LUGGAT
OSMANLICA TÜRKÇE SÖZLÜK

{ lügât . lügat . لغت }

Arapça ve Farsça yazımları, Osmanlıca okunuşları 
ve detaylı açıklamaları ile birlikte.

Arama yapmak istediğiniz kelimeyi girip
karşılığını bulmak istediğiniz "OSMANLICA ARA" ya da "TÜRKÇE ARA" butonlarına tıklayın.
Türkçe - Osmanlıca Sözlük'te kelimesini içeren 337 kelime bulundu...

acaib / acâib / عجائب

  • Tuhaf, ilginç, acaip. (Arapça)

acemaşiran / acemaşîran / عجم عشيران

  • Türk mûsikisinde bir makam. (Arapça)

acib / acîb / عجيب

  • Tuhaf, acayip, ilginç. (Arapça)

alaturka

  • Türk usûlü.

ale-l-acaib

  • Tuhaf şey, şaşılacak şey.

alu-yu buhara

  • Türkistan eriği.

asen

  • Tütün, duhan.

asheb

  • Tüyünün üstü kızıl, içi beyaz olan deve.

badk

  • Tükürmek.

bagsa'

  • Tüyü siyahlı beyazlı olan ve yer yer de benler bulunan koyun.

bajurnal / bâjurnal / باژورنال

  • Tutanak ile. (Farsça - Fransızca)

bamazbata / bâmazbata / بامضبطه

  • Tutanak ile. (Farsça - Arapça)

batir

  • Turna kuşu. (Farsça)

bazergani / bâzerganî

  • Tüccarlık, tâcirlik. (Farsça)

behur

  • Tütsü. (Dilimizde buhur şeklinde kullanılır)

bekà-i nev'i / bekà-i nev'î

  • Türün devamlılığı.

bekà-yı nev'i / bekà-yı nev'î

  • Türün varlığının devamı.

benc

  • Türkçede "benek" adı verilen bir ot cinsidir ve tohumuna "bezr-ül benec" derler.

bergamot

  • Turunçgillerden bir ağaç ve bu ağacın meyvesi. Meyvenin kabuğundan güzel kokulu bir esans da çıkarılır.

berkan

  • Tüyü kıvırcık olan kuzu postu veya kürkü. (Farsça)

berrud / berrûd

  • Tül ağacı.

bestenigar / bestenigâr / بسته نگار

  • Türk mûsikîsinde bir makam adı. (Farsça)

bezirgan / bezirgân / بازرگان

  • Tüccar.
  • Tüccar. (Farsça)

bezk

  • Tükürmek.

bidare

  • Tutkun, âşık, düşkün. (Farsça)

bilcümle / بالجمله

  • Tümüyle. (Arapça)

bilumum / بالعموم

  • Tüm, bütün. (Arapça)

binemek / bînemek / بى نمك

  • Tuzsuz. (Farsça)

bipayan / bîpâyan

  • Tükenmez.

bitamamiha / bitamâmihâ / بتمامها

  • Tümüyle, tamamen. (Arapça)

bittamam / bittamâm / بالتمام

  • Tümüyle. (Arapça)

bugra

  • Turna kuşu veya turna kuşu sürüsünün önünde uçan turna horozu. (Farsça)

buğra / buğrâ / بغرا

  • Turna. (Farsça)

buhur / buhûr / بخور

  • Tütsü.
  • Tütsü. (Farsça)

buhur-dan / buhur-dân

  • Tütsülük. (Farsça)

buhurdan / بخوردان

  • Tütsülük, tütsü kabı. (Farsça)

burhan-ı inni / burhan-ı innî

  • Tümdengelim; eserden eseri yapana, olaylardan kanuna ulaştıran delil.

burhan-ı limmi / burhan-ı limmî

  • Tümevarım; kanunlardan hâdiselere, sebeplerden neticelere, müessirden esere gitme usûl ve delili.

büsak

  • Tükürmek.

buzak

  • Tükrük. (Ağızda "buzak", ağızdan çıksa "rıyk" denir.)

canhıraş / cânhıraş

  • Tüyler ürpertici.

