LUGGAT
OSMANLICA TÜRKÇE SÖZLÜK

{ lügât . lügat . لغت }

Arapça ve Farsça yazımları, Osmanlıca okunuşları 
ve detaylı açıklamaları ile birlikte.

Arama yapmak istediğiniz kelimeyi girip
karşılığını bulmak istediğiniz "OSMANLICA ARA" ya da "TÜRKÇE ARA" butonlarına tıklayın.
Türkçe - Osmanlıca Sözlük'te Seviye ifadesini içeren 74 kelime bulundu...

akide-i avam-ı mü'minin / akîde-i avâm-ı mü'minîn

  • Mü'minlerden avam tabakasının inanç seviyesi.

ale-s-seviyye

  • Bir seviyede, aynı boyda.
  • Müsâvat üzere.

alesseviyye

  • Aynı seviyede, eşit olarak.

bahr-i lut / bahr-i lût

  • Filistinde seviyesi denizden aşağıda olan şaplı bir göl.

cem-i kutbiyet ve ferdiyet ve gavsiyet

  • Manevî âlemlerde en yüksek seviyeler olan kutupluk, gavslık ve ferdiyet özelliklerini üzerinde toplama; bu makamlara sahip olan Şeyh Abdülkadir-i Geylânî hazretleri.

dalalete seyf-i hemta / dalâlete seyf-i hemta

  • Sapkınlık ve inkarcılık düşüncesini yok edecek seviyede güçlü olan kılıç.

derecat-ı insan

  • İnsanların seviyeleri, dereceleri.

derece-i cesaret

  • Cesaret derecesi, seviyesi.

derece-i fehim ve edeb

  • Anlayış ve edep seviyesi.

derece-i irtibat

  • İrtibat, bağlanma seviyesi.

derece-i lüzum

  • Gereklilik seviyesi.

derece-i şenaat

  • Kötülük ve fenalık derecesi, seviyesi.

derece-i şuhud

  • İmanı ve mânevi hakikatları, mânevi terakki yoluyla görmek seviyesinde olan iman mertebesi.

derece-i sukut

  • Düşme derecesi, seviyesi.

derece-i tesir

  • Tesir seviyesi.

dereke-i kelbiyet

  • Köpeklik derecesi, seviyesi.

ehl-i keşf

  • Maneviyat âlemlerinde iman hakikatlerini gözlemleme seviyesine ulaşmış insanlar.

ehl-i keşif

  • Maneviyat âlemlerinde iman hakikatlerini gözlemleme seviyesine ulaşmış insanlar.

fenafillah / fenâfillâh

  • Allah'a, Onda fâni olacak seviyede bağlanma.

fenafirresul / fenâfirresûl

  • Resûlullaha (a.s.m.), onda fâni olacak seviyede bağlanma.

firavuncuk

  • Küçük bir Firavun; kendini Firavun gibi ilâh seviyesine çıkaracak derecede büyük gören.

firavuncuklar

  • Kendini Firavun gibi ilâh seviyesine çıkaracak derecede büyük görenler.

hadd-i kemal / hadd-i kemâl

  • Olgunluk ve mükemmellik sınırı, seviyesi.

hadd-i tevatür

  • Tevatür derecesinde; yalan üzerine birleşmeleri mümkün olmayan topluluklar tarafından aktarılan en doğru haber seviyesi.

hafid / hâfid

  • Allahü teâlânın Esmâ-i hüsnâsından (güzel isimlerinden). Kıyâmet günü, yâni öldükten sonra mahlûkât (yaratılmışlar) diriltilip, herkes dünyâda iken yaptığının hesâbını verirken, kâfirleri ve kötü kimseleri en aşağı seviyeye indiren, huzûrunda düşmanl arının başlarını aşağı eğdiren.

hakkalyakin / hakkalyakîn

  • Kendisi yaşamışcasına en yüksek seviyede bilme.

hey'atın feletatı / hey'atın feletâtı

  • Birini taklit eden kimsenin taklitçiliğini gösterip ilân eden sürçmeleri, falsoları. Kemalât-ı ruhiye veya mükemmelliğin iktizası olan umum ahvaldeki fıtrîlik ve müvazeneyi o seviyede olmayanın sun'î taklitteki gayr-ı fıtrîliği.

huzur-u ali-yi irfan / huzur-u âlî-yi irfan

  • Yüce bilginlik seviyesi.

idadiye / îdâdiye

  • Hazırlamayla ilgili, eskiden lise seviyesindeki okul.

ifrat ve tefrit

  • Bir şeyde aşırı seviyede ileri veya geri durma.

ilmihal / ilmihâl

  • İman esaslarıyla, namaz, abdest gibi amel ile ilgili meseleleri halkın seviyesinde anlatan kitap.

imkan derecesi / imkân derecesi

  • Olabilirlik derecesi, seviyesi.

iptidai / iptidaî

  • Basit, ilkel; ilköğretim seviyesi.

kemal-i itina / kemâl-i itinâ

  • Mükemmel seviyede özen gösterme.

kemalin kemali / kemâlin kemâli

  • Mükemmellik ve kusursuzluğun zirvesi, en mükemmel seviyesi.

kıdem

  • Üst düzey, seviye, rütbe.

