LUGGAT
OSMANLICA TÜRKÇE SÖZLÜK

{ lügât . lügat . لغت }

Arapça ve Farsça yazımları, Osmanlıca okunuşları 
ve detaylı açıklamaları ile birlikte.

Arama yapmak istediğiniz kelimeyi girip
karşılığını bulmak istediğiniz "OSMANLICA ARA" ya da "TÜRKÇE ARA" butonlarına tıklayın.
Türkçe - Osmanlıca Sözlük'te TAR kelimesini içeren 255 kelime bulundu...

ablise

  • Tarlaya tohum atan, ekinci. (Farsça)

adab-ı tarikat / âdâb-ı tarikat

  • Tarikat kaideleri, âdâbları.

aktar / aktâr / اقطار

  • Taraflar, yöreler. (Arapça)

alaca bayrak

  • Tar:Ondördüncü Yeniçeri Bölüğüne verilen ad.

alkış

  • Tar: Padişahlarla vezirlerin kadirlerini yükseltmek maksadıyla yapılan merasim hakkında kullanılan bir tabir.

an mim amed

  • Tar: İslâmiyeti ve Türkçeyi öğretmek maksadıyla, devşirilerek toplanan ve Türk köylülerine satılan acemi oğlanlardan, müddetini tamamlayarak Rumeli Ağasının tezkeresiyle ulüfeye yazılanların kayıtlarına verilen işaret. (Farsça)

ark

  • Tarla ve bostana su akıtmak için açılan yol, cedvel, hark.

arusan-ı bağ / arusân-ı bâğ

  • Tarla çiçekleri.

avadancı

  • Tar: Osmanlı sarayında bir hademe sınıfı.

bab-ı asafi / bâb-ı âsafî

  • Tar: Sadrazam konağı.

beban

  • Tarz, yol, üslup, metod.

bedel-i nüzul / bedel-i nüzûl

  • Tar: Osmanlı İmparatorluğu devrinde askerlerin bir yere konaklamasında yapılacak olan masraflar için alınan vergi.

bend-rug / bend-rûg

  • Tarla ve bostan kenarlarına suyun akıntısını kesip havuz gibi birikmesi için yapılan setli çukur. (Farsça)

berzah tariki

  • Tarikat berzahı; tarikat geçidi, aralığı.

berze-gav

  • Tarla sürecek öküz, çift öküzü. (Farsça)

beylerbeyi

  • Tar: Sancak beylerinin başı. Osmanlı eyalet umumi valisi.

bi-taraf / bî-taraf

  • Tarafsız. Hiç bir tarafı tutmayan.

bililtizam

  • Taraftar olmakla.

bitaraf / bîtaraf / بى طرف / ب۪ي طَرَفْ

  • Tarafsız.
  • Tarafsız.
  • Tarafsız. (Farsça - Arapça)
  • Tarafsız.

bitarafane / bîtarafâne / بى طرفانه

  • Tarafsız.
  • Tarafsızca.
  • Tarafsızca, yan tutmadan. (Farsça - Arapça)

bitarafane muhakeme / bîtarafâne muhakeme

  • Tarafsız bir şekilde değerlendirme.

bitaraflık / bîtaraflık

  • Tarafsızlık.

came-i hassa

  • Tar: Osmanlı padişahlarının verdikleri elbiselik kumaşlar.

canib / cânib / جانب

  • Taraf, yön.
  • Taraf. (Arapça)

canip / cânip

  • Taraf, yön.

cedel

  • Tartışma, münakaşa.

cedeli / cedelî / جدلى

  • Tartışmaya, münakaşaya ait. Münakaşacı. Tartışmacı.
  • Tartışmaya dayalı, münakaşa üstüne oturmuş. (Arapça)

çekimser

  • Taraf tutmayan. (Türkçe)

cemaat-i çilingiran-ı hassa / cemaat-i çilingirân-ı hâssa

  • Tar: Saraydaki çilingirlik işlerini yapmakla muvazzaf sanatkârlar zümresi.

cemaat-i hademe-i ehl-i hiref

  • Tar: Saray işlerini yapmakla vazifelendirilmiş sanatkârlar zümresi.

cemaat-ı mücellidan-ı hassa / cemaat-ı mücellidân-ı hâssa

  • Tar: Saraydaki kitabları ciltlemekle vazifeli sanatkârlar.

cenah / cenâh

  • Taraf, yön.