çargah / çârgâh / چارگاه

  • Türk musikîsinde bir makam. (Farsça)

cebel-i tur / cebel-i tûr

  • Tûr Dağı (Tûr-i Sînâ).

cemi' / cemî' / جميع

  • Tümü. (Arapça)

cemi'an / cemî'an / جميعا

  • Tümüyle. (Arapça)

cins

  • Tür.
  • Tür, çeşit.

çuha

  • Tüysüz ince, sık dokunmuş yün kumaş.

cümleten / جملة

  • Tümüyle (Arapça)

cüraşe

  • Tuz döğülürken etrafına düşen iri parçalar.

dam / dâm / دَامْ

  • Tuzak. ağ, hile. (Farsça)
  • Tuzak.
  • Tuzak, hile, tavan.
  • Tuzak.

damgah / dâmgâh / دامگاه

  • Tuzak kurulmuş yer. (Farsça)

duçar / dûçar

  • Tutulmuş, yakalanmış.

duhh

  • Tütün.

dülbent

  • Tülbent. (Farsça)

ebu sabir

  • Tuz, milh.

ecnas / ecnâs / اجناس

  • Türler, cinsler. (Arapça)

ehu'l-acaib / ehu'l-acâib

  • Tuhaflıkların kardeşi.

emtia-i ticariyye

  • Tüccar malları.

enisun

  • Türkçede hafifleterek "anason" derler.

enva / envâ / انواع

  • Türler, çeşitler.
  • Türler.

enva' / envâ' / اَنْوَاعْ

  • Türler, çeşitler.

enva-ı murassaat / envâ-ı murassaat

  • Türlü türlü yaldızlar, süsleme ve işlemeler.

enva-ı şekavet / envâ-ı şekavet

  • Türlü türlü şikâyetler, yakınmalar.

envaen / envâen

  • Türler olarak.

erbabu'l-enva / erbâbu'l-enva

  • Türlerinin idarecileri, terbiye edicileri.

erbabü'l-enva / erbâbü'l-envâ

  • Türlerin sahipleri, terbiye edicileri.

esaret / esâret / اسارت

  • Tutsaklık. (Arapça)

esha'

  • Türlü türlü, günâ gûn, rengârenk.

esir / esîr / اسير

  • Tutsak. (Arapça)

esiran / esîrân / اسيران

  • Tutsaklar. (Arapça - Farsça)

etrak / etrâk / اتراک

  • Türkler.
  • Türkler.
  • Türkler. (Arapça)

evrak-ı tevkifiye

  • Tutuklanmayı gerektiren belgeler.

ezmar-ı etrak / ezmâr-ı etrâk

  • Türk kahramanları.

farza / farzâ / فرضا

  • Tut ki, diyelim ki. (Arapça)

ferd-i müstehlik

  • Tüketen, tüketici kişi.

ferik-i sani / ferîk-i sânî / فریق ثانى

  • Tümgeneral. (Arapça - Farsça)

ferikan / ferikân / فریقان

  • Tüm veya korgeneraller. (Arapça - Farsça)

fezail-i mütenevvia / fezâil-i mütenevvia

  • Türlü hüner, marifet ve meziyetler.

ficacen sübüla / ficacen sübülâ

  • Turuk-u vâsia, geniş yollar.

firuze / fîrûze / فيروزه

  • Turkuaz, firuze taşı. (Farsça)

firuzefam / fîrûzefâm / فيروزه فام

  • Turkuaz, açık mavi. (Farsça)

fücle

  • Turp.

gamil / gamîl

  • Tüyü gitmiş yumuşak deri.

gaml

  • Tüyünü yolmak için deriyi dürüp gömmek.

garabet / garâbet / غَرَابَتْ

  • Tuhaflık.

