LUGGAT
OSMANLICA TÜRKÇE SÖZLÜK

{ lügât . lügat . لغت }

Arapça ve Farsça yazımları, Osmanlıca okunuşları 
ve detaylı açıklamaları ile birlikte.

Arama yapmak istediğiniz kelimeyi girip
karşılığını bulmak istediğiniz "OSMANLICA ARA" ya da "TÜRKÇE ARA" butonlarına tıklayın.
Türkçe - Osmanlıca Sözlük'te Seve ifadesini içeren 169 kelime bulundu...

adaletperver

  • Adâleti seven.
  • Adaletsever.

ahbab / ahbâb

  • Dostlar, sevenler.

ahyar

  • Hayırlılar.
  • Dostlar.
  • İyilik sevenler. (Eşrar'ın zıddı)

ale'r-re'si ve'l-ayn

  • Baş göz üstüne; seve seve.

arub

  • (Çoğulu: Urub) Erkeğini seven kadın.

aşık / âşık

  • Çok fazla seven. Mübtelâ. Birisine tutkun.
  • Saz şairi.
  • (Cümledeki yerine göre) : Ahbab, hazret, ma'hut, seninki gibi mânâlara gelir. (Müennesi: Aşıka)
  • Şiddetli seven.
  • Aşırı seven, vurgun, tutkun.

aşkbazi / aşkbazî

  • Aşk oyunu. Sever görünmek. Aşk-ı kâzib. (Farsça)

aşti-saz / aştî-sâz

  • Sulhsever, sulh taraftarı. Barışsever, barışçı. (Farsça)

aşti-sazi / aştî-sâzî

  • Barışseverlik, sulhseverlik. (Farsça)

aşüfte

  • Sevgiden kendinden geçen. Çıldırırcasına seven. (Farsça)
  • İffetsiz kadın. (Farsça)

ateş-dil

  • Sözü dokunaklı olan. (Farsça)
  • Her gördüğü güzeli seven. (Farsça)
  • Pek zeki adam. (Farsça)

atır

  • (Itr. dan) Güzel kokulu, ıtırlı.
  • Kokuları seven kimse.

atuf / atûf

  • Karşılıksız seven ve acıyıp esirgeyen Allah.

avrupaperest

  • Avrupayı taparcasına seven.

bahhas

  • (Bahs. den) Çok bahseden, bahsetmeyi seven.

bil'iştiyak

  • Aşk derecesinde severek.

büruz / bürûz

  • Zâhir olmak. Görünmek, ortaya çıkmak. Olgun bir velînin sevenlerinde bâzı sıfatlarının zâhir olması, görünmesi.

cehaletperver / cehâletperver

  • Cahillik sever, bilgisizliği koruyan.
  • Bilgisizliği seven.

cemalperverane / cemâlperverâne

  • Güzelliği severcesine.

cemilekar / cemilekâr

  • İyilik sever, güzel ahlâk ve huy sâhibi olan. (Farsça)

civanmerd

  • Sözünde sağlam. İyilik sever. Kahraman.

cud ve sehavet-i mutlaka / cûd ve sehavet-i mutlaka

  • Sınırsız cömertlik ve ikramseverlik.

cumhuriyetperver

  • Cumhuriyeti seven.

daverane / dâverâne

  • Doğruluk ve adaleti seven bir büyüğe yakışacak tarzda. (Farsça)
  • Hâkim ve vezirle alâkalı olan. (Farsça)

dil-bend

  • Gönül bağlıyan, seven. (Farsça)

dinperver

  • Dindar, dinini seven.
  • Dini seven.

dünyaperest / dünyâperest / دُنْيَاپَرَسْتْ

  • Dünyaya tapacak derecede ehemmiyet verip âhiretini düşünmeyen. Maddiyatı çok seven. (Farsça)
  • Dünyayı çok seven.

ebed-perest

  • Sonsuzluğu aşırı seven.

eberr

  • Çok faziletli, şerefli. Çok sâdık ve dindar. Çok iyilik sever.
  • Şenlikten uzak, bedevi.

efadıl

  • (Efâzıl) Faziletliler, iyiliksever ve temiz kimseler.

el-hubbu fillah muhibb-i muhlis / el-hubbu fillâh muhibb-i muhlis

  • Allah için, hâlis ve samimî bir şekilde seven.

eltaf

  • (Tekili: Lutf) Lütuflar, iyi muameleler, iyilikler, iyilikseverlikler. Nezaketler, nazik davranmalar. Okşamalar.