cenb / جنب

  • Taraf. (Arapça)

cerahor

  • Tar: Osmanlılarda ordu hizmetlerinde kullanılan Hıristiyanlara verilen isim.

cihet

  • Taraf, yön.

cüsal

  • Tarla kuşu.

darçin / dârçîn / دارچين

  • Tarçın. (Farsça)

desatir-i tarikat / desâtir-i tarikat

  • Tarikat düsturları, prensipleri.

diyet

  • Tar: Almanya'yı meydana getiren devletlerin özel parlamentolarına verilen isim.

dogma

  • Tartışılmayan kesin fikir.

ehl-i cezbe ve ehl-i istiğrak

  • Tarikat ve tasavvuf ehlinden olup zikir ve ibadetle kendinden geçip dünyayı unutanlar.

ehl-i süluk / ehl-i sülûk

  • Tarikat yolunda yürüyenler.

ehl-i tarih

  • Tarih ilmiyle uğraşanlar, tarihçiler.

ehl-i tarik

  • Tarikata mensup olanlar.

ehl-i tarikat / ehl-i tarîkat

  • Tarikata mensup olanlar.

ehl-i tarikat ve hakikat

  • Tarikata mensup olanlar ve hakikat mesleğinde olanlar.

ehl-i tarikat ve velayet / ehl-i tarîkat ve velâyet

  • Tarikata mensup olanlar, tasavvufla ilgilenenler ve Allah dostları, velîler.

ehl-i turuk

  • Tarikatlere mensup olanlar.

ehlitarik

  • Tarikat adamı.

ehlitarikat

  • Tarikata bağlı olan.

enaniyet-i nev'iye

  • Taraftarlarının enaniyet ve gururu.

erbab-ı siyer

  • Tarihçiler. Peygamberimiz Resul-i Ekrem'in (A.S.M.) hayatını bilenler.

esas-ı tarikat

  • Tarikatın temeli, kökü.

etraf

  • Taraflar.

evkaf-ı hümayun

  • Tar: Padişahların ve onlara mensub olan kişilerin bıraktıkları vakıflar.

evrad-ı tarikat / evrâd-ı tarikat

  • Tarikatların virdleri, zikirleri.

felahat / felâhat

  • Tarımcılık.

felsefe-i tarihiyye

  • Târih felsefesi.

fenafişşeyh / fenâfişşeyh

  • Tarikatlerde müridin şeyhine, onda fâni olacak şekilde bağlanması.

fenn-i ziraat

  • Tarım bilimi.

gılman-ı enderun

  • Tar: Topkapı Sarayı (Yenisaray) iç oğlanları hakkında kullanılan bir tabirdir. Bunlar derece ve hizmet itibariyle başka başka odalara ayrılmışlardı.

gılman-ı hassa

  • Tar: Padişahların hususi köleleri. Bunlara ilk zamanlarda "İç oğlanları", daha sonları da "İç ağaları" da denilirdi. Bunlar, "Enderun-u Hümayun" denilen ve sarayın Babussaade'den içeride bulunan kısmında hizmet ederler; derece ve hizmet itibariyle başka başka odalarda otururlardı. Bu odalar; Büyük v

gırajova ateşi

  • Tar: Eskiden kale müdafaalarında hücum edenlere karşı ve deniz savaşlarında düşman gemilerini tutuşturmak için kullanılan ve su ile sönmeyen bir cins ateş. Balmumu, kükürt, ispirto, kâfuru karmasından ibarettir. Bu ya doğrudan doğruya tutuşturulur veya buna batırılmış yuvarlak yün parçaları ateşlene

girit madalyası

  • Tar: Biri Sultan Aziz diğeri Sultan II.Abdülhamid devrinde olmak üzere ihdas olunan madalyalar. Her ikisinin de altun ve gümüş olmak üzere iki türlüsü vardı. Girit işinde hizmeti görünen devlet ricaline altun, ikinci derecedeki memurlarla halka, gümüş olanı verilirdi.

götürü

  • Tartı veya ölçü ile olmayarak, toptan ve kesin olan.

gulamiye

  • Tar: Cizye ve diğer vergileri tahsil edenlerin topladıkları paraların hazine veznesine teslim edilişi esnasında cizye veya vergi harç pusulalarının her biri için kendilerine verilen tahsil âidatı.

