LUGGAT
OSMANLICA TÜRKÇE SÖZLÜK

{ lügât . lügat . لغت }

Arapça ve Farsça yazımları, Osmanlıca okunuşları 
ve detaylı açıklamaları ile birlikte.

Arama yapmak istediğiniz kelimeyi girip
karşılığını bulmak istediğiniz "OSMANLICA ARA" ya da "TÜRKÇE ARA" butonlarına tıklayın.
Türkçe - Osmanlıca Sözlük'te Takl ifadesini içeren 162 kelime bulundu...

aleliştirak / aleliştirâk / على الاشتراک

  • Ortaklaşa. (Arapça)

anonim

  • yun. Yapıcısının adı belirtilmeyen eser.
  • Sermayesi hisselere bölünerek, her ortağın mes'uliyet ve salâhiyeti sermayedeki hissesiyle orantılı bulunan ortaklık, şirket.

arin

  • Arslanın yerleşip yataklandığı yer.
  • Ağaçlar.
  • Et.

asri / asrî

  • Devre, modaya ve israflı fantaziyelere uyan. Taklitçi. Zamana uygun. Bir devreye, asra âit ve müteallik.

atba'

  • (Tekili: Tıb') Akarsular, çaylar, dereler, kanallar, sel yatakları.

avam / avâm

  • Amme'nin çoğulu, halk, topluluk.
  • Müctehid (âyet ve hadîslerden şer'î yâni dînî hükümler çıkaran İslâm âlimi) olmayan, mukallid (yâni mezhebinin usûl ve kâidelerini anlayıp taklîd eden).
  • Dînî ilimlerden haberi olmayan câhiller.
  • Olgunlaşmamış, irşâda (öğrenip, aydınlanmaya) muht

avrupazade / avrupazâde

  • Avrupayı taklit eden.
  • Avrupa'dan doğan. Avrupa te'siri ile olan. Avrupalıyı taklid eden. (Farsça)

basbasa

  • Dalkavukların nefret edilecek hâlleri, tabasbusları, yaltaklanması.
  • Köpeğin, kuyruğunu sallayarak sokulması.

behreberi / behreberî

  • Ortaklık, şeriklik. (Farsça)

ber-vech-i iştirak / ber-vech-i iştirâk

  • Ortaklıkla, iştirak ederek.

beyadıka

  • (Tekili: Beyâzıka) (Beydak ve Beyzak) Küçük yapılı, bodur boylu ve çabuk yürüşlü adamlar, paytaklar.
  • Satranç oyununda paytaklar, piyadeler.

bezaga

  • Ortaklık, şirket.

bil-iştirak

  • Birleşerek, ortaklaşa.

ca'li / ca'lî

  • Uydurma, samimi olmayan, sahte, düzme ve taklid.

cablus

  • Dalkavukluk, yaltaklanma. (Farsça)
  • Dalkavukluk eden, yaltaklanan. (Farsça)

cablusi / cablusî

  • Dalkavukluk, yaltaklanıcılık. (Farsça)

çirkab / çirkâb

  • Çirkin su, pis su, çirkef, bataklık.

çirkab-ı hayat-ı maddiye / çirkâb-ı hayat-ı maddiye

  • Maddî hayattaki çirkef, bataklık.

cüret

  • Ataklık, kendini bilmezlik.

cüz'i / cüz'î / جُزْؤ۪ي

  • Lafzında ortaklık kabûl etmeyen.

cüz'i-yi müşahhas / cüz'î-yi müşahhas / جُزْئِي يِ مُشَخَّصْ

  • Şahsı belirli olup başkalarıyla ortaklık kabûl etmeyen şey.

cüz'iyyat

  • Cüz'î olan şeyler. Ufak tefek şeyler. Mânası düşünüldüğünde zihinde ortaklık kabul etmeyen şeyler. Mânası başka şeylere şâmil olmayanlar.

daş

  • İsimlerin sonlarına eklenerek eşlik, refakat ve ortaklık bildirir. Meselâ: Arka-daş : Refik.

