LUGGAT
OSMANLICA TÜRKÇE SÖZLÜK

{ lügât . lügat . لغت }

Arapça ve Farsça yazımları, Osmanlıca okunuşları 
ve detaylı açıklamaları ile birlikte.

Arama yapmak istediğiniz kelimeyi girip
karşılığını bulmak istediğiniz "OSMANLICA ARA" ya da "TÜRKÇE ARA" butonlarına tıklayın.
Türkçe - Osmanlıca Sözlük'te Tah kelimesini içeren 116 kelime bulundu...

ahond

  • Tahsil yapmış, hoca. Ulu, büyük. (Farsça)

alettahmin

  • Tahmini olarak.

arş

  • Taht, yüce makam; Allah'ın büyüklük ve yüceliğinin ve herşeyi kuşatan sınırsız egemenliğinin tecelli ettiği yer.

asar-ı tahripkarane / âsâr-ı tahripkârâne

  • Tahrip edici davranış ve hareketler.

bedbaht / بدبخت

  • Tahilsiz. (Farsça)
  • Bedbaht etmek: Mutsuz etmek. (Farsça)

beviş

  • Tahmin, farzetme. (Farsça)

çaş

  • Tahıl yığını, hububat. (Farsça)

cülus / cülûs

  • Tahta çıkma.

el-esirre

  • Taht. Bilinen bir makam sandalyesi. Kürsü.

erike / erîke / اریكه

  • Taht. (Arapça)

erike-ara / erike-ârâ

  • Tahtı güzelleştiren, süsleyen (Padişah.) (Farsça)

erike-nişin

  • Tahtta oturan. (Farsça)

erike-pira / erike-pirâ

  • Tahtı süsleyen, pâdişah. (Farsça)

erre

  • Tahta kesecek dişli âlet, bıçkı. (Küçüğüne verilen testere ismi bundan gelir.) (Farsça)

evreng / اورنگ

  • Taht. (Farsça)

evreng-nişin

  • Tahtta oturan, hükümdar. (Farsça)

evreng-zib

  • Tahtı süsleyen. Hükümdar, padişah. (Farsça)

ezmayiş

  • Tahtadan yapılmış demir temrenli bir cins ok.

galiba

  • Tahminen. Çok zaman. Her halde. Galiben, ekseriyetle.

galle / غله

  • Tahıl. (Arapça)

galle-dan

  • Tahıl anbarı, zahire deposu. (Farsça)

gayr-ı kabil-i tahammül

  • Tahammül etmesi mümkün olmayan.

gıbb-et tahkik

  • Tahkik ettikten sonra.

hadise-i muharrib / hâdise-i muharrib

  • Tahrip edici, yıkıcı olay.

hal' / خلع

  • Tahttan indirme. (Arapça)
  • Hal'edilmek: Tahttan indirilmek. (Arapça)
  • Hal'etmek: Tahttan indirmek. (Arapça)

hamulane

  • Tahammüllü kimseye yakışır şekilde. (Farsça)

hamuli / hamulî

  • Tahammüllülük, sabırlılık, dayanıklılık.

harap / harâp

  • Tahrip edilmiş, yıkılmış.

haşeb-pare

  • Tahta parçası. Yonga. (Farsça)

hasr / حصر

  • Tahsis etme, ayırma, vakfetme, adama. (Arapça)
  • Hasretmek: Adamak, ayırmak, tahsis etmek. (Arapça)

hazar

  • Tahta ve kereste kesmeğe mahsus su ile işler büyük bıçkı.

hazm-ı nefs

  • Tahammül etmek. Nefsini kırmak. Meydana gelen kendi ile alâkalı gördüğü bir kusuru kendi üzerine almak. Sabreylemek. Sindirmek. (Farsça)

hububat / حبوبات

  • Tahıl. (Arapça)

hüsnü efendi

  • Tahirî Mutlu'nun babasıdır.

izdira'

  • Tahkir etme, hakir ve âdi görme.

izzi / izzî

  • Tahammüllü, sabırlı kimse.

kabız-ı mal / kabız-ı mâl

  • Tahsildar.