garabet-cu

  • Tuhaf şeylere meraklı olan, garip şeyler arayan. (Farsça)

garam / garâm / غرام

  • Tutku, aşk. (Arapça)

garib / garîb / غَر۪يبْ

  • Tuhaf.

ger

  • Türkçedeki "eğer" kelimesinin kısaltılmış şekli. Eğer, şayet mânasındadır. (Farsça)

gin

  • Türkçedeki "li, lu, lı" eklerinin karşılığıdır. (Farsça)

gira-gir / gîra-gir

  • Tutan tutana. (Farsça)

giriftar / giriftâr / گِرِفْتَارْ

  • Tutulmuş. Yakalanmış. (Farsça)
  • Tutulmuş, yakalanmış.
  • Tutulmuş.
  • Tutulmuş.

giriftar olan

  • Tutulan, yakalanan.

gudde-i luabiye / gudde-i luâbiye

  • Tükrük bezi.

güna / günâ

  • Tür, çeşit.

güna gun / güna gûn

  • Türlü. Çeşitli nevilerde olan. Çeşit çeşit. Renk renk. (Farsça)

guna-gun / gûna-gûn

  • Türlü türlü, renk renk. Alaca. (Farsça)
  • Türlü türlü, renk renk.

gunagun / gûnâgûn

  • Türlü türlü, renk renk.

gune gune

  • Türlü türlü, çeşit çeşit, renk renk. (Farsça)

gur-hane

  • Türbe. (Farsça)

hadisat-ı acibe / hâdisât-ı acibe

  • Tuhaf, şaşırtıcı olaylar.

hakikat-i nev'iye

  • Türün temel özelliği, hakikati.

hapishane / حبس خانه

  • Tutukevi, mahpushane. (Arapça - Farsça)

harsini / harsinî

  • Tunç.

harzem

  • Türkistan'da Aral gölünün güneyindeki delta ve çevresindeki ülke.

haykatan

  • Türraç kuşunun erkeği.

hece vezni

  • Türklerin eskiden kullandıkları nazım âhengi ölçüsüdür ki, buna "parmak hesabı" da denir. Parmak hesabı, Türk edebiyatının başlangıcından XI. yy. a, yani Türklerin aruz veznini öğrenmelerine kadar Türk nazmının yegâne âhengi idi. Aruz vezni kabul edilmekle beraber, hece vezni terkedilmeyerek yine ha

heme / همه

  • Tümü, hepsi. (Farsça)

hemegan / hemegân / همگان

  • Tümü, hepsi, herkes. (Farsça)

hik / hîk / خيك

  • Tulum.
  • Tulum. (Farsça)

hışt-tabe

  • Tuğla ocağı. (Farsça)

hubse

  • Tutuk mânâsına bir isim.

huz

  • Tuz ağacı dedikleri nesnedir ve denize yakın yerlerde posası denize düşüp rüzgârla dalga döve döve kehribar olur.

hüzzam / حزام

  • Türk musikîsinde bir makam. (Arapça)

ibtila / ibtilâ / ابتلا

  • Tutkunluk, müptelalık, düşkünlük. (Arapça)

ictimar

  • Tütsülenme, buhurlanma.

iktinas

  • Tuzak kurup avlanma.

iktisad / iktisâd / اِقْتِصَادْ

  • Tutumluluk.
  • Tutum, harcamada aşırıya kaçmama, ekonomi.
  • Tutumlu olma.

iktisat

  • Tutumluluk.

iktisatçı

  • Tutumlu kimse.

iktisatsızlık

  • Tutumlu olmamak.

iktiyad

  • Tutup götürme veya götürülme.

ilan-ı iflas / ilân-ı iflâs

  • Tüccarın işinde güçsüzlüğünü yani iflâs ettiğini resmî olarak söyleyip açığa vurması.

ilel-i muhtelife

  • Türlü illetler ve sebepler, çeşitli hastalıklar.

inhisaf

  • Tutulma.

inkıbaz / inkıbâz

  • Tutulma, tutukluk.
  • Tutukluk.

inkıraz / inkırâz / اِنْقِرَاضْ

  • Tükenme, blitme, kırılıp yok olma.
  • Tükenme, bitme.

inkisaf

  • Tutulma.

inkıta'

  • Tükenme. Kesilme. Arkası gelmeme.

iş'al / iş'âl

  • Tutuşturma.