faziletperver / fazîletperver

  • Fazilet sahibi, faziletsever. (Farsça)
  • Fazilet sever, erdem sahibi.
  • Üstün nitelikleri seven.

garaibperest

  • Garib, tuhaf şeylere çok düşkün olan ve çok seven. (Farsça)

garaipperest

  • Garip ve tuhaf şeylere düşkün olan, çok seven.

habib

  • (Hubb. dan) Sevilen. Sevgili. Seven. Dost.

hadin

  • Bir kuş cinsidir. (Hiç doymak bilmez, yediğini hemen hazmedip yine yemek ister, yüksek yerleri sever, değme yer üstüne konmaz, ağaç başlarına konup bütün yemişini yer, yemişleri kalmazsa başka yerlere gider.)

hak-perest

  • Doğruluktan ayrılmayan, doğruluğu ciddi ve samimi seven. Hakka iman eden ve hak üzere âmil olan. (Farsça)

hakikat-perest

  • Hakkı ve hakikatı seven, hakikata inanan. Dürüst, hakikat âşığı. (Farsça)

hakikatperestane / hakikatperestâne

  • Hakkı ve hakikatı severek.

hakperest / حَقْپَرَسْتْ

  • Hakkı çokça seven.

hamiyetperver

  • Hamiyetsever.

hayatperest / حَيَاتْپَرَسْتْ

  • Hayatı çok seven.

hayatperverane / hayatperverâne

  • Hayatı severcesine.

hayhay

  • Baş üstüne, seve seve yaparım, öyle ya!, şüphesiz, elbette (gibi mânâlara gelir.) (Türkçe)

hayırhah / hayırhâh / خيرخواه

  • Herkesin iyiliğini isteyen, iyiliksever.
  • İyiliksever. (Arapça - Farsça)

hayırsever

  • İyilik ve yardım etmesini seven.

hayr-hah

  • Hayır sâhibi. Herkesin manevî ve maddî iyiliğini isteyen. Allah rızası için ilm-i Kur'an ve imanla, manen ve maddeten hayırlı hizmetler etmeyi ve hayırlı işler işlemeyi seven. (Farsça)

hayr-hahi / hayr-hahî

  • İyilikseverlik, hayırhahlık. (Farsça)

hayyir

  • (Çoğulu: Ahyâr) Çok hayırlı.
  • Her zaman iyilik yapan kimse. Hayırsever, iyiliksever.

hibb

  • Seven. Dost. Muhabbet eden, arkadaş.

hikmetperverane / hikmetperverâne

  • Hikmetsevercesine.
  • Hikmetli yapmayı pek sever bir şekilde.

himmetperver / هِمَّتْپَرْوَرْ

  • Ciddî gayret, ma'nevî yardımı seven.

hobi

  • ing. Her zamanki çalışmaların haricinde yer alan dinlendirici bir merak veya işlem. Severek yapılan iş, vakit geçirme yolu.

hürriyetperver

  • Hürriyetsever.

hüseyin

  • Küçük güzel.
  • (Hi: 6-61) Hazret-i Ali Radıyallahü Anhu'nun oğlu, Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm'ın sevgili torunudur. Peygamberimiz (A.S.M.) "Hüseyin benden, ben Hüseyindenim. Allah Hüseyini seveni sever." buyurmuştur. Kerbelâda şehid oldu (R.A.)

ifratperver

  • Aşırılığı seven.

ifratperverane / ifratperverâne

  • Aşırılığı severek.
  • Aşırılığı severcesine.

ihsanperver

  • İhsan edici. İyiliği çok sever. (İhsan ihsandır, eğer nev'e olsa veya muhtaca ve fakire olsa. Sehavet o vakit tam sehavettir, eğer millet için olsa, yahut milleti tazammun eden bir ferde olsa güzeldir. Şayet muhtaç olmayan şahsa olsa, şahsı tembel eder. Çingeneliğe alıştırır. Elhasıl, millet bâkidir (Farsça)
  • Bağışta bulunmayı pek seven.
  • İhsan etmeyi seven.

ihsanperverane / ihsanperverâne

  • Bağışta bulunmayı pek sever şekilde.

iltizamperverane / iltizamperverâne

  • Taraf tutmayı severcesine.

imanperver / îmânperver

  • Îmanı seven.

in'amperver / in'âmperver

  • Nimetlendirmeyi seven.

inamperver / inâmperver

  • Nimetlendirmeyi seven.

