REKLAM ENGELLEMEYİ GERİ ALMA KODU BURADA BAŞLAR --> REKLAM ENGELLEMEYİ GERİ ALMA KODU BURADA BİTER -->

LUGGAT
OSMANLICA TÜRKÇE SÖZLÜK

{ lügât . lügat . لغت }

Arapça ve Farsça yazımları, Osmanlıca okunuşları 
ve detaylı açıklamaları ile birlikte.

Arama yapmak istediğiniz kelimeyi girip
karşılığını bulmak istediğiniz "OSMANLICA ARA" ya da "TÜRKÇE ARA" butonlarına tıklayın.
Türkçe - Osmanlıca Sözlük'te Talīm ifadesini içeren 38 kelime bulundu...

berat gecesi

  • Arabi Şâban ayının onbeşinci gecesi. Şâban ayı mübarek şuhur-u selâseden (üç aylardan) olup, onbeşinci gecesi mahlûkatın rızıklarına, ömürlerine, amellerine dâir taraf-ı İlâhîden meleklere tâlimat verildiği hususunda rivâyât-ı sahiha vardır.

çarha

  • Ordunun ilerisinde bulunan askerlerin yaptıkları tâlim. (Farsça)
  • Çıkrık gibi dönen yuvarlakça bir cins dolap. (Farsça)

cevelangah / cevelângâh

  • Gezip dolaşılan yer. Cevelân yeri. Tâlim meydanı.

cirit

  • Düşmana atılmak üzere yapılmış ucu demirli, sert tahtadan kısa mızrak. Sulh zamanlarında talim mahiyetinde yapılan karşılaşmalara cirit oyunu denirdi. Türklerin makbul bir sporu idi.

defter-i kavanin-i emriye / defter-i kavânin-i emriye

  • Emir kanunları defteri, talimatname.

ders

  • Tenbih, tâlimat, vazife. Bir şeyi öğrenmek için muallim veya o işi iyi bilen birisinden azar azar alınan vazife.
  • Akıl.

direktif

  • Üst makamlardan, tutulacak yol üzerine verilen emirlerin tümü, hepsi. Talimat, emir. Nasıl, ne şekil olacağına çalışacağına dair emir. (Fransızca)

disiplin

  • Uyulması lâzım gelen kaide ve yasaklar. (Fransızca)
  • Nizam ve intizam te'mini için zihnî, ahlâkî, ruhî, cismanî tâlim ve terbiye. (Fransızca)

faraza

  • (Esası: Farzâ) Meselâ, öyle sayalım ki, farzedelim ki, ola ki, tutalım ki.

gez

  • Arşın, endaze. (Farsça)
  • İlgın ağacı. (Farsça)
  • Okun çentiği. (Farsça)
  • Tâlim için yapılmış kısa ok. (Farsça)

hudayinabit

  • Ekilmeden biten ot veya ağaç.
  • Hiç bir talim ve terbiye görmemiş adam.

kabs

  • Her şeyin esası, aslı.
  • Tâlim etmek.

kalib / kâlib

  • İt tutan kimse. Köpeğe av tâlim ettiren kimse.

kebade

  • Tâlim yayı. (Farsça)

kebade-keş

  • Ok atma tâlimi yapan veya ok atmaya hevesli olan. Tâlim yayını çeken. (Farsça)

kebade-keşi / kebade-keşî

  • Ok atmaya hevesli olma, tâlim yayını çekme. (Farsça)

kellab

  • İt tutan kimse. Köpeğe av tâlim eden kimse.

kepaze

  • İtibarsız, âdi, mübtezel, kıymetsiz kimse. Haysiyetsiz, şerefsiz, rezil. Hürmet ve saygıya müstahak olmıyan.
  • Tâlim için kullanılır yay.

meç

  • Ateşli silahların icadından evvel kullanılan harp âletlerinden biri. Keskin olmayan tâlim kılıcı, uzun ve ince kılıç.

mirilu

  • Uzayan harblerde ve askerin kifayetsizliği zamanlarında aylıkla toplanan askerler. Bunlar talimsiz, intizamsız oldukları için "Nefer-i âm: Bütün halkın cenge sürülmesi" hükmünde kalıyor, bir istifade te'min olunamıyordu. Yeniçeri Ocağı'nın ilgasıyla muntazam askerî teşkilât yapılınca bu türl

muallem / مُعَلَّمْ

  • Talimli, eğitilmiş.
  • Eğitimli, talim görmüş.

muallem asker

  • Tâlim görmüş asker.

muallim

  • Öğreten, talim eden, öğretmen.

muallime

  • Hanım hoca. Öğreten ve tâlim eden kadın veya kız.

mükellib

  • Yırtıcı hayvanları ava alıştıran, avcılık tâlim edip öğreten.

mukteb

  • (Çoğulu: Mekâtib) Yazı talim eden kimse.

murahhas

  • Devlet veya herhangi bir teşekkül nâmına, salâhiyyetli olarak bir yere bir vazife ile gönderilen kimse.
  • Terhis edilen. İzin verilen. Tâlimat verilen kimse.

murtaz

  • Alıştırılmış, tâlimli hayvan.

müsevveme

  • Talim ve terbiye görmüş, hilkaten tamamen olan at.
  • Nişan edilmiş.
  • Süslü.

müzekkir

  • Andıran, hatıra getiren, yâd ettiren, zikrettiren, hatırda tutturan.
  • Zikreden, ibâdet eden.
  • Resul-i Ekrem (A.S.M.) mü'minleri ve bütün beşeriyeti tehlikeli şeylerden halâs edip iki cihan saadetine nâil olma yolunu tâlim ettiğinden, Kur'an-ı Kerim'de müzekkir diye isimlendiril

neşg

  • Aşk galebe edip haykırıp çağırmak.
  • Tâlim etmek.

rabb-ül alemin / rabb-ül âlemîn

  • Bütün âlemlerin Rabbi. Her âlemi doğrudan doğruya Rububiyyeti ile tâlim, terbiye, tedbir ve idâre eden Cenab-ı Hak.

şehid-i ahiret / şehîd-i âhiret

  • Bir kimsenin Allah için olan cihâdın hazırlığı esnâsında tâlimlerde veya zulüm ile öldürülmesi veya cihâdda ve eşkıyâ, âsî, yol kesici, gece hırsızla vuruşmada yaralanarak hemen ölmeyip bir namaz vakti çıkıncaya kadar yaşayan veya başka yere götürülü p, orada ölen. Âhiret şehîdi.

ta'limgah / ta'limgâh

  • Tâlim ve öğrenme yeri.

talimat / tâlimât

  • Talimler, öğretmeler, idmanlar, emirler.
  • Tâlimler, eğitimler; bir iş hakkında hareket tarzını bildiren emirler.

talimgah / tâlimgâh

  • Talim yeri.

tatrim

  • Tamamlamak.
  • Ata tâlim ettirip hünerli ve iyi huylu yapmak.

terbiyename

  • Terbiye edici belge; belli bir terbiye ve eğitim programını içeren talimat, kitap.

 

Bağış Yapmak İçin Tıklayın