ısba'

  • Tulu etmek, meyletmek.

iştial / iştiâl

  • Tutuşma, parlama.

istiğrak / istiğrâk

  • Türü kapsayacak şekilde umumi hâle getirme.

istihlak / istihlâk / استهلاک

  • Tüketme, kullanarak yok etme.
  • Tüketim.
  • Tüketim. (Arapça)
  • İstihlâk etmek: Tüketmek, harcamak. (Arapça)

iştikak / iştikâk / اشتقاق

  • Türeme.
  • Türeme. (Arapça)

istikra-i tam / istikrâ-i tâm

  • Tümevarım, endüksiyon; bir bütünü oluşturan parçaların hepsini inceleyerek o bütün hakkında hüküm vermek.

ıtla'

  • Tulu ettirmek, zuhur ettirmek, doğdurmak.

kabilesi

  • Türü, çeşidi.

kabız / kâbız

  • Tutan, sıkan, kavrayan.

kabz / قبض

  • Tutma, alma, tutukluk.
  • Tutma, kavrama. (Arapça)

kaffe / kâffe / كافه

  • Tümü, hepsi. (Arapça)

kavanin-i külliye / kavânin-i külliye

  • Türleri, sınıfları içine alan, kapsamlı kanunlar.

keramet-i iktisadiye

  • Tutumlu olmanın ortaya çıkardığı keramet.

kerpiç

  • Tuğla.

kırgız

  • Türk Milletlerinden büyük bedevi bir kavim olup Asyanın kuzeybatısında ve Türkistanla Sibirya arasında, başka bir deyimle Türkistanın kuzey taraflarında ve Doğu Türkistanın kuzeyinde olarak Rusya ile Çin hududunda bulunuyorlar. Batı tarafındakilere Kırgız ve Kazak; Çin hududundakilere ise Kara Kırgı
  • Türkî kavimlerden biri.

kıyas-ı istikrai / kıyâs-ı istikrâî

  • Tüme varım; ayrı ayrı hâdiselerden yola çıkarak bir genelleme yapma.

kuh-u tur / kûh-u tur

  • Tur dağı, Sina dağı.

küleng

  • Turna kuşu. (Farsça)

küll / كل

  • Tüm, bütün. (Arapça)

külliyat / külliyât

  • Türler, cinsler, kapsamlı varlıklar.

kuvve-i iktisadiye

  • Tutumluluk, iktisat gücü.

lakişe / lâkişe

  • Tutmaç aşı.

layüfna / lâyüfna

  • Tüketilmez, yok edilmez.

lehul hamdu ve'l-minnetu

  • Tüm hamd ve minnetler Allah'a mahsustur.

lillahi'l-hamdü ve'l-minne / lillâhi'l-hamdü ve'l-minne

  • Tüm hamd ve minnetler Allah'a mahsustur, O'na aittir.

lisan-ı mahsus / lisân-ı mahsus

  • Türün kendine özel dili.

lisan-ı türki ve arabi / lisan-ı türkî ve arabî

  • Türkçe ve Arapça dil.

lüab-alud / lüab-âlûd

  • Tükrükle karışık.

lut'e

  • Tutmaç aşı.

mac

  • Tuzlu su.

mahiyet-i nev'iyesi

  • Türünün niteliği, temel özelliği.

mahpus

  • Tutuklu.

malih

  • Tuzlu.

