LUGGAT
OSMANLICA TÜRKÇE SÖZLÜK

{ lügât . lügat . لغت }

Arapça ve Farsça yazımları, Osmanlıca okunuşları 
ve detaylı açıklamaları ile birlikte.

Arama yapmak istediğiniz kelimeyi girip
karşılığını bulmak istediğiniz "OSMANLICA ARA" ya da "TÜRKÇE ARA" butonlarına tıklayın.
Türkçe - Osmanlıca Sözlük'te Sul kelimesini içeren 55 kelime bulundu...

ab-nak

  • Sulu, ıslak, nemli. (Farsça)

akvarel

  • Sulu boya resim.

al / âl / آل

  • Sülale.

ali-tebar / âlî-tebar

  • Sülâlesi temiz ve soyu yüce olan. (Farsça)

asil-zade

  • Sülâlesi ve ailesi görgülü, temiz ve asil olan. (Farsça)

aşti-saz / aştî-sâz

  • Sulhsever, sulh taraftarı. Barışsever, barışçı. (Farsça)

belkıs

  • Süleyman (A.S.) zamanında, Yemen'de Sebe şehrinde hükümet süren Himyerîlerden bir melikedir.
  • Süleymân aleyhisselâm zamânında Yemen'de Sebe' şehrinde hüküm süren Himyerîlerden bir kadın sultan.

dar-ül maarif / dâr-ül maarif

  • Sultan Mecid zamanında Valide Sultan'ın İstanbul'da Sultan Mahmud türbesi civarında yaptırmış olduğu mekteb.

dav'

  • Şule, ziya, ışık.

ehl-i saltanat

  • Sultanlar, idareciler.

girdab

  • Suların dönerek aktığı tehlikeli yer.

hanedan / خاندان

  • Sülale, hanedan. (Farsça)

haşmet-i sultan

  • Sultanın haşmeti.

hatt-ı ictima-i miyah / hatt-ı ictima-i miyâh

  • Suların toplandığı hat. Dere, çay, nehir.

hazret-i süleyman

  • Süleyman (a.s.).

hüdhüd

  • Süleyman aleyhisselâmın haberci kuşu.

irva ve iska

  • Sulama, suya kandırma.

iş'al

  • Şulelendirmek. Yaymak, alevlendirmek. Tutuşturmak. Parlatmak. Şiddetlendirmek.

iska

  • Sulama, su verme.
  • Sulama.

kah

  • Sultan.

mazmi

  • Sulanan ekin.

mecidiye

  • Sultan Abdülmecid zamanında 1840'da basılmış 20 kuruş değerinde gümüş para.

mevlid-i şerif

  • Süleyman Çelebinin yazdığı, Peygamberimizin (a.s.m.) doğumunu ve hayatını anlatan manzum eser.

miyah / miyâh / مياه

  • Sular. (Arapça)

mühavede

  • Sulh etmek, barışmak.

munsalih

  • Sulh üzere olan. Barış hâlinde olan.

mürg-i zerrin

  • Sülün.

musalih

  • Sulh yapan, barışan.

muslihane / muslihâne

  • Sulh yolu ile, iyilikle anlaşarak. Arabuluculukla. (Farsça)

neseb

  • Sülâle, hısımlık, karabet, soy, baba soyu, atalar zinciri.

nesep

  • Sülale, soy.

nevruz-u sultani / nevrûz-u sultânî

  • Sultan nevruzu; Osmanlı Devletinde bizzat sarayın organize edip sultanın da katıldığı ve coşkuyla kutlanan bahar bayramı; 21 Mart.

otuz sene halife olan bir zat / otuz sene halife olan bir zât

  • Sultan İkinci Abdülhamid.

rakrak

  • Şuleli ve ziyâlı, parlak, nurlu.

ravza

  • Sulu yer, bahçe, bostan, çimenlik yer.

şad-abi / şâd-âbî

  • Sulu olma, suya kanmışlık. Tazelik. (Farsça)

saki / sâkî

  • Sulayan, içecek su veren, kadeh sunan.

şehriyar-ı şehriyar / şehriyâr-ı şehriyâr

  • Sultânlar sultânı.

selatin / selâtin / selâtîn / سلاطين / سَلَاطِينْ

  • Sultanlar.
  • Sultanlar. (Arapça)
  • Sultanlar.

senceref

  • Sülügen adı verilen kızıl taş.

süleyman

  • Süleyman (a.s.).

süleymanvari / süleymanvârî

  • Süleyman aleyhisselâm gibi.

sulfato / صُولْفَاتُو

  • Sülfirik asit, tuz veya esteri.
  • Sülfürik asit tuzu.

sulfato-misal / sulfato-misâl

  • Sulfato gibi; kınadan elde edilen ve sıtmanın tedavisinde kullanılan beyaz alkaloit (kinin) gibi.

sulh-name / sulh-nâme

  • Sulh, barış kâğıdı. (Farsça)

sulh-perver

  • Sulhçu. Dâimâ sulh ve sükun isteyen. Harp ve çarpışmak istemeyen. Barışsever. (Farsça)

sulhen

  • Sulh tarzında, barış yoluyla. Anlaşmak suretiyle.

şurub

  • Sulu ve şekerli ilaç.

şurup

  • Sulu ve şekerli içecek.

tahaddür-i miyah / tahaddür-i miyâh

  • Suların akıp gitmesi.

temeyyü'

  • Sulanma, sulu hâle gelme. Akma. Cıvıklaşma, sıvı hâle gelme.

temeyyüh

  • Sulanma.

tesalüm

  • Sulh edişmek, barışmak.

tezerv / تذرو

  • Sülün. (Farsça)

zelak

  • Sülük.

 

Bağış Yapmak İçin Tıklayın