kasr-ı müşeyyed

  • Tahkim edilmiş, sağlam yapılmış büyük bina. Büyük apartman.

kem-havsala

  • Tahammülü az olan kişi, tahammülsüz kimse. (Farsça)

kerevet

  • Tahtadan yapılan ve üzerine yatak veya minder konularak yatmağa ve oturmağa yarayan yüksekçe yer.

kile / ك۪يلَه

  • Tahıl ölçeği.

lede-t-tahkik

  • Tahkik olundukta.

mahlu / mahlû / مخلوع

  • Tahttan indirilmiş. (Arapça)

menatık-ı duşize-i tahayyül

  • Tahayyülün bâkir mıntıkaları.

metl

  • Tahrik etmek, kımıldatmak, harekete getirmek.

meylü't-tahrip

  • Tahrip meyli, arzusu.

mil'aka-tıraş

  • Tahta kaşık yapan. (Farsça)

muhakkirane / muhakkirâne

  • Tahkir edercesine. Hakarette bulunurcasına. (Farsça)

muhammen / مخمن

  • Tahmin edilen.
  • Tahmin edilen. (Arapça)

muhammin

  • Tahmin eden, sanan, karar veren, değer biçen kimse. Eksper.

muharref

  • Tahrif edilmiş, bozulmuş.
  • Tahrif edilmiş, değiştirilmiş, bozulmuş.

muharrib / مخرب

  • Tahrip eden, yıkan.
  • Tahrib eden. Harâb eden. Yıkan. Bozan. Perişan eden.
  • Tahrip eden, yıkan.
  • Tahrip edici, yıkıcı. (Arapça)

muharrif

  • Tahrif eden. Bozan. Silen. Hilecilik yapan.

muharrip

  • Tahripçi, bozguncu.

muhassas / مخصص

  • Tahsis edilmiş; özel olarak donatılmış.
  • Tahsis edilmiş, özgü. (Arapça)

muhaşşid

  • Tahşideden. Bir yere toplayan.

muhassıs

  • Tahsis edici, ayırıcı, bir tarafa ait kılıcı.

muhassis

  • Tahsis eden. Has kılan. Hususileştiren.

muhayyel

  • Tahayyül edilmiş. Hayâl olarak düşünülmüş. Zihinde tasarlanmış.

muhayyil

  • Tahayyül eden. Hayal kuran. Zihinde olmayacak şeyleri düşünen.

muhazzir

  • Tahzir eden. Sakındıran. Çekindiren.

muhrib

  • Tahribeden. Yıkan. Muharrib. Harâb eden.
  • Tahrip eden, yıkan.

muhrip

  • Tahrip edici, yıkıcı, savaşçı.

mümteni-üt tahsil

  • Tahsili, elde edilmesi mümkün olmayan.

müstahkem

  • Tahkim edilmiş, sağlamlaştırılmış.

mütehakkık

  • Tahakkuk eden, doğruluğu meydana çıkan.

mütehakkime

  • Tahakküm eden, zorla egemenliği altına alan.

mütehammil

  • Tahammül eden, katlanıp sabır ile kabul eden. Dayanabilen, kaldırabilen.
  • Tahammül eden, dayanan.

mütehammilane / mütehammilâne

  • Tahammül ederek, dayanarak.
  • Tahammül ederek, dayanarak.

mütehammir

  • Tahammür eden, ekşiyen. Mayalanan.

müteharri

  • Taharri eden, araştıran.

müteharriyane

  • Taharri edip araştırana yakışır şekilde. (Farsça)

pakar / pakâr

  • Tahsildar. (Farsça)

pakari / pakârî

  • Tahsildarlık. (Farsça)

peyke

  • Tahta sedir.
  • Tahta sedir. (Farsça)

rağmen ala-enfihi / rağmen alâ-enfihi

  • Tahkir maksadıyla, birinin kibrini, burnunu kırmak için.

sabir

  • Tahammül eden, sabreden, bekleyen. Zorluğa karşı göğüs geren, hâlinden şikâyet etmeyip acı ve sızıya katlanan. Belâ ve musibete karşı şikâyet etmeyip Allah'a (C.C.) şükreden.

