LUGGAT
OSMANLICA TÜRKÇE SÖZLÜK

{ lügât . lügat . لغت }

Arapça ve Farsça yazımları, Osmanlıca okunuşları 
ve detaylı açıklamaları ile birlikte.

Arama yapmak istediğiniz kelimeyi girip
karşılığını bulmak istediğiniz "OSMANLICA ARA" ya da "TÜRKÇE ARA" butonlarına tıklayın.
Türkçe - Osmanlıca Sözlük'te Selamet ifadesini içeren 54 kelime bulundu...

adalet-i izafiye / adalet-i izâfiye / adâlet-i izafiye

  • Göreceli adalet; toplumun selâmeti için birey hukukunun feda edilmesini öngören adalet.
  • İzafi adalet veya adâlet-i nisbiye de denir. Küll'ün selâmeti için, cüz'ü feda eden adalet usulüdür.

adalet-i nisbiye

  • Zamanın şartlarına göre değişebilen, toplumun selâmeti için ferdin feda edilmesini öngören göreceli adalet.

afiyet / âfiyet

  • Sağlık, selâmet, sıhhatli olmak.
  • Sağlık, selâmet.
  • Esenlik, sıhhat ve selâmet.

aminen

  • Emniyet ve huzur içinde, selâmetle, emin olarak. Sağlam olarak.

aslah tarik

  • En selâmetli tarz. En salih usul, yol.

berd ü selam / berd ü selâm

  • Serin ve selâmetli, güvenli.

berhudar

  • Selâmette. Mükâfata erişen. Nasibli. (Farsça)

bidrud / bidrûd

  • Sağlık, salimlik, selâmet. (Farsça)

cadde-i kübra

  • Büyük cadde.
  • Mc: En selâmetli yol. Kur'an yolu. Sahabe ve Peygamber vârisi olan büyük zatların, müçtehidlerin yolu.

cemaat-ı naciye / cemaat-ı nâciye

  • Cehennemden kurtulacak ehl-i sünnet cemaatı.
  • Selâmete, kurtuluşa erecek cemaat.

dar-üs selam / dâr-üs selâm

  • Cennetin ikinci katı.
  • Cennet. Selâmet yeri.
  • Cennet. Selâmet ve eminlik yeri.
  • Bağdatın eski ismi.

daru's-selam / dâru's-selâm

  • Selamet yurdu, cennet.
  • Bağdat şehrinin ünvanı.

devam-ı afiyet ve muvaffakiyet / devam-ı âfiyet ve muvaffakiyet

  • Sağlık, selâmet ve başarının devamı.

eflah

  • Çok felah bulan, kurtulan, selâmete çıkan. Taleb ettiği şeye, arzusuna vasıl olan.

ehl-i felah / ehl-i felâh

  • Kurtuluşa, selâmete erenler.

eslem / اَسْلَمْ

  • Daha sağlam, en selâmetli, en sâlim.
  • En selametli, en tehlikesiz.

eslem-i tarik

  • Yolun en selâmetlisi. En selâmetli yol.

fatih / fâtih

  • Açan, fetheden. Teshir eden, zapteden.
  • Kapıları selâmet üzere açan, Cenab-ı Hak.

felah / felâh

  • Selâmet. Saadet. Kurtuluş. Hayır ve ni'metlerde refah, rahatta dâim olmak. Fevz ve zafer. Necat ve beka.
  • Sahur yemeği.
  • Şakketmek.
  • Kurtuluş, selâmet, mutluluk, hayır ve nîmetlerde, râhatta dâim olmak.
  • Kurtuluş, selâmet, onma, mutluluk, kutluluk.

felah-ı vatan / felâh-ı vatan

  • Vatanın kurtuluşu. Vatanın selâmeti.
  • Tar: 10 Şubat 1920'de İstanbul Mebuslar Meclisi'nde teşekkül etmiş olan bir grup.

fevz

  • Kurtuluş. Zafer. Necat. Muvaffakiyet. Selâmet.
  • Galiplik, zafer, üstünlük, selamet, kurtuluş.

fevz-i azim / fevz-i azîm

  • Büyük kurtuluş, büyük selamet, büyük başarı.

fırka-i naciyye / fırka-i nâciyye

  • Selâmet yolunu bulmuş, müslüman grubu.

halas

  • Kurtulma, kurtuluş. Selâmete ermek.

hayye-alel-felah

  • Felaha gelin. Toplanın hayır ve ni'metlere, ebedi selâmete... Allah huzuruna gel. Refah ve itmi'nana mucib olacak namaza yetiş.

hevadi / hevadî

  • (Tekili: Hâdî) Rehberler, deliller, kılavuzlar.
  • Hidayet edenler, istikametli ve selâmetli yolu gösterenler.

hukeşan

  • Tar: Hacı Bektaş şeyhinin Yeniçeri Ocağı nezdindeki vekiline mahsus doksandokuzuncu ortaya 1591 senesinde tâyin olunan Bektaşi müritleri hakkında kullanılır bir tâbirdi. Yeniçeri ocağından yiyip içen ve yeniçeri odalarında yatıp kalkan bu duacıların vazifeleri sabah akşam ordunun selâmet ve muvaffak (Farsça)

iflah / iflâh

  • Mübarek ve muvaffakiyetli olmak. Selâmete çıkmak. Felâha kavuşmak.
  • Nimette dâim ve kararlı olmak.
  • Felâha, selâmete kavuşmak.

