LUGGAT
OSMANLICA TÜRKÇE SÖZLÜK

{ lügât . lügat . لغت }

Arapça ve Farsça yazımları, Osmanlıca okunuşları 
ve detaylı açıklamaları ile birlikte.

Arama yapmak istediğiniz kelimeyi girip
karşılığını bulmak istediğiniz "OSMANLICA ARA" ya da "TÜRKÇE ARA" butonlarına tıklayın.
Türkçe - Osmanlıca Sözlük'te Seb kelimesini içeren 79 kelime bulundu...

a'zam-ı esbab

  • Sebeplerin en büyüğü.

alem-i esbab / âlem-i esbab

  • Sebepler âlemi. Her şeyin bir sebebe dayanarak olduğu âlem. Bu dünya.

alem-i mülk / âlem-i mülk / عَالَمِ مُلْكْ

  • Sebeplerin perde olduğu âlem.

amil / âmil

  • Sebep.

badi / bâdî / بادی

  • Sebep.
  • Sebep, geçici.
  • Sebep olan, yol açan. (Arapça)
  • Bâdî olmak: Sebep olmak, yol açmak. (Arapça)

bais / bâis

  • Sebep.
  • Sebep.

bakkal

  • Sebzevât satıcı.

bi-sebeb / bî-sebeb

  • Sebepsiz, boşuna, yok yere. (Farsça)

bila-sebeb / bilâ-sebeb

  • Sebepsiz.

bilasebeb / bilâsebeb

  • Sebepsiz.

bilasebep / bilâsebep

  • Sebepsiz.

bostan / bostân

  • Sebze bahçesi.

caliz

  • Sebze bahçesi, bostan. Kavun karpuz tarlası. (Farsça)

dai / داعي

  • Sebep,duacı.

daire-i esbab

  • Sebepler dairesi.
  • Sebepler dâiresi. Sebep ve kanunların bulunduğu yer olan maddi âlem.

ecliyet

  • Sebebiyet, sebep oluş.
  • Sebeplik.

es-sebebu ke'l-fail / es-sebebu ke'l-fâil

  • Sebep olan yapan gibidir.

esbab / esbâb / اسباب

  • Sebepler.
  • Sebepler.
  • Sebepler, vasıtalar, vesileler, araçlar.
  • Sebebler.
  • Sebepler. (Arapça)

esbab şirki

  • Sebepleri Allah'a ortak koşma.

esbab-perest

  • Sebeplere taparcasına değer veren.

esbabperest / esbâbperest

  • Sebepleri yaratıcı sanan.

esbap

  • Sebepler.

essebebükelfail / essebebükelfâil

  • Sebep olan yapan gibidir.

felimun / felîmun

  • Şebrem denilen ot.

içtima-ı esbab

  • Sebeplerin bir araya gelmesi.

ilel

  • Sebepler, hastalıklar.

ille

  • Sebep, illa.

illet / عِلَّتْ

  • Sebeb.

illi / illî

  • Sebebe ait. Neden ve sebeple alâkalı.

illiyet / عِلِّيَتْ

  • Sebeplik.
  • Sebeb ile alâkalı. Esas sebeble alâkadarlık. Sebeb arayış.
  • Sebebiyet, illetlik, sebep ve illet olma.
  • Sebeb olma hali.

illiyyet

  • Sebep ile ilgili, sebeplilik.

iştibak / iştibâk

  • Şebekelenme, örgülenme.

kesret-i esbab / kesret-i esbâb

  • Sebeplerin çokluğu.

kıyas-ı hafi / kıyas-ı hafî

  • Sebebi gizli olan ve zihne birden gelmeyen kıyas.

ma'lul / ma'lûl / مَعْلُولْ

  • Sebeble meydana gelen.

medar / medâr / مدار / مَدَارْ

  • Sebep, vesile, kaynak, yörünge.
  • Sebep.
  • Sebeb.

medar olma / medâr olma

  • Sebep ve kaynak olma.

medar olmak

  • Sebep olmak.

müeddi olma / müeddî olma

  • Sebep olma, birşeye götürme.

münasebetiyle / münâsebetiyle

  • Sebebiyle, nedeniyle.