inayetperver / inâyetperver

  • Yardımsever.

inayetperverane

  • Yardım ve ihsan etmeyi severek.

insaniyetperver / اِنْسَانِيَتْ پَرْوَرْ

  • İnsanlığı seven, iyi insan.
  • İnsanları ve insanlara hizmet etmeyi seven.
  • İnsanlıksever.
  • İnsanlığa hizmet etmeyi seven.

intizamperver / انتظام پرور

  • İntizamı çok seven, herşeyi tertipli ve düzenli yapan.
  • Her şeyi tertib ve düzenli yapan. İntizâmı çok seven. (Farsça)
  • Düzensever.
  • Düzeni seven, düzenli, tertipli. (Arapça - Farsça)

intizamperverane / intizamperverâne

  • Düzensevercesine.

ıslahatperver

  • Islahat taraftarı, ıslahatı seven.

ism-i vedud / ism-i vedûd

  • Allah'ın kullarını çok seven ve şefkat eden, Kendisine çok sevgi beslenildiğini bildiren ismi.

kabadayı

  • Mc: Cesur, kahraman, cengâver. Eskiden kabadayılar ağırbaşlı, fenalıktan kaçınır, iyiliği sever insanlar oldukları için muhitlerinde hürmet görürlerdi.
  • Kimseden korkmaz görünerek şuna buna meydan okuyan kimse, yiğit taslağı.

ker'a

  • Çocuk seven kadın.

kerem

  • Cömertlik, severek verme.

ketibeperver

  • Askeri koruyan ve seven. Asker yetiştiren. (Farsça)

lebbe

  • Göğsün gerdanlık takılan yeri.
  • Devenin ve sığırın, göğsünden boğazladıkları yeri.
  • Evlâdını ve erkeğini seven kadın.

maaliftihar

  • İftiharla, seve seve.

maalmemnuniye / maalmemnûniye / مع الممنونيه

  • Seve seve. (Arapça)

maarifperver / maârifperver

  • Eğitimi seven.

maddeperver

  • Maddeyi seven.

malperest

  • Malı, mülkü ve parayı çok seven. Mala düşkün olan. (Farsça)

mana-yı ismi / mânâ-yı ismî

  • İsme dair mânâ. Bir şeyin sadece kendisini bilip tanımak. Bir şey başka şeyleri tanıttığı, bildirdiği veya sevdirdiği için olan mânâya da mânâ-yı harfî denir. Bir ağacı gölgesinden, zahirî görünüşünden, bize verdiği meyvesinden dolayı alâka gösterir ve seversek mânâ-yı ismî ile seviyoruz demektir. A

mazif

  • Herkese sofrası açık olan ev. Kapısı açık, misafir sever ev. Misafirperver olan hâne.

mecnun / mecnûn / مجنون

  • Delice seven. (Arapça)
  • Cinli. (Arapça)
  • Leyla'nın aşığı. (Arapça)

medeniyet

  • Adaletseverlik, insanca iyi ve ferah yaşayış. Şehirlilik. Yaşayışta, içtimaî münâsebetlerde, ilim, fenn ve san'atta tekâmül etmiş cemiyetlerin hâli.
  • İslâmiyetin emirlerine göre, usulü dâiresinde yaşayış.

medeniyetperver

  • Medeniyeti seven.
  • Medeniyeti seven; toplu yaşamanın gerektirdiği şartları dikkate alarak hareket eden.

merdümgiriz

  • İnsanlardan sıkılan, yalnızlığı seven.

meşrutiyetperver / meşrûtiyetperver

  • Meşrutiyet taraftarı, meşrutiyetsever.
  • Meşrutiyeti seven.

mihmannevaz / مهمان نواز

  • Misafirsever. (Farsça)

mihmannevazlık

  • Misavirseverlik. (Farsça - Türkçe)

mihmannüvaz / مهمان نواز

  • Misafirsever. (Farsça)

mihmanperver

  • Misafir ağırlayan, misafire ikram eden, misafir seven. (Farsça)

milletperver

  • Milletini seven.
  • Milletini seven.

milliyetperver / مِلِّيَتْپَرْوَرْ

  • Milliyetini seven. (Farsça)
  • Milliyetçi, milletini seven.
  • Milliyetini seven.

misafirperver

  • Misafir ağırlamayı seven.
  • Misafiri seven.

muaşık

  • (Işk. dan) Seven, âşık olan. Muhabbet eden.

muhabbet eden

  • Seven.

muhabbetdar / muhabbetdâr

  • Seven, sevgili.

