LUGGAT
OSMANLICA TÜRKÇE SÖZLÜK

{ lügât . lügat . لغت }

Arapça ve Farsça yazımları, Osmanlıca okunuşları 
ve detaylı açıklamaları ile birlikte.

Arama yapmak istediğiniz kelimeyi girip
karşılığını bulmak istediğiniz "OSMANLICA ARA" ya da "TÜRKÇE ARA" butonlarına tıklayın.
Türkçe - Osmanlıca Sözlük'te Sevap ifadesini içeren 45 kelime bulundu...

acar

  • (Tekili: Ecr) Sevaplar, ücretler, mükâfatlar.
  • Kiralar.

bakiyat-ı salihat / bâkiyat-ı salihat

  • Ebedî âlemde sevap olarak bâki kalan kutsal sözler, dine uygun iyi ve yararlı işler.

borç

  • Geri verilmek niyetiyle ihtiyaç sahiplerine verilen para. Müslümanlıkta faizle borç vermek haramdır, günahtır. Borcunu ödiyemiyecek durumda onların borçlarını bağışlamak veya sonraya bırakmak sevaptır. Borcunu ödeyebilecek durumda olanlar da borçlarını zamanında ödemelidirler. Ödeyemiyecek olanlar d

çağrışım

  • Psk: Bir idrakla kazanılan bir fikrin başka bir idrak (algı) ile kazanılan fikir arasında bağıntı kurulması, birinin diğerini hatıra getirmesidir. Bu bağıntı zaman ve mekânda yakınlık, benzerlik ve zıdlık sebebiyle kurulur. Sevap deyince günahın; abdest deyince namazın; Cennet deyince Cehennem'in de

cemaat hayrı

  • Namazın toplu olarak kılınmasıyla elde edilen sevap.

defter-i hasenat / defter-i hasenât

  • Sevap ve iyiliklerin yazıldığı mânevî defter.

dimam

  • Çocukların yüzlerine sürülen ilâç.
  • Sevap.

dinde bid'at

  • Peygamber efendimiz ve O'nun dört halîfesi zamânında olmayıp, dinde sonradan ortaya çıkarılan bozuk inanışlar, sevap kazanmak niyetiyle yapılan ibâdetler. Dinde yapılan her türlü değişiklikler, yenilikler ve reformlar.

ecr

  • Sevap, karşılık.

ecr u mesubat / ecr u mesubât

  • Karşılık ve mükâfat. İyi amele karşılık Allah tarafından ahirette verilen sevap.

ecr ü sevap

  • İyilik ve sevap.

emval-i uhreviye / emvâl-i uhreviye

  • Âhirete ait mallar; sevaplar.

fevaid-i uhreviye / fevâid-i uhreviye

  • Âhirete ait faydalar, sevaplar.

habt-i a'mal / habt-i a'mâl

  • İrtidad eden, yâni dinden çıkan bir kimsenin, dindar iken yapmış olduğu ibadetlerinin ibtâl olup sevapsız kalması.

hakikat-i sevap

  • Sevap gerçeği.

hasenat / hasenât

  • İyilikler, sevaplar.

hasene

  • Güzel şey, sevap.

haşirdeki mizan

  • Haşir meydanındaki amelleri tartan terazi; insanın öldükten sonra âhirette diriltilerek Allah'ın huzurunda toplanmasının ardından günah ve sevapların tartılacağı İlâhî terazi.

hayır

  • İyilik, faydalı ve sevaplı amel.

hayrat

  • (Tekili: Hayr) Sevap için Allah rızâsı yolunda yapılan iyilikler. Haseneler.Hayır iki çeşittir. Birincisi: Mutlak hayırdır; her halde, herkes için rağbet edilir ve sevilir, herkes için iyidir. İkincisi: Mukayyed olan hayırdır; birisinin yanında hayır olan, başkası için şer olabilir. İsraf ve sefâhet

hırs-ı sevap

  • Daha çok sevap kazanma hırsı.

hisbe

  • Ecir, sevap.
  • İslâm hukukunda, devlet muhasebesi. Muhasebe dairesi.
  • Huk: Hisbe, daha sonraki çağlarda zabıta, çarşı zabıtası, ahlâk zabıtası gibi değişik müesseselerin adı oldu.

hürre-i mükellefe

  • Fık: Akıl ve bâliğ olan hürre kadın. Sevap ve günahtan mes'ul olan kadın.

iştirak-i a'mal / iştirâk-i a'mâl

  • Sevap kazandıran işlerde ortaklık.

istisabe

  • Sevap kazanmak isteme.

kesret-i sevap

  • Sevap çokluğu.

kiramen katibin / kirâmen kâtibîn

  • Sağ ve sol yanımızdaki günah ve sevap yazan melekler.

kiramenkatibin / kirâmenkâtibîn

  • Günahları ve sevapları yazan melekler.

mal-i uhrevi / mal-i uhrevî

  • Âhiret için kazanılan sevap. Uhrevî mal.

medar-ı sevab / medâr-ı sevab

  • Sevap kaynağı, sebebi.

medar-ı sevap ve ikab

  • Sevap ve azap vesilesi.

mendubiyet

  • Emir olmadığı halde, yapılması hayır ve sevap olan işler.

mubah / mubâh

  • İşlenmesinde sevap ve günah olmayan.

müstehab

  • Sevilmiş şey. Yapılması sevaplı olan.
  • Fık: Peygamber efendimizin (A.S.M.) bazen yapıp bazen terkeylediği şeydir. Farz ve vacibin dışındaki sevaplı iş, sevap olduğu bilinen iş. Nafile, mendub, fazilet, tatavvu, edeb namları da verilir.
  • Sevilmiş, sevaplı.

müstehabb

  • Sevilen, beğenilen.
  • Farz ve vacip olmayıp da yapılması sevap olan iş, hareket.

müstehap

  • Farz ve vacip dışında kalan sevaplı işler.

sahife-i hasenat / sahife-i hasenât

  • Sevap ve iyiliklerin yazıldığı mânevî sayfa.

şan

  • (Çoğulu: Şuun) Büyük sevap.
  • Şeref.
  • Irz, namus.
  • Nam, şöhret, şan, ün.
  • Mahiyet.
  • Gösteriş, çalım.
  • Tabiat, huy, âdet.
  • Hal, keyfiyet.

sevab / sevâb / ثواب

  • Sevap, dine uygun davranış.
  • Sevap. (Arapça)
  • Hayır, iyilik. (Arapça)

sevab-ı ef'al / sevab-ı ef'âl

  • Fiillerdeki sevap.

sevabdar / sevabdâr

  • Sevaplı.
  • Sevaplı.

sevabdarane / sevabdârâne

  • Sevaplıca.

sevapdarane / sevapdârâne

  • Sevap kazandırarak.

şuhur-u mübareke / şuhûr-u mübareke

  • Mübarek, bereketli, sevaplı aylar.

tesevvüb

  • (Sevâb. dan) Sevap kazanma, sevaplanma.
  • Farz olan namazdan sonra nâfile namaz kılma.