mazbata / مضبطه

  • Tutanak.
  • Tutanak. (Arapça)
  • Mazbata tanzim etmek: Tutanak düzenlemek. (Arapça)

mazbut / mazbût

  • Tutulan, derli toplu.

meblağ

  • Tutar, miktar.

meclub / meclûb

  • Tutkun, aşırı bağlı.

meclubiyet

  • Tutkunluk, meclubluk.

meclup / meclûp

  • Tutkun, aşırı bağlı.

mecmu' / mecmû' / مَجْمُوعْ

  • Tüm.

meftun / meftûn / مفتون / مَفْتُونْ

  • Tutkun, düşkün.
  • Tutkun, vurgun.
  • Tutkun.
  • Tutkun, aşık. (Arapça)
  • Meftûn etmek: Aşık etmek. (Arapça)
  • Meftûn olmak: Aşık olmak, tutulmak. (Arapça)
  • Tutkun.

meftun olma

  • Tutulma, bağlanma.

meftuniyet / meftûniyet / مفتونيت / مَفْتُونِيَتْ

  • Tutkunluk. Aşıklık.
  • Tutkunluk, vurgunluk.
  • Tutkunluk. (Arapça)
  • Tutkunluk.
  • Tutkunluk.

mekid / mekîd

  • Tuzağa düşen veya düşecek olan.

mellaha

  • Tuz çıkan yer.

mellahe

  • Tuzla.

memluh

  • Tuzlanmış. Tuzlu.

menfed

  • Tükenmek, yok olup gitmek.

mevkufen

  • Tutuklu olarak.
  • Tutularak, durdurularak.

mevkufiyet

  • Tutukluluk.

meyl-i cinsiyet

  • Tür ve cins yakınlığı açısından meyletme.

miğfer / مغفر

  • Tulga. (Arapça)

mimleha

  • Tuzlu yer.

mirliva / mirlivâ / ميرلوا

  • Tugay kumandanı. Tuğgeneral.
  • Tuğgeneral.
  • Tuğgeneral. (Farsça - Arapça)

miyah-ı malihe

  • Tuzlu sular.

moğol

  • Turâni milletlerinin en büyüklerinden bir kabile olup Türkler ve Mançurlarla cinsi yakınlıkları vardır. Asyanın ortalarında bugün Çin Devletine tâbi olan ve Moğolistan ismiyle bilinen geniş bir çölde ve Sibirya ve Türkistan'ın da bazı taraflarında bulunurlar.Cengiz Hanla beraber Asyanın batı tarafla

mü'ce

  • Tuzluluk.

mübasaka

  • Tükürmek.

muhafazakar / muhafazakâr / محافظه كار

  • Tutucu. (Arapça - Farsça)
  • Tutucu. (Arapça - Farsça)

muhafazakarlık / muhafazakârlık

  • Tutuculuk. (Arapça - Farsça - Türkçe)

muhmel

  • Tüylü ve saçaklı nesne.

muhtelif / مختلف

  • Türlü. (Arapça)

muktesid / مقتصد

  • Tutumlu, iktisatlı.) (Arapça)

muli'

  • Tutkun, düşkün, ihtiraslı.

mümellah

  • Tuzlu.

mümsike

  • Tutan, yapışan.
  • Tutan, yapışan, sıkı tutan.
  • Tutan güç, tutucu güç.

müncezib

  • Tutulmuş.

münkesif

  • Tutulmuş.

münüh

  • Tüketici.

müşakele-i cinsiye / müşâkele-i cinsiye

  • Tür veya soyla ilgili yakınlık, akrabalık.

müştak / مُشْتَقْ

  • Türemiş olan (kelime).

müştakk

  • Türemiş.

müstehlek

  • Tüketilmiş.

müstehlik / مستهلك

  • Tüketici.
  • Tüketici.
  • Tüketici. (Arapça)

müştekat

  • Türemiş kelimeler. Bir kökten ayrılmış kelimeler.

mutaassıb

  • Tutucu, bağnaz, körü körüne bağlanan.