ekolali

  • yun. Psk: Sesleri taklit etme, yansıtma. Çocuk dünyaya geldiği zaman çevresinde konuşulan dilin seslerini çıkaramaz. Kendine mahsus sesleri çıkarır. Çevrede konuşulan dilleri dinleye dinleye çevredeki sesleri taklid etmeye başlar, bu taklid edebildiği sesleri sık sık tekrar eder. Meselâ: ba, ba, ba

Emzik / Bibs / Kidful

  • About Page template By Adobe Dreamweaver CC
    sample

    Bibs Kauçuk Emzik


    Söz konusu emzik olunca, BIBS Colour gerçek bir klasik. Yaklaşık 40 yıldır Danimarka'da tasarlanıp üretilen BIBS Colour emzikler, %100 doğal kauçuk ucuyla, hava akışı sağlayan delikleri ve cilt tahrişini önlemek için geliştirilen hafif eğimli yapısı ile gerçek bir efsane! BIBS Colour, yuvarlak ve yumuşak kauçuk uç kısmı ile anne memesine en yakın forma sahip olduğundan, çocuklar tarafından kolay kabul ediliyor. Anne memesini taklit ederek, emiş sırasında hava akışı sağlıyor. Ultra hafif ve sağlam yapısı ile bebeğinizi yormuyor. BPA, PVC ve phthalates gibi zararlı maddeler içermiyor ve dünyaca geçerli EN 1400 standardına göre üretiliyor. Hiçbir emzik markasında göremeyeceğiniz kadar fazla renk çeşitine sahip olan BIBS Colour, klasikleşen zamansız tasarımı ve elegant duruşu ile tasarım ve işlevselliği birleştiriyor. BIBS Colour, bir emzikten beklenen tüm detaylara sahip olmasının yanısıra; bir emzikten beklenmeyen güzellikte tasarımı ile, tüm dünyada hem anneleri hem çocukları kendine hayran bırakıyor…

    https://www.kidnkind.com/bibs

sample

Kidful Bitkisel Boyalı Emzik Askısı


KIDFUL Emzik Askıları, çocuk ürünlerinde kullanıma uygun olan, en kaliteli %100 gerçek deriler kullanılarak EN 12586 standartlarına göre üretilir. KIDFUL'un organik serisinde kullanılan boyalar tamamen bitkiseldir ve kimyasal madde içermez. KIDFUL'un özel olarak üretilen metal klipsi kurşun ve krom içermez. Metal klipsin kıyafetlere zarar vermemesi için, klips içerisinde plastik aparatı bulunur. KIDFUL emzik askısını, güçlü lastik ve güçlü bağlantı yapısı ile, uzun seneler yıpranma sorunu yaşamadan kullanabilirsiniz...
https://www.kidnkind.com/kidful


Kidnkind Emzik Anne Bebek ve Tekstil Ürünleri Ticaret Limited Şirketi


Web sitesi :www.kidnkind.com

Telefon : 0(216) 606 21 06

(www.kidnkind.com)

enbazi / enbazî

  • Şeriklik, ortaklık. (Farsça)

erham / erhâm

  • (Tekili: Rahim) Döl yatakları, rahimler.
  • Yakın hısımlar, akrabalar.
  • Döl yatakları, rahimler.

eşrak

  • Ortaklar. şerikler.

eyke

  • Sık ve birbirine karışmış ağaç.
  • Yumuşak.
  • Ağaç bitiren bataklık.

frenk sakalı

  • Eskiden frenkleri taklid suretiyle bırakılan sakal hakkında kullanılan bir tabirdi. Çeneye gelen kısım uzunca bırakılıp, yukarı tarafları kısa kesilen veya traş edilen sakal demektir.

frenkmeşrep

  • Avrupalıları taklit edenler.

füruş

  • (Tekili: Firaş) Döşemeler. Yerlere serilen örtüler.
  • Yataklar.

garplılaşma

  • Batılılaşma, Avrupa medeniyetini taklid etme.