imam-ı a'zam

  • (Hi: 80-150) Hanefi Mezhebinin imamı. Asıl ismi: Ebu Hanife Nu'man bin Sâbit'tir. Bağdatlı olup Abbasiler devrinde yaşamıştır. Fıkıh ilminin en ileri geleni olup, bu ilmin tedvin ve tervicinde çok büyük hizmet etmiştir. Böyle zâtların vicdan-ı umumiye nezdinde idareyi, hak ve adalette selâmet için,

inca'

  • Kurtarma, necata erdirme, selâmete çıkarma.

irşad

  • Doğru yolu göstermek. Akli ve kalbi, mukni ve te'sirli eserler veya sözlerle gafletten uyandırıp hidâyet yolunu göstermek. Cadde-i kürba-yı Kur'aniye yolunda selâmetle devam ettirmek. Allah'a ibadet ve itaata kavuşturmak. Veli bir zâtın, bir kimsenin hidâyete ermesine vesile olması.

müflih

  • İflâh olan, selâmet bulan. Kurtulan. Felâha eren.

müflihane

  • Selâmete çıkarak. Felâh bularak. (Farsça)

müflihin / müflihîn

  • (Tekili: Müflih) Selâmete çıkanlar, kurtulanlar, felâha erenler.

müflihun / müflihûn

  • (Tekili: Müflih) Kurtulanlar, iflâh olanlar, felâha erenler, müflihler, selâmete çıkanlar.

mürşidin / mürşidîn

  • (Tekili: Mürşid) Mürşidler, doğru ve selâmetli yolu gösteren kimseler.

mürteci'

  • (Rücu'. dan) Geri dönen, geri dönmek isteyen. İrticâa giden.
  • Her cihetle en yüksek saadet ve selâmete sevkeden İslâmiyete muhalefetle İslâmdan önceki câhiliyet ve ahlâksızlığa dönmek isteyenlerin vasfı.
  • İslâmiyete muhalif olanların; hakikat, İslâmiyet ve iman fedakârlarına, İ

müslim

  • İslâm olan, Allah'a teslim olmuş olan, selâmette olan.

müsliman

  • (Selâmet. den) İslâm olan. İslâm dininde bulunan, mü'min ve mütedeyyin olan.

necat

  • Kurtuluş, selâmet.
  • Hırs ve hased.
  • Yüksek mekân.
  • Ağaç budağı.
  • Mantar.

neccina

  • Bizi kurtar, bize selâmet ver, bizi hıfzeyle (meâlinde dua).

salah u selamet / salâh u selâmet

  • Barış ve selâmet.

selam

  • Ayıplardan, âfetten sâlim oluş. Selâmet, emniyet. Sulh. Asâyiş. Bütün korktuklarından emin olma.
  • Allah'ın (C.C.) rızasına erişmek için mü'minlerin birbirlerine yaptığı dua. Mü'minler birbirleriyle karşılaştıklarında büyük küçüğe; yürüyen durana; azlık çokluğa; hayvan veya vasıta üzer

selamet-i millet / selâmet-i millet

  • Milletin selâmeti, esenliği, güven içinde oluşu.

selamün aleyküm / selâmün aleyküm

  • İki müslüman karşılaşınca veya ayrılırken birinin diğerine; "Ben müslümanım. Benden sana zarar gelmez, selâmettesin. Dünyâda ve âhirette selâmette ol, sıhhat ve âfiyet üzerinize olsun." mânâsına söylenen söz.

selim / selîm

  • (Selâmet. den) Sağlam, kusursuz. Refah ve selâmet üzere bulunan.
  • Sağlam, kusursuz, refah ve selamet üzere bulunan.

selleme

  • "Selâm ve selâmet versin, kusur ve ayıptan hâli ve beri eylesin" meâlinde duâ.

sellemehullah ve afahu / sellemehullah ve âfâhu

  • "Allah ona selâmet ve âfiyet versin" mânâsına gelen saygı ve dua ifadesi.

şer'-i enver

  • En nurlu kanun ve nizam. En ziyade saadete, selâmete, emniyete vesile olan şeriat.

sıdk u selamet / sıdk u selâmet

  • Doğruluk ve selâmetlik için oluş.

teslim

  • Bir emâneti verme.
  • Kabul etme.
  • Doğru ve haklı bulma.
  • Selâmetle dua etme.
  • Karşısındakinin hükmü altına girme.
  • Kendini Allah'ın takdirine terketme, emri altına girme.
  • Belâ ve âfetten korunur olma.
  • Bir şeyi, yeni sâhibine verme.
  • Da

teşyi' / teşyî'

  • Uğurlamak. Gideni selâmetlemek. Yolcu etmek.
  • Cesaretlendirmek.
  • Uğurlama. Selametleme.

vesselam / vesselâm / وَالسَّلَامْ

  • Selâmetle.

zevk-i selim

  • En temiz, nezih ve en yüksek derecedeki zevk. Selâmette olan zevk. Meşru dairedeki zevk.
  • Sezme kabiliyeti.

 

Bağış Yapmak İçin Tıklayın