LUGGAT
OSMANLICA TÜRKÇE SÖZLÜK

{ lügât . lügat . لغت }

Arapça ve Farsça yazımları, Osmanlıca okunuşları 
ve detaylı açıklamaları ile birlikte.

Arama yapmak istediğiniz kelimeyi girip
karşılığını bulmak istediğiniz "OSMANLICA ARA" ya da "TÜRKÇE ARA" butonlarına tıklayın.
Türkçe - Osmanlıca Sözlük'te Sura ifadesini içeren 87 kelime bulundu...

ab-gine

  • Billur. (Fransızca)
  • Ayna. (Fransızca)
  • Kılınç. (Fransızca)
  • Göz yaşı. (Fransızca)
  • Şişe, sürahi, kadeh. (Fransızca)

abgine / âbgîne / آبگينه

  • Kristal. (Farsça)
  • Kadeh. (Farsça)
  • Sürahi. (Farsça)
  • Ayna. (Farsça)
  • Gözyaşı. (Farsça)

abis

  • Asık suratlı, ekşi yüzlü kimse.
  • Arslan.

abus / abûs / عَبُوسْ

  • Somurtan, surat asan.
  • Asık suratlı.

afaki / âfâkî / آفاقى

  • Nesnel. (Arapça)
  • Şuradan buradan konuşma. (Arapça)

akvet

  • (Çoğulu: Ukâ) Hallaç masurası.

as'ar

  • Çok kibirli, mağrur.
  • Çarpık suratlı, eğri yüzlü, eğri boyunlu.

asga

  • Öğrenmeğe çok hevesli.
  • Çarpık suratlı.

aşure

  • (Aşurâ) Arabi aylardan olan Muharrem ayının onuncu günü. Aynı günde çeşitli hububat ve kuruyemişler katılarak yapılan tatlı.

ateş-hiram / ateş-hirâm

  • Süratle yürüyen, hızlı yürüyen. (Farsça)

ateşpare-i zeka / ateşpâre-i zekâ

  • Ateş saçan zekâ; çok süratli ve keskin anlayış sahibi.

batt

  • Kaz.
  • Kaz şeklinde yapılmış olan sürahi, su kabı.

bilhads

  • Derhal, süratle kavrama, sezme ve anlama.

çalaki / çalakî

  • Çeviklik, süratlilik, tezlik. (Farsça)

cehre

  • Açıkta ve belli olan şeyler.
  • Pamuk ve ipek sarılan masura.

çehre

  • Vech, yüz, surat. (Farsça)
  • Mc: Surat asmak, dargınlık. (Farsça)
  • Görünüş, şekil, zahir. (Farsça)

danıştay

  • (Bak: Şurâ-yı devlet)

dim

  • Yüz, yanak, çehre, surat. (Farsça)

encümen

  • Cemiyet. şura. Meclis. Komisyon. (Farsça)

felekseyr

  • Hareketleri ve gidişi süratli olan. (Farsça)

hatıf

  • Süratli kapıp götürücü.
  • Göz kamaştırıcı şimşek.

hefvan

  • Yanılma, yanlışlık.
  • Süratle gitme, hızla gitme.
  • Ayak kayıp sürçme.

hezazik / hezazîk

  • Süratle kat'etmek, çok çabuk kesmek.

hezic / hezîc

  • Ahmak kimse.
  • Süratle yürüyen kimse.

hezz

  • Hızlı okumak.
  • Süratli kesmek.

icmar

  • Bir araya toplamak.
  • Süratle yürümek.
  • Atın sıçrayarak yürümesi.
  • Bir şeyin umumi olması. Ateşe öd ağacı koymak.
  • Bir şeyi buhurlamak. Tahmini hesab yapmak.
  • Yeni ayın görünmesi.

ıs'ar

  • Enaniyet ve kibirle surat asma.

işmi'zaz / işmi'zâz / اشمئزاز

  • Surat ekşitme. (Arapça)
  • Ürperme. (Arapça)

izmihrar

  • Surat asma.
  • (Yıldız) parıldama.
  • Kış mevsiminin şiddetli olması.

kabih-ül vech

  • Çirkin yüzlü. Suratı, siması güzel olmayan.

kabis

  • Hızlı giden at. Süratli at.

kabz

  • Tutmak. Ele almak. Kavramak. Almak.
  • Tahsil etmek. Teslim almak.
  • Amelde zorluk çekmek.
  • Kuşun süratle uçması.
  • Mülk.

kahramanane

  • Kahramanca, yiğitçe, cesurane. (Farsça)

kamtarir / kamtarîr

  • Çatık suratlı.
  • Çatık suratlı, şiddetli, sert.

kaşur

  • (Çoğulu: Kaşurât) Yarış atlarının en sonra geleni.

kruvazör

  • Daha ziyade toplarla mücehhez açık denizlerde emniyeti te'min etmek ve konvoyları korumakla vazifeli süratli harp gemisi. (Fransızca)

kümaşe

  • Sürat, hız.

lemha

  • Göz atma, süratle bakış.

levendane / levendâne

  • Leventçesine, hızla, süratle. (Farsça)

ma'c

  • Süratle gitmek, hızlı gitmek.
  • Yürürken dolaşmak.

meclis-i şura / meclis-i şûrâ

  • Şûrâ meclisi, danışma meclisi.

memsuh

  • Suratı, daha çirkin şekle sokulmuş. Biçimsiz ve çirkin surete girmiş olan.

mukalkale

  • Şişe. Sürahi.

mükfehirr

  • Üstüste yığılmış karabulut.
  • Asık suratlı adam.
  • Yaşlanmış kimse.