gülhane hatt-ı hümayunu

  • Tar: Gülhanede okunan hatt-ı hümayun münasebetiyle meydana gelmiş bir tabirdir. Osmanlı İmparatorluğu'nun bir zamanlar dünyayı titreten kuvvet ve kudreti, çeşitli sebep ve te'sirlerle büyük bir zaafa uğramış ve en nihâyet devlet, bir vilâyet hükmünde olan Mısır'ın idaresini ele geçiren Mehmed Ali Pa

güllabici

  • Tar: Akıl hastahanelerindeki gardiyanlar. Bunlar ellerinde kamçı olduğu halde deliler arasında dolaşıp azgın delileri döverek uslandırmak vazifesiyle mükellef olduklarından, dışarda bu türlü tavır takınanlara da mecaz yoliyle güllâbici denilirdi.

gümüş kozak

  • Tar: Eskiden hükümdarlara gönderilen nâme-i hümayunların konulduğu mahfaza. Nameler atlas keseye konur, sonra da kozaya geçirilirdi. Kozakların gümüşten yapılmış olanları olduğu gibi altundan, şimşirden de yapılanları vardı. Altundan olanlar imparatorlara, gümüşten olanlar da küçük devlet reislerine

guna / gûnâ

  • Tarz, çeşit.

gune

  • Tarz, gidiş, yol, tarz. Sıfat. (Farsça)

hadisat-ı tarihiye / hâdisât-ı tarihiye

  • Tarihî hadiseler.

hadise-i tarihiye

  • Tarihî olay, hâdise.

hakaik-i tarihiye / hakâik-i tarihiye

  • Tarihî hakikatler, gerçekler.

hakikat-i tarikat

  • Tarikatin özü, tarikatle ulaşılan hakikat ve eşyanın gerçeği.

hanım sultan

  • Tar: Osmanlı hanedanında "sultan" nâmı verilen İmparatorluk prenseslerinin kızlarına verilen resmi ünvan.

harac-ı muvazzaf

  • Tar: Arazi üzerine her dönüm başına senevi maktuan muayyen bir miktar meblağ olarak alınacak bir vergidir. Buna "harac-ı vazife" adı da verilir. Bu vergi, zimmete taalluk eder ve araziden yalnız bilfi'l intifa edilmekle değil, intifaa temekkün ile de tahakkuk eder. Binaenaleyh, böyle bir araziyi sah

haramilik

  • Tar: Akıncı kumandanının iştirak etmediği ufak kuvvetler tarafından düşman memleketlerine yapılan akınlar. Bu akınlara yüz ve daha fazla akıncı iştirak ederdi. Akıncı kuvvetleri yüzden az olduğu takdirde "çete" ismini alırlardı. Büyük akınlarda olduğu gibi haramilik suretiyle yapılan akınlarda da al

harbe

  • Tar: Kısa mızrak tarzında bir nevi silâhın adıdır. Eskiden "Köylü" adı verilen yangın habercisinin taşıdığı ucu demirli değneğe de harbe denilirdi. Eski tüfekleri doldurmağa mahsus demirden yapılmış âlete de "tüfek harbisi" adı verilirdi.

hareket-i dahil / hareket-i dâhil

  • Tar: Kanuni Sultan Süleyman zamanında Süleymaniye medreselerinin binasından sonra onikiye çıkarılan tarik-i tedris (okutma yolu) silsilesinin dördüncü mertebesindeki müderrislerine verilen bir ünvandır.

hartavi / hartavî

  • Tar: Sipahilerin yeniçeri keçesine mümasil olarak giydikleri toparlak keçe külâh.

has ahur

  • Tar: Hükümdarın hayvanlarına mahsus ahır.

haseki

  • Tar: Vaktiyle sarayda görevli bazı subaylara verilen isim.

haşem

  • Taraftarlar ve hizmetçiler. Düşmanlarına karşı koruyanlar. Aile.

hatt-ı şehriyari / hatt-ı şehriyarî

  • Tar: Padişahın yazısı manâsına gelen bir kelimedir. Eskiden padişahlar "hatt-ı hümayun" "hatt-ı şerif" adı verilen emirleri kendi el yazılarıyla yazdıkları gibi, başkalarına yazdırdıklarının başına da imzalarını koyarlardı. İşte bu türlü vesikalardaki padişahların el yazılarına "hatt-ı şehriyarî" de

havamis-i süleymaniye

  • Tar: Süleymaniye Medresesini teşkil eden medreselerden beşinin müderrisine verilen ünvan. İlk zamanlarda havamis namı altında beş medrese ve beş aded de müderris bulunurken daha sonraları müderrislerin sayıları arttırılmış ve bundan dolayı "havamis" kelimesi de "hamise"ye kalbolunmuştur. Havamis med