mutaassıbane / mutaassıbâne

  • Tutucu, inanç ve geleneklerine aşırı derecede sahip çıkarak.

müteaddid

  • Türlü türlü, çeşitli. Bir çok. Birden fazla.

mütenahi / mütenâhi

  • Tükenen, biten.

mütenevvi

  • Türlü, çeşitli.

mütevakkıd

  • Tutuşan, tutuşup yanan.

mütkee

  • Turunç.

muy

  • Tüy. Saç. Kıl. (Farsça)

nağme-ger

  • Türkü söyleyen, öten. (Farsça)

nağme-han / nağme-hân

  • Türkü söyleyen, şarkı söyleyen. (Farsça)

nağme-hani / nağme-hânî

  • Türkü söyleyicilik, nağme söyleyicilik. (Farsça)

nağme-keş

  • Türkü söyleyen, şarkı söyleyen. (Farsça)

nağme-perdaz

  • Türkü söyleyen, şarkı söyleyen. (Farsça)

nağme-sera

  • Türkü okuyan, şarkı söyleyen. (Farsça)

nağme-zen

  • Türkü söyleyen, şarkı söyleyen. (Farsça)

nar-ı mukade / nâr-ı mûkade

  • Tutuşturulmuş ateş.

narenci / narencî / nârencî / نارنجى

  • Turunç renginde.
  • Turuncu. (Farsça)

narenciye

  • Turunçgiller. (Mandalina, portakal, limon gibi meyveler.)

necve

  • Tümsek, yüksek yer.

nekre-gu / nekre-gû

  • Tuhaf hikâyeler fıkralar anlatan. Gülünç sözler söyleyen. (Farsça)

nemek / نمك

  • Tuz. (Farsça)

nemek-dan / nemek-dân

  • Tuzluk, tuz kabı. (Farsça)

nemek-helal / nemek-helâl

  • Tuz hakkı tanıyan. Bağlı, sâdık kimse. (Farsça)

nev

  • Tür.

nev' / نوع

  • Tür, nevi, çeşit. (Arapça)

nev'an / nev'ân / نَوْعاً

  • Tür olarak.

nev'en

  • Tür olarak.

nev'i / nev'î

  • Tür, çeşit.

nev'in umumu

  • Türün bütünü, insanlığın tamamı.

nev'inde

  • Türünde.

nev'inden

  • Türünden.

nevan / nevân

  • Tür bakımından.

nevfele

  • Tuzluk.

nevi / nevî / نوع

  • Tür, çeşit.
  • Türle ilgili.
  • Tür, çeşit. (Arapça)

nevi' / نَوْعْ

  • Tür, çeşit.

neviler

  • Türler.

nevinden

  • Türünden.

nizamname / nizamnâme / nizâmname / نظام نامه

  • Tüzük metni; herhangi bir müessesenin tutacağı yolu ve uygulayacağı hükümleri gösteren maddelerin hepsi.
  • Tüzük. (Arapça - Farsça)

nuh

  • Tufan için gemi yapan büyük bir peygamber.

nuhaa

  • Tükürmek.

nühame

  • Tükrük.

nüsul

  • Tüy dökme.

post

  • Tüylü hayvan derisi.

pürnar / pürnâr

  • Tutuşmuş, yanan.

renim

  • Türkü söylemek.

ruy

  • Tunç. (Farsça)

ruy-ver

  • Tunçtan. (Farsça)

saf

  • Tüylü ve yünlü hayvan.

şahsiyet-i manevi / şahsiyet-i mânevî

  • Tüzel kişilik; belli bir kişi olmayıp bir topluluktan meydana gelen mânevî kişilik.

sanduka

  • Türbelerde mezarların üzerine tahtadan sandık şeklinde yapılan ve üstüne yeşil çuha örtülen yerin adıdır. Kadın sandukaları düz olduğu halde, erkek sandukalarının baş tarafına bir ağaç konarak üzerine kavuk, taç, sikke gibi sağlığında giydikleri başlık konurdu. Açık mezarlıklarda sandukalar taştan y

şap

  • Tuza benzer bir madde.

sebeb-i teşkil-i enva / sebeb-i teşkil-i envâ

  • Türlerin oluşum sebebi.

sebtane

  • Tüfek.