mute harbi

  • Mute, Şam'a bağlı, Kudüs'e iki konak mesafede bir yerdi. Mute harbi müslümanlarla Rumlar arasında vuku bulan muharebelerin başlangıcıdır. Sebebi de Peygamber'in elçisinin öldürülmesidir. Resul-ü Ekrem Busrâ emiri Şürahbil bin Amr'e, ashâbından Hâris bin Umeyr ile bir mektub göndererek İslâma dâvet e

mütekabbız

  • (Kabz. dan) Toplanıp çekilen.
  • Asık suratlı, asık, çehreli.
  • Buruşup kasılan adale.

mütekerrih

  • (İkrah. dan) Kerih gören, tekerrüh eden, ikrah eden. Tiksinen.
  • Surat asan.

mütekerrihane / mütekerrihâne

  • Tiksinircesine. Surat asarcasına. (Farsça)

necaşe

  • Süratle yürümek, hızlı yürümek.

nefh-i sur / nefh-i sûr / نَفْخِ صُورْ

  • Sûra üfleme.

nefh-i sūr / نَفْخِ صُورْ

  • Sura üfleme.

nefh-i sur-u israfil / nefh-i sûr-u isrâfil

  • Ölümün ardından topyekun diriliş için Hz. İsrafil'in sûra üflemesi.

nefha

  • Üfleme, üfürme. İsrâfil aleyhisselâmın, kıyâmetin kopup insanların öleceği ve tekrar diriltilecekleri zaman, nasıl olduğu bizce bilinmeyen sûra üflemesi.

peyker

  • Yüz, çehre, surat. (Farsça)

sahtru

  • Suratı asık, dargın, kırgın. (Farsça)

samut

  • (Samt. dan) Az konuşan.
  • Susmuş. Surat asarak susan.

şarih

  • (Çoğulu: Şurah) Yiğit, kahraman.

seradik

  • (Sürâdik) Padişaha mahsus çadır perdesi veya büyük sarayın perdesi.
  • Cibinlik tarzında yapılan perdeden oda.

şeretiyy

  • (Çoğulu: Şurut-Şuratâ) Çeri başı.
  • Pazar başı.

sereyan-ı seria / sereyan-ı serîa

  • Süratle yayılma.

seri / serî

  • Çabuk, süratli.
  • Çabuk, süratli.

seriüsseyir / serîüsseyir

  • Çok hızlı olan, süratle akan.

seriüzzeval / serîüzzeval

  • Hızla, süratle yok olup giden.

sertem

  • Uzun, tavil.
  • Yumuşak sözlü kişi.
  • Hışmını ve gadabını süratle yenen kimse.

şura-yı aliye-i ilmiye / şûrâ-yı âliye-i ilmiye

  • Yüksek ilmî şûrâ, yüksek ilmî kurul.

şura-yı hakikiye / şûrâ-yı hakikiye

  • Hakiki şûrâ, doğru meşveret.

şura-yı ümmet / şûrâ-yı ümmet

  • Milletin şûrâsı, Müslüman kanaat önderlerinin görüşü.

şurabe / şurâbe

  • (Bak: ŞURAB)

surahi / surahî / صراحى

  • Su şişesi, sürahi.
  • Sürahi. (Arapça)

süraka

  • (Ebu Süfyan Sürâka b. Mâlik) Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm, Hz. Ebu Bekir ile beraber hicret için Mekke'den çıktıklarında, Kureyş Rüesasının mühim bir mal mukabilinde onları öldürmek için gönderdikleri cesur bir adam olup, Hz. Peygamber'in mu'cizesiyle atının ayakları kuma saplanmış ve bu üç

sürdak

  • (Çoğulu: Sürâdikat) Kapıya asılan perde ve çardak.
  • Çadır. Bezden olan ev.

şürta

  • (Çoğulu: Şurat-Şuratâ) Malı mülkü ile tanınan meşhur bir kimse.
  • Askerin önünde yürüyüp düşman ile evvel cenk eden taife. Öncü kuvvet.

taabbüs

  • (Çoğulu: Taabbüsât) Yüz ekşitme, somurtma, surat asma.

tebessül

  • Somurtma, surat asma. Yüzünü ekşitme.

tedvir

  • İdare etmek, yönetmek, döndürmek, çevirmek, devrettirmek. Kur'ân kırâetinde orta süratle okuma tarzı.

tenahhum

  • Tükürmek.
  • Asık suratlı olmak, ekşi yüzlü olmak.

teşavür

  • (Şurâ. dan) Danışma, müşâvere etme.

tiz-pay / tiz-pây

  • Tez, süratli, ayağına çabuk. (Farsça)

tündçihre

  • Asık suratlı. (Farsça)

tündreftar

  • Çabuk giden, sert ve süratli giden. (Farsça)

türşru / türşrû / ترش رو

  • Suratı sirke satan, ekşi suratlı. (Farsça)

türüş-ruy

  • (Çoğulu: Türüşruyan) Asık suratlı, ekşi yüzlü.

ubs

  • Huzursuzluktan yüz burkulmak. Yüz ekşime, surat asma.

üstibah

  • Masura.

vahid-i sahih

  • Sağlam birey, küsuratsız sayı; tamsayı.

vech

  • (Vecih) Yüz, çehre, surat.
  • Tarz, üslub.
  • Her şeyin karşısına gelen ve karşısında olan. Satıh. Ön. Alın. Cephe.
  • Tarih.
  • Suret.
  • Sebeb.
  • Bir şeyin nefsi ve zatı.
  • Semt. Cihet.
  • Münasebet.
  • Yüz, çehre, surat.
  • Tarz, üslub.
  • Alın, ön, satıh, cephe.

vegif

  • Yürüme sürati.
  • Ses sürati, ses hızı.

 

Bağış Yapmak İçin Tıklayın