halab

  • Çamur, bataklık. Bataklık arâzi. (Farsça)

harifane

  • Esnafça. Herkes kendi masrafını, hissesine düşeni vermek suretiyle, ortaklıkla yapılan. (Farsça)

hatai

  • Tezhib ıstılahlarındandır. Resim gibi tabiatı taklid ederek yapılmayıp, san'atkârlar arasında kabul edilen çeşitli gül şekli gibi irili ufaklı yapılan şekiller.
  • Türkistan'da Hatay şehrinde imal edilen bir cins dayanıklı kâğıt.

hem-desti / hem-destî

  • Berâberlik, birlik. (Farsça)
  • Ortaklık, şeriklik. (Farsça)

hey'atın feletatı / hey'atın feletâtı

  • Birini taklit eden kimsenin taklitçiliğini gösterip ilân eden sürçmeleri, falsoları. Kemalât-ı ruhiye veya mükemmelliğin iktizası olan umum ahvaldeki fıtrîlik ve müvazeneyi o seviyede olmayanın sun'î taklitteki gayr-ı fıtrîliği.

hiss-i taklidi / hiss-i taklidî

  • Taklit hissi, duygusu.

hisse

  • Bölünebilen bir mal veya şeyin her ortağa âit olan kısmı, ortaklardan her birinin hakkı, payı.

hisse-i şayia / hisse-i şâyia

  • Fık: Müşterek bir malın her bir cüz'üne sirayet eden hisse, pay.
  • Ortaklar arasında taksim edilmemiş olan müşterek mal. Meselâ: Bir kitaba, bir kaç kişi ortak ve taksim de mümkün değil ise; her hissedarın kitabın umumuna sahip olması.

hulm

  • Geyiğin yataklandığı yer.

hulta

  • Ortaklık, şirket.

icam

  • (Tekili: Eceme) Arslan yatakları.
  • Çalılıklar, ağaçlıklar, meşelikler.

iktida / iktidâ

  • Tâbi olmak, uymak. Taklid etmek.

iman-ı tahkiki / iman-ı tahkikî

  • İmana aid bütün mes'eleleri yakînî surette tedkik ile bilmek ve yaşamak ve tahkikî iman derslerini veren ve taklidî imanı tahkike tebdil eden eserleri sadakatla okumak neticesinde hâsıl olan sağlam, sarsılmaz iman. (Mü'minin kalbi tasdik nuru ile o derece münevver olmasıdır ki, o nur bütün letaif-i

iman-ı taklidi / iman-ı taklidî

  • Araştırmaksızın, taklide dayanan iman.
  • Az şüphelere mağlup olabilen, başkalarını takliden olan iman. Tahkik ehline ait olmayan, câhillere mahsus iman.

inan şirketi / inân şirketi

  • Ortakların birbirine vekil olup, kefil olmadıkları şirket.

ırk-ı taklit

  • Taklit damarı; taklitçilik.

istifraş

  • Yataklık yapma. Odalık alma. Yatağa alıp beraber yatma.
  • Haremi ile beraber yatma.

iştirak / iştirâk / اشتراک

  • Ortaklık, katılma.
  • Ortak olmak. Ortaklık etmek. Bir işde yer almak. Hissedâr olmak.
  • Bir lâfızda çok mânalar müşterek olması. Meselâ: "Ayn" kelimesi. Hem göz, hem de kaynak mânasına gelir.
  • Ortaklık.
  • Katılım. (Arapça)
  • Ortaklık. (Arapça)

iştirak-i a'mal / iştirâk-i a'mâl

  • Sevap kazandıran işlerde ortaklık.

iştirak-i emval / iştirak-i emvâl

  • Mal ortaklığı.

iştirak-ı lisan

  • Lisan ortaklığı. Aynı dili konuşma keyfiyeti.

iştirak-i mesai

  • İş ve emek ortaklığı.

iştirak-i san'at

  • San'at ortaklığı.

iştiraki / iştirakî

  • Ortaklığa ait, ortaklıkla alâkalı.
  • Komünist.

izale-i şüyu'

  • Ortaklığı giderme.

kabil-i taklit

  • Taklidi mümkün.

kalp

  • t. Hileli. Sahte. Taklit.
  • Yalandan cesaret satan korkak adam.
  • Yalancı. Kendisine güvenilmez olan.

kellit

  • Sırtlanın yataklandığı inin ağzını kapattıkları taş.

