LUGGAT
OSMANLICA TÜRKÇE SÖZLÜK

{ lügât . lügat . لغت }

Arapça ve Farsça yazımları, Osmanlıca okunuşları 
ve detaylı açıklamaları ile birlikte.

Arama yapmak istediğiniz kelimeyi girip
karşılığını bulmak istediğiniz "OSMANLICA ARA" ya da "TÜRKÇE ARA" butonlarına tıklayın.
Türkçe - Osmanlıca Sözlük'te Satan ifadesini içeren 207 kelime bulundu...

ahen-ger

  • Demirci. Demir yapan veya satan. (Farsça)

ahkam-ı rububiyet / ahkâm-ı rububiyet / ahkâm-ı rubûbiyet

  • Allah'ın bütün varlık âlemini kuşatan mâlikiyeti ve rububiyetinin hükümleri.
  • Allah'ın bütün varlık âlemini kuşatan egemenliği, yaratıcılığı, idaresi ve terbiyesi ile ilgili hükümler.

akıl-füruş

  • Akıl satan, daha akıllı olduğunu göstermeğe çalışan. (Farsça)

aktar

  • (Tekili: Kutr) Kuturlar. Çaplar. Dâirenin merkezinden geçen doğru hatlar.
  • Her taraf.
  • Güzel kokulu yağlar vesaire satan adam. Güzel kokular tâciri.
  • Ecza, ilâç satan adam.
  • Mahalle aralarında bazı baharatla iğne, iplik vesaire satan satıcı.

alim-i ezeli / alîm-i ezelî

  • Herşeyi hakkıyla bilen, ilmi herşeyi kuşatan ve ilminin başlangıcı olmayan sonsuz ilim sahibi Allah.

alim-i inayetkar / alîm-i inayetkâr

  • Sonsuz lütuf, yardım ve ihsan sahibi ve herşeyi hakkıyla bilen, ilmi herşeyi kuşatan Allah.

alim-i kerim / alîm-i kerîm

  • Sonsuz cömertlik ve ikram sahibi ve her şeyi hakkıyla bilen, ilmi herşeyi kuşatan Allah.

allaf

  • Yulaf satan kimse.

arş / عَرْشْ

  • Taht, yüce makam; Allah'ın büyüklük ve yüceliğinin ve herşeyi kuşatan sınırsız egemenliğinin tecelli ettiği yer.
  • Kâinatı kuşatan en yüksek âlem, bir şeyin en yüksek hududu.

arş ve kürs

  • Allah'ın büyüklük ve yüceliğinin ve herşeyi kuşatan sınırsız egemenliğinin tecelli ettiği iki yer.

arş-ı a'zam / عَرْشِ اَعْظَمْ

  • Kâinâtı kuşatan en yüksek âlem, bir şeyin en yüksek hududu.

arş-ı ala / arş-ı âlâ

  • Allah'ın büyüklük ve yüceliğinin ve herşeyi kuşatan sınırsız egemenliğinin tecelli ettiği yüce yer.

arş-ı azim / arş-ı azîm

  • Allah'ın büyüklük ve yüceliğinin ve herşeyi kuşatan sınırsız egemenliğinin tecelli ettiği yer.

arş-ı azim-i muhit / arş-ı azîm-i muhit

  • Cenab-ı Allah'ın her şeyi kuşatan sınırsız egemenliğinin tecelli ettiği yer.

assal / assâl

  • Kovandan bal çıkaran, bal satan, balcı.

atmosfer

  • Dünyanın çevresini kuşatan 100 km. kalınlığında, çeşitli gazlardan meydana gelen gaz tabakası. Başka gök cisimlerini kuşatan gaz tabakalarına da atmosfer denir.
  • Bir yerdeki mânevi hava.
  • Basınç birimi. 0 derecede 76 cm. yükseklikteki bir civa sütununun 1 cm. karelik alan üzeri

attar

  • (Itr. dan) Güzel koku veya iğne iplik gibi şeyler satan.
  • Itriyat dükkanı, güzel koku satan adam.

avvac

  • Fildişi satan. Fildişi işçisi.

ayine-i rahmet-i alem / âyine-i rahmet-i âlem

  • Kâinatı kuşatan İlâhî rahmeti yansıtan bir ayna.

bayi / bâyi

  • Satan, satıcı.

bayi' / bâyi'