şecere-i tuba-i hilkat / şecere-i tûbâ-i hilkat

  • Tûbâ ağacını andıran yaratılış ağacı.

şevaz

  • Tütünsüz ateş.

şeyda / şeydâ

  • Tutkun.

sibah

  • Tuzlu ve çorak yerler.

sibb

  • Tülbent. Baş örtüsü.

sicl

  • Turp.

şu'legir

  • Tutuşan, alevlenen, alev alan. (Farsça)

sudager / sûdâger / سوداگر

  • Tüccar. (Farsça)

sümmak

  • Türkçede "tadım" denilen ekşi taneler.

şüruk

  • Tulu' etmek, doğmak.

tacir / tâcir / تاجر

  • Tüccar.
  • Tüccar, ticaret yapan. (Arapça)

tagva

  • Tuğyan. Azgınlık.

tahaddüb / تحدب

  • Tümsekleşme. (Arapça)
  • Tahaddüb etmek: Tümsekleşmek, kamburlaşmak. (Arapça)

tahannük

  • Tülbendi çenesi altından dolamak.

tahavvülat-ı garibe

  • Tuhaf, hayret verici dönüşümler.

taht-ı tevkif / taht-ı tevkîf / تَحْتِ تَوْق۪يفْ

  • Tutuklama altında.

taht-ı tevkife alınmak

  • Tutuklanmak.

tamamen / tamâmen / تماما

  • Tümüyle. (Arapça)

tamamıyla / tamâmıyla

  • Tümüyle, tamamen. (Arapça - Türkçe)

tayhuc

  • Turaç kuşu (Bir sülün nevidir.)

te'cic

  • Tutuşturup alevlendirme.

teeccüc

  • Tutuşma, alevlenme.

tefl

  • Tükürmek.

telahhi

  • Tülbendi çenesi altından sarmak.

temadi-i mevkufiyet / temâdi-i mevkufiyet

  • Tutukluluğun devam etmesi.

temessük

  • Tutunma, yapışma.

tenasül / tenâsül

  • Türemek. Nesil yetiştirmek. Üremek. Birbirinden doğup türemek.
  • Türeme, üreme.

tentene

  • Tül gibi, ince ve şeffaf.

tenteneli

  • Tül gibi, ince ve şeffaf.

teşvit

  • Tüyü ve kılı gitsin diye ateşe tutmak.

tevakkud

  • Tutuşup yanma.

tevkif / tevkîf / تَوْق۪يفْ

  • Tutuklama.
  • Tutuklama.

tevkif etmek

  • Tutuklamak.

tevkifat

  • Tutuklamalar.

tevkifhane / tevkifhâne

  • Tutukevi, hapishane.

tevkifname

  • Tutuklama metni, yazısı.
  • Tutuklama yazısı.

tırrih

  • Tuzlu balık, sardalya.

tiryaki

  • Tutkun, bağımlı.

tufanzede

  • Tufan görmüş. Tufana uğramış. (Farsça)

tüfeng

  • Tüfek. (Farsça)

tüfeng-endaz / tüfeng-endâz

  • Tüfek kullanan. (Farsça)

tuğrakeş / tuğrâkeş / طغراكش

  • Tuğracı. (Türkçe - Farsça)

tul-ü emel / tûl-ü emel / طُولِ اَمَلْ

  • Tükenmez dünyevî arzu.

tünelvari / tünelvâri / tünelvârî

  • Tünel gibi.
  • Tünel gibi.