havass-ı hümayun / havâss-ı hümayun

  • Tar: Osmanlı İmparatorluğunun fütuhat devirlerinde (yükselme devri) fethedilen araziden devlet hazinesine ayrılan kısım. Her yer zaptedildikçe, arazi: timar, zeamet ve has namıyla üç sınıfa ayrılırdı. Meselâ 250 köyden müteşekkil bir sancağın 100-150 köyü ikişer üçer köy olarak 40-50 tımara ayrılır,

havass-ı refia / havâss-ı refia

  • Tar: Eyüp Kadılığı eskiden Çatalca'ya kadar uzanır ve Çatalca'da kadının bir vekili bulunurdu. İkinci meşrutiyete kadar bütün mahkeme işleri, kadının tayin ettiği bir naib tarafından idare edilirdi. Meşrutiyet devrinde diğer kadılara yapıldığı gibi, Eyüp Kadılığına da maaş bağlandı. Şer'î ve nizamî

havfezan

  • Tarhun otu.

hazine kethudası

  • Tar: Yavuz Sultan Selim Han zamanında kurulan hazine kethudâlığı, saraya girip çıkan demirbaş eşyanın korunup saklanmasıyla mes'ul idi. Bu müessesenin başında bulunan memura da hazine kethudâsı denilirdi.

hazine-i amire / hazine-i âmire

  • Tar: Para işlerini yönetmek üzere kurulmuş olan müesseselerden birinin adı. Osmanlı Devleti'nin kuruluş devrelerinde para işleri "Beytülmal" denilen ve "Defterdar" adı verilen bir memurun idaresinde iken, sonraları teşkil olunan yeni idarelere göre çeşitli adlar verilmiştir. Hazine-i âmire, devlet k

hikaye-i tarihiye / hikâye-i tarihiye

  • Tarihî hikâye.

hil'at-i hass-ül has

  • Tar: En değerli kumaştan yapılan hil'atler için kullanılan bir tâbirdir. Bu türlü kaftanlar şeyh-ül İslâm, sadrazam ve Mekke şerifi gibi en yüksek derecedeki devlet memurlarına giydirilirdi.

hil'at-ı veda / hil'at-ı vedâ

  • Tar: Osmanlılar zamanında saraya misafir edilen kimselere ayrıldıkları zaman giydirilen hil'at.

hilafetname

  • Tarikata intisab ile usulü dairesinde belirli mevkilere çıkarak irşad mertebesine yükselenlerden isteklilerin irşad ve terbiyesine ruhsat ve izni mutazammın şeyhi tarafından verilen mühürlü vesika.

hırvani / hırvanî

  • Tar: Düz yakalı önü ilikli bir çeşit elbisedir. Şehzade Abdülmecid'in okumağa başlamasından dolayı yapılan törende, yakınlarının bu elbiseyi giymeleri istenmiş ve bu husus, devletin resmi gazetesi olan Takvim-i Vekayi'de tebliğ edilmişti.

hırvati / hırvatî

  • Tar: Sipahilerin başlarına giydikleri külâh tarzındaki başlık.

hiss-i taraftarlık

  • Taraftarlık duygusu.

hiyamiyye nezareti

  • Tar: 1826 senesinde Yeniçeri Ocağı'nın ilgası üzerine kaldırılan Çadır Mehterleri yerine kurulan daire.

horos

  • Tar: Eskiden İstanbul'da ekmekçi, francalacı ve uncu değirmenlerinde mevcut üst ve alt taşlarının bulunduğu ve etrafından hayvanın döndüğü yere, esnaf arasında verilen addır.

hüccet-i müteaddiye

  • Taraflara münhasır olmayıp başkalarını da alâkalandıran delil.

hukeşan

  • Tar: Hacı Bektaş şeyhinin Yeniçeri Ocağı nezdindeki vekiline mahsus doksandokuzuncu ortaya 1591 senesinde tâyin olunan Bektaşi müritleri hakkında kullanılır bir tâbirdi. Yeniçeri ocağından yiyip içen ve yeniçeri odalarında yatıp kalkan bu duacıların vazifeleri sabah akşam ordunun selâmet ve muvaffak (Farsça)

huriliyn / hûrilîyn

  • Tarifsiz güzellikte cennet kızı.

ibtida-i dahil / ibtida-i dâhil

  • Tar: Medreselerden orta tahsili verenler.

