LUGGAT
OSMANLICA TÜRKÇE SÖZLÜK

{ lügât . lügat . لغت }

Arapça ve Farsça yazımları, Osmanlıca okunuşları 
ve detaylı açıklamaları ile birlikte.

Arama yapmak istediğiniz kelimeyi girip
karşılığını bulmak istediğiniz "OSMANLICA ARA" ya da "TÜRKÇE ARA" butonlarına tıklayın.
Türkçe - Osmanlıca Sözlük'te Takat ifadesini içeren 52 kelime bulundu...

ala kadri't-taka / alâ kadri't-tâka

  • Takatin yettiği kadar, güç yettiği kadar.

atvak

  • (Tekili: Tavk) Tasmalar. Gerdanlıklar, boyuna takılan mücevherler.
  • Tâkatler, kuvvetler.
  • Boyundaki halka çizgiler.

bedde

  • Derman, takat, güç, kuvvet.

bi-tab / bî-tab

  • Yorgun, takatsiz, güçsüz.

bi-tabi / bî-tabî

  • Halsizlik, tâkatsizlik, bîtablık. (Farsça)

bidde

  • Derman, tâkat, güç, kuvvet.

bimecal / bîmecâl / بى مجال

  • Takatsiz, dermansız. (Farsça - Arapça)

bişar

  • Esir, kul, köle. Harpte teslim alınan kimse. (Farsça)
  • Altın, gümüş kakmalı işlemeler. (Farsça)
  • Takatsiz, dermansız, halsiz. (Farsça)

bitab / bîtâb / بيتاب

  • Yorgun, takatsiz. (Farsça - Arapça)
  • Bîtâb kalmak: Bitkin düşmek. (Farsça - Arapça)

büdd

  • Uzaklaşma. Birbirinden uzak düşme.
  • Perâkende etmek, dağıtmak. Put, sanem.
  • Firak.
  • Tâkat, kudret.

cehd

  • Fazla çalışma. Güç ve kuvvetini sarfetme. İnsanın nefsine hâkim olması.
  • Azim, gayret, fedakârlık.
  • Takat.

cühd

  • Kuvvet, tâkat.

derman / dermân

  • İlâç, tiryak. (Farsça)
  • Çare-i necat, kurtuluş sebebi. (Farsça)
  • Tâkat, güç, kuvvet. (Farsça)
  • İlâç, tâkat, güç.

esrik

  • Sarhoş, mest.
  • Azgın, kızgın.
  • Zayıf, hasta, hâlsiz, dermansız, tâkatsiz.

evhen

  • En gevşek, çok zayıf, pek dayanıksız, kuvvetsiz tâkatı kalmamış.

fersa

  • Mahveden, yoran, aşındıran manasına kelimelere bitişir. Meselâ: Tahammül-fersa : Tahammül bırakmayan. Tâkat-fersa : Tâkatsız düşüren, tâkat bırakmayan. (Farsça)

güdaz

  • Mahveden, yakan, eriten mânâlarına gelir ve birleşik kelimeler yapılır. Meselâ: Takat-güdaz : Takati mahveden. (Farsça)

hal / hâl

  • Durum, görünüş, nitelik, şimdi, tâkat.

hariz / harîz

  • Tâkatsiz kimse, güçsüz ve kuvvetsiz insan.

havsala-suz

  • Takati kaldıran, tahammülü mahveden. (Farsça)

ifrat

  • Haddinden geçmek. Pek ileri gitmek.
  • Takatinden ziyade iş vermek. (Tefrit'in zıddı)

iktidar

  • Güç, takat. Kudret. Güç yetmek. Yapabilmek.

istitaat

  • (Tav'. dan) Tâkat getirmek. Kudreti ve gücü yeter olmak.

jar

  • Zaif, takatsiz, bitkin.

kadr

  • İtibar. Değer, kıymet. Haysiyet. Derece miktarı. Miktar. Meblağ. Takat. Takdir, rızkı taksim eylemek. Gına.

kudret

  • Güç. Takat.
  • Her yeri kaplayan kudretullah.
  • Varlık. Ehliyet. Becerebilme.
  • Zenginlik.
  • Kabiliyet.
  • İlm-i kelâmda: Allah Teâlâ'ya mahsus ezelî ve ebedî ve bütün kâinatta tasarruf eden sıfattır.

kuva / kuvâ

  • (Tekili: Kuvvet) Güçler. Kuvvetler.
  • Hisler. Hasseler. Takatler.
  • Şeriatın birer hükmü.

kuvvet

  • Güç, takat, kudret.