  • Satıcı. Mal satan.
  • Satan, satıcı, dînimizce satış yapabilme ehliyetine sâhib kimse.

beyya'

  • (Bey'. den) Dellal.
  • Alıp satan kimseler.
  • Perâkende olarak satış yapan küçük tüccar.

bezzaz

  • Bez satan. Manifaturacı.
  • Muhaddislerden bir zatın nâmı.

cazibe-i rahmet-i rahman / cazibe-i rahmet-i rahmân

  • Rahmeti her şeyi kuşatan Cenâb-ı Allah'ın merhametinin çekiciliği.

celeb

  • Kesilecek hayvanları ve bilhassa koyun sürüsünü celbederek kasaplara satan tacir.
  • Tar: İstanbul sarayında ilk işe başlamış olan acemi.

ciğer-füruş / ciğer-fürûş

  • Ciğerci, ciğer satan. (Farsça)

cilve-i rahmet-i alem / cilve-i rahmet-i âlem

  • Cenâb-ı Allah'ın bütün âlemleri kuşatan rahmetinin yansıması.

cilve-i rahmet-i rahmaniye / cilve-i rahmet-i rahmâniye

  • Sonsuz şefkat ve merhameti bütün varlık âlemini kuşatan Allah'ın rahmetinin yansıması.

cilve-i rububiyet

  • Allah'ın bütün varlık âlemini kuşatan egemenliği, yaratıcılığı, idaresi ve terbiyesinin yansıması.

cübcübiyye

  • İşkembe yemeği. (Onu pişirip satana işkembeci mânâsına "cübcübî" derler.)

dair

  • Devreden. Dolaşan. Dönen. Bir şeyin etrafını kuşatan.
  • Belli bir şey hakkında olan. Alâkalı, müteallik.

daire-i ihata / dâire-i ihata

  • Her şeyi içine alan, kapsayıp kuşatan daire, alan.

dari / darî

  • Ot ve yem satan kişi.
  • Evinden çıkmayan kimse.

dellal-ı saltanat-ı rububiyet / dellâl-ı saltanat-ı rububiyet

  • Allah'ın bütün varlık âlemini kuşatan egemenliği, yaratıcılığı, idaresi ve terbiye saltanatının ilancısı.

derece-i rububiyette

  • Allah'ın bütün varlık âlemini kuşatan egemenliği, yaratıcılığı, idaresi ve terbiyesi derecesinde.

ebbar

  • İğneci. İğne yapan veya satan kimse.

eczacı

  • İlaç yapan ve satan kimse.

eczahane-i rahmet-i alem / eczahane-i rahmet-i âlem

  • Kâinatı kuşatan İlâhî rahmetin bir neticesi olarak bütün mânevî hastalıkları tedavi edecek ilâçların bulunduğu eczahane.

ef'al-i umumiye-i muhita / ef'âl-i umumiye-i muhîta

  • Herşeyi kuşatan genel fiiller, işler.

er-rahim / er-rahîm

  • Şefkati ve merhameti herşeyi kuşatan Allah.

eser-i rahmet-i ilahiye / eser-i rahmet-i ilâhiye

  • Allah'ın herşeyi kuşatan sonsuz rahmetinin eseri.

fakihiyy

  • Yemiş satan kimse.

famiyy

  • Yemiş satıcı, meyve satan kimse.

fatır-ı rahim / fâtır-ı rahîm

  • Rahmeti herşeyi kuşatan ve benzersiz şeyleri üstün sanatıyla yaratan Allah.

faziletfüruş

  • Kendini faziletli göstermeğe çalışan. Fazilet satan. (Farsça)

feyyaz-ı rahmani / feyyaz-ı rahmânî

  • Kullarına karşı çok merhametli olan ve rahmet eserleri bütün varlık âlemini kuşatan Allah'ın feyiz, bereket ve ihsanı.

feyz-i rahman / feyz-i rahmân

  • Kullarına karşı çok merhametli olan ve rahmet eserleri bütün varlık âlemini kuşatan Allah'ın lûtfu, ihsanı.

fiil-i rububiyet

  • Cenab-ı Allah'ın bütün varlık âlemini kuşatan terbiye ve idare edicilik fiili.

fiyat

  • Değer, kıymet. Bir malın piyasa değeri. Satan ile alan arasında uyuşulan, anlaşılan kıymet.

füruş

  • Satan. Satıcı. (Farsça)
  • "Satan, taslayan" mânâsında son ek.