müraat-ı esbab / müraât-ı esbab

  • Sebeplere uymak, tedbir almak.

müsebbabat

  • Sebeplerin sonuçları olan şeyler; sebeplerle yaratılan varlıklar.

müsebbeb / مُسَبَّبْ

  • Sebep olunan şey, sebebin sonucu.
  • Sebeplerin sonucu.
  • Sebeble meydana gelen.

müsebbebat / müsebbebât

  • Sebelerin sonuçları.
  • Sebeplere bağlı olarak ortaya çıkan şeyler, neticeler, sonuçlar.

müsebbep

  • Sebeple meydana gelen, sebebin sonucu.

müsebbib

  • Sebep, vesile ve mucib olan. Vücuda getiren, kuran.
  • Sebep olan.

müsebbibü'l-esbab

  • Sebeplerin yaratıcısı olan Allah.

müsebbip

  • Sebep olan.

müteşebbik

  • Şebeke hâlinde olan, ağ gibi birbirine geçen.

mütesebbit

  • Sebat gösteren, sebat eden, dayanan.

nizam-ı esbab / nizâm-ı esbâb

  • Sebeplerin düzeni, bir netice için uyulması gereken sebepler dizisi.

perde-i esbab

  • Sebepler perdesi.

saikasıyla

  • Sebebiyle.

sebati / sebatî

  • Sebatlılık. Sözünde ve kararında durma.

sebatkar / sebatkâr / sebâtkâr / ثباتكار

  • Sebat eden, sağlam.
  • Sebatlı, kararlı.
  • Sebat eden. (Arapça - Farsça)

sebatkarane / sebâtkârâne

  • Sebat edercesine.

şebbuy / şebbûy / شب بوی

  • Şebboy. (Farsça)

sebeb / سبب

  • Sebep, neden. (Arapça)

sebebiyet / سببيت

  • Sebep olma, neden olma.
  • Sebep olma.
  • Sebep olma. (Arapça)
  • Sebebiyet vermek: Sebep olmak. (Arapça)

sebebiyet veren

  • Sebep olan.

sebebiyet verme

  • Sebep olma.

sebilhane

  • Sebil olarak su dağıtılan yer. (Farsça)

sebzevat

  • Sebzeler.

silsile-i esbab

  • Sebepler zinciri.

sure-i sebe / sûre-i sebe

  • Sebe Sûresi, Kur'ân-ı Kerim'in 34. süresi.

talil / tâlil

  • Sebeplendirme, sebep gösterme.

tazmin / tazmîn

  • Sebeb olunan zarar ve ziyânı ödeme.

temenni / temennî

  • Sebebe yapışmadan, gerekli çalışmayı yapmadan, Allahü teâlâdan bir şeyin olmasını dileme.

tereccuh bila müreccih muhaldir / tereccuh bilâ müreccih muhaldir

  • Sebepsiz üstünlük olmaz. Yani, bir şeyin başka seçeneklere üstün gelen bir sebebi, bir özelliği bulunmazsa onlardan üstün olması mümkün değildir.

tereccüh bila-müreccih / tereccüh bilâ-müreccih

  • Sebepsiz üstünlük. Yani, bir üstünlük sebebi ve niteliği olmadan üstünlüğün olması.

terettüb-ü esbab

  • Sebeplerin sıralanışı.

tertib-i esbab

  • Sebeplerin düzenlenmesi.

teşabük

  • Şebekelenme. Karışık, dolaşık hâl alma.

tesebbüben

  • Sebep olma suretiyle.

teselsül-ü ilel

  • Sebeplerin zinciri, arka arkaya gelmesi.

tevekkül / تَوَكُّلْ

  • Sebeblerine uyup neticeyi Allaha bırakma.

vesail / vesâil / وسائل

  • Sebepler. (Arapça)

vesilecu

  • Sebep ve bahane arayan. (Farsça)

zeka / zekâ

  • Sebeb ile netîce arasındaki bağlılıkları bulmak, benzeyiş ve ayrılışları anlamak, yeni îcab ve vaziyetlere zihnin en iyi şekilde uyması.

 

Bağış Yapmak İçin Tıklayın