmak veya taş, toprak taşımak gibi işlerde çalıştırılan gündelikçi. Amele, ırgat. (Farsça)
  • Çiftçi. (Farsça)

ribe'n-nesie / ribe'n-nesîe

  • Gecikme ribâsı. Bir cinsten olan iki şeyin birini, diğeri karşılığında veresiye olarak satmak veya başka başka cinslerden olup; ağırlık, hacim veya uzunluk ölçüsüyle yâhut belirli ölçülerde olup, sayıyla alınıp satılan iki şeyi veresiye değişmek. Mik tarlar eşit olsa bile ribâ sayılır.

rifa'

  • Ekini tarladan getirip harman yerine ilettikleri vakit.

sadaka-i fıtır

  • İhtiyâcı olan eşyâdan ve borçlarından fazla olarak, nisâb yâni dinde zenginlik ölçüsü miktarında malı, parası bulunan her hür müslümanın, Ramazân bayramının birinci günü sabâhı, fakirlere vermekle yükümlü oldukları belli miktarlardaki buğday, arpa, hurma veya kuru üzüm yahut kıymetleri kadar altın v

sebzezar

  • Çayırlık, çimenlik, yeşillik. (Farsça)
  • Bostan, sebze tarlası. (Farsça)

şeddad

  • Kâfir.
  • Çok eskiden Yemen'de Âd Kavminin hükümdarı Allah'a isyan ederek Cennet'e benzetmek iddiasiyle İrem bağını yaptırmış, bu bağdaki köşke girmeden kavmi ile yani taraftarlariyle birlikte gazaba uğramış, çarpılmış, yerin dibine geçmiştir.

şekeristan

  • Şeker kamışı tarlası. (Farsça)

taksim-i gurama / taksim-i guramâ

  • Kârı veya zararı ortaklar arasında koydukları sermaye nisbetinde taksim etmek.
  • Fık: Bir borçlunun terekesini alacaklıların borç miktarları nisbetinde aralarında taksim etmek.

tarafdaran / tarafdârân / طرفداران

  • Yandaşlar, taraftarlar. (Arapça - Farsça)

ülkü

  • Bazı öz türkçecilik taraftarlarınca kullanılmış bir kelimedir. Divan-ı Lügat-ıt Türk'te "Peyman" mânasına geldiğine merhum A. Hamdi Elmalılı işaret ediyor: "Ahd ü misak" da denir. Emanî, ideal mânâsına kullananlar varsa da yanlıştır.

yerabi'

  • (Tekili: Yerbu') Tarla fareleri.

yez

  • Bağ, bahçe, tarla vs. gibi arazilerin etrafına çekilen dikenli çalı. Çit. (Farsça)

zay'a

  • (Çoğulu: Zıyâ') Geliri olan bina.
  • Tarla. Çiftlik.
  • Binasız arsa.

zıa

  • İşlenir toprak. Tarla.

 

Luggat Yazarları

Luggat.com Yazarlarını Belirliyor

Luggat.com'da "yazar" olarak görev almak ister misiniz?
Hazırlıkları devam eden Luggat Blog'da yazılarınız yayınlanabilir, milyonlara Luggat.com üzerinden sesinizi duyurabilirsiniz.

HEMEN BAŞVUR