ifraz hazinesi

  • Tar: Kullanılmayan kıymetli eşyanın saklandığı yer. Bu gibi kıymetli şeylerden ikinci dereceden olanların muhafaza olunduğu yere de "Bodrum Hazinesi" denilirdi.

ihtilafi / ihtilâfî

  • Tartışmalı.

ihtiyat hazinesi

  • Tar: Savaş ve diğer fevkalâde masraflara karşılık olmak üzere sarayda biriktirilen paralar. Gelirleri havass-ı hümayun hâsılatı, ganimetlerin beşte biri ve başka hükümdarlardan gelen hediyelerdi. Buna "iç hazine" veya "enderun hazinesi" de denilirdi.

ilhan

  • Tar: Cengizlilerin İran kolunun Hülâgu hanedanının hükümdarlarına verilen ünvan.

ilm-i münazara / ilm-i münâzara / عِلْمِ مُنَاظَرَه

  • Tartışma ilmi.

ilm-i tarikat

  • Tarikat, tasavvuf ilmi.

iltizam

  • Taraftarlık.

iltizamen

  • Taraftar olarak.

iltizamkarane / iltizamkârâne

  • Taraf tutarcasına.

iltizamperverane / iltizamperverâne

  • Taraf tutmayı severcesine.

imtişat

  • Tarama. Saç veya sakal tarama.

ince donanma

  • Tar: Hafif gemilerden meydana gelen donanma. Bunun yerine "Hafif Donanma" da denilir. Bunların en meşhurları: Uçurma, varna, beş çifteleri, karamürsel, aktarma, üstüaçık, çiftekayığı, brolik, celiyye, çamlıca, kütük, at kayığı, kancabaş, âyaska, işkampaviya, şahtur, çekelve, kırlangıç, firkate, kali

irade-i aliye

  • Tar: Sadrazam tarafından verilen emir. Bu emir yazılı olduğu gibi, şifâhi de olurdu. Yazılı olana "iş'arat-ı âliye" de denilirdi.

isimlik

  • Tar: Saraylılar tarafından gönderilen hediyelik şeylerin kimin tarafından gönderildiğini belirten adres pusulası.

ismetlü

  • Tar: Derece bakımından yüksek kimselere, sultan ve şehzâdelerin hanımlarıyla kızlarına verilen bir ünvan idi.

isr

  • Tarz, yol, yöntem.

izzü-d-devle

  • Tar: Müslüman hükümdarları tarafından sık sık kullanılan ve devlete değer veren, devletin değeri mânâsına gelen bir ünvan.

kabil-i tarif / kabil-i târif

  • Tarifi mümkün, tarif edilebilir.

kablettarih / kablettârih / قبل التاریخ

  • Tarih öncesi. (Arapça)

kablettarihi / kablettarihî / صبل التاریخى

  • Tarih öncesi. (Arapça)

kadir alayı

  • Tar: Kadir gecesi padişahların saraydan çıkıp, civardaki camilerden birinde namaz kılmaları münâsebetiyle yapılan merâsim.

kantar

  • Tartı aleti.

kapçak

  • Tar: Eski zaman muharebelerinde muhasara edilen kalelerin duvarlarına tırmanmak için kullanılan büyük çengel.

keçeli

  • Tar: Yeniçerilerden keçekülâh giyenler.

kıbel / قبل

  • Taraf, yön. (Arapça)

kiştzar / كشتزار

  • Tarla. (Farsça)

kitab-ı tarih

  • Tarih kitabı.

kızılelma

  • Tar: Osmanlı Türkleri tarafından Roma'ya verilen addır.

kubbe altı

  • Tar: Topkapı Sarayı'nda başta sadrazam olmak üzere devlet adamlarının ve vezirlerin toplanıp devlet işlerini görüştükleri yer.

kütüb-ü tevarih

  • Tarih kitabları.

lehinde

  • Tarafında.

lisan-ı tarih

  • Tarih dili.

makablettarih / mâkablettârih / ماقبل التاریخ

  • Tarih öncesi. (Arapça)

mebde-i tarih / مبدأ تاریخ

  • Tarih başlangıcı.

mefahir-i tarihiye

  • Tarihe ait övünç kaynakları.

mehterhane

  • Tar: Zurna, nakkare, nefir, zil, davul ve kösden kurulu askeri mızıka takımı. (Farsça)

mesele-i tarikat

  • Tarikat meselesi.

meslek-i velayet / meslek-i velâyet

  • Tarikat ve tasavvuf ehlinin takip ettikleri yol, yöntem.