tur-i sina / tûr-i sînâ

  • Tûr dağı. Allahü teâlânın Mûsâ aleyhisselâmı peygamberlikle müjdelediği ve sonra Tevrât'ı indirdiği, Kızıldeniz'in kuzeyinde, Asya ve Afrika kıtalarının arasındaki Sinâ yarımadasının güney kısmında yer alan dağ.

tur-u musa-i şeriat / tûr-u mûsâ-i şeriat

  • Tûr dağında Hz. Mûsâ'ya (a.s.) inen şeriat.

turani / tûranî / تورانى

  • Turanlı. (Türkçe - Farsça)

turaniyülasl / tûraniyülasl / تورانى الاصل

  • Tûran asıllı. (Türkçe - Arapça)

türb / ترب

  • Turp. (Farsça)

türbedar / türbedâr

  • Türbede hizmet gören, bekçilik yapan kimse.
  • Türbe muhafız ve hizmetkârı. (Farsça)
  • Türbe bekleyen.

türbet / تربت

  • Türbe. (Farsça)

türk

  • Türkler, Asya'nın en büyük ve en meşhur milleti olup, Turan milletlerindendir. Türkler en evvel Sibirya ile Çin arasında olan Altın Dağı taraflarında yaşamışlar ve oradan defalarca güney ve batıya doğru yayılarak Çin'de ve Türkistan memleketlerinde fetihler yapmışlardır.Türkler eskiden beri iki şube

türk cemiyeti

  • Türk toplumu.

türki / türkî

  • Türkçe.

türkistan

  • Türklerin anayurdu olan ve Hive, Fergana, Taşkent, Buhara, Semerkant ve Kırgız şehirlerini içine alan büyük bölge.Doğu Türkistan bugün Çin'de, Güney Türkistan ise Afganistan'da, büyük parçası olan Batı Türkistan ise Rusya'da kalmaktadır. (Farsça)

türkiyat / türkiyât / تركيات

  • Türklük araştırmaları, türkoloji. (Türkçe - Arapça)

türkiyyat

  • Türklerin dil, edebiyat, tarih ve ırki hususiyetlerini tedkik eden ilim.

turra

  • Tuğra, padişah imzası.

turunci / turuncî / ترنجى

  • Turuncu. (Farsça)

ücac

  • Tuzlu, acı su.

uhbuşe

  • Türlü kabilelerden meydana gelen topluluk.

ukke

  • Tulum, deriden yapılan kap.
  • Tulum; deriden yapılan kab.
  • Tulum, deri kap.

urve

  • Tutulacak yer, kulp.

urvet-ül-vüska / urvet-ül-vüskâ

  • Tutunulacak en sağlam kulp.
  • İslâmiyet veya Kur'ân-ı kerîm.
  • Dinde güvenilir, kendisine uyulacak büyük âlim mânâsına, İmâm-ı Rabbânî hazretlerinin üçüncü oğlu olan Muhammed Ma'sûm-i Fârûkî'nin lakabı.

üsera / üserâ / اسرا

  • Tutsaklar, esirler. (Arapça)

vahdet-i cinsiye

  • Tür birliği.

vahdet-i nev

  • Tür birliği.

vahdet-i nev'i

  • Tür birliği.

vahdet-i nev'iye / وَحْدَتِ نَوْعِيَه

  • Türde birlik.

yafuf

  • Turaç kuşunun yavrusu.

zabıt

  • Tutanak.

zabıt varakası / ضَبِطْ وَرَقَه سِي

  • Tutanak.

zabıtname / zabıtnâme / ضَبِطْنَامَه

  • Tutanak.
  • Tutanak.

zabt / ضَبْطْ

  • Tutanak.

zabtname / zabtnâme / ضبط نامه

  • Tutanak, zabıt yazısı. (Arapça - Farsça)

zabturabt

  • Tutma ve bağlama, disiplin.

zapt

  • Tutma, alma, yazma.

zaptedilen

  • Tutulan, ele geçirilen.

zaptetmek

  • Tutmak.

 

Bağış Yapmak İçin Tıklayın