muhabbetdarane / muhabbetdârâne

  • Severcesine.

muhabbetkarane / muhabbetkârâne

  • Severcesine.

muhib / محب / مُحِبْ

  • Seven.
  • Seven.
  • Seven. (Arapça)
  • Seven.

muhibb

  • Seven. Muhabbet eden. Dost. Hayrı isteyen.

muhibb-i baz-ı geylan / muhibb-i bâz-ı geylân

  • Abdülkâdir-i Geylâni Hazretlerinin seveni.

muhibbane

  • Severek. Dostça. Dosta yakışır surette. (Farsça)

mükrim

  • İkram eden. Ağırlayan. Lütf eden. Misafirsever.

mürüvvet

  • İyilikseverlik, cömertlik.

mürüvvetkarane / mürüvvetkârâne

  • İyilikle, iyilikseverlikle.

mürüvvetmend

  • İyiliksever, cömert. (Farsça)
  • Mürüvvetli, insâniyetli. (Farsça)

müşfik

  • Şefkatle seven. Acıyan, merhametli.

müşfikane / müşfikâne

  • Şefkatlice, acıyıp severek.

müştakane

  • Şevkle, çok isteyerek, severcesine. (Farsça)

müştehi

  • İştihası olan, seven. Hâhişger.

müsvedde

  • (Seved. den) Temize çekilmek üzere yazılmış şey. İlk yazılan. Acele ile temiz yazılmayan yazı.

müteaşşık

  • Âşık olan, taaşşuk eden, çok seven.

müteatıf

  • (Atf. dan) Kendisine atfolunan.
  • Birbirini seven.

nagam-perver

  • (Çoğulu: Nagamperverân) Türkü söyleyen, nağmeci. Nağme seven. (Farsça)

ne-şebperestem

  • Karanlık ve zulümatı seven ve isteyen değilim.

nefais-perest

  • Nefis şeyleri beğenenen, güzel şeyleri seven. (Farsça)

neffah

  • Hayır sâhibi ve iyiliksever kimse.
  • Kokusu çok.

nefisperver / نَفِسْپَرْوَرْ

  • Nefsini seven.
  • Nefsini seven.

nefisperverane / nefisperverâne

  • Nefsini severcesine.

nimetperverane / nîmetperverâne

  • Nimet vermeyi severcesine.

perest

  • (Çoğulu: Perestân) Tapan, tapınan, taparcasına seven. (Farsça)

perestan

  • (Tekili: Perest) Tapanlar, tapınanlar, taparcasına sevenler. (Farsça)

perestiş eden

  • Aşırı derece seven.

perestişkar / perestişkâr / پرستشكار / پَرَسْتِشْكَارْ

  • İbâdet edercesine seven, çok ileri sevgi ve hürmet besleyen.
  • Tapan. (Farsça)
  • Taparcasına seven. (Farsça)
  • Haddinden fazla seven.

perver

  • Koruyan, besleyen, seven.

raiyyet-perver

  • Halka iyi bakan, iyi idare eden. İnsanların ihtiyacını te'min eden, onların iyiliğini seven ve onlar için iyilik isteyen. (Farsça)

raiyyetperver

  • Halkını seven.

reum

  • Yavrusunu seven deve.
  • Yanından geçen kimsenin elbisesini yalayan koyun.

rububiyetperver / rubûbiyetperver

  • Terbiye etmeyi ve olgunlaştırıp mükemmelleştirmeyi seven.
  • İhtiyaca cevap vermeyi ve terbiye etmeyi seven.
  • Terbiye etmeyi seven Allah.

san'atperver

  • San'atı seven.

san'atperverane / san'atperverâne

  • San'atı sever bir şekilde.

sanatperver / sanâtperver

  • Sanatsever.

sanatperverane / sanâtperverâne

  • Sanatseverce.

sanem

  • Kâfirlerin önünde ibadet ettikleri heykel, put, put severlerin ilâhı, çok güzel kadın.

şefkatperver / شَفْقَتْپَرْوَرْ

  • Şefkat etmeyi seven.
  • Şefkat etmeyi seven.
  • Şefkat sever.

şefkatperverane

  • Şefkat etmeyi severcesine, severek.

sehavetperverane / sehâvetperverâne

  • Cömerliği severcesine.

semahat / semâhat / سماحت

  • İyilikseverlik, yardımseverlik.
  • Cömertlik. İyilik severlik. El açıklığı.
  • Cömertlik ve el açıklığı; vermesi lâzım ve vâcib olmayan şeyleri seve seve vermek.
  • İyilikseverlik. (Arapça)

semahatli / semâhatli

  • Hoşgörülü, cömert, iyiliksever.