kültür

  • Her türlü fikir, san'at ve âdet varlıklarının hepsi. (Fransızca)
  • Bir kimsenin umumi bilgi seviyesi. (Fransızca)
  • Terbiye. (Fransızca)
  • Ziraat. (Fransızca)
  • Tıb: Tecrübe veya ilâç yapmak için mikrop besleme ve çoğaltma. (Fransızca)

laubalilik / lâubâlilik

  • Laubali olma hali; saygısızlık, seviyesizce davranma.

makam-ı azam-ı tevhid / makam-ı âzam-ı tevhid

  • Tevhidin en büyük seviyesi.

manevileşmiş / mânevîleşmiş

  • Mânâ boyutunun yaşam seviyesine yükselmiş.

medeniyet

  • Düzenli ve ileri hayat seviyesi, şehirlilik.

medrese

  • İslâm medeniyetinde üniversite seviyesindeki eğitim ve öğretim müesseseleri.

mertebe-i ilmiye

  • İlim seviyesi, derecesi.

müraat-ı efham / müraât-ı efhâm

  • Zihinlere, anlayışlara uygun davranma; anlayış seviyelerini dikkate alma.

müsavat ve muvazenet-i etvar / müsâvat ve muvazenet-i etvar

  • Tavır ve davranışlarda sürekli denge ve aynı seviyede olma.

müsavi

  • Birbirine denk olmak, aynı seviyede olmak. Denk, aynı derecede.

musevi

  • Hz. Musa'nın (A.S.) dinine tâbi olan. Yahudi.
  • İmam-ı Musa Kâzım nesline mensub olan. Sadat-ı Museviyeden.

mutasallıf

  • Dalkavuk, şarlatan; seviyesinin üstünde fazilet ve zerafet iddiasında bulunan.

mütesallip

  • Sarsılmaz seviyede birşeye (dine) bağlanan kimse.

mütevazinü't-tarafeyn

  • Varlığı da yokluğu da birbirine denk, birbirinin seviyesinde.

muvazene etme

  • Dengeye getirme, bir başka şeyle aynı seviyede tutma.

nesevi / nesevî

  • (Neseviye) Kadına mensub, kadınla alâkalı, kadınlık.

nihayet-i iffet

  • İffetin en üst seviyesi.

nutk-u beliğ-i bitarafane / nutk-u beliğ-i bîtarafane

  • Tarafsız (objektif) şekilde, hâl ve seviyeye uygun olan nutuk, konuşma.

rakım / râkım / راقم

  • Bir yerin deniz seviyesinden yükseklik derecesi. Kod.
  • Rakam yazan. Çizen. Tahrir eden, yazan.
  • Yazan. (Arapça)
  • Deniz seviyesinden yükseklik. (Arapça)

ruhanileşmiş / ruhânîleşmiş

  • Ruh dünyasının yaşam seviyesine seviyesine yükselmiş.

şahid-i kafi / şâhid-i kâfi

  • Yeterli seviyede şahitlik.

sanatüttedelli / sanâtüttedelli

  • Muhatabın söyleneni anlayabilmesi için onun seviyesine inme mânâsında belagat ilminde bir sanat türü.

seviye-i irfan

  • Kültür seviyesi.

sevva

  • Seviyelendiren, düzelten.
  • Doğruya götüren.

şiddet-i belagat / şiddet-i belâgat

  • Belâgatın en üst seviyesi.

tabaka-i havass / tabaka-i havâss

  • Toplumun üst seviyesini meydana getiren seçkinler tabakası.

tearüf-ü amme / tearüf-ü âmme

  • Umumun anlayacağı tarz, umumun bilgi ve idrak seviyesi.

tefer'un

  • Firavunlaşma, kendisini Firavun gibi ilâh seviyesinde görme.

tefrit

  • Tersine aşırılık, normalden daha geri seviyede olma.

tenezzül / تَنَزُّلْ

  • (Çoğulu: Tenezzülât) İnme, düşme. Aşağılama.
  • Gönül alçaklığı. Karşısındakinin seviyesine göre tevâzu ile konuşmak.
  • Yavaş yavaş inmek. Mekânını yukarıdan aşağıya nakletmek.
  • Seviyesine inme.

tenezzül-ü ilahi / tenezzül-ü ilâhî

  • Allah'ın Kur'ân-ı Kerim'de emirlerini kullarının anlayabilecekleri şekilde bildirmesi, onların anlayış seviyelerine göre hitap etmesi.

tenezzülat / tenezzülât

  • Eğilmeler, seviyeye inmeler.

tenezzülat-ı ilahiye / tenezzülât-ı ilâhiye

  • Allah'ın Kur'ân-ı Kerim'de emirlerini kullarının anlayabilecekleri şekilde bildirmesi, onların anlayış seviyelerine göre hitap etmesi.
  • Cenab-ı Hakk kelâmiyle, kullarının anlayış seviyelerine göre konuşması ve derin hakikatları, anlıyabilecekleri ifadelerle beyan etmesi.

tenezzülat-ı kelam / tenezzülât-ı kelâm

  • Sözün muhatapların seviyelerine uygun olarak ayarlanması.

tenezzülat-ı kelamiye / tenezzülât-ı kelâmiye

  • Sözün muhatapların seviyelerine göre ayarlanması.

tenezzülen / تَنَزُّلاً

  • Seviyesine inerek.

tesviye

  • Seviyelendirme. Düzleme. Beraber etme. İki şeyi müsavi etme.
  • Bir neticeye bağlama.

yekseviye / یك سویه

  • Aynı düzeyde, eşit seviyeli. (Farsça - Arapça)