meşşata / meşşâta

  • Tarak, tarayıcı; süzgeç, filtre.

meydan-ı münakaşat / meydan-ı münakaşât

  • Tartışma ve anlaşmazlıkların alanı, sahası.

mezari / mezâri / مزارع

  • Tarlalar. (Arapça)

mezra / مزرع

  • Tarla.
  • Tarla. (Arapça)

mezra'a / مزرعه

  • Tarla. (Arapça)

mezraa / مَزْرَعَه

  • Tarla.
  • Tarla.
  • Tarla. Ekilip mahsul alınan mülk, yer.
  • Tarla.

mezruat / mezrûât

  • Tarlaya ekilen tohumlar.

minval / minvâl / منوال / مِنْوَالْ

  • Tarz, üslup.
  • Tarz, yol, suret, şekil, usül.
  • Tarz, yol, gidiş.
  • Tarz, yol. (Arapça)
  • Tarz.

mişatiye

  • Tarak kılıfı.

mişka

  • Tarak.

mu'cize-i tarihi

  • Tarihî mu'cize.

muarrif / مُعَرِّفْ

  • Târif edici. Anlatıcı. İzah edip bildirici. Tanıtan. Tercüman.
  • Tarif eden.

mübahesat / مباحثات

  • Tartışmalar. (Arapça)

mübahese / مباحثه

  • Tartışma. (Arapça)
  • Mübahese olunmak: Tartışılmak. (Arapça)

muhakeme / muhâkeme / مُحَاكَمَه

  • Tartarak hüküm verme.

muhakkıkin-i ehl-i tarikat / muhakkıkîn-i ehl-i tarikat

  • Tarikata mensup olanlardan gerçekleri araştıran ve delilleriyle bilen âlimler.

muhtac-ı ta'rif

  • Tarif edip anlatmağa muhtaç.

münakaşa / münâkaşa

  • Tartışma.

münakaşa etme

  • Tartışma.

münakaşa etmek

  • Tartışmak.

münakaşat

  • Tartışmalar.

münazara / münâzara

  • Tartışma.

münazaralı

  • Tartışmalı.

münazarat / münâzarât

  • Tartışmalar.

münazır

  • Tartışmacı.

mürid / mürîd / مُر۪يدْ

  • Tarîkate giren.

müridane / müridâne

  • Tarikata girmiş gibi. Aşk ve incizabla istiyerek, mürid gibi dua ederek. (Farsça)

muşata

  • Tararken dökülen saç veya sakal teli.

müsrah

  • Taranmış.

müstahfız

  • Tar: Yeniçeriliğin kaldırılmasından evvel, kale, hisar ve memleket muhafazasında bulunan kimseler hakkında kullanılan bir tabirdi. İlk zamanlardaki müstahfızlık, daim hizmet hâlinde olduğu için kendilerine timar verilirdi. Sonraki müstahfızlık ise, harp gibi lüzum görüldüğü zaman askerlik hizmetine

mutarassıdane / mutarassıdâne

  • Tarassud edene yakışır şekilde. (Farsça)

mutarra

  • Tarâvetli. Tâze.

mutasavvıf

  • Tarikat adamı.

mutasavvife

  • Tarikatta ilerleyen.

mutasavvıfin

  • Tarikatta ilerleyenler.

mütemayil

  • Taraftar görünen, temayül eden, meyillenen.

mütevazin / mütevâzin

  • Tartıları aynı olan.

muvakere

  • Tarladan çıkan mahsulden bir kısmını almak şartıyla birlikte ekme.

müverrah / مورخ

  • Tarihi konulmuş, tarihli, tarihi atılmış.
  • Tarihli. (Arapça)

müverrahan

  • Tarihli olarak.

müverrih / مورخ

  • Tarihçi.
  • Tarihçi.
  • Tarihçi, tarih yazarı. (Arapça)

müverrihin / مورخين

  • Tarihçiler. (Arapça)

nadas

  • Tarlayı temizleyip otlarını kurutmak için önceden sürüp hazırlama.

nakabil-i tarif / nâkabil-i târif

  • Tarifi imkânsız.

name-i hümayun

  • Tar: Osmanlı Padişahları tarafından İslâm ve Hristiyan Hükümdarlarla Osmanlı Devletine tâbi imtiyazlı olar Mekke Şerifine, Kırım Hanına, Eflâk ve Boğdan Voyvodalarına, Erdel Kralına, Gürcü ve Dağıstan Hanlarına gönderilen mektublara verilen addır.