şikemperver

  • Midesini seven, obur.

şöhretperverane / şöhretperverâne

  • Şöhretliliği severek.
  • Şöhretsevercesine.

sulh-perver

  • Sulhçu. Dâimâ sulh ve sükun isteyen. Harp ve çarpışmak istemeyen. Barışsever. (Farsça)

sulhperver

  • Barışsever.

sulhperverlik

  • Barışseverlik.

suretperest

  • Görünüşe, surete çok kıymet veren. Esasa kıymet vermeyen. (Farsça)
  • Resimleri çok seven ve meftun olan. (Farsça)

tamam-ı kerem ve sehavet / tamam-ı kerem ve sehâvet

  • Tam bir ikramseverlik ve cömertlik.

teceddüdperver

  • Yeniliksever.

teceddütperver

  • Yenilikçi, yeniliği seven.

temri

  • Hurmayı seven.

terakkiperver

  • Terakkiyi seven. İlerlemeyi seven. (Farsça)

terk-i hükmi / terk-i hükmî

  • Dünyâyı hükmen terk etmek, (terk etmiş sayılmak) yâni her işte İslâmiyet'e uymak. Meselâ zekâtı İslâmiyet'in gösterdiği yere seve seve vermek, komşu, akrabâ, fakir ve ödünç istiyenin hakkını gözetmek ve başkalarının hakkına tecâvüz etmemek (saldırmam ak) ve malı zevk ve sefâya, eğlenceye vermemek.

teşnedil / تشنه دل

  • Seven, arzulu, can atan. (Farsça)

unsuriyetperver / عُنْصُرِيَتْپَرْوَرْ

  • Milliyetini aşırı seven, ırkçı.

vafi / vâfî

  • Vefalı, kendini seveni unutmayan, ilgisini kesmeyen.

vamık

  • Seven. Âşık, sevdalı.
  • Meşhur bir hikâyede Azra'nın âşığının ismi.

vatanperver / وطن پرور

  • Vatanını seven.
  • Vatanını seven. Memleketine hizmet eden. (Farsça)
  • Vatansever.
  • Yurtsever. (Arapça - Farsça)

vatanperverane / vatanperverâne / وطن پرورانه

  • Vatanını seven kimseye yakışır şekilde. (Farsça)
  • Yurtseverce. (Arapça - Farsça)

vatanperverlik

  • Vatanseverlik.

vazife-perver

  • Çalışmayı seven.

vazifeperver

  • Vazifesini seven, işine düşkün.
  • Görevini seven.

vazifeşinas / vazifeşinâs

  • İşini dikkatle yapan. Vazifesini özenerek, severek yapan. (Farsça)
  • Görevini seve seve yapan.

vedud / vedûd / وَدُودْ

  • Kullarını çok seven ve şefkat eden, Kendisine çok sevgi beslenen Allah.
  • Allahü teâlânın Esmâ-i hüsnâsından (güzel isimlerinden). Bütün yarattıklarına ihsân eden, onlara iyilik ve ihsân etmeyi seven, beğenen Allahü teâlâ.
  • Çok seven ve sevilen (Allah).

vefa

  • Sözünde durma, kendini seveni unutmama, ilgiyi kesmeme.

veli / velî

  • Allahü teâlânın Esmâ-i hüsnâsından (güzel isimlerinden). Mü'minleri seven, onlara yardım eden, işlerini bitiren, sevdiklerini sevmediklerine gâlib, üstün kılan, kâfirleri sevmeyen.
  • Bir çocuğun veya kadının babası yoksa baba tarafından dedesi, yoksa kâdı veya bunların vasî tâyin ettik

ya vedud / yâ vedûd

  • Ey kullarını çok seven ve şefkat eden, kendisine çok sevgi beslenen Allah.

yusuf

  • Hz. Yakub'un (A.S.) oniki oğlundan en küçüğü idi. Babası kendisini çok severdi. Gördüğü bir rüyayı babası tabir ederek peygamber olacağını ve bütün kardeşlerinin kendisine itaat edeceklerini söyledi. Kardeşleri kendisini kıskandıkları için bir hile ile izini kaybetmek istediler ve bir kuyuya attılar

zarafet-perver

  • Zarafete düşkün olan, zarifliği seven. (Farsça)