galle-füruş

  • Zahireci, zahire ve hububat satan. (Farsça)

güher-füruş

  • Mücevher satan. (Farsça)

habbal

  • (Habl. dan) Urgan ve ip satan kimse.

habbaz

  • (Hubz. dan) Ekmekçi. Ekmek yapan veya satan kimse.

hadise-i umumiye

  • Geneli ilgilendiren ve her tarafı kuşatan olay.

haffaf

  • Ayakkabı, terlik vb. gibi şeyler yapan ve satan. Kavaf.

hafiz-i alim / hafîz-i alîm

  • Herşeyi koruyup saklayan, ilmi herşeyi kuşatan sonsuz ilim sahibi Allah.

hakikat-i muhita

  • Herşeyi kuşatan gerçek.

halib

  • Sütçü, süt satan kimse.
  • Sidik borusu.

halık-ı hakim-i alim / hâlık-ı hakîm-i alîm

  • Her şeyi hakkıyla bilen, ilmi herşeyi kuşatan ve yarattığı herşeyi hikmetle, belirli gayelere yönelik olarak, mânâlı, faydalı ve tam yerli yerinde yaratan Allah.

halık-ı rahim / hâlık-ı rahîm

  • Rahmeti herşeyi kuşatan, her bir varlığa ayrı ayrı şefkatini gösteren ve herşeyi yaratan Allah.

hallakıyet-i külliye / hallâkıyet-i külliye

  • Herşeyi kuşatan yaratıcılık.

hammar

  • (Hamr. den) Şarap yapan veya satan kimse. Meyhaneci, şarapcı.
  • Tas: Mc: Mürşid, şeyh, kılavuz.

harbüze-füruş

  • Karpuz kavun satan adam. (Farsça)

haşşab

  • Ağaçtan anlayan.
  • Ağaç satan.

hattab

  • Oduncu. Odun satan.

havi

  • İçine alan, ihtiva eden, kaplayan. Câmi'.
  • Biriktirici.
  • Kuşatan.

havvas

  • Hurma yaprağı satan kişi.
  • Hurma yaprağından zenbil yapıp satan kişi.

hayat-engiz

  • Yaşamaya zorlayan, yaşatan. (Farsça)

hazzaf

  • Çanak çömlek yapan veya satan.

helvayi / helvayî

  • Helva satan. Helvacı.

hengame-gir / hengâme-gir

  • Meddah, oyuncu. Hikâye söyleyici, hokkabaz. (Farsça)
  • Diş macunu, leke tozu gibi şeyler satan çığırtkanlar. (Farsça)
  • Kavgacı, gürültücü. (Farsça)

hikmet-füruş

  • Hikmet bildiğini iddia eden, hikmet satan. (Farsça)

hikmet-i amme / hikmet-i âmme

  • Herşeyi kuşatan hikmet.

hınai / hınaî

  • Kına satan, kınacı.

hüccet-i rahmet-i alem / hüccet-i rahmet-i âlem

  • Kâinatı kuşatan İlâhî rahmeti gösteren kesin ve güçlü delil.

hurdefuruş

  • Ufak tefek şeyler satan kimse. (Farsça)

ibri / ibrî

  • (İbriyye) İğne yapan veya satan kimse.
  • İğne veya ibresi olan.

icraat-ı rububiyet

  • Allah'ın bütün varlıkları kuşatan idare ve terbiyesinin ve egemenliğinin sonucu olan faaliyetler.

ihsanat-ı külliye-i ilahiye / ihsânât-ı külliye-i ilâhiye

  • Allah'ın herşeyi kuşatan bağış ve iyilikleri.

ihtiyar-ı amm / ihtiyar-ı âmm

  • Allah'ın herşeyi kuşatan iradesi, seçme ve tercih gücü.

ilahi kudret / ilâhî kudret

  • Allah'ın bütün varlığı kuşatan güç ve iktidarı.

ilm-i ezeli / ilm-i ezelî

  • Allah'ın herşeyi ve bütün zamanları kuşatan sonsuz ilmi.

ilm-i ilahi / ilm-i ilâhî

  • Allah'ın herşeyi kuşatan sınırsız ilmi.

ilm-i ilahiye / ilm-i ilâhiye

  • Allah'ın herşeyi kuşatan sınırsız ilmi.