serir / serîr / سریر

  • Taht. Üzerinde oturulacak yüksek yer. Tahta karyola.
  • Taht. (Arapça)

serir-nişin

  • Tahtta oturan, padişah. (Farsça)

seza-yı tezlil

  • Tahkir edilip alçak görülmeğe lâyık olan.

süftece

  • Tahrîmen mekrûh olan bir havâle şekli. Yolcuya borç verip, gittiğin yerde, falancaya ödeyeceksin demek.

sultan-ı mahlua / sultan-ı mahlûa

  • Tahtından indirilmiş Sultan; İkinci Abdülhamid.

tahammülgüdaz / tahammülgüdâz

  • Tahammülü ve dayanmayı yırtıp geçen. (Farsça)

tahammülsuz

  • Tahammülü yok eden. Sabırsızlık veren. (Farsça)

tahassürat / tahassürât

  • Tahassürler. Hasret çekmeler.

tahbir

  • Tahsin etmek, tezyin etmek. Güzelleştirmek, süslemek.

tahdidat / tahdidât

  • Tahditler. Sınırlamalar.

tahkimat / tahkimât

  • Tahkimler.

tahkimen

  • Tahkim ile.

tahminen / tahmînen / تخمينا

  • Tahminle, aşağı yukarı. (Arapça)

tahmini / tahminî / tahmînî / تخمينى

  • Tahminle ilgili.
  • Tahmin yoluyla. Tahminle alâkalı.
  • Tahmin edilen. (Arapça)

tahribat / tahribât

  • Tahripler, yıkmalar.
  • Tahripler, yıkıp bozmalar.

tahribkar / tahribkâr / tahrîbkâr / تخریبكار

  • Tahrib eden, yıkan.
  • Tahrip edici, yıkıcı.
  • Tahrip edici, yıkıcı, bozucu. (Arapça - Farsça)

tahribkarane / tahribkârâne

  • Tahrip edercesine.

tahrifat / tahrifât

  • Tahrifler, bozmalar.

tahrifkarane / tahrifkârane / tahrifkârâne

  • Tahrif ederek, bozarak.
  • Tahrif ederek, bozarak.

tahrikamiz / tahrîkâmiz / تحریك آميز

  • Tahrik edici, kışkırtıcı. (Arapça - Farsça)

tahrikat / tahrikât

  • Tahrikler.
  • Tahrikler.

tahripkar / tahripkâr

  • Tahrip eden.

tahrirat / tahrirât

  • Tahrirler. Yazı. Resmî mektup.

tahşidat / tahşidât

  • Tahşidler.

tahsildar

  • Tahsil eden; alacakları toplayan kişi.

tahsinat / tahsinât

  • Tahsinler, beğenmeler.

tahsisat

  • Tahsis edilen şeyler; belli bir şey için ayrılan para, ödenek.

taht-nişin

  • Taht'a oturan. Hükümdar. Padişah.

tahte / تخته

  • Tahta. (Farsça)
  • Tahta. (Farsça)

tahtnişin / تخت نشين

  • Tahta oturan.
  • Tahtta oturan, hükümdar. (Farsça)

tahur

  • Tâhir. Hem temiz hem temizleyici. Çok temiz.

tahvilat / tahvîlât / تحویلات

  • Tahviller, borç senetleri. (Arapça)

takriben

  • Tahminen. Yaklaşık olarak. Aşağı yukarı.

tebehhül

  • Tahsil için sıkıntı ve zahmet çekme.

tekbir-i tahrime / tekbîr-i tahrîme

  • Tahrime Tekbîri. Namaza dururken "Allahü ekber" demek. Buna, iftitah (namaza başlama) tekbîri de denir.

tevkiş

  • Tahrik etmek.

tuhare

  • Taharet ettikleri suyun bakiyyesi.

vech-i tahsis

  • Tahsis yönü, has kılma sebebi.

zekiyy

  • Tâhir ve pâk kimse. Temiz insan.