nemçe

  • Tar: Osmanlılar tarafından Avusturya ve Avusturyalı mânasında kullanılan bir tâbir idi.

nesak

  • Tarz, usul, yol, şekil, üslub.

nutk-u beliğ-i bitarafane / nutk-u beliğ-i bîtarafane

  • Tarafsız (objektif) şekilde, hâl ve seviyeye uygun olan nutuk, konuşma.

ocak imamı

  • Tar: Yeniçeri Ocağı'nın imamı. Cami-i Miyane adını alan ve ilkin mescid halinde bulunan Orta camii, Hicri 1000 senesinde büyütülerek cami haline getirilmiştir. Camiin imamı, hatibi, müezzini, muarrifi ve kayyumu vardı. İmam, Yeniçeriler arasında okuyup yazan ve tahsil görenlerden seçilirdi.

peymay

  • Tartıcı, ölçücü. (Farsça)

rabıta-i şeyh

  • Tarikat-ı Nakşiyede, müridin hayalen şeyhinin huzurunda kendini tasavvur etmesine denir.

redd-i hakim / redd-i hâkim

  • Taraf tutan hâkimi kabul etmeyip reddetmek.

rençber

  • Tarım işi yapan kimse.

reşen

  • Tar: Yeniçeri maaşlarının üçüncü üç aylığı.

restorasyon

  • Tarihî eserlerin aslına uygun tarzda tamiri. (Fransızca)

riba-i fazl

  • Tartılan veya ölçülen bir cins eşyanın kendi cinsi karşılığında fazlasıyla satılması. Meselâ: Bir kilo buğdayı aynı cins bir kilo yüz gramla değiştirmek gibi.

sahaif-i tarihiye / sahâif-i tarihiye

  • Tarihî sayfalar.

sahret

  • Tarihi bir kaya.

salik / sâlik / سالك

  • Tarikat mensubu. (Arapça)

şane / şâne / شانه

  • Tarak. (Farsça)
  • Tarak. (Farsça)

şanesaz / şanesâz

  • Tarak yapan, tarakçı. (Farsça)

şanezede

  • Tarakla saçları taranmış. (Farsça)

şatr

  • Taraf, cihet, yön.

şehametlu / şehametlû

  • Tar: İran Şahları hakkında ünvan olarak kullanılan bir tâbir idi.

sencide / sencîde / سنجيده

  • Tartılı. (Farsça)

serdengeçti

  • Tar: Akıncılardan düşman ordusu içine dalmak veya muhasara altına alınan bir kaleye girmek için fedai yazılan kimseler. Bunlara ellerinde kınlarından sıyrılmış kılıçlarla bu tehlikeli işlere atıldıkları için "dalkılıç" da denilirdi. Düşman ordusuna dalacak veya kaleye girecek olanların dönmelerinden

şevketlu / şevketlû

  • Tar: Padişahlar hakkında kullanılmış bir tâbir olup, azamet ve heybet sahibi mânalarına gelir.

şeyh / شَيْخْ

  • Tarîkat reisi.

seyyale-i berkiye-i tarihiye

  • Tarihe ait elektrik akıntısı, telgraf.

şia / şîa

  • Taraftar, yardımcılar. Hazret-i Ali'yi sevdiklerini söyleyip, diğer Eshâb-ı kirâmın (Peygamber efendimizin arkadaşlarının) kıymetini bilmeyen ve onları kötüleyen kimselerin mensûb olduğu bozuk fırka.

silahdar

  • Tar: Sarayın ileri gelen erkânından birinin ünvanıdır. "Silahdar-ı şehriyarî" de denilirse de mâruf olan "Silahdar Ağa"dır.

şirhar

  • Tar: Acemiliğe alınmayan veya sayısı beşten az olan esirlerden bir kısmı. Pencik kanuni hükümlerine göre esirler: Şirhâr, beççe, gulamçe, gulâm, sakallı ve pir olmak üzere sınıflara ayrılır ve bu tertibe göre vergiye tâbi tutulurdu. Üç yaşına kadar olan çocuklara, süt emen mânâsına gelen şirhâr; üç (Farsça)

sırr-ı tarikat

  • Tarikatın sırrı.

sofi / sofî

  • Tarikat adamı, tesavvuf ehli.

sofiye meşrebi

  • Tarikat yoluyla mânevî derecelere yükselme gayretinde olan tasavvuf ehlinin takip ettikleri yol, tarz.