layutak / lâyutak

  • Güç yetmez. Dayanılmaz. Takat yetmez. Çekilmez.

malayutak

  • Tâkat getirilmez, güç yetmez, dayanılmaz.

mecal / mecâl / مَجَالْ

  • Tâkat. Güç. Kuvvet.
  • İktidar. İmkân.
  • Fırsat.
  • Güç, kuvvet, takat.
  • Tâkat.
  • Güç, takat.

nesis

  • Aşırı derecedeki açlık.
  • İnsan gücünün sonu. İnsanın en son tâkati.
  • Son nefes.

pa / pâ

  • Ayak. (Farsça)
  • Takat, mukavemet. (Farsça)
  • İz. (Farsça)

pa-yab

  • Kuvvet, kudret, tâkat. (Farsça)
  • Su birikintisi. (Farsça)
  • Havuzun dibi. (Farsça)
  • Kuyu basamağı. (Farsça)
  • Son, nihayet. (Farsça)

perva

  • Korku, çekinmek. (Farsça)
  • Alâka, ilgi, bağ. (Farsça)
  • Takat. (Farsça)
  • Durup dinlenmek. (Farsça)
  • Bilmek. (Farsça)
  • Vesvese. (Farsça)
  • Kayd. (Farsça)
  • Iztırab. (Farsça)
  • Terk, feragat. (Farsça)
  • Hayran, şaşmış. (Farsça)
  • Meyl, teveccüh, iltifat, kayırmak. (Farsça)
  • Gussalanmak. (Farsça)

sabr

  • Acıya ve zorluğa katlanmak.
  • Bir musibet ve belâya uğrayanın telâş ve feryad etmeyip sonunu bekleyip tahammül ile katlanması.
  • Muharebede şecaat gösterme.
  • Bir kimseyi bir şeyden alıkoymak.
  • Öğrendiği bir şeyi başkasının da öğrenmesi için tâkat getirmek.

tab / tâb

  • Parıltı. Parlayıcı. (Farsça)
  • Güç. Kuvvet. Takat. (Farsça)
  • Hararet. (Farsça)
  • Güç, tâkat.

tahammülfersa / tahammülfersâ / تحمل فرسا

  • Dayanılmaz, takat kesici. (Arapça - Farsça)

taka / tâka

  • Kubbeli mahfe. Pencere.
  • Takat. Güç, kuvvet, iktidar.

takatfersa / tâkatfersâ / طاقت فرسا

  • Dayanılmaz, tâkat götürmez. (Farsça)
  • Takat tüketici, dayanılmaz. (Arapça - Farsça)

takatgüdaz / tâkatgüdaz

  • Tâkati kaldıran, gücü kuvveti eriten, mahveden. (Farsça)

takatşiken / tâkatşiken

  • Tâkati tüketen. (Farsça)

tavk

  • Tâkat. Güç.
  • Boyuna takılan zinet. Gerdanlık.
  • Tasma.
  • Takat, güç.
  • Güç, tâkat.

tavk-ı beşer

  • İnsanın takati, gücü.
  • Beşer takatinin, güç ve kudretinin son haddi.

tavk-ı harici

  • Gücün, takatin üstü.

tavla

  • Hayvan bağlanan ahır. (San'at Ansiklopedisinde "Tavla" maddesi: "Hayvanların tavlanması yani istirahat edip çalışacak kıvama gelmesi, kuvvet ve tâkat kazanması için beslendiği yer." şeklinde tarif edilmiştir.)

tefessüh

  • Alçaklaşmak. Bozulmak.
  • Çürümek. Kokup dağılmak.
  • Tâkattan düşmek.

vüs' / وسع

  • Genişlik. Bolluk.
  • Fırsat.
  • Boş meydan.
  • Kuvvet, güç, tâkat.
  • Varlık, zenginlik.
  • Fls: Bir şeyin boşlukta doldurduğu yer.
  • Genişlik. (Arapça)
  • Kapasite. (Arapça)
  • Takat. (Arapça)

vusu'

  • Kudret, tâkat, güç, kuvvet.

yara

  • Güç, kuvvet, kudret, takat. (Farsça)

zaif

  • (Za'f. dan) Güçsüz, iktidarsız, kuvveti az, kuvvetsiz, tâkatsız. Kansız. Gevşek, tenbel.

zer'

  • Ölçmek.
  • Kederli ve tasalı olmak.
  • Kalb.
  • El yaymak.
  • Kudret, kuvvet, tâkat.

 

Bağış Yapmak İçin Tıklayın