kiris

  • Yaltaklanma. (Farsça)
  • Aldatma, kandırma, hile yapma. (Farsça)

külli / küllî / كُلّ۪ي

  • Lafzında ortaklığı kabûl eden kavram.

kur'a çekmek

  • Müşterek malın ortaklar arasında çekim yoluyla taksîm edilmesine verilen isim.

labe

  • Yalvarma, yaltaklanma, dalkavukluk etme. Acz gösterme. (Farsça)
  • Bu yolda söylenen söz. (Farsça)

limited

  • Mes'uliyetleri, koydukları sermayeye göre hudutlu olan ortaklık.

ma'şeri / ma'şerî

  • Cemiyete âit. Topluluğa âit. Ortaklaşa. Pek çok.

maşeri / maşerî / معشری

  • Kollektif, ortaklaşa. (Arapça)

mecari / mecarî

  • (Tekili: Mecrâ) Mecralar. Su yolları. Su yatakları.

meddah

  • (Mübalâga ile) Çok çok medheden, sena eden.
  • Edb: Taklidli hikâyelerle halkı eğlendiren hikâyeci.

meka

  • (Çoğulu: Emkâ) Tilki, tavşan ve bunlara benzer hayvanlar.
  • Canavarların inleri ve yatakları.

mellah

  • Dalkavukluk eden, yaltaklanan. Tez tez yürüyen, hızlı yürüyen.

men-i iştirak

  • Ortaklığı kabul etmemek.

merzaga

  • Bataklık, çamur.

merzagi / merzagî / مرزغى

  • Bataklık. (Arapça)

meşa'

  • Duyulan, intişar eden, açıklanan, yayılan. Etrafa yayılmış olan.
  • Bölünmeyip ortaklaşa kalmış olan. Müşterek olan.

meşaim

  • (Tekili: Meşime) Dölyatakları, ana rahimleri.

mübeddil

  • Değiştiren. Tebdil eden.
  • Taklid edici olan.

mudarebe şirketi / mudârebe şirketi

  • Ortaklardan bir kısmının sermâye vermesi, bir kısmının da iş yapmayı üzerine alması üzerine anlaşma yapılarak kurulan şirket, ortaklık.

mufavada şirketi / mufâvada şirketi

  • Sermâyedeki hisseleri, kâr ve kullanma hakkı, ortaklar arasında eşit olan ve ortakların müslüman olması ve herbirinin sermâyesinden başka parası bulunmaması şartlarıyla kurulan bir şirket. Müsâvat şirketi.

müfavaza

  • Ortaklık, işbirliği.
  • Eşitlik, müsavilik.

müfavazaten

  • Ortaklıkla, işbirliği yaparak.
  • Eşitlikle, müsavilikle.

muhakat / muhâkât

  • Müşabehet eylemek. Bir kimseyi taklid etmek.
  • Birbirine hikâye söylemek.
  • Taklit etme.

mühakat

  • Benzerini yapma, taklit.

mühüd

  • (Tekili: Mihâd) Döşekler, yataklar.

mukalled

  • (Kald. dan) Boynuna gerdanlık takılmış.
  • Padişah tarafından nişan takılan kimse.
  • (Taklid. den) Taklid edilen. Örnek tutulan. Misal alınan.

mukallef

  • Kalafatlanmış, taklif edilmiş.

mukallid / مقلد

  • Taklitçi, taklid eden, başkasına özenerek onun gibi olmaya çalışan.
  • Benzemeye veya benzetmeğe çalışan. Taklid eden.
  • Bir şeyi boynuna takan, asan.
  • Kuşatan.
  • Taklitçi.
  • Taklitçi. (Arapça)

mukallidane / mukallidâne

  • Benzetmeğe, taklide özenircesine. Taklid edercesine. Benzemeğe çalışırcasına. (Farsça)

mukallidin / mukallidîn

  • (Tekili: Mukallid) Taklidçiler. Örnek ve misâl alanlar.
  • Takınanlar. Boyuna takanlar.

mukallidin-i maddiyyun / mukallidîn-i maddiyyun

  • Materyalistlerin taklitçileri, taklitçi materyalistler, maddeciler.