ilm-i külli / ilm-i küllî

  • Cenab-ı Hakkın her şeyi kuşatan sonsuz ilmi.

ilm-i muhit-i ezeli / ilm-i muhit-i ezelî

  • Allah'ın, geçmiş ve gelecek bütün zamanları ve herşeyi kuşatan sonsuz ilmi.

ilm-i muhit-i ilahi / ilm-i muhit-i ilâhî

  • Allah'ın herşeyi kuşatan ilmi.

ilm-i muhit-i ilahiye / ilm-i muhit-i ilâhîye

  • Allah'ın herşeyi kuşatan ve kapsayan ilmi.

inayet-i rahmaniye / inayet-i rahmâniye

  • Kullarına karşı çok merhametli olan ve rahmet eserleri bütün varlık âlemini kuşatan Allah'ın özel yardımı.

inşaallahü'r-rahman / inşaallahü'r-rahmân

  • Kullarına karşı çok merhametli olan ve rahmet eserleri bütün varlık âlemini kuşatan Allah dilerse.

irade-i külliye-i ilahiye / irade-i külliye-i ilâhiye

  • Allah'ın her şeyi kuşatan iradesi.

irade-i şamile / irade-i şâmile

  • Herşeyi kuşatan irade.

islama şamil / islâma şâmil

  • Müslümanları içine alan, onları kuşatan.

kadir-i mutlak / kadîr-i mutlak

  • Kudreti herşeyi kuşatan, sınırsız güç ve kudret sahibi Allah.

kadir-i rahim / kadîr-i rahîm

  • Gücü herşeye yeten, rahmeti herşeyi kuşatan Allah.

kadir-i zülcelal / kadîr-i zülcelâl

  • Kudreti herşeyi kuşatan ve sonsuz haşmet ve yücelik sahibi Allah.

kadir-i zülcemal / kadîr-i zülcemâl

  • Kudreti herşeyi kuşatan ve sonsuz rahmet sahibi olan Allah.

kadir-i zülkemal / kadîr-i zülkemâl

  • Kudreti herşeyi kuşatan, mükemmellik ve kusursuzluk sahibi Allah.

kainat seması / kâinat seması

  • Kâinatın ve bütün varlıkların üzerinde duran gökyüzü; burada bütün varlıklar âlemi dünyaya, onu kuşatan gökyüzü ise yücelerde bulunan manevî âlemlere benzetilmiştir.

kalp

  • t. Hileli. Sahte. Taklit.
  • Yalandan cesaret satan korkak adam.
  • Yalancı. Kendisine güvenilmez olan.

kanun-u ilm-i muhit

  • Allah'ın herşeyi kuşatan ilminin kanunu.

kast ve irade

  • Yönelme ve isteme; burada herşeyi kuşatan, Allah'ın küllî iradesi kastediliyor.

kattan

  • Pamuk satan.

kavaf

  • Kundura ve terlik gibi ayakkabıları hazır olarak satan.

kazzaz

  • İpekçi. İpek yapan veya satan kimse.

kebuter-baz / kebuter-bâz

  • Güvercin besleyen, yetiştiren, satan kimse. (Farsça)

kemal-i rububiyet / kemâl-i rubûbiyet

  • Allah'ın bütün varlık âlemini kuşatan mâlikiyet, yaratıcılık ve terbiyesinin mükemmelliği.

kubbiti / kubbitî

  • Beyaz helva satan kimse.

kudret

  • Allah'ın bütün varlığı kuşatan güç ve iktidarı.

kudret eli

  • Güç ve iktidarı bütün varlığı kuşatan Allah'ın yardımı.

kudret-i muhita / kudret-i muhîta

  • Herşeyi kuşatan sınırsız güç ve iktidar.

külli irade / küllî irâde / كُلّ۪ي اِرَادَه

  • Allahın her şeyi kuşatan irâdesi.

külliyat-ı şuun / külliyât-ı şuûn

  • Allah'ın herşeyi kuşatan işleri ve icraatları.

küraıyy

  • Paça satan.

kürsi / kürsî

  • Oturulacak yüksekçe yer, taht, makam.
  • Arş-ı a'lâ'nın altında bulunan, yer ve gökleri kuşatan alan.

ma'lumatfüruş

  • Mâlumat ve bilgi satan. Bilgiçlik taslıyan. (Farsça)

maani-i rububiyet / maânî-i rububiyet

  • Allah'ın bütün varlık âlemini kuşatan egemenliği, yaratıcılığı, idaresi ve terbiyesinin ifadeleri.