subesu

  • Taraf taraf. Her tarafa. Her yanda. (Farsça)

süluk-ü tarikat / sülûk-ü tarikat

  • Tarikat yoluna girme; nefsi düzeltmek ve vuslata erişmek amacıyla tasavvuf yoluna girme, mânevî yolculuğa çıkma.

sürü

  • Tar: Devşirme suretiyle alınan Hristiyan çocuklarının yüzer, yüzellişer, ikiyüzer veya daha fazla kişilik kafileler halinde sevkedilmeleri. Sürü adı verilen bu kafileler, sürücülerle muhafızların nezareti altında hükümet merkezine sevkedilirlerdi.

tarafdar

  • Taraf tutan.

tarafdarane

  • Taraf tutarcasına.

tarafgir / tarafgîr

  • Taraftar.
  • Taraf tutan. Taraflardan birine sahip çıkan. (Farsça)
  • Taraf tutan.

tarafgirane / tarafgîrâne

  • Taraf tutar gibi.

tarafgirlik / tarafgîrlik / طَرَفْگ۪يرْلِكْ

  • Taraftarlık.
  • Taraf tutma.

taraftar

  • Taraf olan.

taraftarane

  • Taraf tutarak.

tarifat / târifat

  • Tarifler, tanımlar.
  • Tarifler, anlatımlar.

tarihen

  • Tarihî olarak.

tarihi / tarihî

  • Tarihe geçmiş, oldukça önemli.

tarihnüvis / târihnüvis / تاریخ نویس

  • Tarihçi, tarih yazarı. (Arapça - Farsça)

tarihşinas / târihşinâs / تاریخ شناس

  • Tarihçi. (Arapça - Farsça)

tarihvari / tarihvârî

  • Tarih gibi.
  • Tarih tarzında.

tarikatçılık / tarîkatçılık

  • Tarikat faaliyeti yürütme veya herhangi bir tarikata taraftar olma.

tarikatçilik / tarîkatçilik

  • Tarîkata mensup, üye olma.

tekfur

  • Tar: Bizans İmparatorluğunun valilik derecesindeki idarî hizmetlerinde bulunan kimseler.

tekke

  • Tarikat ehlinin zikir ve ibadet ettiği yer, dergâh.

ter-hane

  • Tarhana. (Farsça)

terhine

  • Tarhana. (Farsça)

tevarih / tevârih / tevârîh / تواریخ

  • Tarihler.
  • Tarihler.
  • Tarihler. (Arapça)

turuk / turûk / طُرُقْ

  • Tarikler, yollar, usuller.
  • Tarîkatler.

üslub / اسلوب

  • Tarz, yol. Biçim. İfade tarzı. Dizmek.
  • Tarz, biçim, ifade yolu.
  • Tarz.

usul / usûl

  • Tarz, metod, yol, düzen, temel, asıl, esas.

vak'a-i hayriye

  • Tar: Yeniçeri Ocağı'nın kaldırılması münasebetiyle kullanılan bir tabirdir. İlk önceleri büyük hizmetleri görülen Yeniçeriler, zamanla nizam ve intizamlarını kaybettikleri gibi, son zamanlarda uygunsuz hareket ve isyanlarla memleketin başına belâ kesildikleri için, ocağın lağvı hayırlı sayılmış ve b

vak'anüvis / وقعه نویس

  • Tarih yazarı. (Arapça - Farsça)

vak'anüvisan / vak'anüvîsân / وقعه نویسان

  • Tarih yazarları. (Arapça - Farsça)

vasıta-i ziraat

  • Tarıma vasıta.

vesika-i tarihiye

  • Tarihî belge.

vezniyyat / vezniyyât

  • Tartılan şeyler.

vücuh / vücûh

  • Taraflar, yönler.

vukuat-ı tarihiye

  • Tarihî olaylar.

vukūat-ı tarihiye / vukūât-ı târîhiye / وُقُوعَاتِ تَارِخِيَه

  • Târihî olaylar.

yudlun / yûdlûn

  • Tarhun otu.

zevk-i tarikat

  • Tarikat ve tasavvuf dairesindeki mânevî zevk.

zevlak

  • Taraf, cânib.

 

Luggat Yazarları

Luggat.com Yazarlarını Belirliyor

Luggat.com'da "yazar" olarak görev almak ister misiniz?
Hazırlıkları devam eden Luggat Blog'da yazılarınız yayınlanabilir, milyonlara Luggat.com üzerinden sesinizi duyurabilirsiniz.

HEMEN BAŞVUR