mukallit

  • Taklitçi.

müşa'

  • (Şüyu. dan) Yayılmış, şüyu bulmuş, herkese duyurulmuş.
  • Ortaklar veya hissedarlar arasında birlikte kullanıldığı hâlde hisselere ayrılmamış olan şey.

müsakat şirketi / müsâkât şirketi

  • Bağda üzüm, bahçelerde meyve ve bostanlarda sebze yetiştirmek için, toprak sâhibi ile çalışacak kimse arasında yapılan şirket, ortaklık.

müşareket / müşâreket

  • Birbirine ortak olmak, ortaklık. Beraber olup bir iş yapmak.
  • Gr: İkili tarafın da isteğini bildiren fiil.
  • Karşılıklı anlaşma, birbirini anlama.
  • Ortaklık.
  • Ortaklık, ortak olma.
  • Ortaklık.

müşarik

  • (Şirket. den) Ortak, şerik. Bir işte birlikte bulunan.
  • Birlikte iş yapanlardan herbiri. Ortakların beheri.

müşterek-ül menfaa

  • Beraberce ve ortaklaşa faydalanma.

müştereken / مشتركا

  • Ortak olarak, ortaklaşa.
  • (şirket. den) Ortak olarak, müşterek bir tarzda, ortaklaşa.
  • Ortaklaşa, beraberce.
  • Ortaklaşa. (Arapça)

mütebasbıs

  • (Basbasa. dan) Yaltaklanan, tabasbus eden.
  • Yaltaklanan.

mütebasbısane / mütebasbısâne

  • Yaltaklanarak, tabasbus ederek. (Farsça)

mütebasbısin / mütebasbısîn

  • (Tekili: Mütebasbıs) Yaltaklananlar, tabasbus edenler.

mütemellık

  • (Melık. dan) Alçakçasına yalvaran, yaltaklanan.

mütemellıkane

  • Yaltaklanarak. Alçakcasına yalvararak. (Farsça)

mütereccile

  • Erkekleşmiş kadın. Erkekleri taklid eden kadın.

müzarea şirketi / müzârea şirketi

  • Zirâat ortaklığı. Harman yapılan ürünleri yetiştirmek için, tarla yâni toprak birinden, çalışma, işçilik diğerinden olmak ve mahsûlü sözleşilen nisbette (miktârda) aralarında paylaşmak üzere, kurulan şirket.

nahil

  • Hurma ağaçları, hurmalık.
  • Hurma ağacı.
  • Balmumundan yapılan ağaç, yapraklı dal ve yemiş taklidi işlere denir ki, sathı altın ve gümüş yapraklarla süslenerek, eskiden gelin giderken önünde alayla götürülür ve gelin odalarına süs olarak konurdu.

nahl-bend

  • Ağaçları budayıp tanzim eden kişi. (Farsça)
  • Balmumundan taklid süs ağacı yapan, balmumcu. (Farsça)

nazıra-han / nazıra-hân

  • Bakarak taklid eden. (Farsça)

papağan

  • İtl. İnsan konuşmasını taklid edebilen bir kuş.

pelvas

  • Yaltaklanma. (Farsça)

perende / پرنده

  • Uçan, uçucu. (Farsça)
  • Av kuşu. (Farsça)
  • Çark gibi dönerek atılan takla. (Farsça)
  • Kuş. (Farsça)
  • Takla. (Farsça)

perendebaz / perendebâz

  • Takla atan kimse. Cambaz. (Farsça)

piyango

  • Bir kumar çeşidi. Mülk sâhiblerinin haklarının miktarlarını değiştirmek veya ortaklardan birinin hakkını yok etmek, yâhut hakkı olmayana pay vermek için yapılan kur'a.