mahifüruş

  • Balık satan. Balıkçı. (Farsça)

makes-i rahmet-i alem / mâkes-i rahmet-i âlem

  • Kâinatı kuşatan İlâhî rahmetin aynası.

mazhar-ı rahmet-i alem / mazhar-ı rahmet-i âlem

  • Kâinatı kuşatan ilâhî rahmetin mazharı, aynası.

merhamet-i camia / merhamet-i câmia

  • Kapsamlı merhamet; her şeyi kuşatan şefkat.

merhamet-i umumiye-i ilahiye / merhamet-i umumiye-i ilâhiye

  • Allah'ın her şeyi kuşatan rahmeti, merhameti.

mertebe-i rububiyet / mertebe-i rubûbiyet

  • Allah'ın bütün varlık âlemini kuşatan egemenliği, terbiye ediciliği, idare etme derecesi.

mey-füruş

  • Şarap satan, meyhâneci, şarapçı. (Farsça)

meyvefüruş

  • Meyve satan, yemiş satan. Manav. (Farsça)

mir'at-ı rahmet-i alem / mir'ât-ı rahmet-i âlem

  • Kâinatı kuşatan İlâhî rahmetin aynası.

misal-i rahmet-i alem / misal-i rahmet-i âlem

  • Kâinatı kuşatan İlâhî rahmetin misali, örneği.

mu'cizat-ı kudret / mu'cizât-ı kudret

  • Allah'ın bütün varlığı kuşatan güç ve iktidarının mu'cizeleri.

muattış

  • (Atş. dan) Susatan, susatıcı.

muhallim

  • Halim selim eden. Yavaş kılan. (Öfkeli birisini) yumuşatan.

muhammıs

  • Mısır, kahve gibi şeyleri kavuran veya kavurarak satan kimse.
  • Tava.

muharrık

  • Yakan, susatan.

muharrik

  • (Hark. dan) Tahrik eden, çok yakan.
  • Çok susatan, çok harâret veren.
  • Yakıp yıkan.

muhasırin / muhasırîn

  • (Tekili: Muhâsır) Muhasara edenler, etrafını kuşatanlar.

muhasırun / muhasırûn

  • (Muhasırîn) Düşmanı etraftan kuşatanlar. Muhasara edenler.

muhayyerlik

  • Satan ve satın alanın alış-verişten vaz geçebilme hakkı.

muhit / muhît / محيط

  • Kuşatan, çevre.
  • İhata eden, kuşatan.
  • Çevre.
  • Okyanus.
  • Allah'ın isimlerinden.
  • İhata eden. Etrafını kuşatan, çeviren.
  • Etraf. Çevre.
  • Büyük deniz. Okyanus.
  • Mc: Büyük âlim.
  • Kaplayan, kuşatan.
  • Allahü teâlânın Esmâ-i hüsnâsından (güzel isimlerinden). İhâta eden, çeviren, ilmi her şeyi kuşatan.
  • Çevre. (Arapça)
  • Saran, kuşatan. (Arapça)

muhtekir

  • İnsan ve hayvan yiyecek maddelerini piyasadan toplayıp pahalanınca satan kimse. Karaborsacılık yapan.

mukallid

  • Benzemeye veya benzetmeğe çalışan. Taklid eden.
  • Bir şeyi boynuna takan, asan.
  • Kuşatan.

müleyyin

  • Yumuşatan, yumuşaklık veren, yumuşaklık verici.

müşk-füruş

  • (Çoğulu: Müşk-füruşân) Misk satan. (Farsça)

müstazrıf

  • (Zarf. dan) Etrâfını kuşatan, içine alan. Kuşatmış olan.

mutaf

  • (Muy-tâb. dan) Keçi kılından dokunmuş olan. (Farsça)
  • Kıldan yapılan at takımı. (Farsça)
  • Kıldan çul yapan, dokuyan veya satan. (Farsça)
  • Keçi kılından çul yapan, dokuyan veya satan.

müvezzi'

  • Dağıtıcı, tevzi' eden, posta mektuplarını dağıtan. Gazete satan.

na'l-bur

  • Nal, çivi vs. satan veya yapan kimse. Nalbur. (Farsça)

nahhas

  • Esirci, esir ticareti yapan kimse.
  • Hayvan alıp satan kişi.