şahs-ı manevi / şahs-ı manevî

  • Bir şahıs olmayıp kendisine bir şahıs gibi muamele yapılan şirket, cemaat, cemiyet gibi ortaklıklar. Belli bir kişi olmayıp bir cemaatten meydana gelen manevî şahıs.
  • Bir topluluğun taşıdığı manevî kuvvet ve meziyetler.

sahte

  • Düzme, yapmacık, yalandan, taklit. (Farsça)
  • Kalp, karışık. (Farsça)

şaibe-i taklit

  • Taklit kusuru.

sanayi' şirketi / sanâyi' şirketi

  • İki veya daha fazla san'at sâhibinin başkasından iş kabûl ederek ücretini paylaşmak üzere veya fabrika kurup îmâlât kârını paylaşmak üzere kurdukları şirket, ortaklık. Şirket-i A'mâl.

şayi'

  • (Şüyu'. dan) Duyulmuş, işitilmiş, şüyu' bulmuş, herkesçe bilinmiş.
  • Ortaklar arasında taksim olunmamış müşterek hisse.

sehl-i mümteni'

  • Edb: "Hem kolay, hem güç" mânasına bir tâbirdir. Yazılışı veya söylenişi kolay göründüğü hâlde taklidine kalkışınca, taklidi imkânsız eser demektir.

şeraket / şerâket / شراكت

  • Şeriklik, ortaklık.
  • Arkadaşlık, refâkat.
  • Ortaklık. (Arapça)

sernigun / سرنگون

  • Başaşağı, tepetakla. (Farsça)
  • Sernigûn olmak: Tepetakla olmak, başaşağı gelmek, yenilmek. (Farsça)

şevk-i taklid

  • Taklit etme şevki, isteği.

şevk-i taklit

  • Taklit arzusu.

şirket / شركت

  • Ortaklık.
  • Ortaklık, ortak olmak, iki veya daha çok kimsenin bir mala berâber sâhib olmaları. Bir şeyin birden çok kimseye âit olması, başkasına âit olmaması veya ortakların yazı ile yaptıkları akd, sözleşme.
  • Ortaklık, iş ortaklığı.
  • Huk: İki veya daha fazla şahsın emek ve malları ile müştereken, iktisadî bir gayeye erişmek için bir akidle birleşmeleri.
  • Ortaklık, ortaklaşa kurulan iş kurumu.
  • Ortaklık. (Arapça)

şirket ve kesret

  • Ortaklık ve çokluğa dayalı sistem; bir çok unsurun kurduğu ortaklık, şirket; yani bir işe birçok elin karışması.

şirket-i a'mal / şirket-i a'mâl

  • İki veya daha fazla san'at sâhiblerinin, başkasından iş kabûl ederek ücretini veya bir fabrika kurup îmâlât kârını paylaşmak üzere kurdukları şirket, ortaklık.

şirket-i maneviye / şirket-i mâneviye

  • Mânevî şirket, ortaklık.

şirket-i maneviye-i duaiye / şirket-i mâneviye-i duaiye

  • Mânevî dua şirketi, ortaklığı.

şirket-i maneviye-i uhreviye / şirket-i mâneviye-i uhreviye

  • Âhirete dönük manevî şirket, ortaklık.

şüreka / şürekâ / شركا / شُرَكَا

  • (Tekili: şerik) şerikler, ortaklar.
  • Ortaklar.
  • Şerikler, ortaklar.
  • Ortaklar. (Arapça)
  • Ortaklar.

tabasbus / تبصبص / تَبَصْبُصْ

  • Yaltaklanmak. Kendini küçülterek riyakârlıkla kendini beğendirmeğe çalışmak.
  • Yaltaklanma, kendini küçülterek başkasına beğendirmeye çalışma.
  • Yaltaklanma, kendini küçülterek beğendirmeye çalışma.
  • Yaltaklanma.
  • Yaltaklanma, alçakça yalvarma.
  • Yardakçılık, yaltaklanma. (Arapça)
  • Tabasbus etmek: Yaltaklanmak. (Arapça)
  • Yaltaklanma.

tabasbusat / tabasbusât

  • (Tekili: Tabasbus) Tabasbuslar, alçakça yalvarmalar, yaltaklanmalar.
  • Yaltaklanmalar.

taklib

  • (Çoğulu: Taklibât) (Kalb. dan) Döndürme, çevirme.
  • Bir şeyin kalıp ve şeklini değiştirme.

taklid / taklîd / تقليد

  • Taklit, öykünme. (Arapça)
  • Sahte. (Arapça)

taklid-i tufeylane / taklid-i tufeylâne

  • Küçük çocuklara yakışır şekildeki taklid.
  • Acemiler gibi taklit etme.

takliden / taklîden / تقليدا

  • Taklit ederek.
  • Taklid ederek, benzeterek.
  • Taklit ederek.
  • Öykünerek, taklit ederek. (Arapça)

taklidgah / taklidgâh

  • Taklid yeri. (Farsça)

taklidi / taklidî

  • Taklide ait. Sathî.
  • Delil ve sened istemeden kabul edilen.
  • Araştırmaksızın taklide dayanan.
  • Taklide dayalı.

taklidi iman / taklidî iman

  • Araştırmaksızın, taklide dayanan iman.
  • (Bak: İman-ı taklidî)

taklidiyet

  • Taklitçilik.

taklidkarane / taklidkârane

  • Taklit ederek.

taklitgah / taklitgâh

  • Taklit yeri.

taklitkarane / taklitkârâne

  • Taklit ederek.

taksim-i gurama / taksim-i guramâ

  • Kârı veya zararı ortaklar arasında koydukları sermaye nisbetinde taksim etmek.
  • Fık: Bir borçlunun terekesini alacaklıların borç miktarları nisbetinde aralarında taksim etmek.

tard-ı şerik

  • Ortağı, ortaklığı reddetmek.

tebasbus

  • Bir menfaate kavuşmak veya bir zarardan korunmak için tevâzu göstermek, yaltaklanmak.

teharüc

  • Çıkışmak.
  • Tevzi etmek, dağıtmak.
  • Fık: Ortakların bir kısmı akar (para getiren mülk), bir kısmı arazi, bazısı da para üzerine yaptıkları anlaşma.

tekalib

  • (Tekili: Taklib) Döndürmeler, çevirmeler. İçi dışa çevirmeler.

telkin

  • (Çoğulu: Telkinât) Zihinde yer ettirmek. Fikir aşılamak. Zihinde yer etmiş düşünce.
  • Yeni müslüman olana İslâm esaslarını anlatmak.
  • Ölü gömüldükten sonra imam tarafından söylenen söz. (Telkini fenden almış,Medeniyetten taklid,Hürriyet tenkid vermiş,Gururdan dalâlet çıkmış.) (L

temelluk / تملق / تَمَلُّقْ

  • Yaltaklanma.
  • Yaltaklanmak.
  • Tevâzu ve yumuşaklık göstermek.
  • Dalkavukluk.
  • Yaltaklanma. (Arapça)
  • Yaltaklanma.

temellukkarane / temellukkârâne

  • Dalkavukluk göstererek, yaltaklanarak.
  • Yaltaklanırcasına.

temellükkarane / temellükkârâne

  • Dalkavukluk göstererek, yaltaklanarak.

temsir

  • (Mısır. dan) Bir yeri şehir haline getirme.
  • Taklil. Azaltma.

teşarük

  • Ortaklık etme. Birbirine ortak olma.
  • Ortaklık, birbirine ortak olma.

tevhid-i ami ve zahiri / tevhid-i âmî ve zahirî

  • Yüzeysel ve taklidî bir şekilde Allah'ın bir olduğuna inanma.

tuti

  • Dudu kuşu. Papağan. İşittiği sözleri ezberleyip, insan sesi taklidini yapan ve söyleyen bir kuş.

vahal

  • (Çoğulu: Evhâl, vuhul) Bataklık, batak çamurlu yer.

vahl-gah / vahl-gâh

  • Bataklık. (Farsça)

vajgun / vâjgûn / واژگون

  • Baş aşağı, tepetakla, tersyüz olmuş. (Farsça)

varta

  • Tehlikeli durum, içinden çıkılması zor olan şey, bataklık.

vuhul

  • (Tekili: Vahal) Çamurlu yerler. Bataklıklar.

yeltenmek

  • Bir şeye başlamağa niyet etmek. Teşebbüse kalkışmak. Özenmek. Taklide çalışmak. (Türkçe)

 

Bağış Yapmak İçin Tıklayın