nazar-ı ihata

  • Her şeyi içine alan, kuşatan bakış.

nebalet

  • Zekâ, fazilet ve neciblik sâhibi olmak.
  • Büyüklük, azamet.
  • İyi olmak.
  • Cömertlik, elaçıklık.
  • Okçu, ok yapıp satan. Okçuluk.

nebbal

  • Ok yapıp satan kimse. Okçu.

nümune-i rahmet-i alem / nümune-i rahmet-i âlem

  • Cenâb-ı Allah'ın bütün âlemleri kuşatan rahmetinin nümunesi, örneği.

nur-u rahmet-i alem / nur-u rahmet-i âlem

  • Kâinatı kuşatan İlâhî rahmetin bu asırda yansıyan nuru.

pazarlık etmek

  • Alış-verişte satan ile alan arasında malın fiyâtı veya bir işin ücreti husûsunda yapılan anlaşma.

rahim / râhim

  • Rahmeti herşeyi kuşatan, sonsuz şefkat ve merhamet sahibi Allah.

rahim-i zat-ı zülcelal / rahîm-i zât-ı zülcelâl

  • Rahmeti herşeyi kuşatan sonsuz haşmet ve yücelik sahibi olan Zât, Allah.

rahman-ı rezzak / rahmân-ı rezzâk

  • Rahmet ve merhameti bütün varlıkları kuşatan ve bütün varlıkların rızıklarını bol bir şekilde tekrar tekrar veren ve ihtiyaçlarını karşılayan Allah.

rahmaniyet / rahmâniyet

  • Allah'ın bütün varlıkları kuşatan merhamet edicilik sıfatı.

rahmet-i alem / rahmet-i âlem

  • Bütün âlemleri kuşatan İlâhî rahmet.

rahmet-i ilahiye / rahmet-i ilâhiye

  • Allah'ın herşeyi kuşatan sonsuz rahmeti.

rahmet-i muhita

  • Herşeyi kuşatan geniş rahmet.

rahmet-i rahman / rahmet-i rahmân

  • Rahmet eserleri bütün varlık âlemini kuşatan Allah'ın rahmeti.

rahmet-i umumiye-i ilahiye / rahmet-i umumiye-i ilâhiye

  • Allah'ın her şeyi kuşatan rahmeti, merhameti.

rahmet-i vasia-i külliye / rahmet-i vâsia-i külliye

  • Herşeyi kuşatan geniş İlâhî şefkat ve merhamet.

rahmet-i vasia-i muhita / rahmet-i vâsia-i muhîta

  • Allah'ın herşeyi kuşatan geniş rahmeti.

rahmet-i zülcelal / rahmet-i zülcelâl

  • Sonsuz haşmet ve yücelik sahibi olan Allah'ın her şeyi kuşatan rahmeti.

rakam

  • Bütün satıcı, bütün satan.

revani-füruş

  • Revanici. Revani satan. (Farsça)

rezzaz

  • Pirinç satan. Pirinç satıcı.

rişte-füruş

  • İplik satan. İplikçi. (Farsça)

rububiyet / rubûbiyet

  • Allah'ın bütün varlık âlemini kuşatan egemenliği, yaratıcılığı, idaresi ve terbiyesi.

rububiyet-i amme / rububiyet-i âmme

  • Allah'ın bütün varlık âlemini kuşatan egemenliği, idaresi ve terbiyesi.

rububiyet-i mutlaka

  • Allah'ın herşeyi kuşatan, kayıtsız ve sınırsız egemenliği, yaratıcılığı, terbiyesi.

sahhaf

  • (Sahf. dan) Eski kitap alıp satan kimse.

şairiyy

  • Arpa satan kimse.

saltanat-ı amme-i sübhaniye / saltanat-ı âmme-i sübhâniye

  • Her türlü kusurdan yüce olan Allah'ın herşeyi kuşatan egemenliği.

saltanat-ı külliye

  • Herşeyi kuşatan ve herşeye hükmeden egemenlik.

şamile / şâmile

  • Çevreleyen, kuşatan.

şaşaa-i rububiyet / şâşaa-i rububiyet

  • Allah'ın bütün varlık âlemini kuşatan rablığının azameti, haşmeti.

saydelan

  • (Çoğulu: Sayâdile) Boncuk ve hırdavat satan çerçi.

sellac

  • Buzcu, buz satan adam.

semman

  • Süzme yağ yapan. Hâlis yağ yapan veya satan kişi.

sevvab

  • Elbise satan, elbiseci.

seyf-i rahmet-i alem / seyf-i rahmet-i âlem

  • Cenâb-ı Allah'ın kâinatı kuşatan rahmet kılıcı.

sıfat-ı irade / صِفَتِ اِرَادَه

  • Allahın herşeyi kuşatan irâde sıfatı.

sıfat-ı muhita / sıfât-ı muhita

  • Herşeyi kuşatan sıfatlar.

sıfat-ı mutlaka-i muhita / sıfât-ı mutlaka-i muhîta

  • Allah'ın yüce Zâtını niteleyen ve bütün kâinatı kuşatan sınırsız ve sonsuz kutsal özellikler.

sifsir

  • (Çoğulu: Sefâsir-Sefâsire) Simsar. Bir şeyi alıp satan.
  • Zarif, zerâfetli.
  • Hizmetçi, hâdim.
  • Tabi, itaat eden, uyan.

sikke-i ulya-yı rahimiyet / sikke-i ulyâ-yı rahîmiyet

  • Rahmeti herşeyi kuşatan Allah'ı gösteren yüce damga.

sirke-furuş

  • Sirkeci, sirke satan kimse. (Farsça)
  • Mc: Ekşimiş yüzlü kişi. (Farsça)

sırr-ı rububiyet

  • Allah'ın bütün varlık âlemini kuşatan egemenliğinin, yaratıcılığının, idaresinin ve terbiyesinin sırrı.

şule-i rahmet-i alem / şule-i rahmet-i âlem

  • Kâinatı kuşatan İlâhî rahmetin bir parıltısı.

sur

  • Bir şehri kuşatan yüksekçe kale duvarı. Yüksek duvar. Kale. Hisar.

tebban

  • Saman satan, samancı.

tecelli-i amme / tecellî-i âmme

  • Umumî tecellî; Cenâb-ı Hakkın bütün mahlukatı kuşatan isimlerine ait büyük tecelliler, yansımalar.

tecelliyat-ı rububiyet

  • Allah'ın bütün varlık âlemini kuşatan egemenliği, yaratıcılığı, idaresi ve terbiye edişinin tecellileri, yansımaları.

temmar

  • Hurmacı. Hurma satan.

temsil-i rahmet-i alem / temsil-i rahmet-i âlem

  • Kâinatı kuşatan İlâhî rahmetin örneği.

tesis-i muhabbet-i umumiye

  • Herkesi kuşatan bir sevgi ortamının kurulması.

tevhid-i rahman / tevhid-i rahmân

  • Rahmet eserleri bütün varlık âlemini kuşatan Allah'ı bir olarak bilme ve ilân etme.

tezahür-ü rububiyet / tezahür-ü rubûbiyet

  • Allah'ın bütün varlık âlemini kuşatan egemenliği, idare ve terbiyesinin görünmesi.
  • Allah'ın bütün varlık âlemini kuşatan egemenliği, idare ve terbiyesinin görünmesi.

tezahürat-ı rububiyet / tezahürât-ı rububiyet

  • Allah'ın bütün varlık âlemini kuşatan egemenliği, yaratıcılığı, idaresi ve terbiyesinin gözle görülür olması.

türşru / türşrû / ترش رو

  • Suratı sirke satan, ekşi suratlı. (Farsça)

vasi' / vâsi'

  • Allahü teâlânın Esmâ-i hüsnâsından (güzel isimlerinden). Rahmeti, ilmi, kudreti, ihsânı ve nîmetleri her şeyi kuşatan ve her şeye kâfi olan, kudretinin ve ilminin nihâyeti olmayan.

ya rahim / yâ rahîm

  • Ey rahmeti herşeyi kuşatan, sonsuz şefkat ve merhamet sahibi Allah.

zat-ı alim / zât-ı alîm

  • Herşeyi hakkıyla bilen, ilmi herşeyi kuşatan, sonsuz ilim sahibi Zât, Allah.

zat-ı kadir-i zülcelal / zât-ı kadîr-i zülcelâl

  • Kudreti herşeyi kuşatan ve sonsuz haşmet ve yücelik sahibi olan zât.

zat-ı rahim / zât-ı rahîm

  • Rahmeti herşeyi kuşatan, sonsuz şefkat merhamet sahibi Zât; Allah.